Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen – Sappho ‘Hiç uyarmadan // Kasırga nasıl sökerse / meşeleri kökünden / öyle sarsıyor yüreğimi aşk.’

İÖ 7. yüzyıl sonlarıyla 6. yüzyıl başlarında yaşadığı sanılan Sappho, bireysel duyarlığın belki de ilk önemli şairidir. Ünlü İtalyan şair Salvatore Quasimodo, Sappho?dan söz ederken, ?Kendisiyle ilgili her şeyi, hem iç titreşimlerini hem de bitip tükenmeyen aşk uğraşının kahramanlarını bize açıklamıştır,? diyor. Quasimodo?ya göre, ?bir ten ve ruh öyküsü?nü anlatır onun dizeleri: ?Hiç uyarmadan // Kasırga nasıl sökerse / meşeleri kökünden / öyle sarsıyor yüreğimi aşk.?
Sappho?nun şiirleri zaman içinde, özellikle de tutucu çevrelerce erotik bulundukları için korunamamış, ancak kimi parçalar kalmış geriye. 19. yüzyıl sonunda bulunan papirüs yazmalarla birlikte Sappho şiirleri bugünkü sayısına ulaşmış. En azından 2500 yıl öncesinin bu mücevher dizelerini Cevat Çapan?ın benzersiz Türkçesiyle sunuyoruz.
?Lirik şiirin ilk önemli şairleri arasında Sappho?nun özel bir yeri vardır. Okurlarına kolayca ulaşabilmiş bir şair olduğu bilinir. Bizim Midilli dediğimiz Lesbos?un Mitilini şehrinde doğmuş. İÖ 610-580 yılları arasında yaşadığı sanılan Sappho, Lesbos?ta bir kız okulunun yöneticiliğini yapmış ve bu okulda aşk tanrıçası Aphrodite inancının ilkeleri ve kurallarını evlenme çağına gelen kızlara öğretmiş. Denebilir ki, klasik Yunan şiirinin epik türdeki en önemli temsilcisi nasıl Homeros idiyse, lirik şiir türünün de en büyük temsilcisi Sappho?ydu. Onun yazdığı aşk şiirleri ancak Catullus?un şiirleri ve Dante?nin Yeni Hayat?ıyla aynı düzeyde sayıldı.?
Cevat Çapan

1
Söyleyin herkese
En güzel türküleri
çağıracağım bugün
dostlarım için
2
Biz tadını çıkaracağız
Beğenmeyen varsa
uğursuzluk
eksilmesin başından!

3
Durup yatağımın başında
Yaldızlı çarıklarıyla
birden
uyandırdı beni tan
4
Sordum kendime
Sappho, dedim,
elinden ne vermek gelir
her şeyi olan
Aphrodite gibi birine?

5
Dedim ki
Ak bir keçinin
semiz but kemiğini
yakacağım
sunağında o güzelin
6
Doğru

Beni okşayanı
seviyorum.
Bence
Aşkın da payı var
Güneşin
parıltısında
ve erdeminde

CELÂL ÜSTER, 16/07/2004 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki
Sappho: Zamana meydan okuyan Lesboslu
“Akşam yıldızı//En güzeli/bütün/yıldızların.” Cevat Çapan’ın Türkçesinden okuduğumuz bu kısacık dört dize, büyük olasılıkla daha uzun bir şiirin yalnızca bir parçasıydı. Ama, İÖ 6. yüzyılda yaşamış olan Lesboslu (Midilli adası) ozan Sappho’nun dokuz kitabı, ne yazık ki İS 9. yüzyılın bir zamanında yitip gitmiş. Aşkın mutluluklarını da, acılarını da özgürce yaşamış olduğu anlaşılan bu kadın ozanın şiirleri, kimilerine göre, Bizans döneminde darkafalı Hıristiyan din adamlarının bağnazlığına kurban gitmiş, yok edilmiş. Geriye şiir kırıntıları, tek tek dizeler, kısa alıntılar kalmış. Sappho’nun günümüze kalan tek eksiksiz şiirinin, Eski Yunanlı tarihçi ve hitabet hocası Halikarnassoslu Dionysios’un alıntıladığı ‘Aphrodite’ye Yakarış’ olduğu söyleniyor:
“Ey tahtı ışıl ışıl Aphrodite/ulu Zeus’un düzenci kızı/yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!//Yardımıma gel gene, hani eskiden/sesimi duyunca nasıl, çıkıp/babanın sarayından kanat çırpan kuşların//çektiği yaldızlı arabana biner;/yeryüzüne inerdin bulutsuz mavilikten;/ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın,//’Gene nen var?’ derdin, ‘nedir gene/deli gönlünü çelen? Tılsımımla kimi/baştan çıkarıp yollamam gerekiyor koynuna?//Söyle, Sappho, kim seni üzen?/Kaçıyorsa kaçsın, bırak,/yakında o senin ardına düşecek,//bugün almıyorsa verdiklerini,/yarın o sana armağanlar verecek,/seni sevmiyorsa, istemese de er geç sevecek.’//Geleceğin varsa, şimdi gel, kurtar beni/kuşkudan, ne diliyorsa gönlüm/yerine getir, sen de katıl benimle savaşa.” (Adım Hiç Unutulmayacak, Sappho, Çeviren: Cevat Çapan, Adam Şiir Klasikleri, s. 52-53)
‘Birden karşıma çıksan’
Birkaç uzunca şiir parçası daha var. Bunların en ünlüsü, “Bir yiğitten daha üstün o erkek” diye başlayanı: “Tanrılarla eş benim gözümde/o erkek ki yanında oturabiliyor/sesinin tatlı yankısını,//yüreğimi hızlandıran/can alıcı gülüşünü/yakından duyabiliyor./Birden karşıma çıksan,/soluğum kesilir/dilim tutulur;//ince bir alev dolanır/derimin altında; gözlerim kararır,//yalnız kendi uğultusunu/duyar kulaklarım, ter dökerim;/ürpertiyle sarsılır her yanım,//kurumuş ot gibi solar rengim./Nerdeyse ölümle yüzyüzeyimdir,/ama yoksulum, katlanmaktan başka elden ne gelir!” (Adım Hiç Unutulmayacak, s. 54-55)
Sappho’nun şiirleri yaşadığı dönemde ve sonraki birkaç yüzyılda nasıl çoğaltıldı, nasıl yaygınlaştı? Sappho bunları yazdı mı, yoksa yalnızca lir eşliğinde söylemekle mi yetindi? Olasıdır ki, meslekten şarkıcılar bu şiirleri Grekçe konuşulan yörelerde dillendirdiler, belki dillendirirken orasından burasından değişikliğe uğrattılar. Şiirler kopya edilerek çoğaltıldı; yazıcılara güvenilir mi, belki kendini ozan sayan birkaçı bir iki sözcük ekledi, bir iki sözcük çıkardı. Ama bir süre sonra, İÖ 3. ve 2. yüzyıllarda İskenderiyeli bilginlerin, Sappho’nun o günlere ulaşan tüm yapıtlarını bir araya getirip yayımladıkları biliniyor. Ortaçağ başlarında kaybolan ya da bağnaz din adamlarınca yok edildiği söylenen de bu derleme olsa gerek.
Papirüs yazmaları
İnsanlık, yüzyıllar boyunca, Sappho’nun bir iki şiiriyle yetinmek zorunda kalmış. Ta ki, 19. yüzyılın son yıllarında iki İngiliz bilim adamı, Grenfell ile Hunt, Mısır’da bazı papirüs yazmalarını buluncaya kadar. Aralarında Sophokles ve Euripides’ten metinlerin de yer aldığı elyazmalarının bulunmasıyla, hiçbiri tamamlanamasa da eldeki parçaların sayısı büyük ölçüde artmış; böylece Sappho, günümüze ulaşan şiirlerinin olanca bölük pörçüklüğüne, eksikliğine karşın eskiçağın belirsizliğinde kalmış bir ozan olmaktan kurtulmuş.
Yunan mitologyasında, ozanların koruyucuları diye bilinen esin perilerinin, Musaların sayısı dokuzdur ya, Platon o denli el üstünde tutar ki Sappho’yu, “esin perilerinin onuncusu” nitelemesini yakıştırır ona. Platon’un onu esin perilerinin onuncusu olarak görmesinin nedeni, sanırım, Sappho’nun döneminin en iyi lirik şairi, şiir sanatına kişisel sesi taşıyan ilk büyük ozan olması, şiirlerinde hep kişisel izlekleri yeğlemesidir.
Kızlar okulu
Andros adasından Kerkolas adlı zengin bir adamla evlendiği, başka soylularla birlikte oradan sürülerek bir süre Sicilya’da kalmış olabileceği söylenir Sappho’nun. Yaşamının büyük bölümünü Lesbos adasında Mytilene kentinde geçirmiştir. Bir şiirinden anlaşıldığı kadarıyla, Kleis adında bir kızı vardır: “Uyu, yavrum//Bir kızım var/küçücük,/adı Kleis,//altın bir çiçek/sanki,/Kroisos/bütün kırallığını verse/değişmem ona.” (Adım Hiç Unutulmayacak, s. 31) Ama varlıklı ailelerden kadınların bir araya gelip hoşça vakit geçirdikleri, şiir yazıp birbirlerine okudukları çevrelerden birinin önderi ya da bir kızlar okulunun yöneticisidir aynı zamanda. Şiirlerinde adlarını andığı Anaktoria, Atthis, Gongyla, Hero, Timas gibi kızlar, öğrencileri olsa gerek.
Bir söylenceye bakılırsa, Phaon adlı bir denizciye vurulmuş Sappho, umarsızca. Phaon’dan karşılık göremeyince, kendini İthaka ile Korfu arasındaki Leukadia kayalıklarından aşağı atmış.
Sappho Tarihi
Söylenceler bir yana, şiirlerinden, erkekler kadar, belki daha çok, kadınları da sevdiği anlaşılır Sappho’nun. Sappho’nun tutulduğu kızlara yaktığı ağıtlar da, düzdüğü övgüler de, yaşadığı dönemin doğal anlayışının izdüşümleri sayılmalıdır. Margaret Reynolds’ın geçenlerde Palgrave’den yayımlanan The Sappho History (Sappho Tarihi) adlı kitabı, kadın ozanın yaşamıyla ilgili elde edilebilen tüm bilgileri içeriyor.
Ne ki, Eski Yunan’da kadın eşcinselliği, sayfalarımızın boyutlarını aşar. Hem, ben burada daha çok, Sappho şiirlerinin çevrilmesindeki sorunlara değinmek niyetindeyim. En azından, İngilizce ve Türkçe çevirilerden yola çıkarak.
İki ayrı yaklaşım
Sappho şiirlerinin günümüz dillerine çevrilmesinde, kabaca, iki ayrı yaklaşım söz konusu. Biri, bugünlere eksiği gediğiyle, kimileyin yalnızca birkaç sözcüğüyle, bölük porçük ulaşmış şiir parçalarının bir şair-çevirmen tarafından yeniden kurgulanmasına, bütünlenmesine dayanıyor. Buna, Sappho’nun çağdaş bir yorumu da diyebiliriz. Cevat Çapan, yıllar önce Şiirler adıyla çıkan, son olarak Adım Hiç Unutulmayacak başlığıyla Adam Yayınları’nın o “Al beni!” diyen güzelim dizisinden yayımlanan Sappho çevirisine, hem bir klasik filolog hem de bir şair olan Mary Barnard’ın İngilizce çevirisini temel almış. Barnard’ın 1950’lerin sonlarında yaptığı bu çeviriler, az önce değindiğim ilk yaklaşımın ürünü. Barnard’ın seçimi, Sappho’nun biri dışında tümü günümüze eksik ulaşmış şiirlerini bir tür imgelem oyunu oynarak, düşgücünün el vermesiyle bütünleyerek çevirmekten yana.
Metin sorunları
Barnard, California Üniversitesi Yayınları’ndan 1962’de çıkan 3. basımda, her şiir çevirmeninin “çevrilemezlik” gibi bir sorunla yüz yüze gelmek ve bu sorunu çözmek zorunda olduğunu, ama Sappho çevirmeninin bazı ciddi metin sorunlarının da üstesinden gelmesi gerektiğini belirtiyor. Barnard’a göre, metinler o denli değişkenlik gösteriyor ve üzerlerinde o kadar fazla oynanmış ki, çevirmen hemen her dizede sözcükler ve anlamlar arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya kalıyor. Yaklaşık 25 yüzyıl önce yaşamış bir şairin metinlerine ilişkin kaynakların farklılığı ve yetersizliğinin doğal olduğunu vurgulayan Barnard, en eskisi İÖ 3. yüzyıla, Sappho’nun ölümünden 300 yıl sonraya tarihlenen papirüslerin yırtılıp parçalandığını, dahası bazı parçaların mumyalanan timsahların ağızlarına tıkaç olarak konduğunu söylüyor-afallatıcı, ama gerçek; mumyalanmış timsahların ağızlarında bulunan Sappho şiirleri!
Yitik dizeler
Bize kalan şiirlerin büyük bölümünde, dizelerin yalnızca orta yerleri ya da başları ve sonları var, bazıları yalnız yarım dize, eksiksiz bir dize nerdeyse yok. Nitekim, Barnard, bu denli eksik şiir ya da dizelerin hiçbirini çevirmemiş. Barnard’ın çevirilerine temel aldığı metinler, daha çok, bir zamanların dilbilgisi uzmanlarının, edebiyat eleştirmenlerinin, hatiplerin ya da tarihçilerin alıntılamış oldukları şiirler. Ama bunların çoğu da, alıntı oldukları için, bölük pörçük.
“Bu şiirleri çevirirken,” diyor Barnard, “başlık olarak ayrı tutulmuş ilk dizelere bütünleyici deyimler ekledim. Bunu yaparken, bazen o parçanın alıntı olarak yer aldığı metnin bağlamından yararlandım, bazen de yitik dizelerin anlamını biraz daha aydınlığa kavuşturmak amacıyla boşlukları kendim doldurdum…”
Düşsel serüven
Sappho çevirileri konusunda ikinci yaklaşımın bir örneği ise, Anne Carson’ın kısa bir süre önce Virago’dan yayımlanan If Not, Winter: Fragments of Sappho adlı çevirisi. Carson’ın yeni çevirisi, Grekçe asıllarıyla karşılıklı yayımlanmış. Carson, yırtılmış ya da yanmış papirüslerden artakalan bölük pörçük Sappho şiirlerini, boşluklar bırakarak ve köşeli ayraçlar koyarak karşılamış. Boşlukları sözcükler kadar sevdiğini söylüyor Carson: “Köşeli ayraç içindeki boşluklar, okuyucunun özgürce bir düşsel serüvene atılmasına olanak bırakıyor…” Carson’ın bu tür Sappho çevirilerinin en uç örneklerinden birini vereyim: [……../[……../[……../[……../[……../ [incecik bir sesle].
Carson, çevirilere, Sappho’daki çok ciddi metin sorunlarını Grekçe bilmeyen bir okurun bile anlayabilmesini sağlayan kısa, yararlı notlar düşmüş. Asıl önemlisi, Grekçede bulunmayan hiçbir şeyi çeviriye katmaya kalkışmamış ve şiirlerdeki özgün söz ve dize düzenine elden geldiğince bağlı kalmaya çalışmış. İyelik adıllarını (zamirlerini) ve kimi dillerde ad diziminin zorunlu öğeleri arasında yer alan belirleyici tanımlıkları (örneğin, İngilizcede the, Fransızcada le), Grekçede bulunmadıkları için kullanmaktan kaçınmış.
Bizde de Samih Rifat’ın Carson’ınkine benzer bir yaklaşım içinde olduğunu biliyorum. Rifat, Sappho’dan günümüze parça parça, kırık dökük ulaşan dizeleri kırık yontu parçalarına benzetiyor. Bu önü arkası kopuk dizelerin, çoğu kez, garip bir güçle imgelemimizi kamçıladığını söylüyor. “Başı sonu olmayan o iki üç dize, o havada donup kalmış imgeler, o kopuk kopuk ama yakıcı sevda sözleri…” diyor. “Besbelli Sappho’dan yana çalışmıştır Zaman…”
Rifat’ın böylesi bir yaklaşımla yaptığı birkaç Sappho çevirisini, P Dergisi’nin ‘Aşk ve Sanat’ sayısında yayımlamıştık. Bir iki örnek vermek gerekirse, ilk dizesinden yoksun bir şiir: “……../Ve güzel kızlar çiçekten/taçlar ördüler.” Ya da, öncesiz ve sonrasız dizeler: “……../Dur karşımda sevgili,/Ser güzelliğini gözler önüne./……..” Ya da, bir şiirden kopup kalmış son iki dize: “……../Ya da biri var benden çok/sevdiğin.”
Şimdi, bu iki yaklaşımın hangisinden yanasın, diye sormayın. Barnard’ın yaklaşımı, Sappho’nun kırık dökük dizelerinin kamçıladığı imgelemi, bu eskil ozanın özgün tadını korumaya özen göstererek, konuşturmaktan yana. Carson, Sappho’dan bugüne kalan sevda sözlerinin kırık döküklüğünden doğan imgelem serüvenini okuyucuya bırakıyor, dilediğince yaşasın diye. Ben, birbirinin karşıtı gibi görünen, ama ikisi de özünde şiirden yana olan bu yaklaşımlardan farklı tatlar alıyorum. Hele dilimizde söyleyenler, Cevat Çapan ve Samih Rifat olunca.

Kitabın Künyesi
Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen
Yazar: Sappho
Çeviren: Cevat Çapan
Sayfa sayısı: 134
Yayın tarihi: 2008

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Sesler İncelikler – İlyas Tunç ‘kapı açılır, yüz gülümser, uçup gider sesiniz: aaa !.. siz miydiniz…’

İlyas Tunç, 2008 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü aldığı yapıtı "Sesler İncelikler" le şiirseverlerin karşısına çıkıyor. s sinsidir, r pütür......

Kapat