Sekiz Kentin Hikâyesi / Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar

“Son on yılda Türkiye’nin %70’ten fazlası kentleşti, neoliberalleşmenin aşırı kalkınmacı ve tüketim odaklı anlayışı sonucunda kentler metalaştı, çevre kaygısı kâr ve ranta yenik düştü, demokratik ve katılımcı yönetim umudu merkeziyetçi anlayışla sönümlendi. Bununla birlikte Türkiye’nin kentleşmesi ve orta sınıflaşması Anadolu coğrafyasında belli duraklamalarla sürdü. Bu bağlamda, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kent, neoliberalleşmenin getirdiği siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimleri anlamak/anlamlandırmak açısından önemli bir olgu haline geldi ve neoliberalleşmenin kentlerde yarattığı olumsuzluklarla baş etmek için alternatif arayışları ortaya çıktı. Bu arayışı en güzel ifade eden motto ‘kâr için değil insanlar için kentler’dir.

“Biz bu tartışmayı Kayseri, Konya, Gaziantep, İzmir, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır, Şanlıurfa kentlerinde yapmaya çalıştık. Özellikle 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonraki Türkiye’nin anlaşılması ve iyi, adil, demokratik yönetimi için kent ve kentleşme sürecini çalışmak ve tartışmak gereksinimi olduğunu düşünüyoruz. Sekiz Kentin Hikâyesi’nin bu tartışmaya mütevazı bir katkı olarak okunmasını arzu ederiz.”


OKUMA PARÇASI
Giriş: Yirmi Birinci Yüzyılda Türkiye’de Kentlere ve Kent Yönetimine Eleştirel Bir Bakış

Küreselleşendünyada ve neoliberalleşen Türkiye’de kentleşme süreci ve kent, sadece ekonomik ya da kültürel dinamiklerle açıklanması mümkün olmayan, aksine farklı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel alanlar ve formlar yaratan, bu bakımdan da farklı disiplinlerin ilgi alanına giren bir kavram haline gelmiştir. Gary Bridge ve Sophie Watson’ın [1] da belirttiği gibi, kentler artık “kent çalışmaları ya da coğrafi analizlerin ayrıcalıklı alanı” olmaktan çıkmıştır. Kent, Chicago sosyologları için kentte yaşayanlarındır; iktisatçılar için ekonomik etkinliklerin yaşandığı yerdir; siyaset ve yönetim bilimciler için kent yönetimidir; şehir planlamacıları ve mimarlar için ise inşa ve yeniden-inşa mekânıdır. Bugünün küreselleşen dünyasında kent, tüm bu nitelemeleri içinde taşıyan, karmaşık, çok-boyutlu, çok-katmanlı ve çok-aktörlü toplumsal ilişkilerin bütünüdür.

2000’li yılların ilk on yılı, dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentte yaşadığı bir “kent yüzyılı”nın başlangıcını işaret etmektedir. [2] Neil Brenner ve C. Schmid’in de dikkat çektiği gibi, bu “küresel kent durumuna” dair meta anlatı her ne kadar idari bir gerçekliğe işaret ediyorsa da, bunun aynı zamanda keyfi olarak belirlenen sabit bir büyüklük olduğunun gözden kaçırılmaması gerekir. [3] Bu anlamda Türkiye de istisna değildir. 2012 yılında yayımlanan ve 2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Kanunu ya da tam adıyla “12.11.2012 tarih ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Türkiye’de insanların %92,5’i kentte yaşar hale gelmiştir. [4] İdari temelde verilen bu oranı, sosyolojiye yansıttığımız zaman Türkiye’nin yaklaşık %72 oranında kentli bir ülke olduğu görülür. 2020 sonlarına doğru Türkiye hem idari hem de sosyolojik olarak kentli bir ülke olacaktır. Peki hızlı kentleşmenin yarattığı tehditler ve karmaşıklaşma sonucunda “yeni kent siyaseti” nasıl bir katılımcı yönetimi/yönetişimi* gerekli kılmaktadır?

Bu sorudan hareketle bu kitaptaki temel amacımız, Türkiye’de kentleri ve kent yönetimini, mekân ile sermaye arasında kurulan ilişkiyi, sermayenin yükselişinin beraberinde getirdiği orta sınıflaşmayı ve orta sınıflaşmanın kültürel ve sosyal hayattaki izlerini Konya, Kayseri, İzmir, Eskişehir, Denizli, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa olmak üzere sekiz kentin hikâyesi üzerinden “yeni yerellik” bağlamında incelemektir. Bu kentlere odaklanmamızın nedeni, Türkiye’nin dönüşümünü anlamak için “kilit aktör” konumunda olmalarıdır; yani küreselleşen ve kentleşen dünyada New York, Londra, Bejing, Paris, Tokyo, İstanbul vb. “küresel kentler” olarak adlandırılan ve sadece ulusal değil küresel ekonomi içinde de etkin büyük ölçekli kentlerin yanı sıra, ekonomi, siyaset, kültürel alanlarda bu kentler kadar önemli, fakat biraz daha küçük ölçekte olan ve ulusal ekonomi için son derece önem taşıyan ve sadece kendi alanları içinde değil, sınırlarındaki ya da diğer kentlerin gelişimi için de etkili olan “kent havzası” (urban zone) ya da “kent-bölge” kentler grubuna girmeleridir. Bu bakımdan bu kentlerin iyi, adil, demokratik yönetimi, sadece kendilerinin geleceği için değil, kendilerine komşu kentlerin ve Türkiye’nin ekonomisinin, siyasi istikrarının ve kültürel birlikte yaşamasının geleceği için de kritik önem taşımaktadır. Zira Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı hızlı ve yaygın kentleşme süreci, “Türkiye’nin Kentleri’nden Kentlerin Türkiyesi”ne geçiş süreci olarak da değerlendirilebilir. Bu tespit bir kent güzellemesi ya da “kentlerin zaferi”nin [5] ilanı olarak okunmamalıdır; daha ziyade Brenner ve Schmid’in vurguladığı gibi, kent olgusunun günümüzdeki toplumsal, ekonomik, siyasal ve çevresel trendleri yorumlamanın ve etkilemenin “ayrıcalıklı bir merceği” [6] haline gelmesinden kaynaklı bir kabuldür. Bu bağlamda kitaptaki temel hedefimiz, Türkiye’de sermaye-mekân diyalektiğinin çoklu formlarının kentlerdeki yansımasının nasıl yönetileceği sorusuna cevap aramak üzere kentleşme ve kent olgusunu eleştirel bir biçimde ele almaktır. Daha somut bir ifadeyle amacımız, 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de ekonomik neoliberalleşmeden nemalanarak yükselen İslami / mütedeyyin burjuvazinin, girişimcilik ve rekabet ekseninde Anadolu kentlerinde yarattığı dinamizmin demokratikleşmeye katkı verme potansiyeline yönelik iyimser bakış açısının 2010’lu yıllarda sosyal, kültürel ve siyasal anlamdaki yansımalarının sorgulanmasına ve “yeni yerellik” kavramı ile demokratik ve tabandan yönetime evrilmesi için önerilerde bulunulmasına katkı sağlamaktır. Yeni yerellik kavramıyla, kâr yerine toplumsal ihtiyaçları gözeten ve yerelden demokratik katılımı mümkün kılan bir kent siyasetinin, ve böylece neoliberal hegemonyanın hakimiyeti altında, kentlerin adalet, demokrasi ve farklılık siyasetine dair mücadele için taşıdıkları önemi vurgulamaya çalışıyoruz. Yani “kâr için değil insanlar için kentler” [7] anlayışının benimsenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye’nin kentleşme süreci küresel ölçekte ve karşılaştırmalı analiz düzeyinde önemli veriler içermektedir. Türkiye kendisine benzeyen, gelişen ülkeler içinde çevrenin kentleşmesi ve orta sınıflaşması temelinde potansiyelleri ve tehditleri ortaya koyması bakımından karşılaştırmalı olarak ilginç ve önemli bir vaka oluşturuyor. Bununla birlikte, Anadolu’nun kentleşme sürecinin anlaşılması, çözümlenmesi, daha da önemlisi, yönetimi üzerine hak ettiği çalışma ve tartışmanın yeterince yapılmadığını düşünüyoruz. Bu kitap, söz konusu eksikliği doldurmaya yönelik mütevazı bir katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Temel iddiamız, Türkiye’de neoliberalizm ve muhafazakârlığın simbiyotik ilişkisi çerçevesinde tüketim-odaklı ve metalaştırılmış Anadolu kentlerinin inşaata dayalı, çevreye büyük zarar veren, insani kalkınmayı ikinci plana atan, adalet ve hukuk yerine aşırı kalkınmacı anlayışla yönetilmesinin ve yerel yönetimlerin merkezîleştirilmesinin bugün kentlerin “özgürleştirici” aktörler olarak hareket etme potansiyellerini sınırladığıdır. Bu sınırlama, hem kentte yaşayanlara kent yönetimine katılma, kentin sürdürülebilir kalkınma temelinde gelişmesine katkı verme hem de Henri Lefebvre’nin “kent hakkı” [8] kavramıyla vurguladığı kentin ilerlemeci siyaset ve sosyal adalet sağlamaya yönelik işlevinin yaşama geçirilememesinde ortaya çıkmaktadır. Kitapta yer alan kentlerin öykülerinde bu iddiamızı, her kente özgü farklı süreçlerin ve dinamiklerin çözümlenmesini okurlarımızla paylaşacağız. Bu noktada kent-mekân-siyaset ilişkisi açısından kentsel dönüşüm-TOKİ-belediye ilişkisi konusunu önemli bulduğumuzu, ancak çalışmamızın sınırları çerçevesinde bu kitapta yer vermediğimizi not düşmek isteriz. [9]

Bu kitaptaki veriler, kitabın konusu olan sekiz kente dair birincil ve ikincil kaynaklardan elde edilmiştir. Birincil kaynak olarak ilgili kentlerdeki belediye, valilik, ticaret ve sanayi odaları, teknokent ve üniversitelerin yayımlarının ve internet sitelerinin, Kalkınma Ajansı raporları, TÜİK verileri ve Türkiye’de kentlere dair oluşturulmuş endekslerin taranması, belli başlı günlük yerel gazetelerin incelenmesi; ikincil kaynak olarak da dünyada ve Türkiye’de eleştirel biçimde ele aldığımız kent, politik ekonomi ve yerel yönetim literatürü kitaptaki verilerin temelini oluşturmuştur.

Kente, kent yönetimine ve kent politikalarına bakış açısını belirlediği için öncelikle içinde bulunduğumuz yüzyılın kent tartışmalarına ve kavramsallaştırmalarına değinmek istiyoruz.

Notlar
[1] Bridge, G. ve Watson, S. (2003) “City Imaginaries”, A Companion to the City, s. 7-17. Metne dön.
[2] Dünya Bankası (2015) Anadolu Kaplanlarının Yükselişi – Türkiye Şehirleşme İncelemesi, Washington: World Bank, s. xi. Metne dön.
[3] Brenner, N. ve Schmid, C. (2015) “Towards a new epistemology of the urban?”, City 19(2-3): 151-82, s. 156. Metne dön.
[4] TÜİK Bülten, Şubat 2018. Metne dön.
[5] Brenner, N. ve Schmid, C. (2015), s. 155. Metne dön.
[6] A.g.y., s. 156. Metne dön.
[7] Lefebvre, H. (1967, 1996) Writings on Cities, çev. E. Kofman ve E. Lebas, Oxford: Blackwell Publishers. Metne dön.
[8] Bu çalışmada “yeniden yapılanma” kavramı, Neil Brenner’a referansla, küresel kent sistemindeki siyasal-ekonomik ve mekânsal değişimlere, yani “neoliberalleşmiş kent düzenine” işaret etmek üzere kullanılmıştır. Bkz. Brenner, N. ve Theodorei, N. (2005) “Neoliberalism and the urban condition”, City 9(1): 101-7. Metne dön.
[9] Brenner, N. ve Schmid, C. (2015), s. 152. Metne dön.


Kitabın Künyesi
E. Fuat Keyman, Berrin Koyuncu-Lorasdağı
Sekiz Kentin Hikâyesi
Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar
Yayıma Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Resmi: Lale Duruiz
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2020
Metis Yayınları
312 s


İÇİNDEKİLER
Önsöz

Giriş:
Yirmi Birinci Yüzyılda Türkiye’de Kentlere ve Kent Yönetimine Eleştirel Bir Bakış
Dünyada Kent Üzerine Güncel Tartışmalar / Kavramsallaştırmalar
2010’lu Yıllarda Türkiye’de Kentleri Yeniden Düşünmek: Bağlam, Dinamikler ve Yeni Yerellik

1 Girişimci Muhafazakârlık: Kayseri
Ekonomi ya da Bir Kentin Alametifarikası
Mekânsal ve Ticari Bir İmge Olarak Kayserililik
Sokaklara Taşmayan Kalabalık
Kamusallığı Şekillendiren Bir Unsur Olarak Esnaflık
Sonuç

2 Muhafazakâr Girişimcilik: Konya
İşletme Sayısı, Dış Ticaret Hacmi, Ar-Ge: Ekonominin Yükselen Yıldızı Konya
Dindarlıktan Görece Bağımsız Bir Alan: Konya’da Mekân
Dinin Dolaysız Belirleyiciliği: Konya’da Sosyal ve Gündelik Hayat
Sonuç

3 Ortadoğu’ya Açılan Kapıdan Ortadoğu’nun Merkezîliğine: Gaziantep
Gaziantep’in Yükselişi: Özsermaye ve Kentsel Ekonomi
Ekonomik Dinamizmin Mekânsal Kısıtları
Sosyal Yaşamın Kısıtları: İç Göç, Dış Göç ve Diğerleri
Sonuç

4 Ne Anadolu Sermayesi Ne İstanbul Burjuvazisi: İzmir
Ulaşılan ve Ulaşılamayan Potansiyeliyle İzmir Ekonomisi
Çağdaşlık, Batılılık, Gâvurluk: Mekânı Adlandırmak
İçerdikleri ve Dışladıklarıyla İzmir’de Sosyal Yaşam
Sonuç

5 “Müteşebbis Ruh”un Dönüştürdüğü Kent: Denizli
Ekonomisiyle Yükselen Kent: Tekstil ve Diğerleri
Ahilikten Girişimciliğe, Dönüşen Bir Kent Portresi
Türkiye Ortalamasında Dingin Bir Ege Kenti
Sonuç

6 Mekânın Dönüşümünde Kültürün Merkezîliği: Eskişehir
Gölgede Kalan Başarı: Eskişehir’de Ekonomik Dinamizm
Ekonomik Dinamizmden Yerel Elitlerin Katkısına: Mekânın Zenginliği
Göçmen Kenti, Öğrenci Kenti, Yaşanılacak Kent
Sonuç

7 Bir Yoksunluk, Bir Yoksulluk, Bir Kimlik: Diyarbakır
Kent Ekonomisi ya da Mukayeseli Gerilik Tablosu
Göç, Kimlik ve Mekân
Çatışmanın Rehin Aldığı Kent
Sonuç

8 Tarihsel Zenginliğin Göçle İmtihanı: Şanlıurfa
Urfa’nın “Şan”ı ya da Ekonomik Göstergeler Işığında Kent
Tarihi Mekânın Güncel Vasıfları
Göç, Nüfus, Altyapı: Sorunlarla Boğuşan Sosyal Hayat
Urfa’nın Birlikte Yaşama Sınavı
Sonuç

Sonuç:
Sorunlar ve Potansiyelleri ile Kentli Türkiye ve Yeni Yerellik Üzerine

Notlar
Kaynakça

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here