Kategori: Şiirler

“Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.” Nazım Hikmet

Zafere Dair Korkunç ellerinle bastırıp yaranı dudaklarını kanatarak dayanılmakta ağrıya. Şimdi çıplak ve merhametsiz bir çığlık oldu ümid… Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır… Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. Düşman haşin zalim ve kurnaz. Ölüyor çarpışarak insanlarımız – halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı – ölüyor insanlarımız – ne kadar çok –

okumak için tıklayınız

Özgür mü diyorsun kendine? – Nietzsche

Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim? Kendine varan yolu aramak mı istersin?29 Biraz dur da beni dinle. “Arayan, kolay yiter. Her türlü yalnızlık suçtur.” Böyle der sürü. Ve sen sürüdendin uzun bir süre. Sürünün sesi daha sende çınlayacak. Ve sen desen: “ Artık sizinle ortak vicdanım yok benim” yakınma ve ağrı olacak bu. Derdinin yolunu, yani

okumak için tıklayınız

Leonard Cohen: “Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu”

Herkes biliyor (Everybody Knows) Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken herkes biliyor, savaşın bittiğini herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir hep böyle gider herkes biliyor herkes biliyor, geminin su aldığını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini herkeste bu buruk duygular sanki babaları ya

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Akın var güneşe akın! Güneşi Zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın!

Güneşi İçenlerin Türküsü Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben

okumak için tıklayınız

Kleopatra ve Âşıkları – Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (Çeviri: Nâzım Hikmet)

KLEOPATRA VE ÂŞIKLARI Saray pırıl pırıl. Şarkıcılar hep bir ağızdan Destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla. Melike sesiyle ve bakışıyla Canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde. Gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru Fakat altın tasın önünde, O, birdenbire daldı derinlere Mucizeli başını, omuzuna eğip durdu. Ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu, Davetliler susmuştu. Şarkıcılarda ne ses, ne seda

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş, Hasretinden Prangalar Eskittim’in şiirlerinde hangi dizelerinin altını çizmişti?

Baba (…) Sen eskiden şiirden hoşlanırdın bilmiyorum şimdide hoşlanıyormusun. Ahmed Arif adlı bir şair var. Hasretinden prangalar eskittim” diyede bir kitap çıkardı bilgi yayınevinden. Onu alıp oku çok hoşuna gidecek. Bak sana ondan bir parça yazıyım. Akşam erken iner mahpushâneye / Ejderha olsan karetmez ne kavgada ustalığın / Nede çatal yürek civan oluşun / Karetmez,

okumak için tıklayınız

Şeyh Bedreddin Destanı – Sema Moritz & Tuncel Kurtiz

Sıcaktı. Sıcak. Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak. Sıcaktı. Bulutlar doluydular, bulutlar boşanacak boşanacaktı. O, kımıldanmadan baktı, kayalardan iki gözü iki kartal gibi indi ovaya. Orda en yumuşak, en sert en tutumlu, en cömert, en seven, en büyük, en güzel kadın: TOPRAK nerdeyse doğuracak doğuracaktı. Sıcaktı. Baktı Karaburun dağlarından O baktı bu toprağın sonundaki

okumak için tıklayınız

Şeyh Bedrettin Destanı – Cem Karaca

Sıcaktı Sıcak Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak Sıcaktı Sıcak Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak Sıcaktı Sıcak Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak Sıcaktı Bulutlar doluydular Bulutlar boşanacak, boşanacaktı O kımıldanmadan baktı Kayalardan İki gözlü iki kartal gibi indi ovaya En yumuşak, en sert En tutumlu, en cömert En büyük, en

okumak için tıklayınız

Tomorrow Will Be Another Day – Nilgün Marmara

TOMORROW WILL BE ANOTHER DAY -sevim’e- Belki ona gideriz yarın, Belleksiz sevgiliye, Poplin elli korkak çocuğa, Duyarlığı, unutkanlığının kanı anaya- Ona belki gideriz yarın, Gören gözlü kör güzele, Çılgın gülüşlü bebeğe, Yüreği, sızlanan ruhunun göğü yavrucağa- Yarın gideriz belki ona, Unutuşun türküsü, bekleyiş tortusunda, Esnek kokulu çiçeğe, Kaynak bakışlı Venüs’e- Ya nasıl dönüş sonra? Nilgün

okumak için tıklayınız

Toz-Dem – Nilgün Marmara

TOZ-DEM Kısacıktı karşı yolculuklarımız kara ve deniz üzerinde- Şafağın bodrumuna inerken sen, Hançerin ivmesiyle yükselirdim dul pencerelere. Azıcıktı köpük boz denizde ve karada Koyu bir saatin içinden çıkılamadı bir an yine de! Belki gülden kalma bir iz yanağındaki, Eski sabahın sarı gülünden üzerine deli gözünü bıraktığın… Öldüğünde, çekmecemde duran bu göz, incelikle çıkarılacak, bir jiletin

okumak için tıklayınız

Kuğu Ezgisi – Nilgün Marmara

KUĞU EZGİSİ Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir – Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere! Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir içtenlikten alırsa Kendi saf şiddetini

okumak için tıklayınız

Kan Atlası – Nilgün Marmara

KAN ATLASI Emel’e “Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.” Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında, Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde… Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları. Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu İçinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. Soruyor hatırasında, “sırtımda ve sırtında gezinen

okumak için tıklayınız

Çok Güzel – Nilgün Marmara

ÇOK GÜZEL Durma artık burada uysal âşık! Aydınlık milinin yatağında. Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı, Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde ağırbaşlılığının. Veda geliyor şimdi, öğretmek için sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen vakitte. Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? Bu aklıkta, minarem mavi benim. Işığım denize kayıyor, bir sayıklama izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz

okumak için tıklayınız

Düşü Ne Biliyorum – Nilgün Marmara

DÜŞÜ NE BİLİYORUM Kimdi o kedi, zamanın eşyayı örseleyen korkusunda eğerek kuşları yemlerine, bana ve suçlarıma dolanan? Gök kaçınca üzerimizden ve yıldız dengi çözüldüğünde neydi yaklaşan yanan yatağından aslanlar geçirmiş ve gömütünün kapağı hep açık olana? Yedi tül ardında yazgı uşağı, görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o ve bağlanmıştır körler örümcek salyası kablolarla birbirine sevişirken, iskeletin

okumak için tıklayınız

Gökkuşağından Darağacı – Nilgün Marmara

GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI Şimdi’nin bedeni yok, Yontuyor geçmiş bilgisiyle gelecek belki olur diye taşı, taşını kokluyor yontu dağılıyor… Şimdi’si yitik bundan boyuyor boyuyor evine aldığı ağacın üzerine tüneyip duvarını, tavanını, geçmişi ve geleceği ve her yanını; dal kırılıyor… Şimdi’si yitik diziyor diziyor notalarını, göğe ışık üzerine boncuklarını, ucuza getiriyor varlığını sonsuzun sessizliğiyle sonlunun gürültüsü arasında, O

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet “Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.”

VATAN HAİNİ “Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti,

okumak için tıklayınız

Güneş Topla Benim İçin – Ülkü Tamer (Seslendiren: Zülfü Livaneli)

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN Seheryeli çık dağlara, Güneş topla benim için. Haber ilet dört diyara, Güneş topla benim için. Umutların arasından, Kirpiklerin karasından, Döşte bıçak yarasından, Güneş topla benim için. Yazdan, kıştan, ilkbahardan, Mahpuslarda dört duvardan, Doludizgin sevdalardan, Güneş topla benim için. Seheryeli yâr gözünden, Havadaki kuş izinden, Geceleyin gökyüzünden Güneş topla benim için… Ülkü

okumak için tıklayınız

Karanlık Çağlarda Yaşamak – Bertolt Brecht

Hakikaten karanlık çağlarda yaşıyorum! İçten sözler anlamsız. Kırışmamış bir alın taştan bir kalbe delalet. Her kim gülüyorsa almamış demek henüz korkunç haberleri Ah, ne biçim bir çağdır bu Ağaçlardan bahsetmek adeta suç Haksızlığa sessiz kalındığı için! […] Şehre kargaşa zamanı geldim Açlık hüküm sürüyordu. İnsanlar arasına ayaklanma zamanı karıştım Ben de onlarla başkaldırdım. Böyle geçti

okumak için tıklayınız