Kategori: Psikoloji

Kibbutz’da Devrimci Bir Deney: Hashomer Hatzair ve “Yeni İnsan”ın İnşası

Psikanaliz tarihine baktığımızda genellikle Viyana’nın burjuva salonlarını, lüks muayenehaneleri ve bireysel nevrozlarıyla boğuşan orta sınıfı görürüz. Ancak psikanalizin tarihinde, bu steril odaların çok uzağında, tozlu topraklarda ve kolektif yaşam alanlarında (kibbutzlarda) gerçekleşen şaşırtıcı bir deney daha var. Bu yazımızda, psikanalizi sadece bir “tedavi” yöntemi olarak değil, yeni bir toplum ve “Yeni İnsan” yaratmak için bir

okumak için tıklayınız

Divandan Cepheye: Psikanalizin Bir “Savaş Kahramanı”na Dönüştüğü An

Psikanaliz denilince aklımıza genellikle Viyana’nın sessiz sokakları, ağır mobilyalı loş odalar ve yıllarca süren, sadece elitlerin karşılayabildiği seanslar gelir. Ancak psikanalizin tarihi, sadece bu sessiz odalarda değil, II. Dünya Savaşı’nın gürültülü, çamurlu ve kaotik cephelerinde de yazılmıştır. Bu yazımızda, psikanalizi “seçkinlerin lüksü” olmaktan çıkarıp, William Menninger liderliğinde Amerikan ordusunda kitlesel bir iyileşme aracına dönüştüren o

okumak için tıklayınız

Berlin Polikliniği (1920): Psikanalizin “Halk İçin” Doğduğu Yer

Psikanalizi düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Muhtemelen Viyana’da lüks bir daire, pahalı bir divan ve sadece toplumun en varlıklı kesiminin erişebildiği, yıllar süren seçkin bir süreç… Ancak tarih, bize çok farklı bir hikaye daha anlatıyor. 1920 yılında Berlin’de kurulan Berlin Psikanaliz Polikliniği, psikanalizin sadece elit bir uğraş olmadığını, köklerinde derin bir sosyal adalet ve hümanizm barındırdığını

okumak için tıklayınız

Bir Arkadaşlıktan Daha Fazlası: Psikanalizin Taht Oyunları – Freud ve Jung

Psikoloji tarihinin en büyük “magazin” olayını sorsalar, şüphesiz cevap Sigmund Freud ve Carl Jung arasındaki o efsanevi dostluk ve ardından gelen sert kopuş olurdu. Bu sadece iki dâhinin kavgası değil, insan ruhunu anlama biçimimizin kökten değiştiği bir devrim hikayesidir. 1. “Veliaht Prens”ten “Hain”e: Bir Yol Ayrımı Freud, Jung’u ilk tanıdığında onu psikanalizin “veliaht prensi” ve

okumak için tıklayınız

Aidiyetin Karanlık Yüzü: Kültler Bizi Nasıl Esir Alır?

İnsan sosyal bir canlıdır; bir gruba ait olma, bir anlamın parçası olma ve bir rehberin onayını alma arzusu genlerimize işlenmiştir. Ancak bu masum ihtiyaçlar, yanlış ellerde birer manipülasyon aracına dönüştüğünde, karşımıza “kült” dediğimiz o yıkıcı yapılar çıkar. 1. “Narsisistik Lider” ve “Yaralı Mürit” Dengesi Kültlerin kalbinde genellikle narsisistik bir lider bulunur. Bu lider, her şeyi

okumak için tıklayınız

Tanıların Ötesinde: Kendimize Anlattığımız Hikayeler Kimliğimizi Nasıl Şekillendirir?

Psikoloji dünyasında bir tanı almak, genellikle karanlıkta bir fenerin yanması gibi hissettirir. Belirsiz acılara bir isim vermek; kişiye “yalnız değilim” ve “bu bir hastalık, benim suçum değil” tesellisini sunar. Ancak Rachel Aviv’in büyüleyici çalışması Strangers to Ourselves bize şu can alıcı soruyu soruyor: Aldığımız tanılar, ruhsal deneyimimizi anlamlandırmamıza mı yardımcı oluyor, yoksa bizi o tanının

okumak için tıklayınız

Tevratpötikum: Psikanaliz ve İnancın Ütopik Buluşması

Psikanaliz tarihi genellikle Viyana’daki o meşhur divan, sessiz bir analist ve bireysel içgörü arayışıyla hatırlanır. Ancak 1920’lerin Heidelberg’inde, bu klasik tablonun çok dışında, radikal ve neredeyse “kutsal” sayılabilecek bir deney gerçekleşti. Bu deneyin adı, dönemin ünlü Yahudi mistisizm uzmanı Gershom Scholem tarafından yarı şaka yarı hayranlıkla konulmuştu: “Tevratpötikum” (Therapeuticum). Bu yazımızda, psikanalizi bir tedavi tekniği

okumak için tıklayınız

Sokak Lambası Altında Bir Devrim: JV Pawar ve Dalit Panterleri’nin Hikayesi

Bazı hikayeler vardır; sadece bir insanın değil, bir şehrin ve bir halkın kaderini nasıl değiştirdiğini fısıldar. Bugün size, 1940’larda Mumbai’ye bir teknede kaçak bir yolcu gibi gelen, ikinci katı görünce “yere düşer miyim?” diye korkan o utangaç çocuğun, Hindistan’ın en radikal devrimci hareketlerinden birini nasıl kurduğunun hikayesini anlatacağım: JV Pawar. 1. “Sokak Benim Çalışma Odamdı”

okumak için tıklayınız

Sloganlarla değil, kelimeleriyle, küfürleriyle ve acı gerçekleriyle sarsan o iki dev isim

Sistemi sadece sloganlarla değil, kelimeleriyle, küfürleriyle ve acı gerçekleriyle sarsan o iki dev ismi tanımamak mümkün mü? Namdeo Dhasal ve J.V. Pawar, Dalit Panterleri’nin sadece kurucuları değil; aynı zamanda modern Marathi edebiyatının ve Hindistan’daki direniş dilinin “kara kutularıdır.” Eğer bir tarafta Dhasal’ın volkanik öfkesi varsa, diğer tarafta Pawar’ın keskin ve metodik zekası vardır. İşte bu

okumak için tıklayınız

Black Panthers vs. Dalit Panthers: İki Kıta, Tek Cehennem

Okyanusları ve kıtaları aşan bir öfkenin, iki farklı coğrafyada nasıl aynı stratejik refleksleri doğuruyor acaba hiç merak ettiniz mi ? 1960’ların Oakland sokakları ile 1970’lerin Mumbai varoşları arasında binlerce kilometre olabilir; ancak bu iki noktayı birbirine bağlayan şey, “artık yeter” diyenlerin gırtlağından yükselen o aynı yırtıcı sestir. Biri beyaz üstünlükçülüğüne (White Supremacy), diğeri ise binlerce

okumak için tıklayınız

Dalit Panterleri Manifestosu: Kibar Sözlerin Bittiği, Yumrukların Konuştuğu Gün

1972 yılında yayınlanan Dalit Panterleri Manifestosu’nu (Dalit Panthers Manifesto) bilir misiniz ? Bazı metinler sadece okunmak için yazılır; Dalit Panterleri Manifestosu ise yakmak, yıkmak ve yeniden inşa etmek için yazıldı. 1970’lerin başında Hindistan’ın o “parıltılı” demokrasisinin maskesi düşerken, bir grup genç şair ve aktivist sahneye çıktı. Ellerinde kalem değil, birer ideolojik el bombası vardı. Bu

okumak için tıklayınız

BDD Chawls: Mumbai’nin Beton Hapishaneleri ve Kastın Mimarisi

Mumbai (eski adıyla Bombay) denince akla gelen o devasa gökdelenlerin gölgesinde, şehrin gerçek ve karanlık yüzü saklıdır: BDD Chawls. 1920’lerde İngilizler tarafından “işçi konutları” adıyla inşa edilen bu yapılar, aslında birer barınma alanı değil; sınıfsal hiyerarşinin ve kast temelli ayrışmanın betona bürünmüş halidir. İngiliz Disiplini, Hint Kastçılığı 1920 yılında kurulan Bombay Development Department (BDD) tarafından

okumak için tıklayınız

Worli 1974: Beton Bloklar Arasında Bir Kast İnfazı

1974’de Worli olaylarını (Mumbai) konu alan, kast sisteminin vahşetini ve devletin bu süreçteki tutumunu size anlatalım. Mumbai’nin kalbi Worli, 1974 yılının Ocak ayında bir “modernleşme” hikayesi değil, orta çağdan kalma bir nefretin sahnesiydi. “Worli Ayaklanmaları” (Worli Riots), sadece iki grubun çatışması değil; sistemin, kendi haklarını talep eden “aşağıdakilere” karşı nasıl bir canavara dönüştüğünün en kanlı

okumak için tıklayınız

Keşmir 1931: Bir İhanetin ve Kanlı Uyanışın Anatomisi

1931 Keşmir ayaklanmasını konu alan, dönemin baskıcı rejimini ve patlak veren şiddeti anlatalım. Unutmayın. Cennetten bir köşe olarak pazarlanan Keşmir, 1931 yılının Temmuz ayında cehennemin dünyadaki şubesi haline geldi. “Huzur adası” masallarının arkasında gizlenen Dogra hanedanlığı zulmü, Srinagar’ın tozlu sokaklarında nihayet patlak verdi. Bu sadece bir “ayaklanma” değildi; yıllarca bastırılan, aşağılanan ve mülksüzleştirilen bir halkın,

okumak için tıklayınız

Kalküta 1964: Medeniyetin İflası ve Kanlı Sokaklar

1964 Kalküta’da yaşanan olayları bilir misiniz ? Öğrenelimde tarih unutulmasın… Tarih kitapları bazen rakamlarla yalan söyler, ama sokaklar asla. 1964 yılının Ocak ayında Kalküta, sadece bir şehir değil; nefretin, linç kültürünün ve ilkel bir vahşetin açık hava mezbahasıydı. Medeniyet maskesinin ne kadar ince olduğunu, bir tel saç uğruna insanların nasıl birbirinin boğazına çöktüğünü hatırlamak isteyenler

okumak için tıklayınız

Kalküta 1946: Doğrudan Eylem, Doğrudan Vahşet

“Doğrudan Eylem Günü” (Direct Action Day) olarak bilinen ve Kalküta’nın tarihindeki en karanlık sayfalardan biri olan 1946 olaylarını biliyor musunuz ? Tarih 16 Ağustos 1946. Hindistan’ın İngiliz pençesinden kurtulmaya çalıştığı o kritik dönemeçte, siyasetin dili sustu ve yerini satırların, meşalelerin ve linç ayinlerinin vahşi senfonisine bıraktı. “Doğrudan Eylem Günü” (Direct Action Day) adı altında başlatılan

okumak için tıklayınız

Otomasyonun Gücünü Sunuculara Taşıyan Çözüm – n8n Hosting

Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, iş süreçlerini otomatikleştiren çözümler şirketler için stratejik bir avantaj haline geliyor. Özellikle API tabanlı entegrasyonlar, veri akışları ve otomasyon senaryoları sayesinde hem zaman hem de maliyet tasarrufu sağlanabiliyor. Bu alanda öne çıkan açık kaynaklı otomasyon platformlarından biri olan n8n, esnek yapısı ve geniş entegrasyon seçenekleriyle geliştiricilerden ajanslara kadar geniş bir kullanıcı

okumak için tıklayınız

Bir Savunma Kalesi Olarak Deha: Winnicott’ın Gözünden Jung

D.W. Winnicott’ın C.G. Jung’un otobiyografisi (Anılar, Düşler, Düşünceler) üzerine yazdığı eleştirel inceleme her iki kişiyi de anlamak açısında n önemlidir. Psikanaliz tarihinin en büyük kopuşlarından biri Freud ve Jung arasındaydı. Ancak bu kopuşun derinlerindeki trajediyi çok az kişi Donald W. Winnicott kadar keskin bir şefkatle analiz edebilmiştir. Winnicott, Jung’un otobiyografisini incelediği makalesinde, Jung’un devasa teorik

okumak için tıklayınız

Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler: Kapitalizm açlığı ve obeziteyi nasıl yarattı? (VİDEO)

Robert Albritton’un çalışması, modern kapitalist gıda sisteminin yarattığı derin krizleri ve toplumsal eşitsizlikleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, küresel ölçekte bir yanda açlık hüküm sürerken diğer yanda obezite salgınınınyayılmasını, dev gıda şirketlerinin kâr hırsına ve devletlerin denetimsizliğine bağlamaktadır. Metin, işlenmiş gıdalar ve genetiği değiştirilmiş ürünler aracılığıyla toplumun sadece yetersiz değil, aynı zamanda zehirli bir beslenme düzenine hapsedildiğini savunur. Bu endüstriyel sistemin yol

okumak için tıklayınız

Ödenmemiş Borçların Gölgesinde: Kadınlar Yoksa, Kurtuluş Bir Seraptır!

Aman efendim, sokağa çıkıp baksanıza; herkes “hürriyet”ten, “ilerleme”den, “müreffeh bir istikbal”den dem vuruyor. Lakin kimse o kapı arkasındaki, o mutfaktaki, o sokak ortasındaki muazzam ve kanlı borçtan bahsetmiyor! David Pavón-Cuéllar Beyefendi’nin Meksika’nın o tozlu ve kederli topraklarından feryat ettiği gibi; kadınlara olan borcumuz, tıpkı o kadim yerli halklara olan borcumuz gibi, ödenmedikçe yakamızı bırakmayacak bir

okumak için tıklayınız