Kırgınlık ve kızgınlık belirten davranış biçimleri – Doğan Cüceloğlu

Burada, genellikle yetişirken öğretilen, çocukluktan beri çevrede görülen, kırgınlık ve kızgınlık belirten davranış biçimleri ele alınacak.

1. Kaçınmak: Bazı kişiler herhangi bir kimseyle çatışmaya girmemek
için bilinçli ya da bilinçsiz, çeşitli kaçma davranışlarında bulunurlar.
Kendilerine sorulduğu zaman canlarının bir şeye sıkıldığını
söylemezler. Kaçınılmaz bir biçimde çatışma çıkmışsa, ya orayı terkederler,
ya uyumak isterler, ya da sanki çok önemli bir uğraşları
varmış gibi, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyip sadece yaptıkları işe bakarlar.
Başka bir deyişle, ellerinden geleni yaparak çatışma durumuyla
karşılaşmaktan kaçarlar. Bu davranış içinde olan bir insana
hitap etmek güçtür. Çünkü karşımızda söylenecek söze muhatap olarak
bizi dinleyecek, etkileşimde bulunacak bir kişi yoktur. Böylesine
–kaçıcı– biriyle tartışmaya girmek, eldivenlerini bile takmak istemeyen
bir boksörle maç yapmaya benzer.

2. Hasıraltı etmek: Hasıraltı eden kimse, sadece tartışmaya girmekten
kaçınmakla kalmaz, sanki tartışacak bir konu yokmuş, kendisiyle
diğer kişi arasında bir sürtüşme söz konusu değilmiş gibi davranır.
Görünüşte, ona göre her şey güllük gülüstanlıktır: Bu tutum
karşısındakinde hem suçluluk; hem de kırgınlık duygusu uyandırır.
Aralarında bir sorun olduğunu, bu konuda konuşmak ve bir
şeyler yapmak istediğini hisseden kişi, sorunların karşıdaki tarafından
hasıraltı edildiğini görünce, –Ben niçin bu kadar geçimsizim?
Bütün sorunları ben mi yaratıyorum ki, o hiçbir şeyin farkında değil!–
gibi bir duyguya kapılarak kendini suçlu hisseder. Öte yandan,
bu suçluluk duygusuyla birlikte, kişi –Gerçekte, benim onun yanında
değerim yok. Değerim olsaydı, benim ne demek istediğimi hemen
görür ve beraberce bu soruna eğilmek isterdi!– biçiminde bir düşünce de
geliştirebilir. Bu düşünce kırgınlık duygusunu da beraberinde
getirir.

3. Suçlu hissetirmek: Bir insan karşısındakine açıktan açığa ve
doğrudan kızgınlık ya da kırgınlığını söyleyemiyor, fakat imalı yollarla
karşıdaki kişinin kendini mutsuz ettiğini ifade ediyorsa, kullandığı
teknik –suçlu hissettirme– yöntemidir. Bu tutum, –karşıdakini
suçlu hissettirerek istediğini yaptır– biçiminde özetlenebilir.

Örneğin kadın, kocasının ayakkabısıyla eve girmesine sinirleniyor;
bu kızgınlığını açıkça söyleyeceği yerde, –Benim işim gücüm ne
ki, aldırma, sen gir ayakkabınla içeri, nasıl olsa yarın senin hizmetçin
temizleyecek evi yeniden;– der. Ondan sonra da ekler, –Off, keşke
doğmaz olaydım; bıktım bütün gün evde çalışmaktan.–

Bu tip insanlarda, diğer insanları kullanma eğilimi bulunur. Bir
sorunu çözmek için, fikir ve duygularını açık seçik doğrudan ifade
edecek yerde, yaptırmak istedikleri şeyleri başkalarını suçlu hissettirerek
gerçekleştirmeyi yeğlerler.

4. Konuyu değiştirmek: Çatışma olasılığı belirdiği anda konuyu
değiştirmek, sık kullanılan yöntemlerden biridir. Bu tür eğilimi olan
iki kişinin gerçek anlamda bir ilişki geliştirebilmeleri zordur.
Çatışma ve sürtüşmeden kaçtıkları için sürekli –kibar insan– maskelerini
takarlar ve bu maskelerin altında yatan gerçek kişilikleriyle hiçbir
zaman ilişki kuramazlar. Böyle bir ilişki içinde olan kişilerin ilişkisine,
–beraber olma oyunu– olarak bakmak daha doğrudur.

5. Eleştirmek: Bizi sinirlendiren bir sorunu konuşacağımız yerde,
kızgınlığımızı, karşımızdaki kişinin başka davranışlarını eleştirerek
dile getiririz. Bu gibi durumlarda karşımızdaki bizim gerçekten neye
kızdığımızı pek anlayamaz. Yalnız kendisini kırmak, hırpalamak istediğimizin
farkındadır. Ortada bir düşmanlık duygusu vardır, ne
var ki, bu düşmanlığın nereden kaynaklandığı ise pek belirgin değildir.

Örneğin, bir yıl önce yapmış olduğu yüz kızartıcı hareketlerini
karşımızdakine bir anda anımsatıveririz. Karşımızdaki böyle bir olayı
hatırlatmamız için herhalde kendisine kızmış olmamız gerektiğini
farkeder, ama neye kızdığımızı bilemez. Doğrudan kızgınlığımızı belirtecek
yerde, karşımızdakini dolaylı eleştirmeye yöneldiğimiz zaman,
bu tür bir davranış, sağlam temeller üzerine kurulmuş olsa bile,
ilişkimizi içerden kemiren bir kurt gibi zayıflatır ve çökertir.

6. Akıl okuyuculuk: Karşındakini dinleyecek ve söylediklerini
onun ifade ettiği biçimde anlayacak yerde, o kimsenin kişiliğini çözümleyerek,
onun gerçekte ne demek istediğini kendisine öğretir bir
biçimde anlatarak ya da diğer kişiye temelden neyin bozuk olduğunu
göstererek bilgiçliğini ve üstünlüğünü belirtmeye çalışır.

Karşıdaki onu, –Ne olur sigaranı başka odada iç, dumandan rahatsız
oluyorum;– dediğinde, –akıl okuyucu– hemen cevabı yapıştırır.
–Aslında sen benden rahatsız oluyorsun, çünkü başarımı kıskanıyorsun!
Haydi itiraf et beni kıskandığını.– Böyle davranan –akıl okuyucu–,
kendi duygu ve düşüncelerini dinlemek fırsatını da bulamaz;
kendisinin ne hissettiği onun için erişilmez bir noktada kalmıştır.
Karşıdakinin aklını okumaya kendini kaptıran kişi, sadece kendisinin değil,
karşısındakinin de duygularını da algılayamaz. Böyle bir
kimseyle konuşan kişi duyulmadığını, dinlenmediğini hisseder. Kırgınlık
ve kızgınlığı daha da artar; bu duygulara bir de, –temas– edememekten,
karşıdakine ulaşamamaktan doğan –bozulma– duygusu eklenmiştir.

7. Tuzak kurmak: Bazı kişiler karşılarındakinden bir davranış
yapmasını isterler. Karşıdaki bu davranışı yapınca, sanki önceden isteyen
kendileri değilmiş gibi, bu davranışı yapana yüklenirler. Örneğin,
–Haydi gel seninle tam dürüst olalım, içimizden geçtiği gibi konuşalım,
aklımızdan geçenleri birbirimizden saklamayalım;– derler.
Fakat karşıdaki bu isteğe uygun olarak kendi içinden geçenleri dürüstçe
paylaşmaya başlayınca, hemen surat asmaya, kinayeli laf
çarptırmaya başlarlar.

8. İma etmek: Bazı kimseler kızdıklarını hiçbir zaman açığa vurarak
belirtmez, ancak ima yoluyla bazı ipuçları verirler. Örneğin, karısının
fazla para harcamasından yakınan adam, bir gün karısını karşısına
alıp şikayetini açık seçik dile getirecek yerde, karısı her alışverişten
gelişte, –O aldığın şey o kadar paraya mı mal oldu!.. Allah Allah!…–
der ve kafasını hemen elinde tuttuğu gazeteye gömer.

Karısı bu durumda kocasının kızgınlığını hisseder, ne var ki bu
kızgınlığın kendine karşı mı, aldığı şeylere karşı mı, yoksa satın alma
davranışına karşı mı olduğunu pek kestiremez. Kocasıyla açık konuşma
olanağını bulamaz. Çünkü kocası kızgınlığını imalı bir yolla
belirtmeyi, açık olmaya yeğlemektedir. Böylece, içinde duygusal bir
gerilim biriken ve bu gerilimin sürekli rahatsızlığını hisseden kadın,
elinde olmadan kocasına karşı hınç duymaya başlar. Kadında gittikçe
gelişen bu hınç duygusunun kocasıyla aralarındaki ilişkiyi ne yönde
etkileyeceğini tahmin etmek herhalde pek zor olmasa gerek!

9. Bardağı taşırmak: –Bardağı taşıran son damla– ifadesi, bazı kişilerin
davranış türleri için kullanılabilir. Karşısındakine kırılan, darılan
ya da kızan kişi, bu kızgınlığını karşısındakine o anda belli etmez;
fakat bu tür olumsuz duyguları depo etmeye başlar. Karşısındaki
ne zaman onu kızdıracak ya da üzecek bir şey yapsa, kızgınlık
ve kırgınlıklar depolanmaya devam eder. Bir gün, önemsiz bir olay,
önceden birikmiş olan tüm kızgınlık ve kırgınlıkları harekete geçiren,
başka bir deyimle, –bardağı taşıran son damla– işlevini görür.
İşte o anda kişi, içine attığı bütün sorunları ortaya koyar. Fakat o anda
karşıdaki sadece bardağı taşıran o ufacık olayın farkındadır. Bu
kadar büyük bir patlamayı anlayamaz, kendisine büyük haksızlık
yapıldığını düşünür. Böyle bir düşüncenin etkisiyle her iki taraf birbirine
saldırıya geçer ve sorunu çözmek yerine, birbirlerini hırpalamak,
birbirlerini kırmak asıl amaç olur.

10. Tedirgin etmek: Öyle kimseler vardır ki, kızgınlıklarını,
kırgınlıklarını açıkça ifade etmek yerine, karşısındakinin tedirgin olacağı
davranışlar yaparak onu rahatsız etmeye, ancak bu yolda kendi
duygularını dile getirmeye kalkarlar. Örneğin, kocasına kızan kadın
onun mutfakta pis bulaşık görmeyi sevmediğini bildiğinden, birkaç
gün sürekli bulaşıkları pis olarak ortada bırakmaya başlar. Bir başkası,
eşinin yüksek sesle geğirmeyi sevmediğini bildiği için geğirmeye
başlar. Bir diğeri de yatakta tırnak keserek karşısındakine kızgınlığını
ifade etmeye çalışır.

Bu tür davranışlar, duyguların açıkça dile getirilişi değil, düşmanlık
dolu, dolaylı ifadelerdir. Kendisine böyle davranılan eş, ‘tedirgin olur’
ve karşısındakini kırmak için elinden geleni ardına koymaz.
Böylece birbirlerine karşı ‘ellerinden geleni ardına koymayan’,
birbirlerini kırmak için yarışan iki kişi ortaya çıkar. Amaç, insanların
birbirlerini kırmak için etkili yollar aramasıysa, ‘tedirgin’etme’ yöntemi
en uygun yollardan biridir.

11. Şakaya boğmak: Bazı kişiler kendilerine ciddi bir duygu yöneltildiğinde,
işi hemen şakaya dökmek ve bu yolla ciddi duygulardan kurtulmak isterler.
Özellikle bunlar kızgınlık, kırgınlık ve darılma
gibi ciddi duygular olursa, bu şakaya boğma davranışı daha da
belirgin olarak kendini göstermeye başlar. Okuyuculardan bazıları,
–Oh ne güzel, şakacı bir adam, insana hiç kavga etme fırsatı bile vermez,
sürekli neşeli tutar karşısındakini– diye düşünebilir.

Bir an için, uzun süre –şakacı biriyle– birlikte yaşadığınızı düşünün.
Mutlaka işitilmek, mutlaka anlaşılmak ve sizi rahatsız eden sorununuzla
uğraşmak istediğiniz durumlarda, karşınızdaki kişi şakalar
yapmakta ve bu davranışıyla sizin sorununuzu, dolayısıyla sizi,
ciddiye almadığını ortaya koymaktadır. –Şakaya boğucu tip–ler, yakın
ve samimi ilişkiler geliştirmekte zorluk çekerler.

12. –Yaraya– dokunmak: Herkesin, psikolojik anlamda, son derece
duyarlı olduğu, –yaralı– yerleri vardır. Buralara dokunduğunuz
zaman karşınızdakiyle aranızdaki ilişkinin bozulma olasılığı yükselir.
İnsanların duyarlı oldukları bu –yaralı– yerleri görünüşleriyle, zihinsel
güç ve yetenekleriyle, geçmişte yapmış oldukları davranışlarıyla
ya da kişiliklerinin belirli bir yanıyla ilgili olabilir. Kişinin bu
noktalarını ancak ona yakın olan kimseler bilir. Bu yakın kimseler,
kızgınlıklarını, kişiyi bu duyarlı noktalarından yakalayarak belirtiyor
ve öç alıyorlarsa, bu hastalıklı bir ilişkidir ve sürekli hırpalanır.

13. Değişmeye izin vermemek: Değişmeye izin vermeyenler, bir
kişiyle daha önce kurdukları ilişkinin hep öyle kalmasını isterler.
Oysa, yaşam akıp gitmekte, bu akış içinde kişiler yeni yaşantılara sahip
olmakta ve değişmektedirler. Değişmek kişilerin olaylara ve kendilerine
yeni açılardan bakabilmeleri demektir. İnsanın değişen, gelişen
yönünü kabul etmemek, onun en önemli bir niteliğini görmezlikten
gelmek demektir.

Değişmeye izin vermeyenler, yıllar önce kendi aralarında konuştukları,
anlaştıkları bir konuda en ufak bir düşünce ve duygu değişikliği
bile istemeyenlerdir. Biliyorsunuz, Nasreddin Hoca’ya yaşı bile istemeyenlerdir.
Biliyorsunuz, Nasreddin Hoca’ya yaşı
sorulduğunda, –Otuz sekiz;– demiş. Çevredeki biri, –Nasıl olur Hoca,
on sene önce de sen otuz sekiz yaşında olduğunu söylemiştin!–
diye hatırlatınca, Hoca, –Ben erkek adamım, söylediğim sözden geri
dönmem!– diye cevap verir. Kişi istese de istemese de değişmek zorundadır.
Yaşamın değişim getirdiğini görememek, Hoca’nın hikayesindeki
gibi kişiyi sadece gülünç duruma sokmakla kalmaz, onun
ilişkileri yönünden de büyük zorluklar yaratır.

Kadın kocasına, –Ne olur ev işinde bana biraz yardım et. İki çocuğun
bakımı, ev idaresi, işte çalışmak! Artık yetiştiremiyorum, çok yoruluyorum!–
dediğinde, koca, –Evlenmeden önce ben seninle konuşmuştum,
ben ev işlerinden hoşlanmam ve sana bu konuda yardım
edemem. Sen de bunu kabul etmiştin!– diye cevap verirse, değişmeye
izin vermeme söz konusudur. Yaşam koşulları değiştiği halde, koca
düşünceseni değiştirmez, karısına yardım elini uzatmaz. Böyle bir
tutum sonucu, bu çiftin evlilik ilişkilerinin nasıl olacağını tahmin
etmek herhalde zor olmasa gerek.

14. Yoksun bırakmak: Karşısındakine kızdığı ya da kırıldığı zaman
bazı kimseler bu duygularını olduğu gibi belli edecek yerde,
karşısındakinin ihtiyacı olan bir şeyi vermeyerek ondan öç almaya
kalkarlar. Bu verilmeyen şey ilgi, sevgi, iyi yemek, neşe, cinsiyet, para
olabilir. Bu davranış biçimi iki kişi arasındaki sorunu çözmek yerine,
daha derin yaralar açar ve daha başka sorunlar ortaya çıkarır.

15. Yardımı esirgemek: Karşısındakine kızınca, bu kızgınlığı
–Ben sana gösteririm!– tutumu içinde halletmeye kalkışabiliriz. Bir
gün kişinin gerçekten yardımımıza gereksinimi olduğunda, bu yardımı
ondan esirgeriz. Yapılacak yardım bazı saldırgan kimselerden
onu korumak olabileceği gibi, yalnızlık duyduğu bir zaman onun yanına
gidip arkasını sıvazlamak gibi bir davranış da olabilir. –Ben sana
gösteririm;– –Bir gün elime düşersin– tutumu içinde olan iki kişinin,
birbirlerine karşı kuşku ve güvensizlik duyguları geliştireceğini
söylemek, herhalde büyük bir kehanet olmaz. Birbirinden şüphe
eden ve birbirine güvenmeyen iki kişinin ilişkisi, –yakın ilişki– olmaktan
uzaktır.

Doğan Cüceloğlu
Yeniden İnsan İnsana
Remzi Kitabevi

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here