Kategori: Psikoloji

Metalaşma ve Nesneleştirme Düzeni ve Cinselliğin Normalliği

Cinselliği metalaşmadan arındırıp sevginin, dayanışmanın ve yaratıcı toplumsal eylemin bir parçası haline getirmek, hem klinik hem de politik bir kurtuluş çabasıdır. 1. Metalaşma ve Nesneleştirme Düzenini Kırmak Kapitalist sistem altında bedenlerimiz ve cinselliğimiz, alınıp satılacak ve üzerinden haz alınacak nesnelere (metalara) dönüştürülmüştür,. Cinsellik, bu sistemde bir “iş” gibi sömürülür; pornografi gibi alanlar bunun en keskin

okumak için tıklayınız

Yüzleşme Rehberi: Zırhın Altındaki Çocuğa Ulaşmak

Bu yüzleşme rehberi, blog yazısının sonunda okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, kendi içsel labirentinde bir keşif yolculuğuna davet eden interaktif bir bölüm olacak. Özellikle Türkiye’de “erkekliğin sessizliği” ile büyümüş bireyler için bu, bir tür duygusal ilk yardım kiti niteliğindedir. Pornografinin sahte hazzı ve maçoluğun sert kabuğu, aslında içimizdeki o kırılgan çocuğu korumak için örülmüş

okumak için tıklayınız

Yasakların Gölgesindeki Arzu: Neden “Yasak Elma” Her Zaman Daha Tatlıdır?

İnsan psikolojisinin en eski paradokslarından biri, bir şeyin yasaklandığı anda cazibesinin katlanarak artmasıdır. Gündelik hayatta “yasak elma” olarak bildiğimiz bu durum, psikanalitik bir perspektifle bakıldığında sadece basit bir inatçılık değil, kültürün ve arzunun derinliklerinde yatan karmaşık bir psikodinamik süreçtir. 1. Yasak ve İhlalin Kaçınılmaz Dansı Psikanalitik yaklaşıma göre, insan için cinsellik ve arzu, yasaklama ve

okumak için tıklayınız

Kutsal ve Kültürel Prangalar: Utanç, Suçluluk ve İstırabın Psikanalitik Anatomisi

Bireysel birer “içsel sorun” gibi hissettiğimiz utanç, suçluluk ve ıstırap, aslında içinde yaşadığımız din ve kültür yapılarının öznelliğimiz üzerindeki derin izleridir. Bu duyguların sadece kişisel talihsizlikler değil, toplumsal ve ideolojik inşa süreçlerinin birer sonucu olduğunu gündelik yaşantımız üzerinden hepimiz deneyimliyoruz. Din, “İlk Günah” ve Suçluluğun Kökeni Dinlerin psikanalitik süreçler üzerindeki etkisi, özellikle Batı ve Doğu

okumak için tıklayınız

Cinselliğin Görünmez Yükü: Utanç, Suçluluk ve İstırap

Modern dünyada cinsellik, genellikle bireyin en “mahrem özü” veya gizli bir parçası olarak deneyimlenir. Ancak, bu mahremiyet algısı aslında kapitalist ataerkinin (heteroataerki) bir ürünüdür ve beraberinde ağır bir psikolojik yük getirir. Birçok insan için cinsellik; sadece haz değil, aynı zamanda utanç, suçluluk ve bitmek bilmeyen bir ıstırap kaynağıdır. Peki, bu duygular nasıl oluyor da en

okumak için tıklayınız

Cinsellik ve Kapitalizm Üzerine Notlar 1

Cinsellik; yalnızca biyolojik bir dürtü değil, kapitalist ataerki (heteroataerki) tarafından şekillendirilen, mülkiyet ilişkileriyle sarmalanmış ve toplumsal güç mücadelelerinin merkezinde yer alan semptomatik bir çekirdektir. 1. “Mahrem Öz” Yanılsaması ve Toplumsal Denetim 2. Heteroataerki ve Normatif Baskı 3. Cinsellik, Mülkiyet ve Kapitalizm 4. Psikanalizin Cinselliğe Yaklaşımı 5. Arzu ve Yasak İlişkisi Özetle ; cinselliği bireysel bir

okumak için tıklayınız

Kapitalist Ataerkil Sistemin Cinselliği Metalaştırmasının ve Sömürmesinin Psikanalizi

Pornografi sadece bireysel bir tercih veya alışkanlık değil, kapitalist ataerki (heteroataerki) sisteminin cinselliği metalaştırmasının ve sömürmesinin en keskin örneğidir. Bir terapistin veya analistin bu konuyu ele alırken bireysel bir yaklaşımdan öte, toplumsal ve sistemik bir perspektif geliştirmesi gerektiği vardır. 1. Metalaşma ve Nesneleştirme 2. Toplumsal Bir Semptom Olarak Pornografi 3. Terapistin Görevi: İdeolojik Zehirlenmeden Arındırmak

okumak için tıklayınız

Siyasetin Kısır Döngüsü: “Demokratik Dürtü”ye Karşı “Devrimci Arzu”

Bugün siyaset dendiğinde aklımıza ne geliyor? Bitmek bilmeyen seçim döngüleri, sosyal medyadaki sonu gelmeyen tartışmalar, aynı vaatlerin farklı paketlerle sunulması… Bir şeyler sürekli hareket ediyor gibi görünüyor ama aslında hiçbir şey değişmiyor. Jodi Dean’in analizleri bu durumu psikanalitik bir teşhisle açıklıyor: Bizler devrimci bir “Arzu”yu değil, demokratik bir “Dürtü”yü yaşıyoruz. Peki, bu ikisi arasındaki fark

okumak için tıklayınız

Modern Çağın Görünmez Hapishanesi: Standartlaşmış Acılar ve Lacancı Yanıt

Lacancı perspektif, günümüzün “tek tipleştirici” tedavi yöntemlerine karşı çok güçlü ve insani bir duruş sergiliyor. Günümüz dünyasında ruhsal acı çekmenin bile bir “protokolü” var. Depresyonda mısınız? Standart bir ölçekle puanlanırsınız. Bağımlı mısınız? On basamaklı bir programa dahil edilirsiniz. Yeme bozukluğu mu yaşıyorsunuz? Size uymanız gereken bir davranış listesi verilir. Bugün psikoloji ve psikiyatri dünyası, büyük

okumak için tıklayınız

Artık Eskisi Gibi Acı Çekmiyoruz: Žižek, Malabou ve Modern Travmanın Yeni Yüzü

Slavoj Žižek’in Catherine Malabou’nun “Yeni Yaralılar” (The New Wounded) tezi üzerine yaptığı bu derinlemesine analiz, modern travma anlayışımızı kökten sarsıyor. Bu yoğun felsefi metni, “öznenin silinmesi” ve “duygusal boşluk” temaları etrafında şekillenen, ilgi çekici bir blog yazısına dönüştürdüm: Felsefe dünyasının iki devi, Slavoj Žižek ve Catherine Malabou bir araya geldiğinde ortaya çıkan soru şudur: Eğer

okumak için tıklayınız

“Keşke Gezi Gibi Olsa”: Türkiye Siyasetinde Melankoli Tuzağı ve Çıkış Yolu

Siyaset sadece sandık veya meclis değildir; siyaset bir duygu yönetimidir. Türkiye’de son on yıla baktığımızda, muhalif kesimin ruh halini en iyi tanımlayan kelime belki de **”Sol Melankoli”**dir. Jodi Dean’in Wendy Brown’a getirdiği eleştiriler, bizim mahallemizdeki o bitmek bilmeyen “yas havasını” anlamak için eşsiz bir anahtar sunuyor. 1. “O Eski Güzel Günler”: Bir Direniş Nesnesi Olarak

okumak için tıklayınız

Sol Melankoli mi, Yoksa Mücadele Korkusu mu? Jodi Dean’in Sarsıcı Eleştirisi

Siyasetle ilgilenen hemen herkes şu duyguyu tanır: Geçmişin büyük ideallerine, o eski şanlı devrimci günlere duyulan özlem ve bugünün “parçalanmış” gerçekliğine karşı duyulan derin karamsarlık. 1999 yılında Wendy Brown, bu durumu “Sol Melankoli” olarak tanımlamıştı: Solun, değişimin kendisine değil, değişimin “imkansızlığına” aşık olma hali. Ancak Jodi Dean, bu teşhisi bir adım ileri götürerek şu soruyu

okumak için tıklayınız

Benliğin Aynadaki Kırılması: Lacan, Otizm ve “Ayna Evresi”

“Failure of Mirror Stage: Autism” (Ayna Evresinin Başarısızlığı: Otizm) başlıklı bu ufuk açıcı makalede Jacques Lacan’ın ünlü “Ayna Evresi” kuramını otizm üzerinden ele alınıyor. Yazı, otizmin bir “hastalık” değil, benliğin ve imgesel dünyanın kuruluş aşamasındaki farklı bir yol ayrımı olduğunu savunuyor. Her bebek, yaşamının bir noktasında (genellikle 6-18 aylar arasında) aynadaki yansımasına bakar ve o

okumak için tıklayınız

Dikkat Eksikliği mi, Dikkat Suikastı mı? Stiegler ve Dijital Çağda “Bakım” Sanatı

Bernard Stiegler’in “Bakım” (Care) başlıklı bu derinlikli metni, dijital çağın en büyük trajedisini ele alıyor: Dikkatin yok edilişi. Stiegler, iklim krizini sadece çevreyle değil, zihnimizin “ekolojisiyle” birlikte düşünmemiz gerektiğini savunuyor. Bugün bir makaleyi sonuna kadar okumakta, bir filmi bölünmeden izlemekte veya sadece derin bir sohbete odaklanmakta zorlanıyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Bernard Stiegler’e göre bu, sadece

okumak için tıklayınız

İklim Krizi Sadece Havayı Değil, “Cinsiyeti” de Değiştiriyor: Cinsel Kayıtsızlık Çağına Giriş

Claire Colebrook’un “Cinsel Kayıtsızlık” (Sexual Indifference) başlıklı bu yoğun ve sarsıcı makalesi, iklim krizi ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi alışılagelmişin dışında, radikal bir teorik düzlemde ele alıyor. Bugün dünyayı kurtarmaktan bahsettiğimizde genellikle karbon emisyonlarını, güneş panellerini veya sürdürülebilir tarımı düşünüyoruz. Ancak Claire Colebrook, Telemorphosis kitabındaki makalesinde bizi çok daha derin bir uçuruma davet ediyor: İklim

okumak için tıklayınız

Telemorfosis: Dünyanın Sonu Değil, “İnsanın” Son Biçimi mi?

Bugün hava durumuna baktığımızda sadece yağmurun yağıp yağmayacağını görmüyoruz. Aslında baktığımız şey, kontrolden çıkmış bir sistemin, binlerce yıllık insanlık tarihinin ve “ilerleme” dediğimiz o devasa makinenin çıkardığı gürültü. Tom Cohen ve ekibinin Telemorphosis kitabında tartıştığı gibi; iklim değişikliği sadece buzulların erimesi değil, bizim dünyayı okuma biçimimizin erimesidir. 1. 20. Yüzyılın Gözlükleriyle 21. Yüzyılı Göremeyiz Eski

okumak için tıklayınız

Yol Arkadaşınız: İleri Teknoloji Titreşim Modüllü Telefon Tutucu

Titreşim modüllü telefon tutucu, motosiklet ve bisiklet sürücüleri için geliştirilmiş akıllı bir çözüm olarak öne çıkıyor. Yol koşullarının yarattığı sarsıntıları minimize ederek telefonunuzu koruyan bu ürün, özellikle yüksek frekanslı titreşimlerin cihaz kameralarına verdiği zararı önler. Titreşim modüllü telefon tutucu sayesinde, sürüşleriniz hem daha güvenli hem de daha konforlu hale geliyor. Titreşim Modüllü Teknolojinin Gücü Ürünün

okumak için tıklayınız

Aktif İmajinasyon: Gözü Açık Rüya Görmek mi, Yoksa Ruhunla Kavga Etmek mi?

Efendim, toplanın! Size öyle bir “iç dünya” hikayesi getirdim ki, bizim mahalledeki Şükufe Hanım’ın rüya tabirleri bunun yanında çocuk masalı kalır. Jung Amca’nın talebelerinden John Betts Efendi diyor ki: “Ruhunuzun derinliklerinde bir savaş var, ama bu savaştan bir barış (sentez) doğabilir!” İşte bu barışın adı Aşkın Fonksiyon, yolu ise Aktif İmajinasyon. 1. Aktif İmajinasyon Nedir?

okumak için tıklayınız

Şaman: Mahalledeki “Deli” mi, Ruhun Gizli Rehberi mi?

Yahu efendiler, hanımlar! Toplanın hele; size öyle bir mevzu getirdim ki, bizim mahalledeki Şevki Efendi’nin gece yarıları damda kedi kovalaması bile bunun yanında “evcimenlik” kalır. Efendim, mevzumuz Şaman. Hani şu davul çalıp, ruhlar âlemine uçtuğunu söyleyen, otlarla, kuşlarla dertleşen o kadim zatlar… Jungcu psikanalistler oturmuşlar, “Bu şaman dediğimiz kişi bir arketip midir, yoksa sadece bir

okumak için tıklayınız

Bilinçdışının Gizli Kapıları: James Hollis ile Ruhun Dehlizlerine Yolculuk

Jungcu psikanalist ve yazar James Hollis tarafından verilen “Bilinçdışına Açılan Portallar” (Portals to the Unconscious) başlıklı bir konferansın detaylarını içeriyor. Hollis, modern insanın anlam arayışında bilinçdışının sunduğu ipuçlarını nasıl takip edebileceğini derinlemesine inceliyor. Yahu efendiler, hanımlar! Toplanın, size öyle bir havadis getirdim ki, mahallenin falcı bacıları bile bu kadarını hayal edemez. James Hollis Efendi diyor

okumak için tıklayınız