Corona Ne Zaman Girdi? – Dr. Suat Kamil Aksoy

Arkadaşlar yaptığım hesaplara göre bu virüs ülkeye 28 Ocak günü bir kişi olarak girdi ve yayılmaya başladı. Bu tarih benim emekli dilekçemi verdiğim gündü. Virüs ilk canı 15 Mart günü aldı. Bu tarih ise yine benim dilekçemin onaylanması sonucu işten ayrıldığım gündü.
Hesaplarıma göre işten ayrıldığım gün virüs 83 bin kişiye ulaşmıştı. Yani her bin kişiden biri virüs kapmış bunlardan bir kısmı iyileşmişti bile. Ben aslında mart başında son yıllık iznimi almış ve artık iş yeriyle alakamı kesmiştim. Yani virüs henüz ülkede 3000 kişiye bulaştığında ben de büyük oranda eve çekilmiştim. Ancak akşamları barlara gitmeye devam ettim. Martın ilk haftasında virüs yayılarak 18000 kişiye ulaşmıştı. O günden itibaren barlar kapanmamış olsalar bile çok tenhalaşmış idiler. Yani ülkede her beş bin kişiden biri virüsü taşımakta iken ben toplu ortamlara katılmış oldum. Ancak beni kurtaran bir olay vardı. Yine hesaplarıma göre 15 mart günü beş kişinin ölmesi gerekiyordu. Halbuki bir kişi ölmüştü.

O halde 28 ocaktaki ülkeye ilk girişin ardından yeni girişler olmuş olmalıydı. Bunların da sayıca biraz kalabalık olmaları gerekiyordu. Tahmin edeceğiniz üzere bu kalabalık Arabistan dönüşlerindeki kontrolsüzlükle ilgiliydi. Şimdi öğrendiğimiz kadarıyla ülkedeki virüsün ezici çoğunluğu bu ülkeden gelmiş. Yine tahmin edeceğiniz üzere benim takıldığım mekanlar Arabistan’a Mars kadar uzaklar. Dolayısıyla benim çevremde beş bin kişiden değil beş yüz bin kişiden biri bu virüsü taşıyabilirdi. Kadıköy’ün nüfusu ise beş yüz binden azdı. Yani ben pek risk almadan eğlenmeye devam etmiştim.

Şimdi aradan zaman geçtiği için bizler de bazı gerçekleri görebiliyoruz. En başında bilemezdik ancak iki ülke var uzak doğuda. Bunlardan birinin nüfusu 36 diğerinin 65 milyon. salgını durdurduklarında ilkinde 7 ikincisinde 54 can kaybı vardı. Vakıa sayılarının da bunların 100 katı olduğunu düşünebiliriz. Olaya Türkiye açısından bakarsak doğru ve etkili bir müdahale sonucunda bu iki ülke arasında bir sonuç alınmalıydı. Nüfus düzeltmesi yaptığımızda Türkiye’de 20 ile 70 arasında kayıp yaşandığında salgın durmuş olmalıydı.

Yine yavaş yavaş öğrendiğimiz kadarıyla Türkiye aynı bu ülkeler gibi önce Çin sonra da vakıa görülen diğer kaynakları bloke etmişti. Ancak kontrol dışı kalan malum olay Türkiye’nin yazacağı başarı hikayesini bir anda tuzla buz etti. Yine yaptığım kendimden menkul hesaplara göre bu kontrolsüz olay yaşanmasaydı gerçekten can kaybı 40 civarında kalacaktı. İleride bu konu aydınlanacaktır. Kişisel olarak kayıpların yirmiden az olabileceğini de düşünüyorum.

Türkiye aksi durumda büyük faciaya yol açacak olan bu durumu rutin bir alışkanlığı olan filiasyon sayesinde önemli oranda atlattı. Eğer Avrupa ve Amerika gibi bir zaafa sahip olsaydı muhtemelen şu anda Amerika ile değil dünya ile yarışıyor olurdu.

Yine anladığımız kadarıyla Türkiye başarısını önemli oranda Sağlık Bakanı’na borçlu. Bilimsel danışma kurulu sadece çeşitli durumlar için öneriler geliştiriyor. Ancak esas karar Bakan ve ekibi tarafından oluşturuluyor. Tüm veriler ve danışma kurulunun görüşleri bu ekip tarafından değerlendiriliyor.

Türkiye vakıa sayısı bakımından ön sıralarda görünmesine karşın nüfus başına ölüm miktarı bakımından 25. sıralarda. Sıralama bakımından değil nüfus başına can kaybı olarak bakarsak batıya göre kimi örneklerde beş kimi örneklerde on kat daha az kayıpla salgınla başa çıkmış durumda.

Zaman içerisinde salgın yönetiminin aşıdan ve tedaviden çok daha önemli olduğunu öğrenmiş olduk. Yani bu tür olaylarda insanın iradi etkinliğinin sonuçları değiştirme gücü çok yüksek. Ülkeler arasında onlarca katlık farkların tek nedeni budur. Bunu çok önem verilen ekonomiyle karşılaştırmakta yarar var. Bir ülkenin ekonomik açıdan iyi yönetilmesiyle örneğin büyüme oranına en fazla yüzde bir etkide bulunabilirsiniz. Yani büyüme yüzde üç olacakken en fazla yüzde dört yapılabilir. Tersi de geçerlidir. Kötü bile yönetilse ekonomi en fazla yüzde bir daha kötü olur. Halbuki salgın hastalıkta alınan kararlarla ülkeler arasında bin katlık farklar oluşabilmektedir.

Virüsün öldürücülük oranının yüzde bir olduğunu var saymakta idim. New York halkında yapılan antikor taramasında nüfusun yüzde yirmi beşinin hastalığı geçirdiği anlaşılmış. Şu ana kadarki ölümlerle birleştirdiğimizde yine yüzde bir buluyoruz. Ancak öldürücülük bundan biraz daha fazla olmalı. Bilindiği üzere pozitif olmayan corona vakıaları kayda geçmiyor. Yani virüsten ölümler yüzde otuz ila elli oranında resmi açıklamalardan daha fazladır. Daha önce de söylediğim gibi aşısız sürü bağışıklığı düşüncesinin katliamdan farksız olduğu artık netleşti.

Şimdilik bize bu kadar ders yeter.

Dr. Suat Kamil Aksoy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here