Ophélia?ya Mektuplar – Fernando Pessoa ‘Bütün bunların gülünç olduğunu, en gülünç yanının da ben olduğumu kabul ediyorum’

Portekizli şair ve yazar Fernando Pessoa?nın nişanlısına yazdığı mektuplar onun sevgisine tanıklık etmenin yanı sıra gizlerini de açıyor.
Ophélia?ya Mektuplar, Pessoa?nın özellikle yalnızlığını, kırgınlıklarını, sıkıntılarını, acılarını, kıskançlıklarını, ileriye dönük düşüncelerini sergiliyor.
*1920 yılının 1 Mart günü yazılmış o ilk mektupta, ‘Küçük Ophélia’ diye sesleniyor şair sevgilisine. Pessoa, tüm kimliklerinden, tüm isimlerden, tüm yakıştırmalarından arınarak çıkıyor Ophélia’nın karşısına.
“Küçük Ophélia,
Beni küçümsediğinizi ya da en azından bana karşı gerçekten ilgisiz olduğunuzu göstermek için ne bu kadar uzun bir söylemin belirgin biçimde örtük olması gerekirdi, ne de bana yazdığınız ciddiyet ve inandırıcılıktan uzak bir dizi ?neden? göstermeye gerek vardı. Yeterdi bunu bana söylemeniz. Böylece, çok iyi anladım, yalnız bu bana daha da acı verdi.
Flört ettiğiniz genci bana yeğliyor ve kuşkusuz onu çok seviyorsanız, benim buna gücenmeye nasıl hakkım olabilir ki? Küçük Ophélia kimi isterse onu yeğleyebilir: O ne beni sevmek zorundadır ?ben buna yürekten inanıyorum? ne de gerçekten beni seviyormuş gibi yapmak zorunda (yeter ki canı eğlenmek istemesin).
Gerçekten seven kişi adli dilekçelere benzer mektuplar yazmaz. Aşk, nedenleri bu kadar incelemez, insanlara da ?yakalanması? gereken sanıklar muamelesi yapmaz.
Niçin açık davranmıyorsunuz bana? Size ?ne size ne de bir başkasına? hiç kötülük yapmamış bir insana acı çektirmeye ne gerek duyuyorsunuz; bu insan yalnız ve yürek karartıcı yaşamını yeterince ağırlık ve acı olarak taşıyan biri; sahte umutlar yaratarak, yapmacık sevgi gösterileri yaparak ona yaşamının ağırlaştığını göstermeye ne gerek var?
Üstelik bunda sırf eğlenmekten başka çıkar da yok; ya da alaydan başka yarar da yok.
Bütün bunların gülünç olduğunu, en gülünç yanının da ben olduğumu kabul ediyorum.
Kendim de gülünç bulurdum zaten, eğer sizi bu kadar sevmeseydim ve eğer bana vermekten zevk aldığınız acıdan başka şey düşünmeye vaktim olsaydı; bu acıyı hak etmedim ben, sizi sevmek dışında; ve sanırım sizi sevmek de, bu acıyı hak etmek için yeterli bir neden değil. Neyse…
İşte bu da benden istediğiniz ?yazılı belge?. İmzamı noter Eugenio Silva doğrulayacaktır.

1 Mart 1920
Fernando Pessoa

*IRMAK ZİLELİ, 17/04/2009 Tarihli Radikal Gazetesi
1920 yılının 1 Mart günü yazılmış o ilk mektupta, ‘Küçük Ophélia’ diye sesleniyor şair sevgilisine. Pessoa, tüm kimliklerinden, tüm isimlerden, tüm yakıştırmalarından arınarak çıkıyor Ophélia’nın karşısına. Bir aşk itirafçısının güvensizliği var cümlelerinde; ‘Bütün bunların gülünç olduğunu, en gülünç yanının da ben olduğumu kabul ediyorum’

Ophélia ne güzel bir sevgili ismidir. Fernando Pessoa?nın Ophélia?ya yazdığı mektupları okurken ilk aklıma gelen ve bir daha gitmeyen tümce buydu. Mektup, aşka en çok yakışan yazma biçimi diye düşündüm hemen sonra. Bir de şiir eklenebilir onun yanına mesela. Mektupların yazarı bir şairse, şiir ile mektubun buluşması ne güzel yaşanır orda! İşte o, en güzel aşk anlatısıdır. Ama Fernando Pessoa öyle düşünmüyor. Ona göre, ?Bütün aşk mektupları gülünç?. Hatta aşk mektubu sayılmaları için bu bir ?önkoşul?. Pessoa?nın hayal dünyasının ürünü çok sayıda alt kimlikten biri olan Alvaro de Campos, şiirinde Bütün aşırıya kaçan sözler,/ Bütün aşırıya kaçan duygular/ Elbette ki/ Gülünç diyor. Öyle ya aşkın kendisi aşırılık… Aşk, aşkın bir duygu. Sözcüklerin de aşkın ve aşırı olmasından daha doğal ne olabilir ki?
Aynı şiirde kendisinin de bir zamanlar aşk mektupları yazdığını itiraf ediyor Pessoa ve ekliyor, ?Öbürleri gibi onlar da gülünç?.
Gülünç mü gerçekten? Sema Rifat?ın dilimize aktırdığı Ophélia?ya Mektuplar, ismiyle hemen bir beklenti yarattı bende. Tüm o ?aşırılıklara?, aşkınlıklara, taşıp giden, akan duygulara hazır hissettim kendimi. Yürekten istiyorum onlara tanıklık etmeyi! Söz konusu Portekiz?in büyük şairi de olunca, beklentimin karşılığını bulacağına neredeyse eminim. Dedim ya, mektup aşka en yakışanı… Hele de yazarı bir şairse…
Sema Rifat?ın önsözünü daha sonra okumak üzere geçiyorum. Önsözlerin son söz olarak okunması gereken bir kitap bu. Tüm açıklamalardan azade, tümüyle şiire, aşka ve duyguya bırakmak istiyorum kendimi. Hemen ardından o şiir geliyor… Bir şiirle karşılaşmanın sevinciyle sarılıyorum okumaya. Ama o da ne! Şair diyor ki, gülünçtür aşk mektupları…
O an düşünüyorum da, aşk mektubu yazanlar, üzerinden bir süre geçtikten sonra gülünç bulurlar mı yazdıklarını? Oysa duyguların kâğıda döküldüğü o anlarda vazgeçilmez ve benzersizdir yazdıklarımız…
Pessoa şiirini 1935 tarihinde yazmış. Mektuplarının tarihi ise 1920 ve 1929. Demek üzerinden 10-15 yıl geçtikten sonra karar vermiş şair, aşk mektuplarının gülünç olduğuna.
Şimdi duyguların o sıcacık olduğu günlere gidelim. 1920 yılının 1 Mart günü yazılmış o ilk mektupta, ?Küçük Ophélia? diye sesleniyor şair sevgilisine. Pessoa, tüm kimliklerinden, tüm isimlerden, tüm yakıştırmalarından arınarak çıkıyor Ophélia?nın karşısına. Bu arınmışlık onun özüne, o çocuksu, o naif benliğine götürüyor beni. Bir aşk itirafçısının güvensizliğini hissediyorum cümlelerinde; ?Bütün bunların gülünç olduğunu, en gülünç yanının da ben olduğumu kabul ediyorum.?
Okulun en güzel kızına âşık birinin ?gülünç olma? korkusudur onunki. Onunla konuşurken takılıp düşmekten, bir sakarlık etmekten, sesinin kısık çıkmasından korkan bir delikanlı vardır sanki karşımızda. Ophélia onun bilinen ilk, tek ve son aşkıdır.
1920?nin 1 Mart?ından, 29 Kasım?ına dek sürer mektuplar. 29 Kasım?da şairin kararıyla son bulur aşkları. Ve aradan tam dokuz yıl geçtikten sonra yeniden başlar ilişkileri ve yine yazışmalar… Son mektubun tarihi 11 Ocak 1930.
Ophelia, Pessoa?nın ?Küçük kızı?, ?Küçük sevgilisi?, ?Küçücük bebeği?dir. Küçük bir kız çocuğuyla konuşur gibi yazar her satırını. Her ne kadar aşk mektuplarına aşırılığı, aşırıya kaçan sözcüklere de gülünçlüğü yakıştırsa da, Pessoa?nın kendi satırlarında o aşırılık duyumsanmaz. Gündelik, sıradan olaylar yansır mektuplara. Pessoa, şairliğini ?konuşturmaz?.
Aşkını ilan ederken de, şiir hükmünü yitirmiştir. Ophélia, o ânı şu cümlelerle anlatır: ?Hatırlıyorum, ayaktaydım; çalıştığım yere girdiği sırada ceketimi giymekle meşguldüm. Sandalyeme oturdu, elindeki lambayı bıraktı, bana döndü ve birden Hamlet?in Ofelya?ya yaptığı gibi aşkını ilan etmeye başladı: ?Ah! Sevgili Ophélia! Mısralarımı ustalıkla işleyemiyorum, iç çekişlerimi ölçecek bir sanatım yok; ama seni çok seviyorum. Ah! Sonsuz derecede, inan bana.?
Ophélia?ya Mektuplar?ın sonunda yer alan, ?Fernando ve Ben? başlıklı bölümde, şairin kişiliğine dair izleri sürebilirsiniz. Pessoa için şunları söyler Ophélia: ?Ne tutkuluydu ne de kendini beğenmişti. Sade ve dürüst biriydi. Bana şöyle derdi: ?Şair olduğumu sakın kimseye söyleme, olsa olsa şiir yazarım en fazla.?

?Tanınmamış olman bir cinayet?
Fernando Pessoa 20. Yüzyılın Yalnızı isimli kitapta Adnan Özer ile Rüstem Aslan Pessoa?yı şu ifadelerle değerlendirir: ?20. yüzyıl Portekiz edebiyatının en büyük ismi olarak anılan Pessoa, hayatta olduğu dönemlerde sadece dar bir edebiyat çevresinde tanınmaktaydı ve bütün ömrü boyunca sadece bir tek kitap yayınlatabilmişti.? Şair Luis de Montalvor da şöyle söyler dostu Pessoa?ya: ?Fernando, senin hâlâ tanınmamış olman bir cinayet.? Fakat, Pessoa?nın öyle bir hali vardır ki, onun tanınmakla, kitap yayınlamakla, ?büyük bir isim olmak?la uzaktan yakından ilişkisi yoktur. O, ?olsa olsa şiir yazmaktadır?. Yazmak onun için hayatta kalmanın tek yoludur. 1909?da yazdığı bir sonesinde şöyle der: ?Hayat dediğin: beklemektir ölümü.? Şair bu bekleyişi katlanır kılmak için yazmaktadır âdeta. ?Hayata karışmadan, hayatın bir seyircisi olmaya çabaladım? sözü de beklerken seyirci koltuğunda oturduğunu haber verir.
Genç bir şaire yazdığı mektubundaki ?Erişemeyeceğiniz ne varsa kendinizden onu isteyin. Güzelliğin yolu başka türlü açılmaz? sözleri ise bir seyirciden çok oyuncuya aittir. Bizzat güzelliği yaratmaya çabalayan bir oyuncuya. Ophélia?ya yazılan mektuplarda da vardır aynı şey. Pessoa sevgilisine seslenirken, onun sıkıntılarına ortak olurken, ona nasihatlerde bulunurken rolünü eksiksiz yerine getiren bir oyuncudur. Son sahneyi kendisi tasarlayacak kadar bilinçli, kaderini kendisi tayin eden bir oyuncu: ?Yüzleri ve saçları yaşlandıran Zaman şiddetli duyguları da yaşlandırır, ama daha çabuk. İnsanların çoğu budala olduğu için, bunu fark etmemeyi başarırlar ve alışkanlıktan başka bir şeyin kalmadığı yerde hâlâ sevdiklerini sanırlar. (…) Bu işler insana acı verir, ama acı geçer. Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki? (…) Aşkım geçti gitti.?
Aşka dair bütün bu akla yatkın açıklamaları yapan şair, 9 yıl sonra sevdiğiyle yeniden buluşmanın coşkusunu gizleyemez: ?İçimdeki sürgün yerinde, mektubunuz uzaklardaki evin bir mutluluğu gibi ulaştı bana…?
Aşk geçip gitmemiş demek… Belki bir süreliğine saklı tutulmuş, öznesinden bile.
Fernando Pessoa ölümünden bir gün önce şu cümleyi yazar bir kâğıda: ?Yarının ne getireceğini bilmiyorum.? 47 yıllık yaşamının öğrettiğidir belki bu. Belki de, ?aşkım geçti gitti? diyen şairin, ?yarının ne getireceği?nin bilinmezliği karşısındaki çaresizliğinin bir itirafı…
O cümlenin not düşüldüğü tarihten bir gün sonra, 30 Kasım 1935 yılında gözlerini dünyaya yumar Pessoa. Bir ay önce, 21 Ekim 1935?te yazdığı o şiiri ?Bütün aşk mektupları / Gülünç? dizeleriyle başlar ama sonraki dizeler asıl gülünç olanın kim olduğunu, biraz da sersemleterek söyler bize:
Aşk mektupları, aşk varsa eğer
Olmalıdırlar
Gülünç.

Ama yine de
Yazmayanlar hiç
Aşk mektubu
Asıl onlardır
Gülünç.

Kitap-lık: Sayı: 124 Şubat 2009
Çoğul kimlikli ve gizemli bir yazar ve şair Fernando Pessoa. Sınırlı koşullarda yaşayan, yaşamının her anında yapıtını ön planda tutmayı düşünen, ama sağlığında Portekizce bir tek yapıtı (Mensagem: Mesaj) yayımlanmış olan Fernando Pessoa, sessiz sedasız sonsuzluğa göçtüğünde yazdıklarını sakladığı bir sandıkta yirmi yedi bin el yazılı metni ortaya çıkmıştı. Bu metinler yarattığı ve zaman zaman ardına gizlendiği yetmişin üstünde ?takma ad, alt kimlik, dış kimlik ya da kurmaca kimliğin? (heteronimo) imzasını taşıyordu. Yazar en bilinenleri Alvaro de Campos, Alberto Caeiro, Ricardo Reis ve Bernardo Soares olan bu alt kimlikler için, farklılıklarını doğrulayan özgeçmişler oluşturmuştu; her birinin üslubu farklıydı, hiçbiri Fernando Pessoa değildi ama tümü bir arada onun böylesine çeşitlilik gösteren yaratıcılık evrenini yansıtıyordu.

Yaratıcılık ürünü verme bakımından bu kadar verimli olan Pessoa?nın özel yaşamına ilişkin bilgilereyse onun nişanlısına yazdığı mektuplardan ulaşıyoruz: Cartas de Amor de Fernando Pessoa (Fernando Pessoa?nın Aşk Mektupları).
Pessoa?nın dokuz yıl arayla iki ayrı dönemde (1920; 1929) hayatındaki tek kadın olan nişanlısı Ophélia Queiroz?a yazdığı mektuplar ilk bakışta onu bizlere bir sevgili konumunda sunuyor; ancak okurun satır aralarında yer yer onun gündelik yaşamına, özeline, kişiliğine ilişkin birtakım ipuçları yakalamasına da olanak veriyor.
Sevgi dolu söylemi karamsarlığını, yalnızlığını, kıskançlıklarını, kuşkularını, psikiyatri kliniğine yatma isteğini, iç sıkıntılarını ele veriyor; söylemi bize onun o ciddi görünümü altında yer yer çocuklaşabildiğini gösteriyor. Yazarın bu mektuplarda dille oynadığını, sözcük biçimlerini bozduğunu saptıyoruz; sevgisini, öfkesini, şakacılığını, serzenişlerini mektupların hitaplarında buluyoruz. Edebiyat yapıtını oluşturma zamanının geldiğini belirtirken zamansızlıktan şikâyet ettiğini görüyoruz; yaşamının edebiyat yapıtının çevresinde döndüğünü ama geri kalan her şeyin ikinci planda kaldığını anlıyoruz; huzur ve yalnızlık istediğine ama yalnızlıktan şikâyet ettiğine tanık oluyoruz; özelini korumaya özen gösterdiğini, duygularını başkalarının öğrenmesini istemediğini, özel yaşamından söz etmeyi hiç sevmediğini saptıyoruz.

OPHÉLIA?YA MEKTUPLAR
Fernando Pessoa
Çeviren: Sema Rifat
Sel Yayıncılık
2009
112 sayfa

Fernando Pessoa Hayatı
(13 Haziran 1888 – 30 Kasım 1935) Portekizli şair, ressam.

Resim: Pessoa’nın kendi otoportresi
Lizbon’da doğdu. Beş yaşındayken, müzik eleştirmeni olan babasını kaybetti. Annesi, Portekiz’in Durban konsolosuyla yeniden evlenince yerleştikleri Güney Afrika’da (1896) tam bir İngiliz eğitimi gördü. 1905’te geri döndüğü Lizbon’da yaşamının sonuna kadar kaldı. Geçimini, İngilizce ve Fransızca iş mektupları yazarak kazandı ve yalnız yaşadı.

Portekiz modernizminin öncülerinden olan Pessoa, Milton, Shelley, Keats, Poe, Byron, Whitman, Shakespeare, Baudelaire’den etkilenmiş ve ilk şiirlerini, İngilizce olarak, 1905-1908 yılları arasında yazmıştır. 1912’de, ilk şiirlerini “Portekiz ‘Rönesans’ ” hareketinin yayın organı A Aguia dergisinde yayımladığında, simgeci şiirin ve “saudosismo”nun (geçmişe özlem) etkisi altındaydı. Aynı yıllarda, düzyazı metinler (Fausto, Epithalamium, O Marinheiro, Na Floresta do Alheamento, vd.), eleştiri ve denemeler yazdı. 1913’te, fütürist harekette yer aldı ve Sá-Carneiro ile birlikte Portekiz öncü edebiyatını başlatarak, “paulismo” akımını yarattı. 1914 yılında, her şeyi, olabilecek bütün tarzlarda hissetmek için, kendi içinde gücül olarak bulunan farklı yazar kimliklerini aralarında diyaloğa sokarak, onlara yazı aracılığıyla kurmaca bir gerçeklik kazandırdı. Pessoa’nın farklı yazar kimliklerinin yansıması olan bu kökteş şair ve yazarlar Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares ve Fernando Pessoa’nın kendisidir. Pessoa’nın kendi şiirleri ve kökteş şairleri aracılığıyla yarattığı şiirler Orpheu, Portugal Futurista, Contemporanea, Atena gibi ancak birkaç sayı çıkan dergilerde yayımlandı. “Vatanım Portekiz dilidir” diyen Pessoa ölümünden bir yıl önce, Portekiz tarihinin okültist ve simgeci bir yorumu olan “Mensagem” adlı şiiri yazdı ve Ulusal Propaganda Sekreterliği’nin açtığı yarışmada ödül aldı.

Fernando Pessoa 30 Kasım 1935’te, 47 yaşında, Lizbon’da karaciğer hastalığından öldüğünde pek az tanınıyordu. Sağlığında yayımlanan dört kitabından üçü İngilizce’dir: 35 Sonnets (1918), English Poems I-II ve English Poems III (1921). Portekizce kitap olarak yayımlanan tek eseri Mensagem’dir (1934). Dergilerde kalmış birçok şiir, deneme vb. yazıları vardır. Ardında bıraktığı elyazması fragman sayısı 25-27 bin arasındadır.

Bütün eserleri 1942’de yayımlanmaya başlanmış ve 26 cilde ulaşmıştır.

Eserleri

* Poesías de Fernando Pessoa (1942, Fernando Pessoa’nın Şiirleri)
* Poesías de Alvaro Campos (1944, Alvaro Campos’un Şiirleri)
* Poemas de Alberto Caeiro (1946, Alberto Caeiro’nun Şiirleri)
* Odas de Ricardo Reis (1946, Ricardo Reis’in Odları)
* Páginas de estética y de teoría y crítica literarias (1967 – Estetik ve Edebiyat Kuramı ve Eleştirisi Hakkında Yazılar)
* Páginas íntimas de autointerpretación (1966, Kişinin Kendi Eserini Yorumlaması Üzerine Özel Yazılar)
* Textos filosóficos (1968, Felsefe Metinleri)

Türkçeye çevirilen Eserleri

* Şeytanın Saati (Metis, 1993)
* Sırların Cebiri (Nisan Yayınları, 1995)
* Denize Övgü (İyi Şeyler, 1999)
* Düşsel ve Gerçek (Dünya Kitapları, 2005)
* Anarşist Banker (Can Yayınları, 2006)
* Huzursuzluğun Kitabı (Can Yayınları, 2006)

Yazar Hakkındaki Eserler

* Fernando Pessoa: 20nci Yüzyılın Yalnızı (Adnan Özer – Everest Yayınları)
* Fernando Pessoa ve Şürekası (Yapı Kredi Yayınları – Sergi Kitapçığı)

Yorum yapın

Daha fazla Mektup
Gogol’e Mektup – Vissarion Grigoryeviç Belinski

Dünya düşün ve edebiyat tarihine baktığımızda önemli, unutulmaz yazılar vardır. Her dönemde insanlığın gelişimine ve onuruna ışık tutan yazılar. Yazarının...

Kapat