“Gerçek insan ilişkileri yataydır, dikey değil; dayanışma vardır.” Eduardo Galeano

Meselesi unutmamak ve unutturmamak olan düşünür Eduardo Galeano, kanser tedavisi gördüğü hastanede, 74 yaşında yaşama veda etti. Verili tarihi olduğu gibi benimsemektense farklı kaynaklardan araştırıp bağlantılar kurarak pek çok zihne ilaç olmuştu.

En önemli meselesi unutmamak ve unutturmamaktı Eduardo Galeano’nun. Verili tarihi olduğu gibi benimsemektense onu irdelemek, farklı kaynaklardan araştırıp bağlantılar kurmak…

“Dünyanın ve çağın vicdanı” olarak anılıyordu. 74 yaşındaki düşünür, akciğer kanseri tedavisi gördüğü Uruguay’ın başkenti Montevideo’daki bir hastanede yaşama veda etti.

“Ben tarihçi değilim. Kitabımın amacı nihayetinde, hiç kimse olamamışların ağzından hiç kimse olamayanları anlatmaktı” demişti, Aynalar kitabıyla ilgili kendisiyle yapılan bir söyleşide.

Kitabın son başlığı Kaybolan Şeyler’de şöyle özetliyordu durumu: “Barış ve adalet haykırarak doğan yirminci yüzyıl, kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı arkasında.

Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmi birinci yüzyıl da önceki yüzyılın izinden gitmekte.

Ben çocukken, dünyada kaybolan her şeyin Ay’a gittiğine inanıyordum.

Ne var ki, Ay’a giden astronotlar orada ne tehlikeli rüyaları, ne tutulmayan vaatleri, ne de kırık umutları buldular.

Eğer bunlar Ay’da değilseler, neredeler o zaman?

Yoksa dünyada kaybolmadılar mı?

Yoksa dünyada saklanıyorlar mı?”

John Berger, Galeano için şunları söylemişti: “Eduardo Galeano yayımlamak, düşmanı yayımlamak gibidir: Yalanların, eşitsizliğin, hepsinden önemlisi de unutkanlığın düşmanını. Suçlarımızı unutturmadığı için ona minnettarız. Onun şefkati yıkıcı, hakikati hiddetli.”

Eleştirilerin odağında yer aldı
Başyapıtı sayılan, 1971’de kaleme aldığı Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Venezüella başkanı Chavez tarafından ABD Başkanı Obama’ya hediye edildiğinde kendisine ne düşündüğü sorulmuş, Galeano da “Aslında, çok cömert bir davranış. Gerçekten de kitap sembolik bir anlam kazandı.

Ama o kitaptan bu yana üslubum çok değişti. Artık çok farklı bir şekilde yazıyorum, tekrara düşmeyi sevmem, ‘no estoy arrepentido’, hiç sevmem, tek bir virgülde dahi” deyince kıyamet kopmuş, pek çok kişi onu döneklikle itham etmişti. Oysa şöyle devam ediyordu Galeano: “Aslında, zenginlikle yoksulluğun, özgürlükle köleliğin birbirine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermesi açısından önemli bir kitaptır. Yani, herhangi türden bir yoksulluk karşısında masum sayılabilecek hiçbir zenginlik yok; aynı şekilde, kölelikle ilgisi olmayan hiçbir özgürlük yok.

Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nın amacı buydu, daha önce ayrı ayrı anlatılan tarihler ve tarihçilerin, ekonomistlerin ve sosyologların kullandıkları kodlanmış anlatımlar arasında bağlantılar kurmaya çalışmaktı. Bu nedenle, herkesin okuyup keyif alabileceği bir türde yazmaya çalıştım. Casa de las Americas Ödülü’nü de bu yüzden alamadı zaten, jüri kitabın ciddi olmadığına hükmetti. O zamanlar solcu entelektüeller bir şeyin ciddi sayılması için sıkıcı olması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden, sıkıcı değilse ciddi de değildi. Daha sonra, talihime bakın ki, askeri diktatörlük kitabı çok ciddi bulup yaktı. Benim en iyi reklamım ve pazarlamam da bu oldu.”

“Tek istediğim, anlatılmayı hak eden hikâyeleri anlatmak”
“Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabından Obama’nın ne öğrenmesini istersiniz?” sorusunuysa şöyle yanıtlamıştı: “Kimseye bir şey öğretmek istemiyorum. Asla. Aslında, Obama ve ABD hükümeti, ya da halkı, ‘liderlik’ sözcüğünü ‘dostluk’ sözcüğüyle değiştirirlerse çok memnun olacağım. Çünkü liderlik, birinin başkaları üstündeki tahakkümünü ifade ediyor. Gerçek insan ilişkileri yataydır, dikey değil; yardımseverlik yerine dayanışma vardır ve başkalarının dayattığı hiçbir sınır ya da sınıf yoktur. Dünyanın kuzeyi, Tanrı onları güneyin öğretmenleri olsun diye yaratmışlar gibi davranıyor ve sürekli sınava çekme halindeler. Mesela, Venezüella demokratik bir ülke mi? Biz karar vereceğiz, çünkü demokrasi öğretmenleri biziz. Bu demokrasi öğretmenleri de askeri diktatörlüğün fabrikaları aslında. Yani ABD, -aslında sadece ABD de değil, bazı Avrupa ülkeleri de- askeri diktatörlük yönetimini tüm dünyaya yayıyorlar. Demokrasi öğretmeye muktedir olduklarını sanıyorlar. Bu yüzden kimseye hiçbir şey öğretmek istemiyorum. Tek istediğim, anlatılmayı hak eden hikâyeleri anlatmak. Hepsi bu.”

En büyük aşkı futboldu
1940’ta Uruguay’ın başkenti Montevideo’da doğan Eduardo Galeano, genç yaşlarından itibaren fabrika işçiliğinden banka memurluğuna kadar çok çeşitli işlerde çalıştı. On dört yaşındayken El Sol dergisi için politik bant karikatürler çiziyordu. Çocukluğundan beri en büyük aşkı futboldu ama spordaki başarısızlığı onun sahaları uzaktan izlemesine yol açtı. (Belki de bu güzel kitapları onun futbolcu olamamasına borçluyuz.) 60’ların başlarında başladığı gazetecilik kariyeri Galeano’nun yazarlık yaşamının da dönüm noktası oldu. Kitaplarındaki akıcı üslubunu, tarih denizinde yüzerken az kelimeyle çok şey anlatabilme becerisini de gazetecilik mesleğine borçlu olduğunu söyler. Neredeyse her ülkenin makus talihi olan askeri darbe 1973’te Uruguay’ı sarstığında, bir süre Arjantin ve İspanya gibi farklı ülkelerde yaşamak zorunda kaldı.

Türkçede Galeano
Ateş Anıları, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Biz Hayır Diyoruz, Tepetaklak, Zamanın Ağızları, Yürüyen Kelimeler, Kucaklaşmanın Kitabı, Gölgede ve Güneşte Futbol, Söz Mezbahası Görüşmeler, Gözlemler, Görünümler Aynalar, Ve Günler Yürümeye Başladı.
(http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/latin-amerikanin-hafizasiydi-galeano-419386)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir