İnsan Doğası Tartışmaları: Mıchel Foucault ve Noam Chomsky – Esra Ay

BGST yayınlarından çıkan İNSAN DOĞASI: İKTİDARA KARŞI ADALET adlı kitap iki büyük düşünce adamının farklı birkaç konuda yaptığı sohbet havasında geçen tartışmaları içermektedir. Bu konulardan en çekişmeli geçenlerden biri de insan doğası kavramı ile ilgili olanıdır. Kitap ikili arasında geçen tartışmanın kaydı niteliğindedir. Ancak tartışma esnasındaki kısıtlı zaman sorunu nedeniyle düşünürler birçok argümanı derinlemesine izah edememişlerdir. Bu yazıda Chomsky ve Foucault?un verdikleri kısa ve öz cevaplardan hareketle insan doğasına ilişkin fikirlerinin dayanak noktalarını saptamaya çalıştım.

İşe tartışma esnasında zaman kısıtından en çok müzdarip olduğunu düşündüğüm Foucault?u incelemekle başlamayı tercih ediyorum. Ancak öncelikle kısaca tartışmanın taraflarının ortaya attığı argümanlara değinelim. Chomsky?ye göre insan doğuştan gelen bir kapasiteye sahiptir. Çünkü çocuk kendisine sunulan az ve sınırlı veriyle derin ve karmaşık bilgilere ulaşabilmektedir. Chomsky bu yöndeki argümanını dilbilimden hareketle açıklama yoluna gitmiştir. İnsanın duyduğu dilin hangi dil olduğu ve kısıtlı veriyle karmaşık bilgiye ulaşma yolunda katettiği hızlı mesafeyi içgüdüsel bilgi yoluyla açıklamıştır. Foucault ise doğuştan gelen bir insan doğası olduğu fikrine sıcak bakmamaktır. Ona göre bilim dünyasında insana dair ulaşılan bilgilere onun doğuştan gelen doğası incelenerek ulaşılmamıştır.

Foucault, insanı ve insan doğasını temel alan ( buna antropolojizm der) argümanlara karşı tepkisel bir tavır takınır. Bunda bilginin kaynağına karşı şüpheci yaklaşımın etkili olduğunu düşünüyorum. Foucault?ya göre her çağ, bilimsel söylemi mümkün kılan bir bilgi ?parmaklığı? ile karakterize olur. Foucault bunu ?epistem? (bilgi) olarak adlandırır. Epistem bir çağın neleri düşünüp, neleri düşünemeyeceğini belirler. (İnsan Doğası: İktidara Karşı Adalet s. 23 dipnot) Foucaulta göre bilimsel ilerlemede zikzaklar vardır bazı konular görmezden gelinebilir bazılarının üzerine gidelebilir veya bilgi dönüştürülebilir. İnsan doğasının ne olduğuna ilişkin tespitlerin episteme bağlı olarak ortaya konulduğunu, bizzat insanı inceleyerek ortaya konulmadığını savunur.

İnsan deneyiminin insan doğasına atıfla açıklanmasına karşı çıkan Foucault , öznel deneyim biçimlerinin verili bir insan doğasının teorik olarak belirlenmiş evrensel yapılarından yola çıkarak açıklanamayacağını; çünkü bu deneyim biçimlerinin tarih içinde belli ihtiyaçlara cevap vermek üzere kurulduğunu ve bu anlamda tekil olduğunu savunuyor. Yıne bu yüzden öznel deneyim biçimlerinin kendi tekil tarihleri içinde spesifik olarak incelenmesi gerekiyor. ( Özne ve İktidar M. Foucault) Bu görüşlerini şöyle dile getiriyor; ? Ben bilimi mümkün kılan düzenlilik ve kısıtlama sisteminin insan zihninden başka bir yerde, hatta onun dışında, toplumsal biçimlerde, üretim ilişkilerinde, sınıf mücadelelerinde vs. bulunup bulunamayacağını bilmek istiyorum. Mesela deliliğin Batı?da belli bir tarihte bir bilimsel araştırma nesnesi ve bir bilgi nesnesi haline gelmesi, bana belli bir ekonomik ve toplumsal durumla bağlantılıymış gibi geliyor. ? kısaca Foucault?ya göre insanın özü bilgi, iktidar ve etik ekseni arasında kurulan deneyimlerle oluşur. Özü oluşturan bu deneyimler tarihsel olarak kurulmuştur. Sınırları aşılmaz değildir. Bu nedenle bireysellik ve kimlik dönüştürülebilir. Foucault?ya göre öznesi olarak tanıtıldığımız deneyimlerin kurulmasını gerçekleştiren söylemsel ve söylemsel olmayan pratiklerin merkezinde bir iktidar alanı var. Ona göre bilgi ve iktidar ayrılmaz ikilidir. Bu nedenle bilgi yansız değildir. ( Özne ve İktidar, M. Foucault) Kelimeler ve Şeyler adlı kitabında şöyle der: ?İnsan 18. Yüzyıl dolaylarında ortaya çıkmış epistemeleri düzeyindeki dönüşümlerden icat edilmiştir.?
Bir dilbilimci olan Noam Chomsky ise insanın doğuştan gelen yaratıcı kapasitesini çocukların dil öğrenme yetisiyle açıklar. Aklın bilişsel mimarisi üzerine şemalar geliştirmiştir. Chomsky görüşlerini şöyle dile getirmiştir; ? ben bir bilimsel yaratım ediminin iki olguya bağlı olduğunu düşünüyorum. Birincisi zihni bünyevi bir özelliğine ikincisi ise mevcut bazı toplumsal ve düşünsel koşullara. Bana kalırsa mesele bunların hangisini incelememiz gerektiği meselesi değil, bu etkenlerin neler olduğunu öğrendiğimizde ve bu sayede nasıl birbirleriyle belli bir biçimde etkileşime girdiklerini açıklayabildiğimizde bilimsel keşfi ve keza her türlü keşfi anlayabiliriz, demek daha doğru olur.? Chomsky Foucault?un tersine insan zekâsının temel özelliklerinin değişmediğini savunur. Ona göre yalnızca edinilmiş bilgi düzeyi değişir. Chomsky yaratıcı çalışmalar ve araştırmalar yapılması için insandaki yaratıcı kapasiteyi baskılayan unsurların ortadan kalması gerektiğini savunur. Foucault ise mevcut sistemin sunduğu sınırlı verilerle tanımlanan insan doğası kavramı üzerinde temellenecek bir mücadeleye şüpheyle yaklaşmaktadır.

Foucault insan doğasını determinist bir yaklaşımla ele almıştır. Ben bunun sosyalist insan doğası anlayışına daha yakın olduğunu düşünüyorum. Karl Marx Felsefenin Sefaleti adlı eserinde ?…bireyler nasıl yaşıyorlarsa öyledirler. Bundan ötürü, bireylerin ne olduğu onların ortaya çıkışının maddi koşullarına bağlıdır? der. Marks’a göre insan tarihle beraber değişir; kendini geliştirir; kendini dönüştürür; tarihin bir ürünüdür; kendi tarihini kendi yaptığı için, kendisi kendisinin ürünüdür. Foucault Marksizmin özne anlayışını her ne kadar topa tutmuş olsa da insan doğası konusunda temelde çok da farklı anlayışa sahip olduklarını düşünmüyorum. En azından sonradan oluştuğu konusunda hemfikir. Foucault konuya Marxtan farklı olarak sınıf eksenli bakmaktan çokiktidar ilişkileri bağlamında ele almıştır.

Esra Ay

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Makaleler
Gizli özne olarak soykırım – Karin Karakaşlı

Karin Karakaşlı yazdı: Gizli özne olarak soykırım Karin Karakaşlı, Agos?taki köşesinde Ayşe Kulin?in Ermeni Soykırımı?yla ilgili olarak sarf ettiği skandal...

Kapat