İnzivaya Övgünün Gericiliği: Yedinci Gün – Nevzat Evrim Önal

Altıncı kitabı Yedinci Gün geçtiğimiz aylarda yayınlanan İhsan Oktay Anar?ın eserleri hakkında çok miktarda eleştiri ve inceleme yazıldı. Bu doğal; zira hayli sıra dışı bir biçeme sahip olan Anar, Türkiye edebiyatının ?çok satan? kitaplar üreten yazarlarından biri. Ne var ki; Anar?ın eserlerinin bol miktarda inceleniyor ve eleştiriliyor olması, bu inceleme ve eleştirinin nitelikli bir biçimde yapılıyor olmasını sağlamıyor. Aksine, bu incelemeler hemen her zaman yazarın dili kullanma yeteneği ve kelime dağarcığının genişliğine odaklanıyor; böylelikle düşünsel içerik göz ardı ediliyor.

Aslında bu da doğal, zira Anar?ın eserleri postmodern estetiğin ?biçim özden önemlidir? düsturunun canlı birer örneği niteliğindeler. Eski Türkçenin kıvrak bir kullanımına dayalı dil oyunları, ana hikâyeye ?masal masal içinde? tarzında eklenen öykücukler ve başta semavi dinler olmak üzere tüm metafizik söylencelere yapılan irili ufaklı göndermeler ortaya görkemli bir biçim çıkartıyor ve nitelikli okur dahi çoğunlukla eserin bu ?büyülü? yanına kapılıyor. Ne var ki; eğer estetiğin kendinde bir şey olmadığını, yani tabiri caizse sanat için sanat yapılmayacağını düşünüyorsak, Anar?ın eserlerinin hangi düşünceler üzerine temelleniyor olduğunu da incelememiz ve eleştirmemiz gerekiyor.

Ben, bunu yapabilmek için, Anar?ın romanlarındaki karakterleri incelemenin ön açıcı olacağını düşünüyorum. Sonuçta karakterler, yazarın düşüncesini okura aktarmak için kullandığı kişilerdir ve postmodern de olsa bir romanın en önemli unsuru, karakterlerin nitelikleri ve yaşadıkları karşısındaki dönüşümleridir. Bu çerçevede, romanlarına kendisini de bir karakter olarak ekleyen ?Uzun İhsarî?ın yarattığı karakterleri biraz inceleyerek, eserlerinin düşünsel özüne dair kimi saptamalar da yapabiliriz.

Anar?ın karakterleri arasında çarpıcı bir ikilik vardır. Bir yanda dünyevi olandan tasavvufi biçimde uzaklaşıp kendi içine dönen, böylelikle ?eren? ana karakter yer  alır; bu kişinin erme yolculuğu da romanın izleğini oluşturur. Diğer yanda ise dünyevi iktidar ve maddi çıkarlar peşinde koşan kötü karakter vardır ve bu ikili (Puslu Kıtalar. Atlası?nda Bünyamin ile Ebrehe, Suskunlar?da Eflatun ile Pereveli Hacı İskender…) arasındaki ilişki romanın düşünsel içeriğini şekillendirir.

Bu karakterler çok karmaşık öykülere sahip olabilirler, ancak fikirleri ve edimleri üzerinden birbirleriyle kurulan ilişki, siyah ile beyazın ilişkisidir. Anar?ın düalist düşünsel çerçevesinde iktidar sahibi olmak ya da olmaya çalışmak kötüdür; başkalarını dönüştürmeye, onları kendi fikirlerine ikna etmeye çalışmak kötüdür; amaçlı olmak dahi, kendinde kötü olarak damgalanmamakla beraber,kötülerin bir özelliğidir. Öyle ki, ana karakterler çoğunlukla roman boyunca oradan oraya sürüklenip çile çeker, sahip oldukları tüm dünyevi bağları kaybeder ve böylelikle ererler. Aynı mesele, metafizikle kurulan ilişkide de kendisini gösterir: Kö¬tüler için doğaüstü edimler, doğal edimler kadar planlı ve çıkar amaçlıdır. İyilerin metafizikle olan ilişkisi ise mistiğe önce nail, akabinde de teslim olma şeklindedir.

Kanımca, metafizik temaların kategorik olarak gerici olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak, bilgeliğin içe dönüşte ve inzivada bulunacağını söyleyen tüm düşünceler gericidir; zira insan kendinde bir şey değildir ve anlamak ile dönüştürmek arasında Anar?ın iddia ettiği gibi karşıtlık değil diyalektik bir bağ Vardır. İnsan kendisini ancak başka insanlara ve evrenin tamamına referansla anlayabilir; anlama da dönüştürmeyi beraberinde getirir, çünkü insan kendisini ne başka insanlardan, ne de evrenden soyutlayabilir ve her edimi ister istemez dönüştürücüdür. Dolayısıyla, her dışa dönük hamle aydınlanmacı olmamakla beraber; aydınlanma zorunlu olarak insanın kendini aşan, dışa dönük ve dönüştürücü eylemliliğin ürünüdür. İçe dönüş ve eylemsizlik ise aydınlanmadan kaçıştır. Anar?ın eserlerinin inzivayı ve eylemsizliği alkışlayan düşünsel özü, bu nedenle gericidir.

Nevzat Evrim Önal
(SoL Kitap Eki, 13 Kasım 2012)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Düşünen Adam Heykeli neden akıl hastanesinin bahçesinde? Ve hikayesi…

"Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi?nin bahçesinde o heykeli bilirsiniz. Bir taşın üzerinde oturan, eli çenesinde düşünen bir adam heykeli......

Kapat