“Kanatsız Nasıl” Hakkında – Hüseyin Ozan Uyumlu

Kitabı okuduktan sonra edebiyatta hangi öykü türleri olduğuna bir bakayım dedima değerlendirmesi. İki öykü türü çıktı karşıma: Olay öyküsü ve durum (kesit) öyküsü. Bu türlerin özelliklerine baktım ve gördüm ki; Şaban Öztürk?ün yazdığı öyküler her iki türün özelliklerini de barındırıyor içinde. Daha çok olay öyküsüne yaklaşmakla birlikte öykülerin kısa sürmesi sebebiyle kişi, zaman ve yer öğesinin tam olarak oturtulması zorlaşıyor. Düğüm bölümünde merak öğesini doğurması açısından olay öyküsüne yaklaşan Şaban Öztürk, kişisel ve sosyal düşünceleri, duygu ve hayalleri ön plana çıkarması ile de durum öyküsünü uygulamış gibi. Ancak tüm bu görüşler yazarın düşüncelerine uymayabilir. Çünkü yazar tam da varolanı reddetmeye ya da görmezden gelmeye, başka bir deyişle yeni bir şey üretmeye soyunmuş olabilir. O zaman da kısayoğun öykülerin daha önce kimse tarafından yazılıp yazılmadığını araştırmak, eğer yazılmamışsa bu durum ?Kanatsız Nasıl?ın, türün ilk örneği olma özelliği taşıyacağından dolayı Şaban Öztürk?ü ayrıca tebrik etmek gerekir.

Aslında Şaban Öztürk?ün yazdıklarına ?duyguyoğun? öyküler de diyebiliriz ?kısayoğun? yerine. Sayfalarca okuduğum diğer öykü türlerinde bu denli duyguya erişmemiştim. Oysa bu duyguyoğun öyküler oldukça çok etkiledi beni. Özellikle ?Boya?, ?Sakal?, ?Doğadan?, ?Sefertası? ve ?Lunapark? çok duygulu olduğu kadar akılcı, diyalektik örgüye sahip ve etkileyiciydi. Lunaparktan çıkmak istemeyen hırsızlar, suç işlemekten korkan sokakçocukları, yalnızca resim dersinde el kaldıran boyacıçocuklarda diyalektiği, hayatın gerçekliğini, acılığını ve komikliğini anlattı bana. Kısacık öykülerde öne çıkan bulgu ve gözlemler belli ki dikkatli, duyarlı ve derin bir yaşamın sonucuydu. Öykülerde çocuklardan köpeklere, hırsızlardan işçilere, engellilerden ölülere, yaşlılardan aşıklara birçok farklı tipleme vardı.

Yazar, öykülerde sesin dilini etkili bir şekilde kullanmış. Bunu yaparken tekrarlardan, tekrarın vuruculuğundan yararlanmış. Örneğin ?Kaçak Göçmen?de ?vuruldu? tekrarları; kalp atışları, saat tik-takları, nefes alış-verişinin ritmik sesinin yanı sıra korkunun sessizliğini andırıyordu. Çünkü sesler tekrarlandıkça ortadan kayboluveriyor, ya da içe doğru akıyordu. Bir başka örnek olarak ?Sağır?da yer alan tekrarlar ?kahramanın? lâl olduğu düşüncesini doğurdu bende. ?Papatya?daki tekrarlar ise insanlığa doğru ölümcül bir geçişi çok akılcı bir edebi buluşla, ama çok da dramatik bir şekilde gerçekleştirmiş.

Öykülerin birçoğunda sonlanma durumunun olmadığını gördüm. Öykünün son tümcesi ?bu öykü burada bitmez? diyerek özellikle toplumsal ve siyasi konuların bir sarmala döndüğü, hatta ahmaklar için tekrarlar yoluyla yeniden yeniden üretildiğini vurguluyor sanki. Bazı öykülerde Trevanian?ın yazdıklarını okur gibi oldum. Özellikle ?Sürü?yü okuduğumda Trevanian?ın İsa?yla ilgili bir öyküsü vardı: ?Bir Bayram Öyküsü?, onu hatırladım. Birçok öyküde fabl tekniği kullanılmış. Özellikle koyunlara ses yüklenmesi, psikolojik ve toplumsal konularda insanlarla özdeşleştirilmesi bağlamında gayet anlamlı olmuş. Ayrıca hızlı geçişler, eksiltili sonlar öykülere hareket kazandırıp, okuyucuyu düşünmeye yönlendirecek bir yapı oluşturmuş, bu yönüyle olay öyküsü türüne yaklaşmış.

Öyküleri okurken bende uyanan duyguları yazdım sayfa kenarlarına, şu sözcükler çıktı ortaya: korku, sessizlik, çaresizlik, yabancılaşma, metalaşma, ?doğal olmayan seleksiyon?, yaşlılık-ölüm korkusu, hayvan ve doğa sevgisi, hissizleşme, bireysel kurtuluş, çocukluk-saflık, sınıf bilincinden yoksunluk, sıradan hayatlar, canlıların doğası, antimilitarizm, toplumsal feodalite, sürü psikolojisi.

Kimsenin birbirini anlamaya çabalamamasını geçtik; görmeyi, duymayı hazmedemediği bir dönem yaşıyoruz. Öyle ya: ?Üniversite okumuş herkes iş bulacak diye bir kaide yok?, ?Öğretmenler atanmayı beceremiyorsa başka iş yapsın?, ?Hoşgörü değil tahammül?, ?Ölüm madencilerin kaderidir?, ?Ayaklar baş olmaz?? Çünkü ?İnsan insanın kurdudur?. ?Tarihin sonu? safsatacılarının yeniden yeniden cilaladığı ?İnsan insanın kurdudur? ile başlayan bu liberal masallar ayyuka çıkmışken, ?bir avuç? ?dokunaklı söz olarak kullandım bunu- azınlığın elinde duygusuna tercüman bir edebi çeşit olmalıdır ?Kanatsız Nasıl?. Kapitalizme azınlık, vahşete azınlık, duygusuzlaşmaya azınlık, nihilizme azınlık olanların elinde.

Kısayoğun öykülere uzunca bir değerlendirme yapmanın yazarın yaratmak istediği havaya ters düşebileceği inancımdan hareketle yazımı tamamlayayım. Genel olarak ?sıradanlığın ilginçliği?ni yansıtabilen yazar, ülke ve toplumun çelişkilerini, hatta sınıf çelişkisini trajikomik bir bütünü ortaya koyarak sergilemiş. Kapitalizmin toplum yaşantısının tüm dokusuna sindiği ?daha doğru ifadeyle yapıştığı- bir dönemde böylesi bir öykü derlemesi edebiyatta önemli bir virgüldür. Değerlendirmemi kitabın son sayfasına yazdığım notla bitireyim: ?Ne güzel, artık en az bir öyküyü ezbere anlatabileceğim.? Yazarına teşekkürler.

Hüseyin Ozan Uyumlu
08.02.2012, Ankara

Kitabın Künyesi
Kanatsız Nasıl
Şaban Öztürk
Kurgu Kültür Merkezi Yayınları / Anı-Öykü Dizisi
Kapak Tasarımı : Murat Özkoyuncu
Genel Yayın Yönetmeni : Alaattin Topçu
İstanbul, 2011, 1. Basım
104 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Deli Dumrul – Samed Behrengi

"Gelecek kuşkusuz sizin ellerinizde; iyisiyle, kötüsüyle de sizin olacak. İster istemez büyüyecek ve zamanla birlikte yol alacaksınız. Büyüklerinizin ardından gelecek,...

Kapat