KÖPRÜ; Kuşak-ötesi / Barışa değin – Nejdet Evren

abim_denizHayat bir köprüdür; o köprüyü inşa eden kişi hayatını gerçekleştirmiş, kurmuş demektir. Başka bir dünyaya, paylaşımcı, eşit ve özgür bireylerin hep birlikte barış içinde kardeşçesine yaşadığı bir dünyaya dönüştürmek için toplumsal dokuyu Devrimci Gençlik Köprüsü’nü Zap Suyu’nun üstüne inşa etmektir hayat….

Çoğu olguda olduğu gibi insanın doğuşu, büyümesi, olgunlaşıp toplumsallaşması süreçleri rutin/günlük işlerden sayılır; değil midir ki insan/lar doğar, büyür ve ölürler?!…Hiç de öyle değildir; hayat ve her insan kendine has özellikleriyle doğar, kendini içinde bulduğu sosyal-ekonomik-politik ortamda ve tüm bunlarla yaşadığı etkileşimler ile büyür, kendi kişiliği ile bu etkenlerden yaptığı sentez sonucunda da toplumsal bir kimlik kazanır; ölüm , bu kimlik üzerine gerçekleşir ve o kimlik asla yok olmaz…Ölmek çok basit kalır öldürülmek yanında; hele bir de filozofun dediği gibi “” kararlaştırarak, planlayarak ve tasarlayarak insan öldürme olarak tanımladığı “idam” edilerek öldürülmek”” ise çok daha farklıdır. Aslında hiçbir şey rutin değildir; öyle görünse bile…Her çocuk ayrı bir dünyanın temsilcisi olarak doğar ve her birinin dünyası ayrıdır; içindeki heyecanı, korkusu, cesareti, sevinci ve özgücü farklıdır. Onu o kişi yapan da bunların toplamıdır aslında… Onun çocuksu gözlerindeki şavkı, yüreğindeki kıpırdanışları ilk gören kişiler/ana-babaları onun için ne kadar kaygılansalar da onun kendini gerçekleştirmesine asla engel olmayacak kişilerdir. Bu kaygıyı ve serbest bırakmayı bir öteki ne kadar anlayabilir? Birde o kişinin şahsında bir ülkenin miladı yaşanıyorsa…İşler o zaman daha karmaşık ve anlaşılması güçleşmektedir. Zorlamayla değil, istenerek on-binlerce aynı ismi taşıyan çocuğun ismine örnek olmak uygarlaşma tarihinde kaç kişiye nasip olmuştur?! Bu soruya verilecek yanıt buna dair ezilen halkların kendilerini anlayıp sahip çıkanlara ne denli önem verdiklerinin ve o kimliğe ne denli sahip çıktıklarının işareti olacaktır; bu işaret Deniz’i göstermektedir.

Hiçbir şeyin yoktan var olmadığı bu evrende milyonlarca yıllık insanlaşma evresinden geçen insanın o var oldukça yok olmayacağını gösteren kimliklerin her hal ve şartta, ne olursa olsun gözü-pek bir şekilde yaşayan ve yaşamak, yaşatmak için direnen, çabalayan, üreten, paylaşan, çoğaltan değiştirip-dönüştüren kimliklerin anımsanmaları boşuna değildir. Yarılma, birey-toplum çatışmasından, birey-öz-benlik çatışmasından ortaya çıkar. Bu açık, bireyin öz-çabası ile daraltılabilir ve kimi zaman tamamen kapatılır. Bu kapanma olgunun döngüsünü tamamlaması ile mümkündür ki, bu durum, mükemmele yaklaşmanın ta kendisidir. Bu kapanma ise simetrik bütünleşme ile gerçekleşir.

Fiziki olarak var olan boyutlar, insan yaratması ile bükülür ve yeni bir biçim alır. Bu bükülme, tüm boyutlara katılan irade/istenç boyutudur. İstenç boyutu yüklenmeyen hiçbir olgu istençli tüm canlılar için bir anlam ifade etmezler. Onun derinliği ise, bilinç ile doğru, sefillik ile ters orantılıdır; fiziki derinliklerin anlam içerikli derinliklerden farkı Ece Temelkuran’ın “Derinliğin Zirvesi” nde aktardığı gibi taban-tabana zıt olmasıdır. Zap Suyu can almayı sürdürürken üzerine bir köprü inşa etmek, bu doğal engelin fiziki olarak yarattığı güç karşısında istence bağlı bir tutum takınmak ve o derinliği anlamlandırmaktan başka bir şey değildir. Bu derinlik Zap Suyu’nun derinliğinden fazla bir derinliktir; bu derinlik, bilincin yarattığı bir derinliktir ve kuşak-ötesi, kuşaklar-arası barışın, etkileşimin, var olmanın ve insan onuru için direnmenin derinliğidir. İnsan, sadece doğmaz, büyümez ve ölmez; o, üretir, paylaşır ve daha ötesinde yarattığı olguyu imzalar; bu imza ise onun derinliğidir. Ama, her ne olursa olsun o bir insandır ve fakat kötü olan ise, insanın bir tür olmayı başaramamasından dolayı hem-cinsine yöneliyor olmasıdır; ki, bu yönelim, onun iradi/istençsel olmasının da antagonist bir çelişkisidir, belki de bir paradokstur. Ancak, insan bu çelişkiyi bir tür olma refleksi/iç-güdüsü olarak değil Elias Canetti’nin tanımladığı ilk yasa olan “paylaşım yasası” ile aşabilecek yegane bilinç birikimine sahip tek türdeş canlıdır. Gordon Childe “Kendini Yaratan İnsan” demişti; işte bu insan, toplumsal var-oluşunu, koşullarını, yaşama biçimini yaratabildiği için bir yandan uygarlaşırken öte yandan insanlaşma çelişkisine düşmüştür. Devrimler ihraç/İthal edilemediklerine göre her toplumsal doku bu çelişkisini kendi öz-güçleriyle aşmak durumundadır.

../
Deniz Gezmiş hakkında bir yorumda bulunan kardeşi Hamdi Gezmiş şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır; “İyi lider, cesaretle öne atılmasını bildiği gibi, gereğinde durmasını da bilendir.” (1) Cesaret, iyi, lider ve gereğinde durmasını bilmek tüm bu olguları aynı kimlikte bir araya getirebilmek, birden bire ortaya çıkan bir yapı olmasa gerek; bunun için kişinin içinde bulunduğu tüm toplumsal doku ile sürekli bir iletişim içerisinde olması ve o dokuyu şahsında yeniden ve farklı olarak yaratabilmesi gerekir. ”Bir kıvılcım yakmak, ileriye dönük bir ışık olmak için…bilerek ölüme …”(2) gitmek yukarıdaki özelliklere bir de özverili olmayı eklemeyi gerektirir.

Cemil Gezmiş, Deniz Gezmiş’e hitaben kaleme aldığı mektubunda aşağıdaki değerlendirmelerde bulunurken 1971 yılından günümüze ışık tutabilmektedir. ““ Nasıl oldu da seni bu hale getirdik? Suça itmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Başta üniversitenin büyük hocaları, ana, baba, bizler, toplumun her kesimi, politikacılar ve yönetimin sorumluları…Anlamadık seni; anlamak işimize gelmedi, çıkarlarımıza aykırı düştü! Her çıkış yapışında kendi hesabımıza bir yararlanma yolu aradık senden…Hala öyle değil miyiz? Bak bizim felaketimizin üstünde kâşaneler kuranların ağızları kulaklarında…Her öğrenci kurşunlanmasında, “Darısı diğerlerinin başına,” diye demeç veren çok muhterem usulse uygun banka soyguncusu bile şimdi ne parlak demeçler hazırlar bilinmez….Bir gün, “Suçlu ayağa kalk!” derlerse, senden başka hepimiz ayaktayız!””(3)

Sözün bittiği yerdir!

Nejdet Evren
Akarca,
Mayıs, 2015

Esinlenilen Kitabın Künyesi:
ABİM DENİZ, Can Dündar, (Hamdi Gezmiş’in anıları), Can Sanat Yayınları, 2. Basım: Aralık 2014, İstanbul, anlatı, 480 sayfa,

(1). Age, S: 136
(2). Age, S: 218
(3). Age, S: 232-233

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Deniz Oldu – Zafer Köse

Darağacını gören bir pencerenin önünde oturup, aylardır görmediğiniz bir aile üyesine son bir mektup yazmak… Herhangi bir yatıştırıcı ilaç, doktor...

Kapat