Sonuncu, Tahsin Yücel?in Son Romanı mı? – Selman Büyükaşık

Roman, adını başkarakter Selami Harici?nin en küçük torunu Lami?nin, dedesinin kitabı Serencam?a gösterdiği, başkalarından çok farklı, tutkulu ilgisinden mi alıyor; sonuncu torunun, dedeyle bütünleşmesini sağlayan ilgisine bir gönderme mi? Ben romanı okurken öyle düşünüyordum, hatta hâlâ öyle düşünüyorum. Ama Tahsin Yücel, öyle demiyor sanki. Sibel Oral?la yaptığı söyleşide Oral?ın ?Son olarak romanın adının neden ?Sonuncu? olduğunu sormak istiyorum.? sorusuna ?Ben bunu düşünmedim ama romanın yazarının yetmiş yedisine ulaşmış olduğunu da unutmamalı.? yanıtını veriyor. Ama ben bu yanıta karşın düşüncemde ısrar ediyorum. Çünkü, Yücel?in bu yanıtında bir ironi, bir muziplik seziyorum.
Ama Sibel Oral?ın ? ?İlk olarak sizi bu romanı yazmaya iten şeyleri merak ediyorum.? sorusuna verdiği yanıtla konuya girmek istiyorum. Bakın ne diyor:
?Hiç kuşkusuz bizi büyük ölçüde çevremiz, çevremizdeki kişiler ve olaylar yönlendiriyor. Ama diyelim ki bir romana girişirken bu kişi ve olayların somut ve dolaysız etkisini pek ayrımsamıyoruz. Burada da böyle: Somut bir etkiden, somut bir esinlenmeden yola çıkmadım.
Ama bu güne kadar Sonuncu konusunda görüş bildiren dostlar yapıtın konusunu ve kişilerini aykırı bulmadıklarına göre, içinde yaşadığımız ortamın böyle kişiler, böyle tutumlar esinlemesinin aykırı olmadığını göstermekte.? Ben bu sözleri hayli doğru ve anlamlı buluyorum.
Roman üzerinde söyleyeceklerimiz var. Önce içeriğinden söz edelim.

Romanın Konusu:
Osmanlı paşası bir babadan kalan bitmez tükenmez servete konmuş Hayrettin Harici?nin oğlu Selami?nin ( ki Fransa?nın Sorbonne Üniversitesi?nde felsefe okumuş, doktorasını orada yaptıktan sonra Türkiye?ye dönmüş.) yaşamı, onun farklı, çok farklı bir kitap yazma çabaları, bu süreçte eşi ve dört çocuğuyla ilişkileri ? Adını daha yazmadan koyduğu bu kitabın (Serencam) sancılı yazılma serüveni ve olağanüstü boyut ve görünüşteki bu tek nüsha kitabın ailede üç kuşakta yarattığı tartışma, değerlendirme?Kardeş- lerinden kendisine miras hakkı seve seve devredilen Serencam?ın değerini anlayan Müşfik?
Onun çocuğu Lami?nin (Selami?nin sonuncu torunu) bu kitapla daha bebekken başlayan an- lamlı ilişkisi, kitabın büyüsüyle zenginleşen, bazen bundan kaynaklanan sorunlarla zenginle-şen evliliği, yaşamı?Kitabın içeriğini ciddi anlamda irdeleyen kişi olması (ama eşinin hakkını da yemeyelim.) ?Günümüz dünyasında kitaba yüzeysel yaklaşımın, onu nesne-leştirmenin ironik ve hayli başarılı eleştirisi?Asuman Büke- Kafaoğlu, Radikal Kitap?taki tanıtım yazısında bunu şöyle açıklıyor:
?T.Yücel, romanlarında çağımızın büyük hastalıklarını dile getirir. Kumru ile Kumru?da kontrolden çıkmış tüketim çılgınlığını; Yalan?da, çürümüşlüğü; Gökdelen?de, betonlaşmaşmayı tam da sıradan ve günlük yaşamları etkileyişleriyle romanlarının merkezine taşır. Yeni romanı Sonuncu?da şekilciliğin uç formlarından birini kitap ve edebiyat dünyasına taşıyor.? Ve yazısının ileriki bölümünde şu çarpıcı saptamada bulunur: ??Roman boyunca tüm detaylarıyla ?Serencam? anlatılır ama okur da bilmez ve anlamaz Serencam?ın içeriğini. Yücel, bununla, çağımızın korkularından birine dikkat çekmeyi başarır: Her şeyin görüntü olduğu bir çağda anlamın hızla tüketilişinin öyküsüdür aynı zamanda anlattığı.?

Semra Karabıyık, Yeni Şafak?ta şu değerlendirmeyi yapıyor: ? Sanat eserinin nesnelleşme sürecini, edebiyatın dış görünüme teslim olmasını T.Yücel son romanı Sonuncu?da etkileyici bir bakış açısı ve kendine özgü üslubuyla anlatıyor.?
Ben bunlara ?mirasyedi, toplumdan neredeyse kopuk, hiçbir maddi kaygısı olmayan Harici ailesinin üç kuşağının insanı kızdıran, biraz kıskandıran o rahat ama içten içe çekişmeli yaşamını da anlatıyor.? saptamasını da ekleyeceğim.

Romanın Kahramanları:
Selami: Hariciyeci Osmanlı paşasının torunu, Hayrettin Harici?nin oğlu. Sorbonne?da felsefe okumuş, doktora yapmış, dedenin yaptığı korkunç servet onu, yaşamak için çalışmak zorunda bırakmıyor.Üniversitede kısa bir asistanlık döneminde tanıştığı meslektaşı Zarife?yle evleniyor.Karısını seviyor sonuna kadar, ama bu beraberlikte özveri, anlayış hep Zarife?ye düşüyor. Temiz, ilkeli bir adam. Dört çocuğu oluyor; üçü erkek, biri kız. İki erkek çocuğundan sonra ikizleri oluyor. Zamanla eşi benzeri olmayan bir kitap yazma tutkusu sarıyor Selami?yi.
Kırkından sonra yazmaya başlıyor. Bu kitabın yazılma süreci romanın neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu kitabı yazma işi, Selami?nin yaşamının tek amacı, anlamı haline geliyor. Evde çocuklarının -gizli, açık- alay konusu bile oluyor.
Kitabı bitirir, onun basım serüveni başlar. Görkemli boyut ve biçimde bir kitap olsun ister. Bin nüsha üzerinden anlaşır yayıncıyla ısrar üzerine; aslında istediği tek bir nüshadır. Bu nüsha görenin çarpılacağı bir görünümdedir. T.Yücel?in deyişiyle bir ?landuha?dır. Selami bu olağanüstü boyut ve biçimdeki nüshasını aldığının ertesi günü ölür.
Selami nasıl bir adam? Evine bağlı, çocuklarına, karısına düşkün, iyi yürekli bir adam. Ama çocukları onun bu kitap saplantısından hep şikayetçi, daha doğrusu babanın,deden kalma mal mülkü bu kitap tutkusu yüzünden elden çıkarmasına öfkeliler. Baba ise bu konuda çok rahat; sanki çocukları, özellikle Müştak?ı, cezalandırmak istemektedir. Zaten babayı en acımasızca eleştiren, hatta suçlayan da Muştak?tır. Babasını Marksistlikle, mülkiyet düşmanlığıyla suçlamaktan çekinmez. Selami gerçekten öyle midir? Doğrusu büyük oğlunu haksız çıkarmayacak ipuçları yok değil:
?Selami, sen delirmişsin!? diye bağırdım. ?böyle en değerli varlıklarını sata sata kendini de çocuklarını da evsiz barksız, beş parasız duruma düşüreceksin sonunda.?
Ama bizimki tınmadı bile, böyle korkunç bir gelecek düşüncesi karşısında ürpermesi beklenirken uzun uzun güldü.
?Daha iyi ya, bizler de adam gibi adamlar oluruz o zaman.? dedi.
Şaşırıp kaldım.
?Sen ne demek istiyorsun?? diye bağırdım.
?Bir süre düşündü ya da düşünür gibi yaptı.
?Evet, Zarife, adam gibi adamlar oluruz o zaman. Neden dersen, zenginlik aklın can düşmanıdır, yakaladığı yerde öldürür. Bana bak, anlarsın: Bu kadar zengin olmasam Serencam?ı çoktan bitirmiş olurdum belki.? dedi.
?Peki, akıllı insanlar zengin olamazlar mı?? diye sordum.

Bir an güldü:
?Olurlar, olurlar elbette. Ama bir kez zengin oldular mı akıl da içinde olmak üzere en değerli niteliklerini yitirirler; zenginlerin yoksulluğu her zaman içimi sızlatmıştır benim.? dedi. (sayfa: 40)
?Salona girer girmez, kapıya en yakın koltuğa attı kendini, derin derin soluk aldı.
?Hepimizin gözü aydın, Harici dedeyi bir günahtan daha kurtardık, biz de onun yalısından kurtulduk çok şükür,? dedi.
Büyük oğlu Müştak çok da haksız sayılmaz, öyle değil mi? Ama hiç de öyle sorumsuz, vurdumduymaz bir adam değil Selami. Kira gelirini çok zaman akıllı, kazançlı alanlara da yatırmıştır.

Zarife: Adının sözcük anlamını çağrıştıracak bir kadın. O da felsefe okumuş. Kocasına hayran?Sonuna dek onu destekler, çocuklarına karşı.( Oysa en çok şikayetçi olması beklenen odur. Kocasının kitabından zaman zaman kuşkuya düşer.) Çocuklarına da çok düşkün olsa da kocasıyla onlar arasında kaldığında çoğu kez tercihini kocasından yana koyar ve babalarına karşı saldırılarını cesaretle göğüsler. Serencam?ın yazılma sürecindeki bütün sancıları Selami?yle birlikte çekmiş, vefalı bir eş. Kocasının ölümünden sonra, Serencam?ın yazılma sürecini oturup yazar ve hazırladığı dosyayı çocuklarının sayısınca ( dört) çoğaltıp evlerine gizlice bırakır. Bence bu, anlamlı bir metafordur.

Müştak: Selami?nin en büyük oğlu. Coğrafya okumuş. Amerika?da, ?Okuyorum.? diye babasına bir yalı sattıracak kadar müsrif ve sorumsuz. Ama kendisini hiç suçlu duymaz, üste- lik babasını sürekli, daha çok arkasından, suçlar; pişkin, itici biri ama çok canlı bir karakter.

Müşerref: Daha silik bir kişilik.Neredeyse bir raslantı sonucu ressam olur. Yaptığı resimlerle de para kazanır. Yani ailenin çalışarak para kazanan tek ferdi.

Müşfika: İkizlerden Müşfika daha da silik ama babaya karşı olanlardan; çıkarcı yani.

Müşfik: Babayı anlayan tek çocuk, duyarlı biri. Babanın kitabını bir bedel karşılığın- da miras alan ve bu yapıtı eşi Nevin?le severek sahiplenen kişi. Kitabın uğur getirdiğine ina-nır karı- koca; çünkü uzun süre çocukları olmayan çiftin kitap eve geldikten sonra çocukları olur. Bu, son torundur, adı da Lami.
Lami: Ailenin üçüncü kuşaktan tanıdığımız torunu. Eşi Canan?la birlikte felsefe okumuştur(Dedesi gibi). Serencam, yaşamlarında önemli bir yer tutar. Başkalarının tersine karı- koca, kitabın içeriğiyle uğraşır. Romanın 3. bölümünde Lami?nin kitapla ilişkisi anlatılır. Anlatıcı da Lami?nin kendisidir. Kitabın sırrını çözmeye adar yaşamını. (Dede Selami de yazmaya adamıştır.) Bu konuda hayli mesafe de alır.

Romanın bu öne çıkan kişileri öfkeleri, mutluluk ve mutsuzlukları, olumlu- olumsuz yanlarıyla canlı, inandırıcı kişiler. Ama toplumdan kopuk yaşayan, tam anlamıyla mirasyedi insanlar. İlginç bir nokta: Selami ve eşi Zarife, Müşfik ve karısı Nevin, Lami ve eşi Canan mutlu, birbirini seven çiftler.
Başkarakter Selami, alışılmışın tersine birbiriyle sondan değil, baştan uyaklı ve Arapça kökenli adlar vermiş çocuklarına: Müştak, Müşerref, Müşfik, Müşfika. Torun Lami?ye gelince: Fransızca ?L?ami? dost demekmiş, yalnızlığa mahkum Serencam?ın da tek dostu, Asuman Büke Kafaoğlu?ya göre. Karşı çıkılması hayli güç bir yorum. Ama bu sözcüğün Arapçadan gelmiş bir ad olduğunu da düşünürsek, anlamı da ?parlayan, parıldayan? olduğunu hatırlarız. Ben her iki anlamın da düşünülebileceği kanısındayım. Lami, zekası ve tutkulu ilgisiyle kitabı aydınlatmaya çalışır vb.
Egemen: Yayıncı. Ben bu adda bir metafor, bir gönderme seziyorum.

SERENCAM:
Baştan sona noktalamasız, dev bir yapıt; bir landuha (T.Yücel öyle diyor.) İlk sözcüğü büyük harfle başlamış, sonunda nokta var. Bu kitap olay akışı içinde en önemli nesnedir; hatta bir canlı varlık, neredeyse bir karakterdir. Sonuncu romanı, onun yazılma, basılma sürecini, tek nüsha halindeki olağanüstü görünümüyle çevresinde yarattığı tuhaf hayranlığı, daha sonra onu devralan Müşfik, ondan devralan Lami?nin bu kitapla ilişkilerini anlatır.
40 yılı aşkın bir sürede yazılan, tek nüsha basımı Maçka?daki bir daireye mal olan bu dev kitap ?Büyük yazarlar tek kitap yazar.? ?Bu kitap senin benim yaşamımın (Bozuk ifade.) değil, yaşamın kitabı olacak.? (Selami) iddiasıyla yazılmıştır. Zaten Serencam?ın yazarı Selami?nin amacını eşi Zarife şöyle açıklar: ?Hayır, o ta gençliğinden beri yeryüzünde bir benzeri daha bulunmayan, özgün bir kitap yazmayı düşünüyordu.?
Bu kitap, yani Serencam bir metafor mu? Kuşkusuz çok şey anlatacak bir metafor. Ama beni ilgilendiren başka bir nokta da kitabın yazılma sürecinde Zarife?nin çektikleri, beklentileri. Onun kimi içdökmelerinden birkaç bölüm aktarayım. Gerisini okur değerlendirsin:

?Öyle ya bizimki en sonunda yapıtını bitirdiği gün yıllardır süregelen yaşamımızın tersine döneceğini ve o günün kesinlikle mutlu bir gün, bir ikinci balayı olacağını düşünmüştüm hep. Özellikle ilk zamanlarda günlerce, belki haftalarca sürecek bir şenliğin, ikinci bir balayı- nın başlangıcı olarak düşlemiştim Selami?nin kitabının bitmesini?(syf:102)
Kitap bittiği anda, nicedir uzak kalınan bir yaşama dönecek; gülecek, eğlenecek; o manastır yaşamından kurtulacaklarını umuyordu Zarife. Yeni, renkli bir yaşama evrilmek şöyle dursun, içini bile rahatlatmaz Selami?yi kitabı bitirmek.
? ?Shakespeare?den Balzac?a, Dante?den Dostoyevski?ye, Montaigne?den Kant?a ve Nietzsche?ye tüm büyük yazarlar tek bir kitap yazmıştır gerçekte.? deyişi geliyordu usuma. Tanrım, keşke ötekiler gibi tek yapıtı parça parça yazmış olsaydı: sevinci de kederi de yapıtlarının sayısına bölünürdü o zaman, bizimki de böylesine sapıtmazdı!? diyordum içimden.? syf:105)

Serencamın sözcük anlamını da verelim: is. Far. ser+encam 1.Bir işin, bir olayın sonu, akıbet. 2.Başa gelen bir durum veya olay.

Zarife?nin yakınması yazarın yazma uğraşısının yakın çevresindeki etkilerine bir göndermedir. Selami, kitabını yazma sürecinde, ki bu 40 yıllık bir süre, yakın çevresinden, toplumdan neredeyse kopuyor.
Serencam roman boyunca anlatılır, irdelenir ama okur pek bir şey anlamaz. Aile birey-leri de, gelip görenler de?Ama her gören biçimine, korkunç büyüklüğüne, eşsiz cildine hayran kalır. Bu anlamlı bir metafor, bir göndermedir. Asuman K. Büke?nin dediği gibi ?Yücel bununla çağımızın korkularından birine dikkat çekmeyi başarır. Her şeyin görüntü olduğu bir çağda anlamın hızla tükenişinin öyküsüdür aynı zamanda anlattığı.?
Yukarıda, ?bu kitap neyin metaforu ?? demiştim. Yaşam felsefesi mi, insanoğlunun kuşaktan kuşağa aktarılan değerleri mi, günümüz sanat-edebiyat anlayışının, medyasının ironik bir eleştirisi mi, bunların hepsi mi? 24718 sayfalık bu dev yapıtın etrafında daha çok şeyler irdelenmektedir.

Dil ve Anlatım:
Sonuncu üç bölüm ve bir ekten oluşuyor. Ama 350 sayfalık romanda 1. bölüm 177 sayfadır; 2. bölüm 48, 3. bölüm 97, ek bölümü 4 sayfadır. 1.bölüm, Selami?nin eşi Zarife?nin; 2.bölüm, Selami-Zarife çiftinin küçük oğlu Müşfik?in; 3.bölüm, Müşfik?in oğlu (Selami?nin sonuncu torunu) Lami?nin; ek bölümü, Lami?nin karısı Canan?ın ağzından veriliyor. Bu da farklı bir tekniğe, özgün bir kurguya yol açıyor.
Yapıtın çarpıcı bir yanı da, kanımca, bu dört anlatıcının farklı üsluplarıdır. Örneğin, birinci bölümün üslubu (Zarife?nin anlatımı) daha sade, cümleler yer yer uzun da olsa daha kolay anlaşılıyorken üçüncü bölümdeki üslup (Lami?nin anlatımı) daha ağır, cümleleri sanki daha bir dikkat istiyor.
Ama romanda cümle kuruluşu, sözcük seçimi, son zamanlarda okuduğum genç yazar- larımızın o karmaşık sözdizimine benzemiyor.Karmaşık, uzun, tıkış tıkış cümleler değil;Türkçeye özgü o yalın ya da sıralı cümle yapısı ağırlıkta. Bu da dilin kıvrak anlatım olanağını ortaya çıkarıyor. Zaten Tahsin Yücel oldum olası Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdandır; arı Türkçeyi yapaylığa düşmeden, sessel uyumu zedelemeden kullanma becerisini gösteren sayılı yazarlarımızdandır. Sıcacık bir üslup, üstelik hayli akıcı, okşayıcı.
Yazı dilinde bile pek kullanılmayan (TDK?nın türettiği) sözcükleri okuru yadırgatmadan kullanma ustalığını gösterir T.Yücel. Romanda ?oluntu, gizlem, belirtke, tümce,yinelemek, tüm, yaşam, edim, us ?? gibi sözcükleri arı Türkçe düşmanı bir okurun dahi yadırgayacağını sanmıyorum. Yalnız, ?okuntu ve gizlem? bana kalırsa yazarın türettiği sözcükler; sözlüklerde bulamadım; gizlem, ?muamma?nın karşılığı olarak üretilmiş, ama ?oluntu? ? Sanırım, ?kurgulanmış olay? gibi bir anlamda kullanmış. ?Belirtke?yi, ?işaret?in Türkçe karşılığı ?im?e tercih etmiş.

Romanda az da olsa bozuk cümlelere rastladım, bunları irdeleyelim:

?Bu kitap senin benim yaşamımın değil, yaşamın kitabı olacak.? Yazardan beklenmeyecek bir dil yanlışı. Doğrusu: Bu kitap benim yaşamımın,senin yaşamının (yada bizim yaşamımızın) değil, yaşamın kitabı olacak.
?Canan beni anlamamakta dayatmak ister gibiydi (syf: 296). T.Yücel, ?ısrar?, ?inat? gibi Arapça kökenli sözcükleri kullanmamak için böyle bir dil yanlışına düşmüş sanırım. Oysa şöyle diyebilirdi:?Canan beni anlamamakta diretir gibiydi.?(vb)

?Biliyorsun,en az önce söyledim düşüncemi, bu kitapta Selami Harici beyin kendi yazdığı tek parça yok bence (syf. 315). Bu cümle baskı sırasında gözden kaçmış bir sözcük düşmesinden kaynaklanıyor anlaşılan. Cümlenin şöyle başlaması gerektiği belli: ?Biliyorsun, daha önce en az ?kere söyledim düşüncemi, ??
50.sayfadaki bir cümlede bir sözcüğün yapılandırılmasını hayli yadırgadım: ??ama maymunluk da olsa çok dolaylı, çok zorlama, hem de çok yararlı bir maymunluktu bizimkininki?? Dilsel kural yönünden yanlış sayılmasa da ciddi bir sessel kakışma, kakafoni var bu ?bizimkininki? sözcüğünde.

Sonuncu romanında dört farklı anlatıcının olması, romana bir özgünlük kattığı gibi farklı usluplara da yol açmış. Bu da yazar adına büyük bir başarıdır.Yazarın başarılı anlatımına, akıcı Türkçe cümle yapısına birkaç örnek vermek istiyorum:

?Selami?nin yazacağı büyük yapıta, Serencam?a gelince, artık çok seyrek olarak, hem de neredeyse gönülsüzce, konuyu ben açtığım zaman söz ediyordu ondan, çoğu kez de ?Şimdilik hazır değilim, ama hazırlanıyorum, kafamın bir yanı sürekli onda, bundan hiç kuşkun olmasın, demekle yetiniyordu.? Uzun bir iç içe bileşik cümle, sıralı ve de devrik. Ama Türkçe sözdizimi; karmaşık, tıkış değil. Akıcı, rahat anlaşılıyor. Türkçeyi iyi bilen, kullanan bir yazarın cümlesi.
Romanın ilk cümlesine bakın:
?Sen bu kitabı ne zaman bitireceksin, orasını bilemem ama ben onun yazılma öyküsünü çok daha önce bitireceğim,?deyip de evlilik yaşamımızda ilk kez Selami?nin tepesini attırdığımda Müştak on dört, Müşerref on iki, ikizler dokuz yaşındaydı, yani bizimki topu topu sekiz yıldır çalışmaktaydı Serencam?ın üzerinde.?
Bu akıcı cümlede Türkçe anlatım gücünü hemen fark ediyoruz. Bu devrik cümlede Türkçe cümle yapısının birçok türü ustaca birleştirilmiş.

Bir örnek daha: ?Lacivert takımını, beyaz gömleğini giyip açık mavi bir kravat takmış, ayaklarında rugan kunduralar,önünde koca bir defter, defterin üstünde bir dolmakalem, o güne kadar Boğaz?a ve karşı kıyılara bakan pencerenin önünde dururken şimdi kapının karşısındaki duvarın dibine çekilmiş olan çalışma masasının başında, gözleri duvara dikili, kımıldamadan oturuyordu öyle, görenler bir düğüne ya da şölene gitmek üzere hazırlanmış olduğunu düşünebilirdi. Ama ben onu bu durumda görünce hiçbir şey düşünemez oldum.? (sayfa:18)

Paragraf iki cümleden oluşuyor. Birinci cümle sıralı ağırlıklı karma bir cümle. Sıralanan cümlelerin bir kısmı eksiltili. Tekdüze olmayan, hayli kıvrak ve akıcı bir anlatım.

Ek bölümünden anlamlı bulduğum son iki paragrafı alıyorum:
?Kimi zaman buna gülmek geliyordu içimden; dedenin seçimi gibi torunun seçimini de hem gülünç hem aykırı buluyordum. Ama hemen arkasından gece gündüz demeden kaynak araştırmalarına gömüldüğümüz günlerden kalan kimi sözler geliyordu usuma, belki de haksızlık ettiğimi düşünüyordum. Öyle sanıyorum ki Selami bey, okurunu yitirilmiş bir cennette dolaştırmak için yazmıştı Serencam?ı. Yazar ve kitap adlarına, çağının en ünlü yazarlarının bile doğru dürüst kullanamadığı noktalama belirtkelerine takılmadan, kafalarını bile değil, yalnızca gözlerini ve kulaklarını sanatın sanat, yazının yazın olduğu bir dönemin uyumlu sesleriyle doldursunlar istemişti. Bu amaçla seçmiş, çevirmiş, düzenlemiş, bunu da, anladığı-mız kadarıyla, kendine, yalnızca kendine özgü bir tasarım uyarınca yapmıştı. Şu bildiğimiz ortamda bu düzeni, bu biçemi, bu derinliği hangi romanda, hangi denemecide bulabilirdiniz ki?
Selami Harici kitabına son noktayı koymuştu hiç değilse, ama Lami Harici her geçen gün öyle zayıflıyordu ki kitabın öbür ucundan çıkabilecek miydi, çıkarsa ne zaman, nasıl çıkacaktı? Bilmiyordum doğrusu. Bilmek de istemiyordum. (sayfa:330)

Yapıtta en çarpıcı üslup baştan sona dek o ince ince işlenmiş ironidir. Her sayfada okuru düşündürürken gülümsetiyor bu derin ironi. Rasgele bir örnek:
?Hayır Selami,saçmalamıyorum, seninle dalga da geçmiyorum, ama bu yolu beğenmedinse başka bir yol önereyim sana, en ünlü romancılarımızın en sık başvurdukları yolu,? dedim: ?son birkaç yılda Avrupa ülkelerinde başarı kazanmış üç dört romanı okuyup başlıca kişilerini, oluntularını ve izleklerini inceleyip içlerinde en sevdiklerini ayır, bunları küçük değişiklerle yeniden kurgulayarak dört beş yüz sayfalık bir roman ya da deneme oluştur, iki üç hafta içinde Türkiye?nin en saygın ve en çok okunan yazarı oluverirsin, sen de rahat edersin biz de (rahat ederiz SB)? (syf: 29)

Sözün özü: Zor ve usta işi bir roman.Yazının başlığını ?SONUNCU, TAHSİN YÜCEL?İN SON ROMANI MI?? koydum. Son romanı olmamasını yürekten diliyorum.

Yazan: Selman Büyükaşık
Haziran 2010 /İzmir

Kitabın Künyesi
Sonuncu
Tahsin Yücel
Can Yayınları
Nisan 2010
344 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Öç Günlüğü / Kan Yerde Kalmaz (2. Kitap) – Forrest Carter

İç Savaş'ın yerle bir ettiği dünyada yapayalnız, umarsız kalan insanların yaşam mücadelesini destansı bir anlatımla gözler önüne seriyor Forrest Carter....

Kapat