Sen Bir ‘Hiç’sin! /1 – Nejdet Evren

SEN BİR ‘HİÇ’SİN! /1
–tık, tık, tık
–kimdir o?
–hiç
–istediğin nedir?
–sen
–nasıl olur da bir hiç beni ister?!
–bal gibi ister,
–nasıl diye sordum
–hiç-sin de ondan
–şimdi bu, ne demak oluyor?
–sen bir ‘hiç’sin! demek oluyor
–anlaşıldı, konuşmalıyız, geç içeriye de biraz konuşalım
–teşekkür ederim kabulün için,
–rica ederim, lakin tam karşımda oturmanı istiyorum,
–nedenmiş o?
–gözlerime bakarak konuşmanı istideğim içindir,
–ben bir hiç olarak her zaman gözlerine bakarak konuşurum,
–demek ki en azından bir konuda benzeşiyoruz,
–her konuda desem abartmış sayılmam,
–bir hiç’in her dediği şey doğal olarak bir hiç olacaktır,
–ayen, bir hiç olarak söylediğin her şey benim için de bir hiç olacaktır, gördün mü?
–neyi?
–biraz önce her konuda benzeşiyoruz demiştim
–benim bir hiç olduğuma dair iddian gözümde en ufak bir değer taşımasa da hayatın akışı gereği ortaklaştığımız noktaların bulunması kaçınılmazdır.
–sen bir hiç olmazsan senin hakkında böyle bir yargıya nasıl varabilirim ki?
–sen bir yargıya varmadın, iddia ediyorsun yalnızca,
–ve benden bunu kanıtlamamı isteyeceksin, değil mi?
–elbette, çok sevineceğim
–demek ki bir iddia ile bir yargı arasındaki fark konusunda da ortaklaşıyoruz!
–malesef!
–gördün mü bir ortaklaşmamız daha çıktı, zira sen ve ben birer ‘hiç’iz
–sen bir hiç olabilirsin, lakin ben bir hiç değilim
–hiç değilsen, her-şey misin?
–her-şey de değilim,
–her-şey değilsen bir hiç’sin demek
–totoloji yapıyorsun,
–hiç olanın her-şey olduğu gibi mi?
–her-şey ve hiç-bir-şey asla yan yana gelmez ki!
–totoloji yapmıyorum, sen de bunu bal gibi biliyorsun,
–sen hala gözümde hiç-bir-şey değilsin
–hiç’im de ondandır
–hiç’sin
–sonunda, kabul ettin,
–sana dair tanımlamanı kabul etmiş olabilirim, ancak hala benim bir hiç olduğuma dair yargını kanıtlamış değilsin,
–senin için hiç-bir-şey değilim ve bir hiç’im, sen de her-şey olmadığını benimsemiştin, yanlış hatırlamıyorum değil mi? O zaman sen de bir hiç’sin, kanıtım sensin,
–gelmiş olmana hiç ama hiç sevinemedim,
–haklı olabilirsin, lakin ben de hiç sevinemedim,
–sana ne oluyor?
–bu güne kadar bir hiç olduğunu bilmeden yaşamış olmana üzüldüm,
–bir şey soracağım,
–sor bakalım,
–haklı olabileceğimi söyledin, değil mi?
–eee……..

–haklı isem, senin için ne ifade eder?
–çok şey,
–mesela,
–hak ettiğini kabullenmek, hak ettiğini benimsemek gibi,
–hak ettiğimi düşündüğün şey ne ise onu bana veremez misin?
–hak verilmez, alınmaz; mündemiç olan şey sadece korunur, benimsenir
–alamadıktan sonra bunun benim için bir kıymeti-harbiyesi olamaz ki!
–koruyabildiğin sürece hep seninle olacaktır
–koruyamaz isem!
–o zaman, hak ettiğin şey ile yaşadıın şey ayrışacak; hak etmediğin gibi yaşayacaksın
–haksızlık ama,
–kesinlikle,
–merak ettim, hiç olmak nasıl bir şey?
–bu, çok şeyi ifade eder,
–nasıl, açıklar mısın?
–her şeyi doğurmak dersem yeterli olacak mı?
–hiç olan nasıl doğuracak?!
–her bilinen şey bir hiçlikten doğar,
–mümkün değil!
–diyelim ki hiç bir şey yapmıyorsun; yürümüyor, ağlamıyor, gülmüyor, üretmiyor, paylaşmıyorsun; ama özünde yürümek, ağlamak, gülmek,üretmek ve paylaşmak var ve sen bu hiç olmaktan çıkıp yürüdüğün, ağladığın, güldüğün, üretip paylaştığın andan itibaren her şeyin doğuranı olursun; değil mi?
–ama ben hem yürüyor, hem ağlıyor, hem gülüyor, hem üretiyor ve hem de paylaşıyorum zaten!
–bir farkla,
–nedir o?
–hiç olduğunun bilincinda olmadan yapıyorsun bunları!
–ne var bunda?
–bilincinde olmadan ürettiklerin sana yabancıdır!
–hiç olduğum bilincine vardığımda her şey daha farklı mı olacak?
–kesinlikle,
–aradaki farkı netleştiremedim!
–ins olan hiç’in bir bir çakıldan, bir tuğladan farkı gibi düşün
–ins olmayı bir üstünlük olarak mı yorumluyorsun?
–kesinlikle, üstünlük duygusu bir alçalmadır,

–bilmek için araştırmak, irdelemek ve önemsemek gerekir,
–nerede nasıl yürüyeceğini bilmek, nerede nasıl davranacağını bilerek davranmak, neyi ne amaçla ürettiğini bilerek üretmek, üretirken paylaşım değeri yaratmak, neyi ne kadar doğuracağını bilerek doğurmak her zaman farklı sonuçlar doğurur; farklı olan şey ise bir doğurmadır…
–ins olan bilinçli varlık “kimi, neyi yarattı?”
–balçığa bulanmış elleriyle önce kendini yarattı; eller ins olanın ilk aletidir.
–sonra?
–hiç olduğunu fark edince, gök ve yer tanrılarını yarattı, yarı tanrıları kattı aralarına
–mesela?
–gılgameş, enkidu! “yaradılış”, “tufan”
–ve sonra ne oldu?
–zigguratın tepisinde duran yarı-tanrı buyurdu sabana koşun!; ne de olsa yarı-tanrıydı; buyruğu kesin ve tartışılmazdı; en alt katta üretenler öküz yerine sabana koşuldu!!!!
–tanrı efendi, üreten köle mi odu?
–hem de hiç tereddüt etmeden,
–bunlar da hiç’likten mi doğdu?
–kesinlikle; zira, önce hiç vardı, sonra her şey yerli yerine oturdu; her-şey-in oturduğu zemin bir hiç-lik-tir…

–bu zeminde sen mi varsın?
–hayır, ben bir hiç’im, oyasa hiçlik benden bağsız bir olgudur
–bağsızlık, bağımsızlık, bağımlılık ne bileyim daha bir çok bağlanma/bağsızlaşma halleri sen ve hiçlik gibi mi ayrışır?
–hepsi bir diğerinden farlıkdır; mesela, bağımsız olmak farklı bağsız olmak farklıdır, sen bir hiç olarak ne kadar bağımsız ya da ne kadar bağsız olduğunu hiç düşündün mü?
–ben her zaman bağımsız ve bağsız oldum. Kimse bana hükmedemez, kimse için adım almadığım gibi kimse için de atacağım adımı esirgemedim!
–çok komik?
–sana öyle geliyor’
–bir hiç olduğun konusunda tereddüt etmiyorum, lakin bir ins olarak bağsızlığın bağlılığını yok edemez; zira, sen o ve ötekinin bir yansımasısın; o ve öteki olmadan ne sen, ne de sen olmadan o ve öteki olamaz.
–bu son durum hiç için de geçerli midir?
–elbette!
–peki o’nun, hiç olanın bağlandığı şey nedir?
–herşey, bildiğin bilebileceğin, düşünebileceğin herşey!
–dönüp dolaşıp aynı noktaya mı geliyoruz’?
–sanmam, geriye dönüş asla mümkün olmayan bir olgudur; zaman hep ileri akar…ve döngünün kısırlaşması zamanın ileri akmasına engel olamaz.
–demek istediğim hiç olgusundan dışarı çıkamıyor olman/olmamız; ondan ne yaparsak yapalım kurtulamıyoruz sanki!
–içinde olduğun şey senin dışındaki bir “nesne” ise dışa çıkman her zaman mümkündür, ama, “özne” ise çıkış asla yoktur.
–bu söylediğini anlıyorum, lakin demek istediğim konuyu değiştirememek,..
–konu değişse de konudan çıkılamaz!
–o zaman hiç’ konusunu değiştirelim mi?
–ne konuşalım dersin?
–mesela, varolmak nedir?
–senin üzerinden söylersem eğer şunu söyleyebilirim; sen var olan bir hiç’sin
–konu değişse de konudan çıkmadık!
–demiştim, hiç’in ilişkilendirilmediği, ilişkilenmediği hiç bir şey yoktur.
–yok olan şey hiç’i nasıl ilgilendirebilir ki?
–olmayanın yok olması hiç mümkün değildir, olanın yok olması da yine hiç mümkün değildir; kısacası yok olma durumu hiç bir zaman söz konusu edilemez; bu nedenle yok olan bir hiçlik’tir. Artık çok iyi biliyoruz ki hiç ve hiçlik bir ve aynı şey değil….

Nejdet Evren,

/Hiçlik zamanları

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”