Hayli Yadırgatıcı Bir Roman: Görünmeyen – Selman Büyükaşık

Paul Auster Türkiye?de hayli tanınan, geniş bir okur kitlesi olan, çağdaş Amerikan edebiyatının ünlü (popüler) yazarlarından. Bu yılın başında, düşünce üzerindeki siyasi baskıları gerekçe göstererek Türkiye?ye gelmekten vazgeçince her konuda olduğu gibi Başbakan Erdoğan?ın ona gösterdiği sert tepkiyle gündeme gelen bu ABD?li yazar, okuma grubumuzun da ister istemez gündemine gelmişti. Grubumuz, onun GÖRÜNMEYEN romanını okuma programına almış ama geçen sezonda buna sıra gelmemişti.

1947?de Newark?ta doğan Paul Auster, 12 yaşında başlayan edebiyat ilgisiyle dikkat çeker. İngiliz, Fransız ve İtalyan edebiyatı okuduktan sonra dört yıl Fransa?da kaldı. Fransız yazarlardan çeviriler yaptı, XX.yüzyıl Fransız şiiri üzerine ciddi bir antoloji hazırladı. New York Üçlemesi (1987) yapıtı büyük ilgi gördü. Daha sonra Ay Sarayı, Kehanet Gecesi, Köşeye Kıstırmak, Son Şeyler Ülkesinde, Yükseklik Korkusu, Brooklyn Çılgınlıkları, Yazı Odasında Yolculuklar, Karanlıktaki Adam, Sunset Park ve anı ? roman Yalnızlığın Keşfi gibi yapıtlarıyla hem ABD?de hem Avrupa?da geniş bir hayran kitlesi kazandı. Hemen hemen bütün kitapları Türkkçede yayımlandı.

Kitabın arka kapağında şu açıklama dikkat çekici: ?Görünmeyen, yayımlandığı dönemde (2010) dünya eleştirmenlerinin değerlendirmesinde yılın en iyi kitapları arasına alınmakla kalmadı, yazarın en önemli romanı olarak tanımlandı. Paul Auster bu romanında gerçekle bellek, yazarlıkla kimlik arasındaki belirsiz sınırı irdeleyerek ?ABD?nin en yaratıcı yazarlarından biri? tanımını gerçekten hak ettiğini bir kez daha gösteriyor.?

Romanı bitirdiğimde bu değerlendirmeye bir kez daha göz attım. İtiraz edilemeyecek saptamalar. Teslim etmeliyim ki yazarın geniş bir hayal ve yaratıcılık gücü var. Romanın iç içe olay örgüsü, zekice kurgusu, hele anlatılan ensest ilişkinin sonunda zekice bir dönüşle hasta bir ruhun sanrıları olduğu sonucuna bağlanması hayranlık verici. Fakat şunu da itiraftan çekinmeyeceğim: o ensest cinselliği erotik üsluptan porno sınırlarına dek zorlarken bile o güçlü yazınsal diliyle okuru yerine mıhlıyor. Cesur betimlemeler rahatsız etse de insan elinden bırakamıyor kitabı. Ne tuhaf!

Bugün cinselliğin neredeyse sınırsız denebilecek bir özgürlükle yaşandığını sinemasın-dan biraz olsun fark ettiğimiz Batı dünyası için Görünmeyen?de anlatılan Margot?nun bizi rahatsız eden cesur itirafları, sapkınlığa dek uzanan özgür cinsel yaşamı, Adam Walker?ın ürkütücü ensest düşsel fantezileri belki sıradan cinsel deneyimler, düşler sayılır. Baksanıza dilimize yeni çevrilen ve Türk okurunun bu romana nasıl bir tepki göstereceği merakla beklenen

E. L. James?in ( asıl adı Erica Mitchell) Grinin Elli Tonu romanı 40 milyondan fazla satmış ve 40 dile çevrilmiş. Mazoşizme yakın bir öykünün Sade?cı bir dille aktarılması var romanda.

Görünmeyen, dört bölümden oluşuyor. İç içe geçen biraz da karmaşık olaylar zinciri, sonunda bir polisiye entrikasına dönüşüp çözülür. Karmaşık ama ustaca kurgulanmış ilişkiler ağı içinde insanı zekice irdeleyen gözlemler, ayrıntılar yanında, şaşırtıcı olaylar ve tutumlar var. Edebiyat, özellikle Ortaçağ Avrupa ve Çağdaş İngiliz ?Amerikan Edebiyatı üzerine derinlikli tartışmalar; müzik, sinema, siyaset; güncel iç- dış siyasal olaylar, felsefi göndermelerle roman derinlikli ve ilgiyle okunur kılınmış. Buna kurgu oyunlarını da eklemeliyiz.

Bu genel değerlendirmelerimizi biraz açmak istiyorum:

Romanda hayli kalabalık bir kişi kadrosu var. Bunlar başkarakter Adam Walker?ın yaşamına girişleri oranında sıralanabilir:

Rudolf Born: Devlet politikaları ve uluslararası ilişkiler profesörü. Tutarsız, iki yüzlü, faşist; üstelik gizli servis ajanı, iki tarafa çalışan gaddar bir katil. Yolları kesişen hayalci, şiir- edebiyat tutkunu Adam?a büyük darbe vurur. Oysa daha önce bir edebiyat dergisi çıkarması için onu özendirmiş, ciddi bir parasal katkıda bulunma sözü vermiş, hatta ilk ciddi taksidi bir çekle ödemeye kalkmıştır. Ama o gece yaşananlar bu projeyi engellemiştir.

Margot: Bu da Fransız. 68 ruhunun kadın hareketine feminizm başkaldırısı olarak yansıdığı, özgür cinselliği sınırsız yaşayan, ama kendine göre ilkeleri de olan ayrıksı bir kadın. Born?un sevgilisi iken Adam?la da sevişmekte sakınca görmeyen uçuk biri.

Gwyn Walker: Adamın bir yaş büyük ablası. O da İngiliz edebiyatı okumuş. Yüksek lisans da yapıp hayata yayımcı olarak atılıp mutlu bir evlilik yapacak. Adam?ın saplantı derecesinde sevdiği kişi.

James Freeman (Jim): Romanda sonradan ortaya çıkacak olan Jim, Adam?ın aynı bölümden arkadaşı. Ünlü bir yazar, yayımcı olmuş, mutlu bir evlilik kurmuş, romanın ayrıksı olmayan az sayıdaki kişilerinden. Diğerleri: Born?un çok eskiden tanıdığı, trafik kazası sonucunda bitkisel hayata giren kocasından boşanmasına ikna edip evlenmeyi düşündüğü Helen Juin ve zeki kızı Cecil, Adam?ın yıllar sonra evlendiği kara derili sosyal hizmetler görevlisi Sandra Williams ve ilk kocasından olan kızı, Adam?ı öz baba gören Rebecca, Adama?ın anne-babası ve yedi yaşında gölde boğulan küçük kardeşi (Andy) vd.

KONU: Romanı özetlemek kolay değil. Deneyeceğim: Adam 20 yaşlarında, şair olmak hayalleriyle dolu, dürüst, çok yakışıklı, çok çekingen ama o da ?Hayatta önem verdiği tek şeyin seks olduğunu, seks yapamazsa kendi teninin içine hapsolmanın sıkıntısı ve tekdüzeliği yüzünden kendini öldürebileceğini? düşünen Margot?yla o zaman aynı görüşü paylaşan bir genç. Margot, Born, Adam üçgeni dağılnca Adam birkaç ay sonra yine 1967?de, aynı evi paylaştığı ablası Gwyn?i bırakarak iki üniversite arasındaki eşit program anlaşması kontenjanından Paris?e gider. Orada Margot?la buluşuyor ve yine özgürce cinsellik. Onun Paris?e geldiğini öğrenen Born onu buluyor. Born?un cinayetini geç de olsa polise bildiren Adam?ı bağışlamış görünür. Hatta evlenmeyi düşündüğü Helen Juin ve kızı Cecil?el tanıştırmak ister. Başta bunu reddeden Adam, Born?un ne mal olduğunu aileye anlatmak ve böylece öcünü almak düşünce- siyle, öneriyi kabul eder. Aile onu benimsiyor, hatta Cecil ona aşık oluyor ama o, dürüst bir tutumla kızın duygularını frenlemesine, kendisi de ilgisiz olmadığı halde ama anneye verdiği sözü tutmak için, çalışıyor; kızdan bu anlamdan yararlanmayı düşünmüyor. Anneye Born?un gerçek yüzünü anlatmaya çalışıyor, bir gece beraber yürürken karşılarına çıkan bir yankesici çocuğu gereği yokken bıçaklayıp öldürdüğünü anlatmaya çalışırsa da anne buna inanmak istemez, ertesi gün Cecil öfkeyle Adam?a hakaret eder, yüzüne tükürür. Born?un kurduğu tuzakla Adam Fransa?dan kovulur.

Amerika?ya, okuluna döner. 69?da Londra?ya geçer. Çeviriler yapmakta, şiir yazmak tadır. 1973?te yazdığı son şiiri yakarak ülkesine döner. Hukuk okur, ezilenlerin avukatı olarak yeni bir yaşama başlar. İnsan hakları savunucusu bir aktivisttir. Kendisi gibi aktivist olan Sandra Williams?la evlenir, mutludur, üvey kızını kendi öz kızı gibi sever. Yıllar sonra içinde kalmış o dürtüyle bir roman yazmaya kalkar. Adı, 1967 olacak, üç bölümden oluşacak: ilkba- har, yaz, sonbahar. Ama lösemiye yakalanmıştır, günleri sayılıdır. İlk bölümü (11-67 sayfalar) okul arkadaşı Jim?e yollar, ikinci bölümü yazmakta zorlandığını yazdığı mektupta bildirir. Arkadaşının önerisi ışığında, içses diyebileceğimiz anlatımla bu zor bölümün üstesinden gelme- ye çalışır. Ama bölüm hayli rahatsız edicidir. Üçüncü bölümün ancak notlarını karalayacak zamanı olur. Ölüm haberini alan Jim, annesini de daha önce yitirmiş Rebecaca?yı ziyaret eder, ondan ?Sonbahar için notlar?ı teslim alır. Bunları düzenler. Yayımlama konusunda zaten tereddüttedir, Gwyn?le buluşur, başsağlığı diler, kitaptan söz eder; ikinci bölümün kendisini rahatsız edebileceğinden söz eder. Gwyn, bu konuda Adam?dan aldığı son mektupta da benzer şeyler okuduğunu anımsar ama ne olduğunu pek anlamamıştır. Jim o bölümün fotokopi- sini yollar. Kadın şaşkındır. Walker?ın anlattıklarının çoğu doğru ama o ballandıra ballandıra anlatılan ensest ilişki söz konusu değil. İkisi de şaşkındır. Sonunda kitabın yayımlanmasına, kişilerle yer adlarının çoğunun değiştirilerek yayımlanmasına karar verirler.

Jim, eşiyle yaptığı iş gezisinde Paris?te Cecil?i bulur. Adam?ı konuşurlar. Bunca yıl sonra bile Cecil, ilk aşkı Adam?ın ölüm haberini alınca ağlar. Adam?a yaptıklarından pişman-

dır, onun söylediği gibi Born?nun pek sağlam ayakkabı olmadığını sezen annesi bu evlilikten vazgeçmiş, komadaki eşinden boşanmamıştır. Cecil, son gelişmeleri de anlatır. Born her zaman onlara yardım etmiş, ama güvenilmez bir adam, bir manyaktır. Son olayları sözlü anlata- mayacağın, günlüğüne yazdıklarının bir fotokopisini göndereceğini söyleyerek ayrılırlar. Son bölümde artık bir polisiye gerilimi vardır. Çeçil?in günlüğü başlar (özetle):

Aldığı davet üzerine, kendisinden 20 yaş büyük kocasını da yitirmiş 55 yaşındaki Çecil, Karaiblerdeki minik bir ada devlet olan Quillia?daki Born?u ziyarete gider. Zahmetli bir yolculuktan sonra Born?un Ay Tepesi?ndeki evine varır. Biri erkek (onu havaalanından getiren), iki genç, diğeri yaşlı üç kara derili hizmet etmektedir beyimize. Şişman ama dinç yaşlı- mız iticidir. İki gün kalabilmiştir bu alkoliğin evinde. İlk gece küp gibi içen Born, o günün siyasal olayları ( Cezayir ve Hindiçini, Kore ve Vietman, ABD?nin Latin Amerika?ya müdahalesi, Lumumba ve Allende?ye yapılan suikastlar, Sovyet tanklarının Budapeşte ve Prag?a girişi, Soğuk Savaş? yetmezmiş gibi Arap terörizmi, 11 Eylül, Irak Savaşı, petrol fiyatları, küresel ısınma ve daha birçok konudaki o korkunç faşist öfkesini kusar. ( Bu arada Çeçil?e evlenme teklifi etmiş, Cecil vurgun yemişe dönmüştür. Reddedilen Born, o sarhoş kafayla artık her şeyi itiraf eder. Sonra aldığı tepki üzerine her zamanki gibi U dönüşü yapar. Born yine o sarhoş kafayla Adam?ın Paris?ten yurtdışı edilişini ağzından kaçırır ama yapılan kumpastaki rolünü inkâr eder.. Ardından anılarını yazmak istediğini, bunu ancak kendisinin yardımıyla yapabileceğini söyleyerek kalmasını önerir. Anılarını yazmanın neden bunca önemli olduğu sorulunca adamın gizli servis hesabına çalıştığı ortaya çıkar. Daha sonra romana dönüştürülüp kişilerin adlarının de değiştirilmesi gerektiğini söylerken korkunç içyüzü ortaya çıkar. Cecil bu bu adamın, babasının da katili olduğunu dehşetle anlar. Ama o bunları dolaylı, sözüm ona bir kurmaca olarak tasarladığını söyleyerek reddeder. Cecil, üçüncü günü beklemeden apar topar, kitap dolusu ağır valizini bırakarak döner.

KURGU: Özetini yapmaya çalıştığımız GÖRÜNMEYEN?in kanımca önemli bir özelliği de yazarın ustaca yaptığı kurgu oyunlarıdır. Gerçekle kurmacayı irdeleyen bu oyunlar okunmayı biraz zorlaştırsa da günümüz roman anlayışının okuru avlayan bir tekniği. Dört bölümden oluşan romanın ilk iki bölümü, Adam?ın Yazmaya çalıştığı 1967 adlı romanının İlkbahar ve Yaz bölümleridir. İlk bölüm Adam?ın ağzından benöyküsel anlatımla verilir. İkinci bölüm, kimilerinin ikinci kişili anlatım saydığı ama daha çok, ikinci kişiye seslenen içses biçimindeki anlatım tekniğiyle verilir. Üçüncü bölüm önce yine benöyküsel ama Jim?in ağzından verilir, devamında Sonbahar bölümü. Burada Adam 3.kişili (elöyküsel) anlatıma başvurmuştur. Dördüncü bölümün çoğu Jim?in ağzından, 1.kişili olarak verilir, son sayfalarsa Cecil?in günlük notları olarak kendi ağzından.

Ayrıca yazar, noktalama farkından, üslup farkına kadar birçok ayrıntıya da dikkat etmiştir. Örneğin, Adam Walker?a ait metinlerde konuşma çizgisi kullanılmazken Cecil?in günlüğünden alınan metinde kullanılmış. Sonbahar Notları bölümünde Walker?ın üslubu ile Jim?in düzelttiği bölümün üslubu farklıdır, vb. Bütün bu teknik oyunlar, kuşkusuz romanı renkli kılmış, usta işi bir metne dönüştürmüştür.

Romanla ilgili bunca olumlu yargılarımıza karşın ?Bir roman okudum ve hayatım değişti? diyebileceğimiz bir yapıt mıdır? Birkaç ay önce okuduğum Gece Yarsı Çocukları romanı (Salman Rushdi) aklıma gelince buna ?Evet? diyemiyorum.

Bu satırları yazdıktan sonra nedense Dört Mevsim, Fedakâr Kız, Boş Ev?in de yönet- meni Güney Koreli Kim Ki-Duk?un Yay (Hwal/ The Bow) filmini (2005) anımsadım: Yaşlı adam yedi yaşından beri büyüttüğü/ baktığı kızın reşit olmasını beklemektedir. Zira kız 18 yaşına bastığında onunla evlenecektir. Düğüne birkaç ay kala, tekneye gelen genç konukla kız arasında bir yakınlaşma olur. Adam bunu bir tehdit olarak görür. Kız bir seçim yapmak zorundadır. Diyalogların nerdeyse olmadığı film beni hayli etkilemişti. Yönetmen, insan doğasını ve davranışını sözcüklerle anlatmak yerine göstermeyi tercih etmiş. Roman işte bu sarsıcı fil- mi anımsattı bana nedense. Kuşkusuz öyle ciddi benzerlikler olduğundan değil, birbirini çağrıştıran temalarından.

Ama şunu da ekleyeceğim: Adam Walker, yüzyılı aşkın bir zaman önce Halit Ziya?nın yazdığı Mai ve Siyah romanının yenik kahramanı Ahmet Cemil?i de anımsattı.

Selman Büyükâşık
22 Eylül 2012 İzmir

Hayli Yadırgatıcı Bir Roman: Görünmeyen – Selman Büyükaşık” üzerine bir yorum

  1. ‘Görünmeyen’ çok beğendiğim bir eserdi.Sayın Selman Büyükaşık’ı okunması ve anlatılması zor olan bu romanı anlatan inceleme yazısından dolayı kutlarım.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Gezgin Kitapçımız Selim Sevim – Müslüm Kabadayı

"Antakya'dan kırk beş ileride Yayladağı'ndan on beş beride Beş kalır inildiğinde İşte orası: Kışlak 1943'te Hatay?ın Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak...

Kapat