Kategori: Şiirler

Orhan Kemal, Nazım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve ağladığına tanıklık eder…

26 Eylül 1943 Pazar sabahı babamın cezası biter, hapishaneden ayrılır. Ayrılmadan birkaç gün önce Nâzım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve ağladığına tanıklık eder. Bu şiiri paylaşmak istiyorum: NÂZIM HİKMET’E Sen “Promete’nin çığlıklarını Kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam” Sen benim mavi gözlü arkadaşım Kabil değil unutmam seni.   26 Eylül 1943 Seni

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının…”

ANADOLU Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun ? Utanırım, Utanırım fıkaralıktan, Ele, güne karşı çıplak… Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun ? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah

okumak için tıklayınız

Hasan Hüseyin Korkmazgil: Öyle bir yerdeyim ki, Bir yanım çığlık çığlığa (seslendiren: Ahmet Kaya)

Öyle Bir Yerdeyim Ki Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil ne kurbağa Bir yanım mavi yosun Dalgalanır sularda Dostum dostum Güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider Allah Allah

okumak için tıklayınız

Birden Friedrich Engels döndü ve Rusça Puşkin’den bir şiir okudu

Konuklar arasında hararetli tartışmalar yapılıyordu, herkes heyecanlanmış, bağırıyor ve Engels’in soruyu yanıtlaması isteniyordu. Birden Engels bana döndü ve benim hiçbir yabancı dil bilmediğimi dikkate alarak, Rusça konuştu. Puşkin’den aktarıyordu: V Yalnızca raslansal eğitim Bize kural diye verdikleri Bizimle şöhretleri çökecek Çünkü ancak ahmaklar öğrenir Kaskatı ve kuşkuya kapılmayan Kafalar birleşti bir noktada Yevgeni çok bilgili

okumak için tıklayınız

Fırtınayla çarpışıp bize limanı gösteren şair, Pierre – Jean de Beranger

Fransız şair Pierre-Jean de Beranger, sansüre ve her türlü baskıya karşı çıktı; toplumun üst tabakalarının asalaklığını, din tüccarlarını, politikacıların kişiliksizliğini yerdi; insan özgürlüğünü ve yaşam sevgisini övdü. Yapıtlarının yarattığı etki işinden kovulmasına ve birkaç kez hapse atılmasına neden oldu. Fransız Akademisi üyeliğini kendisine sunulan bütün resmi ödülleri ve unvanları reddetti. İsteği dışında milletvekili seçildi ama

okumak için tıklayınız

Canım Sıkıntı Sınırı – Nilgün Marmara (sesli dinle)

CANIM SIKINTI SINIRI Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok,

okumak için tıklayınız

Ruhi Su’nun Nazım Hikmet ‘in ölüm haberini aldığında yaktığı ağıt

AĞIT Karalı bir haber düşmüş geliyor Bakır antenlere kardeş gümüş tellere Ne bir ezan sesi ne çan çalıyor Sabahın seheri kardeş, çıkmış yollara Sabahın seheri Nazım Kardeş, çıkmış yollara Her hali aklımda, aklımdan gitmez Sol yanım unutsa kardeş sağım unutmaz Böylesi bir cana ölüm kar etmez Sürer tazelenir kardeş, gelir dallara Sürer tazelenir Nazım Kardeş,

okumak için tıklayınız

Dört Mevsim – Cemal Süreya (seslendirme: Fazıl Say – Serenad Bağcan)

Dört Mevsim Bahar mezarına gömsünler sizi Yapraklar gibi buluştunuzdu Kokular gibi seviştinizdi Bahar mezarına gömsünler sizi Yaz mezarına gömsünler sizi İlk kezmiş gibi buluştunuzdu Son kezmiş gibi seviştinizdi Yaz mezarına gömsünler sizi Güz mezarına gömsünler sizi Salkımlar gibi buluştunuzdu Ağular gibi seviştinizdi Güz mezarına gömsünler sizi Kış mezarına gömsünler sizi Sokaklar gibi buluştunuzdu Çarşılar gibi

okumak için tıklayınız

Bulut mu Olsam – Nazım Hikmet (seslendiren: Zülfü Livaneli)

Bulut mu Olsam Denizin üstünde ala bulut yüzünde gümüş gemi içinde sarı balık dibinde mavi yosun kıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür. Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa?.. Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla. Nazım Hikmet Ran

okumak için tıklayınız

Masalların Masalı – Nazım Hikmet (seslendiren: Fazıl Say – Serenad Bağcan)

MASALLARIN MASALI  Su başında durmuşuz, çınarla ben. Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim. Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana. Su başında durmuşuz, çınarla ben, bir de kedi. Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim, bir de kedinin. Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana, bir de kediye. Su başında durmuşuz, çınar, ben, kedi, bir de güneş. Suda suretimiz çıkıyor,

okumak için tıklayınız

Yüz karası değil, kömür karası – Orhan Veli

Güneşli bir günde Masmavi göreceğiz Karadeniz’i Balkaya’dan Kapuz’ a kadar, Karış karış biliriz bu şehri; EKİ’ nin çiçekli bahçeleri, Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla; Paydos saatlerinde yollara dökülen, Soluk benizli insanlarıyla. Siyah akar Zonguldağın deresi Yüz karası değil, kömür karası Böyle kazanılır ekmek parası? Orhan Veli Kanık (1946)

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: “biliriz, ilacımıza umudu katmasını, yaşamak gerek diyerek ayak direyip dayatmasını”

Hastalar Kardeşlerim İyileşeceksiniz. Ağrılar, sızılar dinecek Yumuşak, ılık. Bir yaz akşamı gibi inecek Ağır, yeşil dalların ardından rahatlık. Hastalar, kardeşlerim, Biraz daha sabır, biraz daha inat. Kapının arkasında bekleyen ölüm değil, hayat. Kapının arkasında dünya, dünya cıvıl cıvıl Kalkacaksınız yatağınızdan,gideceksiniz. Tuzun, ekmeğin, güneşin tadını yeni baştan keşfedeceksiniz. Sararmak limon gibi, mum gibi erimek, devrilmek kof

okumak için tıklayınız

Behçet Necatigil: “Hayatta olduğuma, Seviniyorum şimdi”

Aile Sağ çıkıp günlük savaştan Evin yolunu tutmuşum Yemek yedik, çocuklarım uyudu İniyor üstüme yavaştan Allah’ın bembeyaz bulutu Kederlerimi unutmuşum. Hayatta olduğuma Seviniyorum şimdi Kavuştum çoluk çocuğuma Koltuğuma uzandım, rahatım Kahvem içime sindi Başladı gecelik saltanatım. Behçet Necatigil Nisan 1943

okumak için tıklayınız

Rıfat Ilgaz: “Biraz daha sabır! Sık dişini! “

BİRAZ DAHA SABIR Gözünü yıldırmasın karakış, Altında sağlama yatağın, Hastanede sıran var. Ne kaldı ki şurada, Ekim, Kasım, derken Aralık Sabrın tükenmezse eğer, Heybelide’sin bahara doğru. Bilirsin can boğazdan gelir, Senin neyine şu bakır mangal, Çıksın çadırcılara… Bilmem işine yarar mı artık, Şu duvardaki palto, Yok işte çalışmaya dermanın! Hele otursun şu barış yerine, Sık

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin aşık olduğu Nahit Hanım’a yazdığı şiir; “Ben gene sana vurgunum” (seslediren: Nükhet Duru)

Eskisi Gibi Seneler sürer her günüm Yalnız gitmekten yorgunum Zannetme sana dargınım Ben gene sana vurgunum Başkalarına gülsem de Senden uzak kalsam da Sevmediğini bilsem de Ben gene sana vurgunum Dağları aşınca başım Geri kaldı her yoldaşım Gel sevgilim gel kardaşım Ben gene sana vurgunum Gönlüm seninkine yardı Aynı şeyleri duyardı Ayaklarımız uyardı Ben gene

okumak için tıklayınız

“Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler”

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben

okumak için tıklayınız

Neyi bildirir sayılar – Nazım Hikmet

NEYİ BİLDİRİR SAYILAR sayılar bebelerin kundakları sayılar tabutları şehirlerin öldürülmüş öldürülebilecek olan sayılar yaklaşan bir şeyleri bildirir sayılar bildirir uzaklaşan bir şeyleri nedir yaklaşan bize bizden uzaklaşan nedir dünya savaşı: I dünya savaşı: II 14’ten 18’e 39’dan 45’e 10 yıl 54 milyon ölü 49 milyon sakat ölülerle sakatların memleketi 103 milyon nüfuslu bir memleket ve

okumak için tıklayınız

Vedat Türkali: Bu gün karanlıkta apansız / Bir çığlık yükseldi memleketten

950’DEN NOTLAR Yüce dağ başları dumanlı dumanlı Irmaklar yorgun ağır İnsanlar yapayalnız Nedir üstümüzdeki bu karanlık bulut Irgatın akşamlara kadar düşündüğü nedir Yabancı bandıralar bayraklar emirler Ne maviliklerde ferahlık ne toprakta güven yurda ölüm tüccarları kurulmuş Bu vatan bu millet bu bayrak Satılmaz diyenden hesap sorulmuş Yollar fabrikalar tarlalar Bir hançer altında amansız Dağ taş

okumak için tıklayınız

Ahmet Telli: Yaşamak bir inat oldu artık, yaşamak bir direnme oldu zulme

GÖÇ Göç oldu bir acıdan öbür acıya oysa sağrısı kurumamıştı atımızın daha dün sürüp gelmiştik buralara bugün göründü yine yolların ucu Devrildi kıl çadırlar seher vakti usulca uyandırıldı çocuklar ve kadınlar bohçası çözülmemiş bir keder gibi gibi düştüler yola Turnalar gitti biz gittik bitmedi peşimizdeki nal sesleri nerde konaklasak tedirgindik kuruyordu ırmaklar ve göller Bir

okumak için tıklayınız