Kategori: Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’ye sorular: “Yabancılardan okuyup sevdikleriniz?”

Yabancı edebiyatı oldukça yakından takip etmeye uğraşırım. Devirleri içinde mürteci olmamış eski ve yeni bütün sanatkârları severim. Bugün bilhassa Sovyet ve Amerikan muharrirleri arasında severek ve düşünerek okuduğum romancılar vardır. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Bizim eskilerden okuyup sevdikleriniz?”

Bir zamanlar aruza çok meraklı idim, gazeller, terkib-i bendler1 yazar ve eskileri hırsla okur, üzerlerinde uğraşırdım. Bugün hâlâ okuyup sevdiklerim Fuzulî ve Galip Dede’dir. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “İlk neşredilen yazınız ve bu neşir esnasındaki heyecanlarınız?”

İlk neşredilen yazımı unuttum. Bir vilâyet gazetesinde çıkmıştı. Bastırmak için o kadar uğraşmıştım ki, çıkınca heyecan filân duymadım. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Antigone’ye Giriş: Sabahattin Ali

Antigone trajedisi Sofokles’in elde mevcut yedi dramının en eskisi olarak kabul edilmektedir. İlk defa, İsa’dan evvel 442 senesinde oynanmıştır. 123 tane tiyatro eseri yazmış ve bunlardan 24 tanesi ile birincilik almış olan Sofokles, bu eserinde tamamile olgun bir sanatkâr görünmektedir. Antigone, Oedipus faciasının bir devamıdır: Oedipus, babası Laios’u bilmeden öldürmüş, Thebai’yi ejderhadan kurtarmış ve şehre hükümdar

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Knut Hamsun hakkında görüşü

Son devir dünya edebiyatında şöhretleri kendi memleket hudutlarını aşmış ve dehâları sağken teslim edilmiş birkaç isim söylemek istenirse aklımıza evvela şu dört isim gelecektir: Bernard Shaw, Rabindranath Tagore, Maksim Gorki, Knut Hamsun. Tagore, bazı zevkler için çok güzel bir şair olmasına rağmen şöhretini biraz da yabancı olmasına ve acayip bir lisan konuşmasına borçludur. “Shaw”un ise,

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali ile Şiire Dair Bir Görüşme

Sabahattin Ali ile Şiire Dair Bir Görüşme40 Geçen gün yeni şairlerden Arif Dino ile şaire dair yaptığımız bir görüşmede o, “Şiir ifrazattır”41 demiş ve ilave etmişti: Aklın ifrazatı. Belediyenin çöpü tariften âciz kaldığı bir sırada bir şairin şiiri tarif edivermesi herkesin hayretini mucip oldu. Anketçiler şimdiden harekete geçmiş bulunuyorlar. Fıkracılar bu “ifrazat” meselesiyle meşgul. Aklın

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye Soru: Artistin sosyal vazifesinden ne anlarsınız?

Artistin zaten bir tek vazifesi vardır: Eser vücuda getirerek muhtelif şekil ve suretle neşretmek, ifade etmek istediği şeyleri türlü kalıplara koyarak diğer insanlara uzatmak. Bu da tamamıyla sosyal bir iştir. Bütün sanat sosyal bir iştir. Şu halde artist de hizmetinde bulunduğu sosyeteyi –hatta kudretine göre bütün insanlığı– daha doğruya, daha iyiye ve daha güzele götürmek

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye Soru: Sizce edebiyat modern sosyetelerde ilmin ve endüstrinin yaptığı gibi temelli bir vazife mi görür, yoksa tali bir rol sahibi midir?

İlim ve endüstriden evvel de sanat ve edebiyat mevcut olduğuna göre edebiyatın rolü hiç olmazsa onlardan aşağı değildir. Edebiyat, alelumum sanat, endüstri ve ilmi vücuda getirecek insanı ve cemiyeti yaratmak, ona şekil vermek gibi birtakım vazifelere maliktir ki, bunlara tali demek bilmem mümkün olur mu? Yeni Adam, (247), 21 Eylül 1939

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali ile Bir Konuşma – Muzaffer Reşit

— Bugünkü edebiyatımız hakkında toplu fikriniz nedir? — Edebiyat, içinde yaşanan cemiyet şartlarının şuurlu veya şuursuz bir ifadesi olduğuna göre, bugünkü edebiyatımız, bugünkü cemiyetimizin bir örneğidir. Ve burada da, hayatta olduğu gibi, birtakım değişme, kendini idame prosesüsleri4 ile karşı karşıyayız. İleri hamleler, geriye doğru çeken mürteci kuvvetler dövüş halindedir. Hatta hayatta ortadan kaldırılması kolay olan

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Türkiye’de tam demokrasi ve tam basın hürriyeti varmış!

Amerikan milletvekilleri kendi hükümetlerinden sormuşlar: “Şu Türkiye’ye para verip yardım edelim, diyorsunuz ama, orası demokrasiden uzak, basın hürriyetinden mahrum bir memlekettir, bu nasıl olur?” Amerikan hükümeti de, siyaseti icabı cevap vermiş: “Yok efendim, Türkiye’de dehşetli bir demokrasi, mostralık bir basın hürriyeti vardır… Paramız ziyan olmaz!” der ya, Amerika bu, malını satacağı, gerekirse ateşe süreceği bir

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin En Sevdiği Şarkı

Sabahattin Ali, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman askerlerine moral vermek amacıyla bestelenen bu şarkıyı çok severmiş. Tokatlıyan Oteli’nin altındaki kabareye de Almanya’dan Türkiye’ye sığınmış bir Alman hanım bu şarkıyı söylediği için sık sık gidermiş.(Kaynak: A’dan Z’ye Sabahattin Ali, Hazırlayan: Sevengül Sönmez, YKY, sayfa 336 ) Lili Merleen Şarkısının orjinal kaydı hakkında Lale Andersen tarafından Kasım 1939’da

okumak için tıklayınız

Kırlangıçlar – Sabahattin Ali “Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi. Söğüdün dalları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Yaptığı 7 Resim

Ölümünden uzun yıllar sonra kendisinden geriye kalan Sabahattin Ali’nin “Kurbağaname” şiiri için çizdiği resimlerle birlikte bir köylü kızı ve otoportresi vardır. Pastel boyayla yaptığı kurbağa resimleri oldukça başarılıdır. Bunun dışında diğer kurbağa şiirlerine de çizdiği desenleri de ilgi çekicidir. Kız kardeşi Süheyla Conkman aile içinde Sabahattin Ali’nin ilkokul ve ortaokul yıllarında da çok güzel resim

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Hapishane Şarkısı (Başın öne eğilmesin) şiiri ve Sinop Cezaevi

Sinop Kalesi, “büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” Evliya Çelebi Sabahattin Âli, 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında

okumak için tıklayınız

Ulus Meydanı’nda Sabahattin Ali’nin kitaplarını yakmışlardı

Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası İkinci Dünya Savaşı arefesinde ırkçı Türkçülüğün en önemli figürü Hüseyin Nihal Atsız’dı (1905-1975) . Atsız’ın 15 Mayıs 1931 – 25 Eylül 1932 arasında yayımladığı Atsız Mecmuası’nın ilk sayıdaki sloganı “Ben, Sen, O Yok, Biz Varız”dı, ancak 2. sayıda “Bütün Türkler Bir Ordu, Katılmayan Kaçaktır” şekline dönüştürülmüştü. Dergiye

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin eserlerinde doktorlar ve hastaneler

DOKTORLAR VE HASTANELER Sabahattin Ali, doktorlarla hastaneler üstüne yazmaya 1940’tan sonra başlamıştır. Ancak 1942’de “Sulfata” hikayesini yazmış, 1945’te “Böbrek” hikayesini, 1947′ de “Cankurtaran” ile “Hakkımızı Yedirmeyiz”i ve “Dekolman”ı kaleme almıştır. Sonra, bunlardan birinciyi Yeni Dünya’ya, geri kalan dördünü de Sırça Köşk’e koymuştur. “Sulfata”, karısı sıtmaya yakalanmış bir köylünün başından geçen acıklı, gülünçlü olayların hikayesidir. (Bu bakımdan, adı

okumak için tıklayınız