Kategori: İnceleme

Savaş ve Edebiyat – Murat Belge

İnsanlık tarihine bakanlar, bakmayı seçtikleri açıya göre, bu tarihi kesintisiz bir değişim ya da sürekli tekrarlanan bir döngü olarak görmüşlerdir. Savaş da bu ikileme uygun bir olay. Belli bir uzaklıktan bakıldığında, insanlar hep savaşmışlar; ama daha yakından bakılınca, her savaş öncekilerden farklı. Aynı şekilde, insanların savaşı değerlendirmeleri de değişiyor zaman içinde.

okumak için tıklayınız

Zalimin düşmanı halkın dostu “Eşkiyalar” – Eric J. Hobsbawm

Robin Hood, Panço Villa, Salvatore Giuliano, Jesse James, Billy the Kid, İnce Memed, Giuseppe Musolino, Brezilyalı Lampiao, Wu Sung, Panayot Hitov, Salvator Rosa Sandor Rosza, Francisco Sabaté, Bolşevik ‘Kamo’… Bunlar, tarih boyunca bilinen ve baladlarla, şarkılarla, şiirlerle halkın nesilden nesle hikâye ederek naklettiği gerçek ve kurgusal eşkıyaların isimleri.

okumak için tıklayınız

Sivil Yönetime Karşıkoyma: “İnsan, toplumsal bir kurumun haksızlık ettiğini görür ve buna içten inanırsa, karşı koymalıdır.”

Henry David Thoreau (1817-1862), Massachussettes devletine bağlı Concorde adlı küçük bir kasabada doğup büyümüş, dört yıllık Harvard Üniversitesi’ndeki eğitim ve birkaç kısa gezi dışında bütün hayatı orada geçmiş. Harvard’ı bitirince (1837) Concorde’da bir ortaokula öğretmen oluyorsa da, öğrencilere dayak atmaya yanaşmadığı için büyük bir tartışma sonunda oradan ayrılıyor.

okumak için tıklayınız

Işığa Adanmış Bir Yaşam “Sabahattin Ali” – Hülya Soyşekerci

Sabahattin Ali deyince her şeyden önce aydınlığa, ışığa, insanın ve toplumun mutluluğuna adanmış bir yaşam ve eğilmeyen, boyun eğmeyen güçlü, direngen bir karakter geliyor aklıma. “Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül aldırma.” dizelerindeki onurlu ve erdemli direniş; hapishane duvarlarından yankılanan “Dışarıda deli dalgalar/Gelip duvarları yalar/ Seni bu sesler oyalar/Aldırma gönül aldırma” sesleriyle

okumak için tıklayınız

Kafkaesk ve Gerçek Evrenin Tezahürleri

Şairler yaratmaz şiirleri / Şiir geride bir yerdedir / Nice zamandır durur orada/ Şairin işi yalnızca bulmaktır onu…Jan Skacel Mahkeme önündeki Joseph K ile Şato’nun karşısındaki kadastro memuru K aynı durumdadır. İkisi de bir labirentin ortasında çıkış yolu arar, ne kurtulabilirler ne de anlayabilirler dünyalarını. Kafka’da kurum kendi yasalarına uyan garip bir mekanizmadır. Bu yasaları

okumak için tıklayınız

Tomris Uyar Öykücülüğünde Toplumsal Güncellik ve Biçimsel Arayışlar

1975 yılında Tomris Uyar şöyle diyor: “Gibi”yi bulmak gerek öyküde: “Yaşamadaki gibi” gibiyi. Kimi zaman aksak, yanlış, kimi zaman doğru, açık ve yalın olanı. Gerçeğin kendisine abanmadan, yaslanmadan, sanatta ‘inandırıcı’ olan gerçeği bulmak…Değişik sınıfların, değişik bireylerin başka başka yerlerde ve zamanlarda karşılaştıkları ayrı gerçekliklerin çeşitli görünümleri içinden iletilmek istenen gerçeğin asıl yüzünü bulmak.

okumak için tıklayınız

Dino Buzzatti’nin Tatar Çölü üzerine

Harp Akademisini bitiren. Giovanni Drogo hayatın yeni bir dönemecindedir. Yıllardan beri, gerçek bir yaşamın başlayacağını hissettiği, bu günü beklemiştir. Çiçeği burnunda Teğmen “kahraman bir yazgının” beklentisi içindedir. Tayin olduğu Tatar Çölü sınırındaki Bastiani Kalesine varınca düşmanla yüz yüze geleceğini ve hayatına şan ve şerefle dolu sayfalar ekleyeceğini düşünmektedir.

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk: Dostoyevski’yi dünyanın en önemli romancılarından biri olarak görüyorum.

Dostoyevski’nin eserlerini diğer klasiklerden farklı kılan özellik 150 yıl sonra sanki dün yazılmış gibi hâlâ aynı zevkle okunabilmesi. Çarlık Rusyası’nın 150 yıl önceki toplumsal koşulları, günlük ayrıntıları, siyasal dertleri üzerine kurulu olmuş olsalar da bu romanları bugünkü dertlerimizden bahsediyor gibi okuyabiliyoruz.

okumak için tıklayınız

Laiklik Savunulmalıdır – Ergin Yıldızoğlu

Bir darbe girişiminin ardından “temizlik” sürecinin gelmesi anlaşılabilir. Ancak burada iki olasılık var: Ya bu “temizlik” süreci devleti, gelişmiş bir kapitalist toplumun gereksinimlerine cevap verecek, gelecekte bir darbe tehlikesini ortadan kaldıracak yönde yeniden düzenlemeye yönelir ya da

okumak için tıklayınız

Kafka: “öyle ki, sanki doğuşum bir türlü tamamlanamamış”

YABANCI Çağının kendisine çok yakın olan olumsuz yanım olanca gücüyle özümsediği yolundaki dikkat çekici sözü, Kafka’nm ikili söylemidir ve bu söylem aynı zamanda hem kendisine, hem de yaşadığı zaman parkasına ilişkindir. Kafka’nın duyarlı ve algılanması neredeyse olanaksız belirtiler karşısında şiddetli tepki gösteren yapısı, ona gizli hastalığı sezgi yoluyla algılayabilme yeteneğini kazandırmıştı. Kanserin kokusunu, daha varlığını

okumak için tıklayınız

90 Dakikada Nietzsche – Paul Strathern

GİRİŞ Felsefe yüzyıllar boyunca skolastiğin yorganı altında kıvrılarak uyudu. Skolastik tartışmaların horlamaları ve karşı horlamalarından başka hiçbir şey duyulmuyordu. Felsefeyi ortaçağ uykusundan uyandıran şey, 17. Yüzyılda sahneye çıkan ve şu sözleri ilân eden Descartes oldu: “Cogito, ergo sum.” (Düşünüyorum, öyleyse varım).

okumak için tıklayınız

Mevlana Eşek Metaforuyla Oryantalizmi mi Desteklemektedir? – Bayram Sarı

İrvin Cemil Schink, “Osmanlı İmparatorluğu’nun cinselleştirilmesi: Yücelikten gülünçlüğe” denemesinde, Batılı sanatçıların oryantalist çalışmalarından örnekler vererek, Doğu kültürünün cinselliğe indirgenerek, sulandırıldığı sonucuna varır. “…Oryantalist resimlere baktığımızda rüyalar dünyevi ve şehvanidir. Achille Zo tarafından yapılmış olan oldukça ünlü resim, Le rêve du croyant (Müminin Rüyası), cenneti düşleyen bir Müslüman adamı tasvir etmek iddiasındadır ve burada cennet, tabi

okumak için tıklayınız

Gustave Flaubert ve Realizm – Abidin Dino

Gustave Flaubert’in hayatını ikiye bölen hadise, Fransa’nın Prusyalılar tarafından istilası ve Paris Komün ihtilalidir. Flaubert’in mektuplarını takip ederek hadiselerin seyrini ve sanatkarın aksülamelini [tepkilerini] takip etmek mümkün. Balzac’ın “örf ve adederin tarihi” olarak tarif etiği roman sanatı, Flaubert’ın kafasında sistemleşmiş, gerçekten “ilmi” tabirine ınüstahak bir mükemmeliyete erişmiştir. Prusyalıların istilasından çok evvel söylenmiş şu cümleye bakın;

okumak için tıklayınız

Bir Dünya Dini olarak Şamanizm – Sabri Kuşkonmaz

“…şöyle zor bir soru bile sorulabilir: Dinsel amaçlı kurbanlarla akıtılan kanlar mı fazladır, yoksa dinsel nitelikli çatışmalarda akan kanlar mı?” Hep söyleyegeldiğimiz bir çıkarım; bütün büyük dinler barıştan söz ederler. Ama küçüklü büyüklü bütün savaşların ana dinamiklerinden biri de büyük dinlerdir. Bütün büyük dinlerde, dünya kıyametle sonlanır. Ama bu dünyada bildiğimiz, geçmişten bu yana yaşanan

okumak için tıklayınız

Honore De Balzac; “İnsanlık Komedyası”

“İnsanlık komedyası” bir kitap ismi değil, Balzac’ın toplam doksanaltı kitaptan oluşan romanlarıyla anlattığı insani duruma yaptığı bir yakıştırma. 1300’lerden başlayıp 1845’e kadar gelen, ağırlıklı olarak Napoleon, XVIII. Louis, X.Charles ve Louise Philippe dönemleri etrafında geçen “İnsanlık Komedyası”nda, Fransız toplumundaki karakterlerin hemen hepsi canlandırılmıştır. Krallar, imparatorlar, ruhban sınıfı, Fransız ordusunun subay ve askerleri, aristokrat aileler, kent

okumak için tıklayınız

Rousseaucu Antropolojik Evrim

Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev çift boyutludur: Goldschmidt, “Leo Strauss’un, kitabı, Rousseaucu temel düşünceleri içeren en felsefi yapıt saydığını”, aktarırken, Raymond Polin de onun çağdaş anlamda bir tarih felsefesi taslağı olduğunu belirtir. Buraya kadar filozof felsefe yapar. Claude Lévi-Strauss’sa Rousseau’nun, Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev’le, etnolojik sorunsalı ortaya attığını yazacaktır. Artık o etnografların babasıdır… Ve kitap iki

okumak için tıklayınız

Elena Ferrante’nin “Napoli Romanları” ve Orta Sınıf İyilikseverliğinin Sınırları

Elane Ferrante’nin dört ciltlik “Napoli Romanları” serisi, İngilizceye çevrilmeye başladığı andan itibaren hem Amerika’da hem de İngiltere’de edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Kimi okuyucu ve eleştirmenler, bu romanları iki kadın arkadaşın çocukluklarından itibaren devam eden çatışmalı, inişli çıkışlı ilişkilerinin hikâyesi olarak tanımlarken, kimisi Napoli’nin yoksul bir mahallesinde, İtalya’nın marjinlerinde, yoksulluğun içinde süregiden varoluş mücadelesinin hikâyesi

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sı Ve Özgecan İle Cansel

Virginia Woolf, Bir Yazarın Güncesi adı altında kitaplaştırılan günlüklerinde, Kendine Ait Bir Oda’yı yazarkenki ruh halini “melankoli gölüme daldım gene” diye ifade eder. Devamında “Tanrım ne kadar da derin! Nasıl da doğuştan melankoliğim! Kendimi su yüzünde tutabilmenin tek yolu çalışmak… Çalışmayı kestiğim an daha da, daha da dibe çökersem gerçeğe ulaşacağımı hissediyorum. Tek hafifletici yanı

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf / Mrs. Dalloway: Modern Dünyada Atomize Olmuş Bir Birey

Mrs. Dalloway tıpkı aynı adlı karakteri gibi yarını olmayan bir roman. Virginia Woolf’un bu ünlü eseri gelecekten yana nasibini almadığından bir günde başlayıp bir günde biter, her şeyden önce bitebilir. Ana karakter Mrs. Dalloway yaşamı salt varlık derekesine indirgenmiş –yalnızca hayatta olmak kendisine yeten, âdeta başka bir muradı olmayan– bir burjuva kadındır. “Yine de günlerin

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Yeraltı Adamı Üzerine Kısa Bir Deneme

“Hiç kuşku yok ki, her insanın içinde bir öfke canavarı, acı çeken kurbanın haykırışlarından aşırı zevk duyan bir şehvet canavarı, zincirinden boşalmış bir canavar; hastalıkların, romatizmaların, hasta böbreklerin verdiği acılarla beslenen bir canavar yatar.” (Dostoyevski, Karamazov Kardeşler)

okumak için tıklayınız