Heinrich von Ofterdingen içerdiği semboller, temalar, şiirler ve dilsel yetkinliğiyle Romantizmin manifestosudur.

?Ruhun akustiği? ifadesiyle özetlediği yarım kalmış romanı Heinrich von Ofterdingen?de genç bir adamın duygusal ve düşünsel uyanışını anlatıyor Novalis. Romanının konusunu ortaçağ belgelerini okuyarak, yani tarih araştırmalarından aldığı, ortaçağın ozanlar yarışması geleneğinden ve ozan Heinrich von Ofterdingen?in hayat hikâyesinden esinlendiği söylenir. Ama sadece esinlenme… Novalis, ozanın gerçek kişiliğine ve yaşadığı döneme bağlı kalmıyor. Aslında herhangi bir zaman dilimiyle kesin bir bağlantısı yok; hayal gücünün büyüsüyle tüm çağları ve dünyaları bağdaştırmak, mucizeleri yok ederek her şey mucizeye çevirmek istiyor.?Gerçek olaylar ve rüyalar, girift biçimde iç içe geçerek geçmiş şimdiki zaman ve gelecek, Novalis?in romantik üçlü diye tanımladığı biçimde birbirine bağlanırken? yazarın dünya görüşünü, Romantizmin sanata ve hayata bakışını ortaya koyuyor. Heinrich von Ofterdingen içerdiği semboller, temalar, şiirler ve dilsel yetkinliğiyle Romantizmin manifestosu olarak adlandırabileceğimiz bir eser.

Ortaçağların Almanyası?nda geçen hikâye, anne ve babasının sevgisiyle büyüyen yirmi bir yaşındaki Heinrich?in görüğü bir rüyayla başlar. Geniş bir zaman ve coğrafyaya yayılan rüyanın hülasası, delikanlıda tuhaf hisler uyandıran mavi bir çiçektir ve Heinrich?in artık en büyük arzusu bu çiçeğe kavuşmaktır. Oğlunu bu hülyalı ruh halinden kurtarmak isteyen annesi, onu kendi büyüdüğü pırıltılı Augsburg kentine götürmeyi planlar. Yaşadığı şehrin yakın çevresinden başka bir yer tanımayan, dünyayı sadece anlatılan hikâyelerden bilen, henüz yeterince kitap okumayan Heinrich bu yolculukla yetişkinliğe ilk adımını atacaktır.

Birlikte seyehat ettiği diğer yolcular ve yolculukta karşılaştıkları insanlarla yaptığı konuşmalar sayesinde ruhu coşkuyla dolan, aşka, sevgiye ve şiire özlem duyan delikanlı, dedesinin evine ulaştığı ilk gece aradığına kavuşur. Bir gecede âşık olduğu Mathilde?in babası Klingsohr, dönemin en ünlü şairlerinden biridir ve müstakbel damadını hemen himayesine alır, Heinrich?i şiir sanatının incelikleri konusunda eğitir. Romanın birinci kısmı Klingsohr?un anlattığı -romanın birinci ve ikinci bölümleri arasında geçişi sağlayan- bir masal ile son bulur.

Novalis (1772-1801), kısacık ömrüne sığdırdığı büyük eserleriyle Alman romantizminin en önemli temsilcilerindendir.

Roman, ?Bekleyiş? ve ?Gerçekleşme? başlıklı iki bölümden oluşuyor. Ancak 120 sayfalık ilk bölüme karşılık -tamamlanamayan- ikinci bölüm sadece 17 sayfa uzunluğunda. Heinrich von Ofterdingen?in yayımlanmasını sağlayan Ludwig Tieck?in -kitabın sonuna eklediği- ?Romanın Devamı Hakkında Açıklama?sından öğrendiğimize göre, romanın özgünlüğü ve büyük gayesi ikinci kısımda daha iyi anlaşılacaktı. Çünkü Novalis birinci kısımda sezinlettiği olayların ikinci kısımda çözülerek gerçekleşmesini planlamıştı. Tieck, söz konusu özgünlüğü ve büyük gayeyi kanıtlamak arzusuyla -Novalis?le yaptığı konuşmalardan ve onun geride bıraktığı yazılarından çıkartabildikleriyle- romanın ikinci kısmının planını ve içeriğini anlatmaya ve açıklamaya çalışmış. Novalis yaşasaydı roman bu yönde mi ilerlerdi ya da yazmaktan vaz mı geçerdi, elbette bilemeyiz. Ancak romandan bağımsız olarak düşündüğümüzde, Tieck?in açıklamasının da romantik düşüncenin sanata yansıması açısından güzel bir örnek olduğunu söyleyebilirim.

Romantik arayış
Aydınlanma döneminin yarattığı hayal kırıklığına bir tepki olarak doğan Romantizm en iyi karşılığını Almanya?da bulmuştu. Aralarında Novalis?in de bulunduğu bir grup genç Romantik, Jena?da bir araya gelerek Aydınlanma?nın rasyonel aklın üstünlüğü fikrinin yerine bireyin bilinçlenmesi fikrini koyarak Almanya?da yeni bir akımın öncüsü oldular. Savundukları bilinçlenme, bilinçaltını, sezgi ve duyguları da kapsayan, daha doğrusu bunları aklın önüne koyan bir bilinçlenme biçimiydi. Bu bilincin en iyi ifade edileceği yer ise sanat ve edebiyat, özellikle de şiirdi. Alman ?Oluşum? romanının önemli örneklerinden olan Heinrich von Ofterdingen?de Heinrich?in birey olarak olgunlaşması aşk ve şiir sayesinde gerçekleşir. Bu tam da yeni bir ?Altın Çağ? arayışının ifadesidir.

İlk bölümde Heinrich?in kısa ama etkileri yoğun ilk seyahatine tanık olmuştuk. Tieck, asıl seyahatlerin tamamlanmayan ikinci bölümde planlandığını, Heinrich?in İtaya?ya, Yunanistan?a, Doğu?ya yapacağı ziyaretlerle Novalis?in temalarının vurgulanacağını söylüyor. Aydınlanmanın yol açtığı yabancılaşmadan zarar görmeyen, aşkın ve şiirin birbirinden kopmadığı büyülü bir Doğu fikri romantik edebiyatı beslemiştir. Novalis de Doğu ile Batı?yı birleştirmek, farklı düşünce ve inançların sevgi sayesinde bütünleşeceği mesajını veriyor.

Kitabın başında Prof. Dr. Gürsel Aytaç?ın ve çevirmen Dr. İclal Cankorel?in Novalis ve eseri hakkında kapsamlı yazıları Romantizmi ve bu akım içerisinde Novalis?in yerini ortaya koymaları açısından övgüye değer.

Ansızın kabaran ve hızla değişen duygu ve düşüncelere ağırlık veren, birbirlerine şarkılar, şiirler, masallar okunan saf ve temiz insan tipleriyle dolu, bir romanın günümüz roman okuma alışkanlığı içerisinde kavranması ve zevk alması kolay olmayabilir. Buna karşılık söz konusu duygu ve düşüncelerin ifade edilişindeki sanatkârlık okura çekici gelecektir Novalis?in dil ve üslubunu örneklemek amacıyla bir iki alıntı yapmak istiyorum:

?Aşk dilsizdir, sadece şiir onun adına konuşabilir. Veya farklı bir deyişle, aşkın kendisi de tabiatın şiirinden başka bir şey değildir.?

?En gerçek savaş, din uğruna verilenidir. Çünkü o, doğrudan insanlığın batışına sebep olur, burada insanların çılgınlığı tüm açıklığıyla gözükür.?

?Vicdan, insanın ışık saçan en asil varlığıdır, semavi ilk insandır. Genel sözlerle anlatılamaz, tek tek erdemlerden oluşmamıştır. TEK bir erdem vardır: Karar anında seçim yapan, son sözü söyleyen saf ve ciddi irade…?

A. ÖMER TÜRKEŞ
(25.07.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)

Heinrich von Ofterdingen
Novalis
Çeviren: İclal Cankorel
Doğu Batı Yayınları
2014, 175 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Makaleler
Faulkner?da Zaman: Ses ve Öfke – Jean-Paul Sartre

Ses ve Öfke?nin okuru ilkin yazış tekniğinin tuhaflığı karşısında şaşırır. Faulkner niçin hikâyesinin zamanını parçalamıştır ve parçaları dağıtıp birbirine karıştırmıştır?...

Kapat