Halkın Sanatçısı ve Savaşçısına Yeni Bir Saldırı Daha – Metin Yoksu

Yılmaz Güney?in kızı Elif Güney Pütün, Ocak 2012?de Doğan Kitap?tan ?Bir Odadan Bir Odaya? adında bir kitap çıkardı. Kitap çıkaran kişi, Güney?in kızı olduğu için kitap hemen dikkat çekti. Özelikle de kitap türünün anı olması ayrı bir merak konusu oldu. Kitabın içeriği ve konusu hakkındaki görüşlerime gelmeden önce kitabın dili hakkında görüş belirtmek isterim. Elif Güney, 15 yaşına kadar Türkiye?de yaşıyor. 1981 yılında ailesiyle birlikte gittiği zorunlu sürgün sonrası Fransa?ya yerleşiyor ve eğitimini tamamlıyor. Psiko-Pedogoji eğitimi alıyor. Almış olduğu bu eğitim kitabın diline fazlasıyla yansımış durumda, çünkü kitabın dilini bir çocuğun ağzından çıkacak cümleler ile oluşturmuş. Bunun da gözlem gücü ve almış olduğu eğitimle alakalı olduğunu düşünüyorum. Küçük bir çocuğun yaşamış olduğu zorluklar en iyi bir çocuğun diliyle anlatılabilir ve Elif Güney?de kitabında bu dili çok iyi kullanmış. Elif Güney, Birsen Can Ünal ve Yılmaz Güney?in birlikteliği sırasında 1966?da doğmuş. Yılmaz Güney, Birsen Can Ünal?dan ayrılması sonrası kitaba konu olacak olay örgüleri sırayla yaşanıyor. ***

Elif Güney kitabında çocukluğunda ailesiz yaşamasının, babasından uzak kalmasının sorgulamasını yapıyor. Ve bunu bir halkın benimsediği, kendi gibi gördüğü sanatçısına ve savaşçısına soruyor olması. Hem belli başlı kaygıları taşır hem de toplumun çeşitli yanlarından farklı tepkiler gelir. Örnek ?solun? bir kesimi objektif yaklaşmadığı zaman ve kişileri kimi zaman putlaştırarak yaklaştığı için olumsuz eleştiriler yapabilir ya da Elif Güney?e kızabilirler. Bunun yanında burjuva kalemşorları Elif Güney?in babasız büyümesinin sebebini Yılmaz Güney?e yükleyebilir. Yaşadığı zorlukları babasına mal edebilirler. Nitekim de öyle oldu. Elif Güney, yaşadığı zorlukları sorgularken Yılmaz Güney?in ?halkın sanatçısı halkın savaşçısı? kimliğinden bağımsız olarak sorguluyor. Onu sadece babası olarak sorguluyor. ?Baba meselesi zordur, ünlü baba meselesi ise daha da zordur. Halkın, kahraman olarak gördüğü bir babaydı o. Halkın kahramanı! Benim babam.?(age s. 13) Devamında ise şunu söylüyor. ?Acaba benim, onun kızı olarak, onu yargılama hakkım var mı? Ona bir kahraman olarak değil de, bir insan olarak bakmaya hakkım var mı??(age s.13) İşte soruyu bize kendisi soruyor. Evet, bence buna fazlasıyla hakkı var. Bu sorgulama esnasında Yılmaz Güney?i sanatından, kavgasından soyutlamadan yapmak daha doğru sonuçlara varmasını sağlayabilirdi. Ama öyle yapmıyor. ?Babam sadece bir put değil, sadece bir poster değil, sadece bir görüntü değil. O, mücadele. O, öfke. O, bağışlama. O, aşk. Hepimiz gibi o etten kemikten bir insan.(abç)?(age s. 16) Evet, Elif Güney?in de dediği gibi Yılmaz Güney ?hepimiz gibi etten kemikten bir insan? onun komünist bir sanatçı olması, ?halkın sanatçısı halkın savaşçısı? olması eleştirilemez anlamına gelmiyor. Eleştiri doğru temelde ve saldırı düzeyinde olmadığı sürece sorun yoktur. Elif Güney, kitap boyunca ?düzenli? bir aile yaşantısı olmaması ve en önemlisi de annesiz ve babasız büyüdüğünden çocukluğu zor dönemlerden geçmiş. Hele ki babanız Yılmaz Güney gibi halkın sevgisini kazanmış, ömrünü hapislerde geçirmiş, işçilerin-emekçilerin özgürlüğü için sınıf mücadelesi yürütmüş, sanatsal yaşamında da dünyaca tanınan bir yönetmen olunca bu zorluk iki katına çıkıyor. Bunun bir olgu olduğunu görmek gerekir. Babasız ya da annesiz büyümenin ne demek olduğunu en iyi yaşayan bilir, diyebiliriz. Kitap içerisinde geçen kuşak çatışmasına geçmeden önce şöyle bir parantez açmayı gerekli görüyorum. Devrimciler 70?li ve 80?li yıllarda şu hataya çok düştüler. Aile yaşamlarını, özel yaşamlarını örgütlemekte çok zorlandıkları bir olgudur. Mücadele içerisinde yer alan herkesin aile devrimden başlar ilkesinden yola çıkarak kaç kişi geçmişte ailesini mücadele içerisine tam olarak katabildi. 70?li, 80?li kuşağın oturup bunu sorgulaması lazımdır. Bugün bu olgu devam ediyor. Yılmaz Güney, ailesini mücadele içerisine ne kadar katabildi? Sorusunu soracak olursak somutunda cevap vermek en doğrusu olacaktır. Bu soruyu ben değil dolaylı olarak Elif Güney?in söylemlerinden yola çıkarak soruyorum. ?Bir ziyaret sırasında Baba bana zaman ayırıyor. Böyle anlar o kadar ender ki? İkimiz birlikte yürüyüşe çıkıyoruz. Büyüyünce ne olacağını soruyor bana. Cevabım hazır: ?Pedagog.? Bana ?Lenin?i okumalısın!? diye karşılık veriyor. Onun Lenin?inden de Marks?ından da bıktım. Hayatta tek önemsediği o ikisi sadece?? (Age s. 87 ) Yılmaz Güney ve Elif Güney arasında geçen ?ender? anlardan biri olan bu konuşma dikkat çekici ve kitap boyunca yaşanan kuşak çatışmasını özetler nitelikte. Öncelikle ender olması gayet doğaldır. Yılmaz Güney, yaşamının on yıl kadarını hapishanelerde geçirmiş. Dört duvar arasında olmadığı zamanlarda ise ya film yapmaktadır. Sürekli bir mücadele içerisindedir. Mücadele içerisinde olması da şu sözleri yeterince anlaşılır kılıyor: ?Sanatsal çabalar, çalışmalar, sınıf mücadelesinden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş savaşının sinemasıdır.?* Yılmaz Güney ?bir kavga adamı? olduğu için uzun yıllar hapiste kaldı. İşte bundan dolayı kızıyla ender zamanlarda bir araya gelebiliyordu. Bunu Elif Güney?e kanıtlama çabasında değilim. Çünkü kitabın sonlarında bu olgunun farkında olduğunu kendisi zaten söylüyor. Bunları tekrar Yılmaz Güney?in ağzından alıntılamamın sebebi ise bu durumu hala kavramayan, kavrasa da onun içini boşaltmak için yıllarca Yılmaz Güney?in sanatı ve mücadelesini birbirinden soyutlamaya çalışan burjuvazi ve onun kalemşorlarınadır. Elif Güney, hayalini babasını anlatınca doğallığında babasından, ailesinden destek bekler. Durup ve soralım birbirimize hangimiz beklemez eminim ki o yaşlarda ki her çocuk ister bunu. Aynı Elif Güney?in, benim ve sizin de bir zamanlar beklediği gibi? Fakat Yılmaz Güney?in vermiş olduğu cevapta da bir anormallik göremeyiz. Çünkü elinde olan dar zamanı iyi kullanma derdinde ve önceliğini M-L klasiklere yön vermesini arzuluyor. O yüzden kızına Lenin?i ya da Komünist Manifesto?yu okumasını öneriyor. Fakat Elif Güney?in beklediği cevap bu değil. O yüzden kızıyor babasına; ?Onun Lenin?inden de Marks?ından da bıktım. Hayatta tek önemsediği o ikisi sadece?(abç)? Fakat kitabın bütünselliğinde baktığımız da düşmanca bir yaklaşım değil bu? Baba ve kızın aralarında yaşanan çatışmaya bir başka örnek: ?Bakışlarındaki hayal kırıklığını fark ediyorum. Tek gördüğüm bu. O başka bir kız hayal ediyor, ben de başka bir baba!?(Age s.88) Elif Güney?in yaşamında sınıfsal mücadeleye bakış açısını bilmiyorum, fakat kitabın 92. sayfasında yazılanlar biraz ipucu niteliğindedir. 12 Eylül askeri darbe ve Elif Güney?in olaya o dönemki bakışı ?Bu dışarı çıkma yasağından ben gayet memnunum. Beni ilgilendiren tek şey, sınavın iptal olması?(age s. 92) bir çocuğun bu bakış açısına sahip olması gayet anlaşılır olabilir. Eğer ki Elif Güney bugün bu bakış açısına ya da buna yakın bir bakış açısı var ise o zaman şu tespiti yapabileceğimi düşünüyorum: Yılmaz Güney ve Elif Güney arasındaki bu kuşak çatışmasının olmasını gayet anlaşılır kılıyor. Elif Güney babasını tam görememenin onunla az şey paylaşmanın zorluğu içerisinde anladığı ve bugün hala aynı şekilde yorumladığı şu sözler babasına olan sevgisini bize de gösterir nitelikte ve neden bu kitabı da yazdığını kanıtlar niteliğindedir. Yılmaz Güney?in erken ölümü karşısındaki sözleri ?Onunla birlikte değildim. Yanında değildim. Ben yokken gitti. Bensiz gitti. Uzun uzun konuşmalıydım onunla. Onu sevdiğimi söylemeliydim.(abç)?(age s. 140) Kitabın sonlarına doğru babasına olan güveni, sevgiyi özetlediği cümleler: ?Ama sensiz ben ne olabilirim ki? Seni tanıdığımdan beri, senin için yaşıyordum. İçimdeki başarma hırsını bana veren sendin?(abç)?(age s. 154) Kitapta Elif Güney?in üzüldüğü ve beklenti içinde olduğu bir durum ise hapishanede babasının ona mektuplar göndermemiş olması çok kısa bir şekilde ondan bahsetmesine biraz üzülüyor. Onun için bir şeyler yaptığını görmek istemiş yıllarca? Ve bu kanıtı yıllar sonra bir tesadüf eseri buluyor. Yılmaz Güney?in ?Canlı Hedef/Kızım İçin? filmi Elif için yapılmış. Bunu da filmdeki kız ile baba arasındaki konuşmalardan çıkarıyor. (age s. 164) Peki, bu kitap çıktı ve burjuva basını, burjuva kalemşorları bu kitaba nasıl yaklaştılar. Onu da kitap içinden örnek vererek açıklayayım. Elif Güney?e onlu yaşlarda birkaç gazeteci bir şekilde ona sorular soruyorlar. Bir soruda ise babasının mektup yazıp yazmadığını soruyorlar. Elif Güney çocuk saflığı içerisinde durum ne ise onu söylüyor. Bir gün sonra haber manşet oluyor ve bu kozu gören burjuvazi Yılmaz Güney?e bu konu üzerinden saldırıya geçiyor. İşte bugünde olan budur. Kitap çıkar çıkmaz burjuva basını ve kalemşorları olaya geçmişte yaşanan mektup olayı gibi yaklaşıyorlar. Kimisi kitabı okumadan rastgele yorum yapmış, okusa da kitapta anlatılmaya çalışılanı görmezlikten gelmiş Yılmaz Güney?e özel yaşamı üzerinden saldırıya geçiyor. Saldırıların en önde gelen örneği ?Çirkin Babalar?** başlığıdır. Yazının içerisinde Öncel Öziçer bakın nasıl bir densizlik yapıyor. ?Yılmaz Güney efsanesinin her zaman çok abartıldığını düşünürdüm.? Ve hızını alamayan ?yazarımız? densizliğine şu cümleler ile devam ediyor ?Kendi evladını sevmeyi beceremeyen bir adam nasıl olur da ülkesini, halkını sever acaba?? Tek tek kimin ne yazdığına cevap vermek yerine bu yazı genel olarak diğer yazarlarında ne türde yazdığını özetler niteliktedir. Bundan dolayı bu densizliklere toptan yanıt vermek en doğru olanıdır. Yıllarca Yılmaz Güney?in sanat yaşamını, kişiliğini, siyasi duruşunu halk gözünde düşüremeyeceğini anlayan burjuvazi, kalemşorlarının yardımıyla Yılmaz Güney?i siyasi yaşamıyla sanat anlayışını ayrı bir şeymiş gibi göstermeye çalıştılar. Ve bugün hem burjuva kalemşorlarının yardımıyla hem de ?sol? adına konuşan grupların da yardımıyla bu kısmi anlamda başarılmış durumdadır. Bu saldırılara, Yılmaz Güney?in sanatıyla mücadelesini ayrıştırmaya çalışanlara en iyi cevabı halkın sanatçısı halkın savaşçısı gerekli cevabı vermiştir. ?Sanatsal çabalar, çalışmalar, sınıf mücadelesinden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş savaşının sinemasıdır.?(abç) Sonuç olarak Elif Güney Pütün?ün yazmış olduğu kitaba her yönüyle bakmak gerektiğini düşünüyorum. Burjuva kalemşorları cımbızla kitabın içinden bir söz alıp bunu evirip çevirip Yılmaz Güney?e bu sözler üzerinden bir kez daha saldırmaya çalıştılar. Kitabın sonlarına doğru yazan şu özeleştiriyi ya da Elif Güney?in babasına olan sevgisini, güvenini yukarıda alıntılar ile verdiğim örnekleri görmemiş olmamaları ise ayrı bir sahtekârlıktır.

Metin Yoksu
09 Mart 2012
(Bu yazı, Güney Dergisi Sayı 60’da yayımlandı.)

(*)İnsan Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney, s. 35
 (**) Öncel Öziçer Sabah Günaydın eki 16.01.2012 http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/ozicer/2012/01/16/cirkin-babalar

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Sibel Öz ve SERÇELER ÖLÜRSE – Adil Okay

Sibel Öz?ün, ?Serçeler Ölürse? adlı öykü kitabı, iki aydır masamın üzerinde sırasını bekliyordu. Elimde, Muzaffer Tansu?nun hapishanede yazdığı ?İki Kıyı...

Kapat