Sorularla aydın olmanın çelişkisi üzerine notlar – Nejdet Evren

Aydınlar Üzerine.Nesnel ve öznel olma durumları aynı kimlikte bir araya geldiğinde –ki, bu her zaman kaçınılmaz görünmektedir- evrensel olma biçimi bir çerçeve olarak, sınırlandırılmış bir alanda öznelin gizlenebildiği, saklandığı bir yer işlevi görmektedir. Bu durum, öznelin içinde biçimlendiği ve yeri geldiğinde sığındığı göreceli ve mistifike edilerek sınırlandırılmış evrenselin aydını tek yönlü ve kaçınılmaz olarak belirlemesi, köşeye sıkıştırması, kaçacak yer bırakmaması –determinizm- her yer ve zamanda mümkün müdür?

.Reformla birlikte aklın üstünlüğüne dayanan aydınlanmacılık, orta-çağın şafağında palazlanan burjuvazinin yeni tür ticari ilişkileri açısından vazgeçemeyeceği bir dayanak oluştururken, bunu formüle edecek yeni düşünürlere duyulan gereksinim “aydınlar” olarak tanımlanan orta-sınıfı doğurmuştur. Bu var-olma biçimi “aydınlar” ın temel yapılanmalarını tekil ederken onun bilgi birikimini kullanarak vardığı sonuçları mutlak surette ve tek yönlü olarak belirleme, değiştirme gücüne sahip olabilir mi?

.Aydın, özünde yalnızdır. Giyindiği donu kendisi biçip-dikmediği için hem bu donu biçip-dikenlerin hem de gözlemleyenlerin gözünde giysileri ile uyumsuz olarak algılanması sonucunda bu yalnızlığı yaşamak durumunda kalmıştır. Yanı-sıra onun yalnızlığı kendi belirlemelerinin, tercih ve “yabancılığının” farkında olması ile de ilgisi vardır. Bu gerçek karşısında onun tutumu7edimi ne olmalıdır?

.Toplumsal/bireysel “yabancılaşma”dan aydın olan da kaçınamaz; bu olgu onu da sarmalar. Aydın olan ile olmayanın “yabancılaşması” onun farkında olmak ve olmamak ölçeklerinde bir diğerinden ayrışacağından, aydının bu bilinç düzeyi bir gösteren sıfatıyla içinde yaşadığı toplumu ile arasında ne gibi bir uçurumu doğuracak ve nasıl bir mesafe oluşturacaktır?

.Bilimin nesnel yapısı onu hiç bir zaman ideolojilerden bağsız olduğunu göstermez; bilimsel tarafsızlık soyut evresele indirgendiğinde özünde taraflılığı gizlenmiş demektir. Bilimsel üretim ile bunu dahi aşan düşünsel üretim/yargılama her zaman örtüşmezler. Bu bağlamda bilim insanı aydın olanla eşitlenebilir mi? Başka bir anlatımla, her bilim insanını aydın kabul etmek gerekir mi? Bilim ile aydın olanın ilişkisi ve çelişkisi nedir ve nasıl aşılır? Bilim insanı ile aydın nerelerde ayrışır ve hangi kavşaklarda buluşurlar?

.Bilim dünyasında yapılan kariyer bilim insanı için bir kimlik ise, bilim insanı ve hem de aydın olmak bu kimlik üzerine giyilen etik/estetik, toplumsal sorumluluk olsa gerek. Ancak, tam da bu nedenle aydının etiği olur mu, olmalı mı, olmamalı mıdır? Sorusunun tartışılması gerekmektedir.

.Aydın, durumdan kendine görev çıkaran kişidir. Aydının neyi ele alacağını, hangi noktalara ne şekilde değineceğini, temasının içeriğini ve bunu yaparken de hangi yöntemleri kullanacağını başka bir belirleyen var mıdır? Başka bir belirleyene göre olgu seçimi, işlenişi ve buna dair yöntem aydın olmak ile bağdaşabilir mi?

.Fikret Başkaya’nın ısrarla vurguladığı gibi “şeylerin gerçeğini söyleyebilmek” aydının sorumluluğunda olan bir durum mudur? Bu bağlamda, “akılcı bir evren kavramı”(1) neyi ifade eder? Aklın üstünlüğüne dayalı sınırlandırılmış bir evrensel tanımlamanın Avrupa-merkezli düşünce ile ilgisi bilindiğine göre aydının bu durumu sorgulaması gerekli ve kaçınılmaz olan mıdır?

.İdeolojinin tüm belirlemeye yönelik kapsayıcılığı karşısında aydının bilimsel çalışmalarını yürütürken kullanacağı yöntemin/metodun varacağı sonuçlar ile doğrudan ilgisi olacağından, bağsız oluşturabileceği metodlar için yeterli materyale sahip midir? Sahip olacağı/olduğu materyalleri üreten egemen ideolojinin bu kapsayıcılığından sıyrılabilmesinin koşulları nelerdir? Bu bağlamda, “burjuva hümanizmi..”(2) nin tekil bireyleri kendi ideolojisi içerisinde eriterek şekillendirme yönelimi olan “insan mühendisliği..”(3) nin aydın olan üzerindeki etkisine göre onun, egemen-ideoloji ile yakınlığının bir ölçüsü olabilir mi? Aydın, kendini “insan mühendisliği..”nden nasıl sıyırabilir? Bu sıyrılmayı gerçekleştiremediği zaman egemen-ideolojinin amacına hizmet eden bir aracı konumuna düşmüş olmaz mı?

.”bilim, bir ideolojiye dönüş..(4) ürken, aydın olanın bu çatlağı/yarılmayı ve bir yönü ile mistifike edilen ters-yüz edilmiş bilimsel yanılsamayı ortaya çıkartması onun öznelliği, öznel duruşu ile yakından ilgilidir. Gündelik kavramların pek çoğunun ideolojik bir yanılsama olduğu çoğu kez fark edilmez ve bir çok olgu bu şekilde içselleştirilerek gündelik yaşama sokulmuş olur. Kavramların gerçekten neyi ifade ettiklerinin, gerçeğine uygun kullanılmasını sağlamak aydının görevi midir? Örneğin gelişmişlik ölçüsü olarak GSMH –Gayri Safi Milli Hasıla- ölçü alınır ve GSMH kapitalist ekonomilerde tüketim esas alınarak belirlenir, üretimin esamesi okunmaz; oysa ki, gelişmişliğin ölçüsü asla bu değildir.

.Aydını egemen güç açısından hem vazgeçilmez hem de şüpheli kişi yapan olgu nedir?

.Teknik bir bilgiye sahip olmak yalıtıldığında, kendi içine kapatıldığında salt tekniker olmakla sonuçlanır. Teknik bilgi tek başına bireyin toplumsal çelişkisini, yabancılaşmasını açıklayamaz. Bu bağlamda, kendi üzerinde somutlaşan toplumsal gerilimi yaşamayan, bu gerilimi sorgulamayan ve tüm bu çelişkilerden bir sonuç çıkartamayan, bir yönüyle kendi ile yüzleşemeyen teknik-bilgi sahibi kişi aydın kategorisinde yer alamayacağına göre, teknik-bilginin üzerine neler inşa edilmelidir ki aydın kategorisine işaret edilebilsin?

.Aydın içinden çıktığı topluma karşı kendini görevlendiren konumunda olduğu için her hal ve şartta tüm kazanımları yanında belki de daha fazla kefaret/bedel ödemek durumunda kalan kişidir. Bu durumun toplumsal dokudan bağsız olmayacağı/olmadığı çok açıktır. Aydının, tüm çıplaklığı ile toplumuna gerçek yüzünü –toplumunun gerçek yüzünü- göstermesi gerekli değil midir? Aydının bu özelliğinden dolayı, toplumsal statüsü belirlenirken içinden çıktığı ve beslendiği sınıf ile yanında yer almak istediği sınıfın farklılaşması durumunda her ikisi tarafından da dışlanırken her iki sınıfa karşı bir hak sahipliği var mıdır, olmalı mıdır?

.Bir gösterene gereksinim duyup duymaması ile soyut evrensel ile somut evrensel yönelim ve arayışına göre sözde aydın ile gerçek aydın arasında birer ölçü konulabilir mi?
Gösteren, gösterilene gereksinim, soyut ve somut evrensel kavramları neye göre belirlenecektir/belirlenmelidir?

.Amasız “hayır” diyebilmek, sözü, varılan tespitleri/yargıları esirgemeden dillendirebilmek ne “ahlakçılık” ve ne de “idealizm” ile yakın bir olgu değildir. Bu bağlamda, “köktenci” olmak aydın olmanın olmazsa olmazı mıdır? “köktencilik” aynı zamanda aydının bireysel özgürlüğünün sınır/sızlığının işareti olabilir mi?

.Öz-eleştiri, yanılgının farkına varılması ve onun düzeltilmesi temelinde yükselen yapıcı bir eleştiri biçimidir. Bu, mükemmelin olmadığı esasına dayanır; akıl-duygu-sorumluluğun birleştiği düzlemde öz-eleştiriden uzak durmak dogmatizm ile malül/sakatlanmıştır. Bu nedenlerle, öz-eleştirisini yapmayan, “paradigmalar” a sığınmış, egemen ideolojiyi olduğu gibi yineleyen, totemler ve inaklarla beslenen bir düşünce/yapılanması aydın olan ile örtüşemez. Aydın, tüm iktidar biçimlerini ayakta tutan şiddet ve özünde savaş ve karşısında duran barış ikileminin neresinde durmalıdır? Bu duruşun onun öz-eleştiriyi içselleştirmesi ile ne kadar ilgisi olabilir?

.Yanılgısız olmak, mutlaka/mükemmele işaret eder ki bu mümkün değildir. Ancak, her yanılgının doğurduğu sonuçlar –bireysel ve özellikle de toplumsal sonuçlar- bir diğerinden farklıdır. Bireysel ve özel yanılgılar ile aydının yanılgıları bu bağlamda toplumsal sonuçları yönünden oldukça farklı noktalara düşmüş olacağından, aydın olanın yanılmama konusunda toplumundaki diğer bireylerden daha fazla özen göstermesi kaçınılmaz olmaktadır. Hal böyle olunca, aydının yüklenmiş olduğu iki kat yükümlülük/sorumluluk onun toplumdaki değer bireylerden farklı bir noktaya konulmasını haklı gösterir mi?

.”Tikel/ideoloji” ile “Pratik/gerçeklik, evrensellik”(5) çatışmasını fark ederek, birikimlerini buna göre değerlendirmek aydın olmak için gerekli ve zorunlu mudur?

.Yazar ve aydın ilişkisi hangi düzlemde ele alınmalıdır; “söyleyecek şeyleri olan..”(6) yazarı aydın yapan olgu/lar nelerdir? Bilgiyi dil üzerinden çarpıtarak kullanan ve adeta “sözcüklerin özdekleri üstünde oynayarak sözel bir nesne üreten zanaatçı..”(7) olan yazarı bir demagog olmaktan çıkartıp onu aydın safına yerleştiren ögeler nelerdir? Genel ve özel varlığın diyalektik birlik ve çelişkisi yazarın dil üzerinden söyleyeceklerini yönlendirmesinde ve bir gösteren olarak işaretlenmesinde daha bir somutluk kazanacağından bu çelişkiyi görmek sanatçıyı/yazarı aydın yapan bir olgu olarak ele alınabilir mi?

Nejdet Evren,
Kasım 2015, Akarca,

Kaynak Kitap:

Aydınlar Üzerine, Jean Paul Sartre,
Can Sanat Yayınları, 7. basım; Nisan 2015, İstanbul, 220 sayfa
Çeviri: Aysel Bora.

(1) Age, S: 23
(2) Age, S: 26
(3) Age, S: 27
(4) Age, S: 32
(5) Age, S: 71
(6) Age, S: 73
(7) Age, S: 76

Yorum yapın

Daha fazla Denemeler, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Edebiyatın direnişi mi… Direniş edebiyatı mı… – Adil Okay

“postmodernizm moda şimdi / unuttuk şiirin hâle’lerini / post totem tapınaklarda / zil takıp oynar / şair katilleri / ah...

Kapat