Direnişin Ötesi: Her Şey (Subcomandante Marcos ile Röportaj) – Subcomandante Marcos

İşte Öteki Mücadele bu. Nasıl biteceğini bilmeden bir taslak çıkarıyoruz. Dürüstlüğümüz ve alçak gönüllülüğümüzle neyi bilmediğimizi belirlemeye çalışıyoruz. Tek güvencemiz, seçtiğimiz ahlaki yolun gitgide daha iyi olacağı gerçeği. Seçtiğimiz bu ahlak, onlara hak ettikleri yeri vermek için en alttakilerin ahlakı. Bu, ileride daha iyi maaşlar veya daha iyi fiyatlar vs. olacağı anlamına gelmiyor. Hatta ileride

okumak için tıklayınız

Beyaz Gemi – Remziye Serap Ekim

“Cengiz Aytmatov? un 1970 yılında yazdığı ünlü eseri “Beyaz Gemi ” (Kırgızca; Ak Keme), anne babası tarafından terk edilen San-Taş Vadisindeki orman koruma evlerinin birinde dedesi ve üvey ninesiyle birlikte yaşayan altı yaşlarında bir erkek çocuğun hikâyesini anlatmaktadır. Gerçekle efsanenin iç içe girdiği eserde, yazar olayları belli bir sıralamada vermemesine rağmen okuyucu olayları rakip etmekte

okumak için tıklayınız

Zümrüt Kelebeği’nin kısa öyküsü

“Kendini yakmayan bir öykü, okuyucusunun düşüncelerini aydınlatamayacağı gibi yüreğini de ısıtamaz…” Öyküleri kendini yakıp yok eden ve sonra özüne doğru bir arayış serüvenine giren genç bir kalem Orhan Veli Alıcı. Anadolu, öykülerinin kaynağını oluşturuyor ve “ötekilerin” hikayeleri toprakaltı edilmeden okura bir sır verirmiş gibi anlatıyor son kitabı “Zümrüt Kelebeği”nde. Yazarın bunun dışında yayımlanmış iki kitabının

okumak için tıklayınız

Başıboş Bir Yolculuktan Notlar – Fernando Pessoa

Ardında edebiyatın her alanından binlerce sayfalık eserler bırakmış, 20. yüzyılın en kendine özgü yazarı-şairi Fernando Pessoa’dan (1888-1935) bir güldeste, tanımayanlar için tanışma vesilesi… Pessoa’nın gözde temaları olan “düşünmek/hissetmek”, “düşlemek/yaşamak”, “dış/iç” karşıtlıkları, “kendiyle ben arasındaki mesafe”, Tanrı, teozofi, mitler, yitim duygusunun sürekliliği gibi kavramlar etrafında dolanıp duran kısa metinler, cümleler, dizeler… Baştan sona ya da atlayarak

okumak için tıklayınız

Sinekli Bakkal, Halide Edip Adıvar

Sinekli Bakkal, Halide Edip Adıvar’ın romanıdır. İlk olarak İngilizce The Clown and His Daughter, (Soytarı ile Kızı) adıyla 1935 yılında Londra’da yayımlanmıştır. Türkçe olarak ilk defa 1935 yılında Haber gazetesinde bölümler halinde basıldı. Daha sonra 1936 yılında kitap olarak basılmıştır. 2006 itibariyle 37. basımı yapılmıştır. “Tekrar tekrar basılan Sinekli Bakkal’ın, okuru en çok çeken yönü II.

okumak için tıklayınız

Şefler Nasıl İktidara Geldiler (Tarih Öncesinde Politik Ekonomi) – Timothy Earle

Şefler Nasıl İktidara Geldiler? Şeflikleri inceleyerek, politik iktidarın doğasına ve sosyopolitik karmaşıklığın evrimine dair temel sorulara yanıt vermeye çalışıyor. Northwestern Üniversitesi Antropoloji Bölümü Profesörü Timothy Earle, şefliklerin temel dinamiklerinin devletlerinkiyle esasen aynı olduğunu ve devletlerin kökeninin, şefliklerin ortaya çıkışı ve gelişimine bakılarak anlaşılabileceğini savunuyor.

okumak için tıklayınız

“Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. ” Albert Camus

Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum, kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde

okumak için tıklayınız

“Yalnızca doğruyla ve doğru için yaşayabilseydik…” – Albert Camus

Doğruyla ve doğru için yaşanacak. Önce, ne olunduğu gerçeği. İnsanlarla anlaşma içinde olmaktan vazgeçmeli. Olanın gerçekliği. Gerçeği aldatmaya kalkmamalı. Özgünlüğünü ve güçsüzlüğünü kabul etmeli. Bu özgünlüğe göre bu güçsüzlüğe kadar yaşamalı. Merkezde, en sonunda saygı duyulan varlığın sonsuz güçleriyle yaratım.

okumak için tıklayınız

“Suç ve Cezayı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında kesin bir kuşku duydum.” Albert Camus

Suç ve Cezayı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında kesin bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme olasılığını ölçüp tarttım. Her zaman yaratımın bir diyalog olduğuna inandım. Ama kimle? Saldırının eleştiri yönteminin yerine geçtiği, ilkesi vasat bir kötülük olan edebiyat topluluğumuzla mı? Kısaca toplumla mı? Halk bizi okumuyor, burjuva sınıfı, yılda, moda olan iki

okumak için tıklayınız

Sarıkamış’ı iki Ermeni asker anlatıyor

Prof. Taner Akçam, 4 Ocak’ta Taraf’ta yayımlanan yazısında, Sarıkamış’ta savaşan iki Ermeni askerin mektuplarına yer veriyor. Nazaret Demirciyan ve Hovsep Seyisyan’ın yazdığı bu mektuplar, B. Donabedian tarafından derlenen ve 1922’de yılında Paris’te Ermenice olarak basılan Tsayn Darabelots (Acı Çekenlerin Sesi) kitabındaki mektuplar arasında bulunuyordu. Yazının tamamı şöyle:

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal, üç aydır kirasını ödeyemediği buz gibi bir odada avuçlarına hohlayarak sabaha kadar 72 Koğuş hikâyesini yazmaya başlar. Ve…

72. KOĞUŞ’UN DOĞUŞU 1951’in sonunda arkadaşının evinden ayrılarak Fener’de bir daire kiralar, oraya yerleşirler. 1951-52 yılının müthiş kışı tüm İstanbul’u esir almıştır. Vakit gecedir. Dışarıda sulusepken, soğuk, rüzgâr karanlığı üşütmektedir. Fener’de oturdukları daire buz gibidir. Tüm ev halkı üşümemek için her zamanki örtülerin üzerine evde ne kadar battaniye, kilim varsa almış, birbirlerine sokularak çoktan uykuya

okumak için tıklayınız

Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler – Marguerite Duras

Fransız edebiyatının tartışmasız en başarılı ve üretken yazarlarından Marguerite Duras’nın zaman zaman romanlarında da yansıttığı iç dünyasına dolaysız bir dokunuş. Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler, Duras’nın Hindiçin’de geçen çocukluğundan Nazi işgali sırasında sonsuzmuş gibi gelen bekleyişlerine, Paris’in gündelik hayatı ve sıradan sakinleri hakkında yaptığı etkileyici gözlemlerden politik görüşlerine acıyla, özlemle, başarıyla yoğrulmuş bir yaşamdan

okumak için tıklayınız

Düşlerinde Özgür Dünya!

Ne 9, ne yüreğimize kazınan 19, ne de 39…İnsan yaşı kaç olursa olsun düşleri kadar büyütüyor dünyayı. Sıkça sorarım kendime; başımıza gelen bütün bu şeyler dünyada olmamaktan daha iyi miydi gerçekten… İyidi derim, aklıma bir uçurtmanın peşine takılıp sokaklarca koştuğum gün gelince. Çok değil, biraz iyilik, biraz hayal gücü, bolca kahkaha yeter bir ömürü iyileştirmeye.

okumak için tıklayınız

“Küçük Prens: Hiç Eskimeyen Bir Kitap/Her Daim Arkadaşımız”

Bazı kitapları vardır. Yıllar geçer, yayıncılar değişir ama o kitaplar hiç değişmez. Çocukluk döneminizde okumuşsunuzdur. Hem de birçok defa okumuşsunuzdur. Yetişkinlikte de okumuşsunuzdur. Sonra belki çocuklarınıza da okutmuşsunuzdur. Bazı kitaplar böyledir işte, hiç eskimezler. Ve o kitaplardan biri hatta birincisi Exupery’nin Küçük Prens’idir. Her dönemde ve her defasında başka bir tat bırakır okurunda. Her defasında

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet’in TSK’dan ayrılışı: Çürük değil devamsızlık

Nazım Hikmet Ran, bilinenin aksine Harbiye’den ‘çürük’ olduğu için ayrılmamış. Deniz Kuvvetleri’nde gün yüzüne çıkan belgelere göre Nazım, sağlık raporu almış sonra da okula dönmemiş. Harbiye kayıtlarında Nazım’ın adı ‘Sınıfımızdan subay olmadan ayrılanlar’ başlığı altında geçiyor. Ama mezun olmayan tek öğrenci Nazım değil. 4 kişi daha var. Ancak onların isimlerinin karşısında ‘İhraç’, Nazım’ın adının karşısında

okumak için tıklayınız

Yaz Biter Hissiyatı Kalır

Bir kitabı okurken ağzınızda gerçekten bir tat kalması, vücudunuzda farklılıklar hissetmeniz çok garip değil mi? Hiç unutmam, Zoran Drvenkar’ın “Onlardan Biri” adlı romanındaki kan işeme sahnesi yüzünden bir süre tuvalete korka korka gitmiştim… Ama bu kez, hisler farklı. Bu kez, “Dedem Bir Kiraz Ağacı”nın Akdenizli yazarı, Hans Christian Andersen Ödülü sahibi Angela Nanetti’nin götürdüğü yere

okumak için tıklayınız

Savaş Makinesi Olarak Yarabıçak

Deleuze günümüz denetim toplumlarını, disiplin toplumlarından ayırmaktadır. Foucault disiplin toplumlarının18. ve 19. yüzyıllarda bireyleri kapatıp kuşatan modern kurumlarıyla birlikte ayırt edildiğini belirtmiştir. Bu toplumlarda bireyler sürekli olarak bir kuşatma mekânından, diğerine (aile, okul, kışla, fabrika gibi) geçip duruyorlardı. Günümüzde ise artık disiplin bireyleri kapatıp kuşatmakla değil, “serbestçe kayan denetim” ile oluşturulmaktadır.

okumak için tıklayınız