Güneşte ve Gölgede Futbol, Eduardo Galeano

?Şampiyonanın bir başka sürprizi de Türkiye’ydi. Hiç kimse bu ülkenin önemli bir başarı elde edeceğine inanmıyordu. Türkiye, dünya kupalarından elli yıldır uzaktı. Brezilya’ya karşı oynadığı ilk maçta hakemin kararıyla göz göre göre haksızlığa uğradı; ama yoluna devam etti ve sonunda üçüncü oldu. Enerjik ve kaliteli futboluyla kendisini küçük gören uzmanların ağzını açık bıraktı.

okumak için tıklayınız

Romantik Bir Viyana Yazı – Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu’nun romanları böylece enikonu kapsamlı incelemeleri de zorluyor. Düşünsel düzeyde verilen olumlu kavga, yanı sıra yazınsal düzeyde de önemle üstünde durmayı gerektiren romanların varlığını imliyor. Hem sonra, düşünsel ve yazınsal düzeyleri birbirinden ayırarak almak da Adalet Ağaoğlu’nun romanlarına yaklaşmayı güçleştiriyor. (…) Romantik-Bir Viyana Yazı, düşünsel ve yazınsal derinliğiyle bu yazınsal birliği açıklamaya yatkın olduğu,

okumak için tıklayınız

1940 kuşağı ozanları – Atilla Özkırımlı

“Şüphesiz, bu hizmetin aslan payı N. Hikmet?indir. Çünkü yalnızca şiirleriyle değil, hikayeleri, oyunları ve eleştirileriyle de toplumcu edebiyatın yerleşmesi için en büyük çabayı o göstermiştir. Bir yandan eserleriyle yeni edebiyatın temellerini atarken, öbür yandan eleştirileriyle eski edebiyatın yıkılmasına çalışmıştır. Resimli Ay?da hem devrimci (inkilapçı) şiirler yayımlamış, hem toplumcu yazarları (örneğin Barbusse?ü, Mayakovski?yi, Gorki?yi, İlhami Bekir?i,

okumak için tıklayınız

Birazcık Halil’i okumadınız mı daha – Sadık Güvenç

Hasan Sever’in 2014 yılında Ayrıntı Yayınları arasında çıkan romanı “Birazcık Halil” 426 sayfa. Konya Kulu’dan İsviçre’ye çalışmak için giden baba, oğlu Halil’i de yanına alır. Ama ne alma! Halil orada başka dünyaların adamlarına takılacaktır. Böylece Halil ve paradan başka bir şeyi gözü görmeyen babası arasındaki uçurum gittikçe derinleşecektir. Halil aracılığı ile Avrupa’nın öteki yüzünü ve

okumak için tıklayınız

Geç Bir Sonbahardı – Fırat Ceweri

(*)“Fırat Cewerî’nin ilk romanı olan “Geç Bir Sonbahardı” da yirmi sekiz yıl sonra, elli yaşında, yurduna dönüş hazırlıkları yapan, sürgün ve aidiyetini yitirmiş bir karakteri öne çıkarır. Bu da Ferda’dır. Ferda, katilin, olay mahalline dönüşü gibi, sürgün de doğup büyüdüğü zamanlara dönüş yapmak ister. Ya döner ve kırıklıklarla karşılaşırlar ya da yurdunu bıraktığı gün gibi anımsamakla

okumak için tıklayınız

“Okuduktan sonra” gidilecek yerler

Kısıtlı tatil günlerinde ziyaret edilecek yerlerin rotası birçok farklı kritere göre çizilebilir; yol şartları, coğrafi özellikler, ekonomik uygunluk… Aşağıdaki liste ise, yolu bir şekilde yurt dışına düşecek ve tatil rotası çiziminde kitaplara düşkünlüğü, edebiyata olan ilgiyi de göz önünde bulunduracaklara hitap ediyor daha çok. “Ölmeden önce yapmamız gereken şeyler”e ekleyebiliriz bu mekan ziyaretlerini de ama

okumak için tıklayınız

Behçet Necatigil özeleştirisini yapıyor: Kendi kendimizi eleştirmek, Ben’i aşağılamaktır; kolay alınamaz göze.

Kendi kendimizi eleştirmek, Ben’i aşağılamaktır; kolay alınamaz göze. Kuzgun ve yavrusu. Can gibi, onur da tatlı. Sonra zaten bu yolda her konuşma dolaylı, kaçamak bir kendini – savunmadır. Bir yandan elleri kollayacaksınız. Kendimizi alaya alırken bile, bir bağışlanma isteğinin, ümidinin yerçekimindeyiz. Neyi değiştir özeleştiri? Bildiğimizden şaşacak, bilinçaltımızdaki şaşmaz doğrultumuzdan sapacak mıyız? Evet her seçme, seçmediğimize

okumak için tıklayınız

Etnografik Hikâyeler / Türkiye’de Alan Araştırması Deneyimleri

Antropologlar, alan çalışması sırasında yaşadıkları çeşitli kişisel deneyimleri arkadaş sohbetlerinde sık sık dillendirirler. Ama nitel çalışmalar kâğıda dökülürken “önemsiz detaylar”, “terslikler”, hatta “başarısızlıklar” olarak görülen bu deneyimler genellikle yansıtılmaz. Oysa araştırmacının sahada karşılaştığı ya da dahil olduğu kimi durumlar (kimlik çatışmaları, bürokratik ve ideolojik engeller gibi), araştırmanın ilerleyişini etkilediği gibi, yönünü dahi değiştirebilir.

okumak için tıklayınız

M. Şehmus Güzel ile Türkiye İşçi Hareketi Tarihi üzerine söyleşi (1)

Boyun Eğme dergisinin Perşembe 21 Nisan 2016 tarihli 29. Sayısında Korhan Ege ve Osman Çutsay’ın sitemiz yazarlarından M. Şehmus Güzel ile yaptığı « Türkiye İşçi Hareketi Tarihi üzerine söyleşi »nin birinci bölümü « Dipten gelen dalga kesilemiyor… » başlığıyla yayınlandı. İkinci bölümü önümüzdeki hafta sunulacak söyleşi M. Şehmus Güzel’in şubat ve mart 2016’da yayınlanan “Türkiye’de

okumak için tıklayınız

Çoraklaştırılan dünyaya gönderilen mektuplar: Stefan Zweig – Frederike Zweig Mektuplaşmaları

Stefan Zweıg ve Frederike Zweıg (1912-1942) arasında gidip gelen mektuplar, yaşadığımız çağa kalan bir zenginlik niteliğinde. Mektuplaşma ihtiyacı, insanlığın kaybettiği değerli eylemlerden biri olarak bugün artık toprağa gömülmüş bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında iyice can çekişen mektuplaşmanın, içinde bulunduğumuz çağın ilk on beş yılında nostalji haline gelmesi hazin bir durum sergiliyor. Zira kağıt ve kalemi gereksinen

okumak için tıklayınız

Hitler’e doğum günü armağanı

Hitler’e doğum günü armağanı – I Tarih 20 Nisan 1943. Dünyayı kana bulamış bir diktatörün, Hitler’in 55. doğum günüdür. Hitler’in en sadık adamı, ünlü SS lideri Heinrich Himmler führerine, eşsiz bir doğum günü armağanı hazırlamakla meşguldür. Hitler’i son derece memnun edecek olan bu armağan Polonyalı 56.000 Yahudi’nin ölüsünden başka bir şey olmayacaktır.

okumak için tıklayınız

Garbis Cancikyan: Bize insanlığımızı hatırlatan şair

Orhan Veli’nin Garip’inin yayımlanmasının üzerinden tam bir yıl geçmişti ki Samatyalı Garbis Cancikyan ve Gedikpaşalı Haygazun Kalustyan’ın Balkıs isimli kitabı ortaya çıkıverdi. Romantikliğin hülyalı hallerinden uzak durup realist şiire yönelen bu iki isim, deyim yerindeyse Garip akımının ikinci perdesinin baş aktörleriydi.

okumak için tıklayınız

Game of Thrones karakterleri ve ünlü roman kahramanları

Hepimizi ekrana kilitleyen, kurgusuyla, karakterleriyle, çatışma ve diyaloglarıyla aklımızı başımızdan alan, belki de son yılların en sağlam dizisi Game Of Thrones’un ünlü romanlara saygı duruşu niteliğinde kahramanlar yarattığını hiç fark ettiniz mi? Gelin bakalım hangi kahramanlara gönderme yapılmış.

okumak için tıklayınız

Murathan Mungan’dan Solak Defterler – Aynur Kulak

Bir şiir kitabıyla girdim eve. Çantamı bıraktım, pardesümü çıkardım şiir kitabı hala elimde. Sol elime uzağım. Halbuki şiirler sol elimde. Sol ile Sağ elimin arasında Solak Defterler. Aradan zaman geçti… Nasıl başlasam diye düşünüyorum hala. Bir şiir kitabıyla girince eve niye böyle oluyorum? Sol tarafıma koyuyorum Solak Defterler’i, ilk sayfayı açıyorum. Sahi, yalnızlık da olmasa

okumak için tıklayınız

Gulliver’in Gezileri: Homeros’un Odessa destanından sonra yazılan ilk büyük fantastik seyahat metni

Homeros’un Odessa destanından sonra yazılan ilk büyük fantastik seyahat metni olan “Gulliver’in Gezileri” çok neşelidir; mizahi öğelerle zenginleştirilmiş ve çok sayıda tuhaf canlılarla modern bir masala dönüşmüştür. Ama bütün bu cümbüşün arkasında, insan ilişkilerine ve kurulu düzene karşı büyük bir güvensizlik, geleceğe ilişkin karamsar bir bakış vardır.

okumak için tıklayınız

Tarihinden Direnişine Taksim Meydanı’nın Öyküsü

Taksim Meydanı, şehrin en kalabalık yeri, İstanbul’un en renkli fotoğrafı.Taksim Meydanı son zamanlarda en çok 27 Mayıs 2013’te başlayan Gezi Direnişi ile hafızamıza kazınsa da, geçmişte de elbette pek çok siyasi ve toplumsal olayın ev sahibiydi. Biz de hafızamızı tazeleyelim, meydanın mimari, toplumsal ve siyasal geçmişine şöyle bir bakalım istedik.

okumak için tıklayınız

13 Madde ile Kayıp Ütopik Efsane: Yugoslavya

Eskiden dünyanın en prestijli ülkelerinden biri hâline gelen bir Yugoslavya vardı. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ülke, disiplinli ve sistematik bir biçimde gelişme göstererek çok hızlı bir şekilde bölgedeki en önemli güç hâline geldi. İnanması güç olsa da, bugün kanlı bıçaklı düşman olan birçok milletten insan, bir zamanlar bu ülkenin barış içinde yaşamış vatandaşlarıydı. Bu

okumak için tıklayınız

Yüzyıldır Üç İstanbul – Zafer Köse

Üç İstanbul’un sayfalarında hızla ilerlerken, birden duruyorsunuz. Bir şey hatırlamaya çalışır gibi belleğinizi zorladığınız duygusuna kapılıyorsunuz. Sanki bir şey söyleyeceksiniz de o sözcük bir türlü aklınıza gelmiyor. Neydi ki? Tekrar kitaba dönüyorsunuz. Adnan’ın üzerinde çalıştığı romanı için aldığı notları bir kez daha okuyorsunuz: “Sonra bu minareler: Gökyüzünü madalyon bir ayna parçası gibi tutan, birer kız

okumak için tıklayınız