Paris, Salon Du Livre 2012 : Kitap Fuarina Hoş Geldiniz – M. Şehmus Güzel

Paris Kitap Fuarı (Salon du Livre) kapılarını ve pencerelerini 15 Mart 2012 perşembe akşam üzeri açıyor : Tam « çay saati »nde ama çay içmek için değil, yeni açmış kitapları koklamak, belki bir iki tanesini nazikçe dalından almak ve okumak için.

Okumak eylemini ya metroyla, otobüsle, trenle, taksiyle, otomobille dönüşe veya evde büronuzda masa başına kuruluşunuza kadar ertelemenizi tavsiye ederim. Çünkü Fuar mekanında dolaşmak ve dolaşırken tanışmak, eskilerle, eski dost ve tanıdıklarla karşılaşmak, kesişmek (az yazdığı için az bilinen şair Halil Uysal?ın bir reklamdan esinlenerek Paris için söylediğini burada kitap fuar mekanları için yinelemek olası : kitap fuarları « kavşaklardan oluşur »), kesilmeden sohbetlere başlamak, sürdürmek, sonlandırmak daha yerinde ve daha uygun olur. Benden söylemesi. O kadar çok şey var görülecek, o kadar yazar var dinlenecek ki orada kitap okumaya vaktiniz olmayacak. Akşamdan sabaha, sabahtan akşama bu stand senin öbürü benim dön babam dönmek mümkün. Ve böylesi daha yararlı olmaya da aday.

Aman aman başınız dönmesin. Dikkat !

Neyse ki kitap standatlarında yiyeyecek ve içecek te olacak. Fransa?dan elbette kırmızı ve beyaz şarap. Biraz daha zengin yayınevleri belki bir-iki şişe şampanya bile patlatabilir. France-Culture Radyosu?nun standı muhteşemdir. Ana girişte tam karşınıza gelecek şekilde yerleştirilmiştir ve açılış saatinde tıklım tıklam olur önü, erken gelen oturur pardon erken gelen yer ve içer, sonrakilerin eli böğründe kalır ama Fuar mekanı yıkılmaz.

Radyo yayınları oradan canlı yapılır, çok ünlüler seyredilebilir ve bir belki iki imza koparılabilir. Bu işin yolunu bilmek lazım. Bu işi bilenlerin bir kısmının bu işin daha sonra karaborsasını yaptıkları da artık ispatlı : İmzalı kitapları yüksek fiyatla satanların yapacaklarını önlemek için bu yıl girişte sırt çantaları daha sıkı ve yakından aranacakmış. Mış ! Hani ünlü bir yazarın kitaplarından on tane getirip imzalatanların ve sonra onları acaip fiyatlarla satanların işine engel olmak lazımmış. Mış ! Nerede benim liberalizm kokan ekonomim ? Ama bu memlekette kanunlar da var.

Ne olursa olsun Fransa?da kitap okunuyor, kitap satışları gayet iyi gidiyor. Kimi kitapçı batabiliyor ama birçok yenisi de açılıyor. Yayınevleri para kazanabiliyor. Fransa?da okuma yazma bilenlerin okumayı ve yazmayı, diplomalarını aldıktan sonra, çerçeveletip duvara asmadıkları biliniyor. Diplomaları değil. Okuma ve yazmayı. Soru şudur : En son okuduğunuz iki kitabın ismini yazar mısınız lütfen ?

Fuarda bu yıl davetli edebiyat Japon Edebiyatı. Onur konuğu Japonya İmparatorluğu (ya işte aynen böyle resmî ismi budur çünkü), Fransa kurumlarının katkıları yanında, kendi olanaklarını da sonuna kadar sundu, sunuyor, sunacak. Eh ne de olsa zengin devlet : Kitabın da ihraç edildiğini biliyor. Nobel Ödül aldı diye yazarlarını taşlamıyor. Ama yiyecek ve içecek olarak neler sunacağını şimdiden bilemiyorum. Bunu daha sonra bildiririm. Söz. Önce tadına bakmak ta lazım elbette anmadan ve övmeden önce. « Sake » (pirinç rakısı desem olur mu ? Yoksa birası mı ? Üretim tarzıyla biraya içiliş biçimiyle rakıya yaklaşıyor. Benim diyen Japona da bu yakışır hani.) veya « o-sake » veya « nihonshu » (« japon alkolü ») olacak mutlaka. Haydi sağlınıza.

Japon edebiyatı denince aklıma hemen ölüm bombalarının sonrasında yazılanlar geliyor : Masuji İbuse?nin Pluie Noire?ı (Kara Yağmur) (1970) ve diğerleri. Polis romanları : İnanmış komünist, militarizmin kararlı karşıtı Kôbô Abe?nin eserleri, polis romanıyla gerilim yazımı arasında sizi sıkıştırır, sesinizi soluğunuzu keser, gıkınızı bile çıkaramazsınız. Kimliksel meseleleri de gündeme getiren yazar dünya kadar ödül sahibidir. Yapıtlarını okurken dikkat etmelisiniz yine de. Hele bir de yağmur yağıyorsa yandığınızın resmidir. Romanıdır.

Son yıllarda yazdıklarıyla harikalar yaratan Haruki Murakami?yi de mutlaka anmalıyım. Kedi hayranı, iyileştirilmesi mümkün olmayan derecede melankolik, kimi açılardan yeni tür sürrealist yazar yapıtlarında ve polis romanı havasındaki eserlerinde de, kahramanları, polisi, şusu busuyla ve daha birçok şeyle Japonya?yı bütün dertleri, soruları ve sorunlarıyla gözlerinizin önüne seriyor ve asla övmüyor. Bir dünyadan öbürüne iki satırda geçebiliyor. Onun yapıtlarını okurken başka dünyalarda ama aynı zamanda kendi iç derinliklerimizde de yolculuk yaparken yakalayabiliriz kendi kendimizi. Çok garip.

Japonya İmparatorluğu?nu, bu devleti mutlaka sorgulamak lazım. Tarihin derinliklerinde kalan şiddetini, saldırganlığını tarihe bıraksak bile, 1920?lerden ve hele 1930?lardan sonraki azgınlığını saldırğanlığını nasıl açıklamalı ? Çin?i, Kore?yi ve Uzak Doğu?da önüne geleni istila eden, igfal eden, kıran, yoketmeye çabalayan, köleleştirmek için kan döken ve öylesi bir şiddet uygulayan başka bir saldırganın olmadığı söyleniyor. Uzak Asya?da elbette. Başka coğrafyalarda başkaları da var tabii ki. Biliyoruz. Biliyorsunuz. Biliyorlar.

Japonların arasında İkinci Kıyım Savaşı?nda ordunun ve yöneticilerinin aldığı kararları, takındığı saldırganlığı sorgulayan ve bunların hesabının sorulmasını isteyenlerin sayısı da artıyor. Fukuşima belasından beri Japonya?da yeni mücadele biçimleri de geliştiriliyor. Japonlar değişiyor mu ?

Elbette Japonya edebiyatı deyinca mangalardan söz etmeden geçemeyiz. Magandalardan değil mangalardan. Japonya?daki toplumsal meseleleri, ıkıntısız sıkıntısız aktaran ender yapıtlardır bunlar aynı zamanda. Tamam daha çok gençlerin dünyasından çizgiler ve sesler aktarıyor ama bu aynı zamanda o toplumdaki derin değişimlerin izlerini de taşıyor. Eleştiri eksik değil. Erotizm de eksik değil. Mangalar dünyayı sardı. O kadar ki okumada japon usülünü benimsek lazım. Bize göre, kitabın sonundan başına. İşte buruda başınız dönebilir. Aman çizgilere ve « balonlara » sıkı tutunun.

Japon edebiyatı üzerine yazılan birçok kitabı anmak ta olası. Kitaplığımdaki René Seffert?in La Littérature Japonaise?ini hemen anmak isterim. Daha yenileri de var. Ve asıl önemlisi bu edebiyata bayılanların sayısının tahmin edilenden ve bilindiğinden de çok olması. Bunu Fuar?a katılım derecesinde ölçmek olanağı bulacağız. Bir Fransız kadının veya erkeğin neden bu edebiyata ve temsilcilerinin yapıtlarına hayran olduğunun sırrını çözebilmiş değilim. İşte polis romanlarını, sıkı romanlarını, çizgi romanlarını okuyun, her şey ortada : Japonların davranışları, olaylar, insanlar ve hayvanlar karşısındaki tavırları, çevreyle ve kendi aralarındaki ilişkileriyle Avrupalılardan fena halde farklılar. Bu farklılığın nedenlerini ve belki Fransızların japon edebiyatı tutkusunun sırlarını Kitap Fuarı?ndaki birbiri ardına düzenlenecek oturumlarda öğreneceğiz. Merakla bekliyorum.

Şaka maka değil şair, yazar ve çizgi ustalarından otuz kadarı davetli. Fransa?da çalışan ve üreten japon yazarlar ve Japonların yönettiği küçük ama etkili yayınevleri de. Onlardan öğreneceklerimizle ufkumuzun açılacağı, önümüzdeki manzaranın genişleyeceği kesin.

DAVETLİ KENT MOSKOVA

2011?de Buenos Aires davetli kentti. Bu yıl Moskova. Putin?in yeniden devlet başkanı seçilmesinden sonra harika bir fırsat : Yazarların Putin hakkında düşündüklerini özgürce söyleyebilmeleri için. 1999?dan bu yana başkan ve başbakan olarak Rusya Federasyonu?nun (resmî ismidir) kaderini çizen Putin?in seveni de var sevmeyip yedi kat yerin dibine batıranı da.

Bu arada uzun yıllar Gorbaçov?un danışmanlığını yapan biri (adını reklamını yapmamak için yazmıyorum ama şık ve pahalı fötr şapkası ve iyi rol kesmesiyle hemen tanınabilecek biri) Fransa?nın en iyi Sovyet Rusya ve kısaca Rusya uzmanı aile tarafının bir kolu İstanbullu Alexandre Adler ile yeni bir kitap yayınlaması vesilesiyle davet edildiği bir radyo programında, « Sovyetler Birliği?nin içeriden yıkılması için yıllarca çalıştım » deyince şarımadım değil. Şimdi adını anmadığım bu eski diplomatın ve danışmanın ismini bulmak artık zor olmayacak. Şunu da eklemeliyim : Daha ondört yaşındayken « Yazar olmak ve Paris?te Deux Magots?nun terasında oturup kitap yazmak » hayali kuran, bugün artık yazar, kitapları Fransa?da yayınlanıyor. Ukranya?yı ve Rusya?yı belki unuttu çünkü artık Fransız. Fakat adını andığı kahvehanenin terasında oturup kitap yazması mümkün değil : Çünkü terasın üstünde turistlerden hemen altında ise farelerden geçilmiyor. Bunu bir bilen yazıyor. Bana inanın lütfen.

Moskova?yı en iyi orada yaşayan yazarlar anlatır. İşte o nedenle on kadar Moskovalı yazar Fuara?a katılacak ve eteklerindeki taşları dökecekler. Taşlar belki soğuktan donmuş ta olabilir ama Paris sıçağında kimbilir bakarsınız onlar da açılır ve saçılır ve bütün sırlarını izleyicilerin gözleri önünde uçuştururlar.

Bize o zaman dinlemek, izlemek, yine dinlemek ve yazmak kalır. Bunları da size daha sonra nakletmek. Söz.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Abartma ve Uydurma – Faiz Cebiroğlu

Neden hep kendimizi, tarihimizi abartarak, "üstün­lüğümüzü" kanıtlamaya çalışıyoruz? Biz, "uluslaşma aşamasına" geç başladığımız için mi bu kendini abartma savları oluştu?...

Kapat