‘Kedilerin Felsefesi, Filozofların Kedileri’ – Atilla Akar

Efendim; ne zaman tadım bozuk, keyfim kaçık olsa; yahut siyasetin bezdirici tartışmalarından uzaklaşma arzusu duysam, ya kitaplara ya da kedilere sığınırım. Kedilerin mırıltısı ve sayfaların hışırtısının tedavi edici etkisi olur bende. Bu kez her ikisini bir arada barındıran henüz çok yeni bir kitaba sığındım. Kitabın adı ?Kedilerin Felsefesi, Filozofların Kedileri?. Yazarı, bir felsefeci olan Federica Sgarbi. (Çeviren: Nur Taran. 2014. H2O Yayınları). Enteresan bir kitap.

Tabii, başlığında kediler ve felsefenin olduğu bir kitap duyup da almamak, benim açımdan mümkün değildi (ve o yüzden; yılbaşından beri aramadığım, sormadığım yer kalmadı. Ancak yeni bulabildim. Ufak bir dağıtım problemi var galiba). Ben de öyle yaptım. Felsefe, filozoflar filan deyince, insan daha ağır bir kitap düşünüyor. Ben de öyle düşünmüştüm ama yanıldım. Cuma akşamüzeri aldığım kitabı 2-3 saatte bitiriverdim. Bir yandan da ‘Kadıköy Akademi 1971 Kitap Kafe’nin mağrur kedisi Safinaz?la (Safiş) kesişerek hızla okudum. Maşallah, siyah beyaz kedilerin bütün güzelliği bu hayvanın üzerine sinmiş adeta. Canım o benim!

Aslında kitap, bir hayvan barınağında sahiplendirilmeyi bekleyen muhtelif kedilerden hareketle (Berduş, Paşa, Yin Yang, Minnoş, Zıpır, Boncuk, Tekir, Hırçın, Harika, Derviş, vb) insan-kedi ilişkisini anlatmış veya sorgulamış. Bu arada, bol bol felsefecilerin (Immanuel Kant, Arthur Schopenhauer, Betrand Russel vb) kediler üzerine söz veya gözlemlerinden de faydalanmış. Edebiyatçıların, sanatçıların kedi düşkünlükleri zaten malum. Buna bir de felsefeciler eklenmiş meğerse?

Ünlü yazar Mark Twain?in bir sözü ise çok güldürdü beni. Twain ?Kedi ile insan çiftleşebilseydi; bu insanlığa katkı, kedi cinsine ise ihanet olurdu? demekte. Yani kedileri adeta insandan üstün tutmakta. Harold Weis ise ?Bir kedi asla alelade bir kitabın üzerinde uyumaz? diyerek, bir anlamda onlara entelektüel bir misyon da yüklüyordu sanki.

Twain kadar olmasa da, ben de tam bir kediciyimdir. Nitekim daha önce de bu sütunlarda ?Müthiş Mahlukat Kediler? (29.07.2012) başlıklı bir yazı yazmış ve bu duygumu (ya da zaafımı) paylaşmıştım. O kadar ki; benim gözümde kediler tıpkı Antik Mısırlılar?daki gibi, neredeyse kutsal varlık statüsündedir. Kedisiz bir sokak, kent, ev, hayat düşleyemiyorum bile. Benim için kediler bir yana, dünya bir yana!

Bu konuda adeta bir kendiliğinden felsefe sahibiyim yani. Dolayısıyla onları sevmem için, kapitalizmin yeni icadı ideolojilere fazladan ihtiyacım yok. Genelde hayvanları, özelde ise kedileri severim. Bu, bende zaten doğal, değiş tokuş edilemez haldedir. Onları korumak için elimden ne gelirse, yaparım.

Unutmayalım; onlar bizim can dostlarımız; birer eşyamız, bir hevesle sahiplendiğimiz, diğer insanlara hava atma ya da imaj gösterisi yapabileceğimiz varlıklar değil; yaşayan, kendi kimlikleri olan mükemmel canlılardır.

Kediler zaten doğal olarak gayet bilge ve filozofça hayvanlardır. Dikkatle izlerseniz, fark edersiniz. Onların o dingin gözlem, odaklanma kabiliyetleri hayret vericidir. Hayata bir kedinin gözünden bakabilseydik, nasıl olurdu acaba? Ayrı bir derinlik kazanabilir miydik?

Kim bilir, kedilere olan tutumumuz ile hayata ve diğer insanlara olan tutumumuz arasında bir doğru orantı bile olabilir belki de!..

Atilla Akar
(26 Ocak 2014, http://www.yurtgazetesi.com.tr/)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
En mahrem, en kırılgan yerlerimizden yakalanıyoruz – Aysel Sağır

?İstem Dışı Körlük?te, iktidar(lar)ın, hür seçme hakkına dair farkındalığı manipüle etmeye yönelik stratejileri yatıyor.' Sonunda olan oldu, artık hepimiz körüz....

Kapat