Yeter ki Kararmasın – Onat Kutlar

Onat Kutlar, 1982-84 yıllarında yazdığı bir dizi mektup-denemede dönemin duyarlığını bir ozan edasıyla yansıtmıştı. Dostlukların, acıların, umutların, dahası özgürlüğün ve tutsaklığın usta işi bir biçimde dile geldiği yazılar Yeter ki Kararmasın… adıyla kitaplaştığında Memet Fuat, Ferit Edgü, Erdal Öz, Işıl Özgentürk ayakta alkışlamışlardı.

Şiirin, romanın, resmin, müziğin ve elbette sinemanın bileşiminden çıkan kıvılcımlarla tutuşmuş bu mektupların, yazılışlarından otuz yıl sonra da kimi karanlıklara kibrit çakması niçin yadırgansın ki?

Nasıl bir alacakaranlık… Geceyle gündüzün arasına sıkışmış uzun bir kör saat. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, ölümle yaşamın arasına sıkışmış. Alacakaranlık görünmez bir çevrintiyle yutup götürüyor her şeyi. Bu noktada onurla alçaklığın sınırları birbirine karışır. Her şeyin. Direnmenin, köşeyi dönmenin, özgürlüğün, tutsaklığın. Çıkmak? Böyle durumlarda herkesten önce birilerinin dönüp kapıya bakmaları gerekir. Oysa Bizans’ın iç içe çemberlerinde, sıkıştırılmış köle sarhoşluğu ile dolanıyoruz.
 (Yapı Kredi Yayınları Tanıtm Bülteninden)

“12 Eylül’ün en karanlık döneminde, cezaevlerine kapatılan, işkence gören, ağır hükümler giyen on binlerce genç insan, işçi, aydın için en ağır ceza hiç kuşkusuz toplumun inanılmaz suskunluğu idi. Benim biraz da kişisel nedenlerle başlattığım bu küçük mektup dizisi, benden daha önce davranmış bir avuç yürekli insanının ardından, bu suskunluğa alçakgönüllü bir bakaldırı idi. Keşke daha güçlü bir başkaldırıyı gerçekleştirmek elimizden gelseydi.” Onat Kutlar

”Sevgili Onat, mektuplar biçiminde yazsan da, bir ozanın sözcüklerini seçişindeki titizlikle, dizelerini sıralayışındaki ustalıkla kuruyorsun anlatımını. Son birkaç yılın Türkçe yazılmış en güzel kitaplarından birini okumanın coşkusu içinde yazıyorum bu mektubu sana. ”Mektupların kimlere yazıldığını bir bir çıkarır gibi oldum. Ama birer simgeydi o kişiler. Onların kişiliğinde herkese yazılmış mektuplardı. Böylesine yoğun, böylesine birikimden kaynaklanan, umudu bilinci böylesine paylaşmaya hazır mektuplar alacağımı bilsem, hiç çekinmeden bir daha içeri girerdim, inan. Yeter ki Kararmasın…”

Yeter ki kararmasın… – Onat Kutlar
(De Yayınevi, 1984)

1 Temmuz ’84 Bu bir mektup değil. Daha doğrusu sana yazılmış değil. Senin adına başkasına yazdım. Bir tür son söz. İki yıllık bir defteri kapamak için.

Gevezelikleri bir yana bırakır ve şu soruya bir cevap arar Niçin ben susmak zorundayım? Açın gözlerinizi, burunlarınızı dikin ve kulak kesilin: Çürümeyi duyuyor musunuz? Siz başka türlü görseniz de şu yaşlı toprağımızda her günün tufanından artakalan sayısız şeyin kokuştuğunu çürüdüğünü biz biliyoruz. Nereye gitseniz yalan ve ikiyüzlülükle dokunmuş halıların üstünden geçiyorsunuz. Ama bu koku, dayanılmaz bir koku gelmiyor mu burnunuza? Kırbacın rüzgârı, uykunun sisleri ya da altın varaklar kapatabilir, dağıtabilir mi bu pisliği? Çocukların sessizce geleceğin denizlerine kürek çektiklerine bakmayın. Ayakları geçmişin ağır zincirleriyle yeniden bağlanıyor. Bilginler, gittikçe küçülen kurtlar gibi kendi kitaplarının ciltleri arasına gömülüyor. Kendi kuyruğunu yiyen bir masal hayvanı gibi ağır ağır ölüyor yaşam. Ortalıkta dolaşanlar yalnızca çerçiler ve tacirler. Çürümeye yüz tutmuş bir meyvayı evden eve dolaştırıyorlar. (…)

Biz ekin adamlarıyız. Hiçbir zaman ne ekip biçtiklerini anlamadığınız, anlamak istemediğiniz çiftçiler. Öldüğümüz de karnımızdan kırk tane “gelecek yıl” çıkar ama gene de ayağımız yeryüzünde, topraktadır. Tanrıyla hesaplaşırız, ama yitirmeyiz yeryüzüne, insana olan inancımızı. Bu yüzden geçer gider tanrılar ama biz kalırız. Hakir ve aciz kullarıyız halkın, padişah değil geda’yız. Ama gerçeği görür ve söyleriz. Sözün kılıcı kendi boynumuzu kesse de. Kördüğümü bir “can” sözüyle hallederiz. (…)

Bırakalım bir yana gevezeliği. Biz kim olduğumuzu biliyoruz. Geleceğin çiftçileri. Ama siz kimsiniz? Alışverişi bizden iyi bilirsiniz. Öyleyse şu soruya bir yanıt bulalım: Bu alışverişin faturasını niçin ben susarak ödemek zorundayımı?

Kara civciv – Ömer Erdem
(11/05/2012, Radikal Kitap Eki)
Az yazmak her yazar için elbette erdem değil. Hele keşke daha daha da yazsaydı duygusu uyandıran bir yazarsa söz konusu olan. Az yazmış Onat Kutlar. Öz yazmış diyemeyeceğiz çünkü bir süre sonra yazı onun hayatında merkez olmaktan çıkmış. Hem her zaman bir özlülük var yazdıklarında. Sinema öne geçmiş. Seçmiş onu. Hiç şüphesiz, Onat Kutlar?ın başta Sinematek olmak üzere diğer çalışmalarının değeri de çok büyük. Ama şimdi yazıyla baş başayız. Yazının ikliminden yazının kemerinden bakıyoruz ona. Hemen söyleyelim, yazıda kurgu bağlamını en ustaca kullanan yazarlardan birisi Kutlar. Kurgudan yola çıkarak yazmaz, belli ki. Fakat her yazısının mutlak bir özgün kurgusu vardır. Yazıda, yaratıcı kurgu nedir sorusuna düşen birisi için eşsizdir metinleri. İster öykü olsun, ister mektup isterse deneme. İshak, nicedir çıkmaz öykümüzün evreninden. Ya ?Karameke?! ?Bahar İsyancıdır?a da söyleyecek bir sözümüz yok ama ?Karameke?, ?şenliktir? acıdan. O sebepten olacak nerede bir Onat Kutlar metni görsem heyecanlanırım. Beklentilerim yükselir. Issız ve yalnız bir köşe ararım kendime. Kutlar?ın kendisine geri çeken, her cümlesinde sizi siz yapma ideali de barındıran cümlelerine bırakırım kendimi.
Yine öyle oldu. Murat Yalçın?ın editörlüğünü yaptığı ?Yeter ki Kararmasın?ı okumak için çekildim. Odaların köşelerine. Vapur pencerelerine. Avuç içlerime. Öyle ya kimselere yazılmamış mektuplar herkeslere yazılmış sayılmaz mı? ?Bu mektuplar aslında sanadır sevgili arkadaşım. Adını bile bilmediğim sana? diye yazmış başta Onat Kutlar. Hemen eklemiş, ?kötü bir mektup yazarıyım, bilirsin.? Belli ki içinden geldiği gibi yazdığını, sebepsiz yazdığını, öylesine yazdığını, sevgiyle, aşkla yazdığını duyurmak istemiş alttan alta. Öyle mi, kötü mü şimdi bu mektuplar! Haydi kendi deyimiyle mühürleyelim; ?yaşadıklarımızın onur-iliğine? dokunan mektuplar bunlar. Ne acı, ne acı vericidir ki yaşanan onca zamana rağmen günlerin ruhu değişmemiş. Ve ?bir insan elinin sıcaklığındaki dayanışmayı gerçekleştirmek? için yazıdan daha saf bir şey bulunamamış dün de . Sanata, sanatçıya, yazara, şaire, emeğe, kültüre, topluma dayanılmaz bir sevgiyle bağlı Kutlar. Aramak hep şiarı olmuş. Anlamak bir de. Yazarken anlamış sanki anlatmak istediğini de.

… bu mektubu size yazarken
?Zaman, yanlışlıklar gibi gecikmeleri de bağışlatır? diyor mektuplardan birinde. Öyle mi? Hele, ?Merhaba Elma Ağacı!? adını taşıyan mektubundaki bu cümle bütün umuduna rağmen kaplar mı geleceği? ?Hele tarih yok etmek istediğini kör etmeye? devam ediyorsa hâlâ. ?Bir böcek bir insandan daha kolay aşabiliyorsa kimi engelleri? durup düşünmek gerekmez mi? Durup düşünme fırsatı verdi Kutlar?ın mektupları bana. Geçmişe doğru değil, geleceğe doğru yeniden. ??bu yüzlerce yıllık otokrat, rahatına düşkün ve sert toplumda?? Mektup üzerinden düşünmek, fikir üretmek, eleştirmek, hayata, topluma ve insana bakmak nasıl başarılır, böyle de okumalı mektupları. Farkında, Kutlar?ın kendisi de geniş bir dille konuştuğunun. O dile inanıyor ve seviyor; ?çünkü bu mektubu size yazarken, daha bir çok kişiye yazdığımı biliyorum. Üstelik bilirsiniz, her mektup iki insanın usulca konuşmasından başka bir şey değildir.? İşte her okur, Kutların ikinci kişisi burada. Kendisindeki iki. Belki de ikircikli.
İyi yazılar yaşlanmazlar. İyi yazarlar hiç yaşlanmazlar. Bitmeyen bir gençlik duygusu var bu mektuplarda. Umut çok güçlü eleştiriyle dilleniyor. ?Çürümeyi duyuyor musunuz?? diye soruyor. ?Nereye gitseniz yaman ve ikiyüzlülükle dokunmuş halıların üstünden geçiyorsunuz?diyor. Sebepsiz değil ve düşünüşü sadece buraya ait de değil. Dünyaya dair evrensel algısı var Kutlar?ın. Gezdiği yerler, okuduğu kitaplar, izlediği filmler, yaptığı çalışmalar onun kalemine can veriyor. ?Balyoz ve Özgürlük? başlıklı 15 Ocak?83 tarihli mektubunda anlattığı Yugoslav filmi ?Balyoz? unutulur gibi değil. Bir civciv fabrikasının anlatıldığı filmde ?kurala uygun üretilmeyen? bir kara civcivden bahsediyor. Bantta çalışan kadınlardan biri tarafından avuca alınıp sevilen kara civcivin çöpe gitmemek için sarf ettiği çabaya değiniyor. ?Küçükler ne kadar kolay aldanıyorlar? şu dünyada. İşte Onat Kutlar bunu yazıyor, duyuruyor. Yeter ki mektuplar böyle olsun. Dil, kültür ve insanla dopdolu olsun. Okumak bir ?şölen?. Dostların iki yüzü arasında.

Kitabın Künyesi
Yeter Ki Kararmasın
Onat Kutlar
Yapı Kredi Yayınları / EDEBİYAT / Mektuplar
İstanbul, Nisan 2012, 1. Basım
80 s

Kitabın Künyesi
Yeter ki Kararmasın
Onat Kutlar
Can Yayınları / Türk Yazarları Dizisi
Ocak 1997
90 sayfa

Kitabın Künyesi 2
Yeter ki Kararmasın
Onat Kutlar
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Türk Edebiyatı
Yayına Hazırlayan : Mürşit Balabanlılar
İstanbul, 2003, 1. Basım
106 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Mektup, Politika
Geride Kalanlar – Binnaz Öner

Doğu illerinde başlayan zorunlu Ermeni göçü, kulaktan kulağa yayılmaktaydı. Kayalık köylüleri haberi Kulağı Delik Musa'dan duyar. Osmanlı'nın savaşı bırakıp, Ermenilerle...

Kapat