Şevket Rado’ya Mektuplar – Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Orhan Veli Kanık

Cumhuriyet döneminin dört kültür ve sanat insanı: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ve Şevket Rado. İlk üçünün kendi sanat çizgilerinin evreleri içinde Türk şiirine getirdiği renk ve tadlar, günümüz şiirinin öncüleri ve ustaları arasında anılmalarını sağlarken bu kitapta yer alan mektupları ise özel hayatlarını da ilgi odağı haline getiriyor. Şairliği, yazarlığı ve yayıncılığı ile 30’lardan 70’lere kadar etkili olan Şevket Rado ise üç şairin ortak dostu sıfatıyla onların bu kitapta da buluşmalarını kendisine gönderilen mektupları saklayarak sağlamış oluyor. Mektuplarla kurulmuş bir dünyanın, Türk şiirine “Garip Hareketi” ve sonrasıyla “çıkış”lar ve “yükselişler” sağlayan üç büyük şairin, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın şair, yazar, gazeteci ve yayıncı Şevket Rado’ya aşağı yukarı aynı yılları kapsayan bir dönemde yazılmış ve konuları büyük ölçüde ortaklık taşıyan mektupları…
Altmış yıl saklanmış ve bir sahaf dikkatiyle gün ışığına çıkarılmış olan bu mektuplarda birçok bilinmeyen, birçok yanlış bilinen ve pek çok “gerçek hayat” var. Türk edebiyatı tarihinin bu dönemine ilgi duyan “cımbız”cılar, Orhan Veli’nin La Fortaine çevirilerinin perde arkasını; Oktay Rifat’ın yayımlanmamış ve akıbeti “şimdilik” meçhul bir kitabı ile Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler kitabıyla ilgili bilinmeyen bir yayıncılık serüvenini ve Melih Cevdet Anday’ın Ankara yıllarına ilişkin anılarında bile üstü kapalı geçilmiş kimi ayrıntıları bulacaklar…
Meraklı ve sâdık edebiyat okurları ise üç şairin mektup yapraklarına gizlenmiş dünyasında, bir ortak dostun rehberliği ve özel resimler ve tıpkıbasımlarla “belgesel” yönü de olan bu kitap aracılığı ile gezinecekler.

Rado’nun ‘Garip’ dostları – Hande Öğüt
(15/02/2002 tarihli Radikal Kitap Eki)
Bir dönem şiir yazmış olsa bile, gazetecilik ve yayıncılığa ağırlık veren; ‘Aile’,
‘Resimli Hayat’, ‘Doğan Kardeş’ dergilerini çıkartan Şevket Rado, bir şair hayranı ve dostudur. Bu tutumu, Hececiler ve “eski zevke bağlı” olanlar tarafından şiddetle eleştirilen Garip akımını (dolayısıyla akımın şeytan üçgeni Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday’ı) savunduğu hatta bu üç şaire,konumunun da uygunluğu sayesinde, maddi ve manevi destek verdiği 1940’lı yılların başında eni konu belirginleşir. 1940’ların başında bu üç şairin İstanbul’daki temsilcisi gibidir.
Postmodern roman tadında
Otobiyografi, biyografi, yaşantı ve mektup gibi türlere son yıllarda büyük bir ilgi olduğundan bu konulardaki kitapların sayısı da bir hayli arttı. Toplumun bilinçaltını, yazıldığı dönemin kültürel, siyasal, sosyal ve iktisadî özelliklerini, folklorunu yansıttığı için bir nevî gizli tarih kabul edeceğimiz mektuplar, yazın dünyasına, yazarın ya da şairin evrimine ilişkin kazanımlar getirmesi açısından elbette ki büyük değer taşıyor. Ve her ne kadar iki kişi arasındaki mahremiyeti yaşantılasa bile, kamusal olmaktan kurtulamıyorlar. Mektup yayımlanması; özel olanın, ne kadar ve nereye kadar özel olduğu şeklindeki etik tartışmaları da beraberinde getiriyor elbette.
Ancak bu tartışmalar bağlamında söz söyleyen Ahmet Oktay’ın dediği gibi, birine yazdığınıza, birine gönderdiğinize, dahası birileri bunları sakladığına göre, mektup
eninde sonunda kamusal olma kaderinden kurtulamaz.
Şevket Rado’nun yıllarca arşivinde titizlikle sakladığı mektupları da, burnu iyi koku alan bir iz sürücü, bir ‘hafiye – sahaf’ Emin Nedret İşli tarafından bulunarak, Enis Batur’un desteği ile, M. Sabri Koz’un editörlüğünde yayıma hazırlanarak günışığına çıkartıldı (Hem de orijinalleri ve transkripsiyonları bir arada). Çoğu 1940’lı yıllarda kaleme alınmış olan mektuplar, Ankara’da başlayan dostluk ve arkadaşlığın; Rado’nun Akşam gazetesinde köşe yazarlığı için İstanbul’a dönmesiyle ancak mektuplaşmalar şeklinde sürdüğünü gösteren belgeler olmasının yanı sıra (ve bence aslında), Garip akımının üç ünlü ismi ile ilgili bilinmeyen bilgiler içermesi bakımından son derece önemli. Zira mektuplara
olan merakını bir tür ‘dikizcilik’ eğilimi sayılsa bile, gizlemeyen hatta okur önüne çıkmasında basbayağı yarar gören Enis Batur, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor:
“Türk Şiiri’nin en gözüpek kolektif hareketlerinden birini yaratan Garip üçlüsünün, farklı yakınlık dozlarıyla ilişkide oldukları Şevket Rado’ya, hareketin en sıcak döneminde yazdığı mektupların ve onlarla ilgili kimi ikonografik parçaların bir kitapta buluşturulması, bana kalırsa, anlamlı bir örnek ortaya koyuyor. Orhan Veli’nin, Oktay Rifat’ın, Melih Cevdet Anday’ın ortak, kesişen serüvenlerinin olduğu kadar, kişisel güzergâhlarının da okunması açısından ciddî katkılar getirebilecek tanık – metinler bunlar.”
Gerçekten de her üç şairin de kişisel güzergâhlarına ilişkin pek çok nokta beliriyor kitabı okuyunca. Her birinin çektiği ekonomik sıkıntı, hayatlarını idame ettirmek için gereken parayı şiirle değil de yaptıkları çeviriler ile kazandıkları, dostluk kavramından ne anladıkları, aşka, evliliğe bakış açıları ve ne derece ‘titiz’ ve hatta tutkulu olduklarını öğreniyor ve bambaşka meraklara gark oluyoruz. Mektuplar diyorum, ama bir roman, bir öykü tadında da okunabilecek metinler aslında bunlar; Enis Batur’un da dediği gibi:
“Onların Şevket Rado’ya mektuplarını içeren bu toplam, bir postmodern roman tadı getiriyor, çapraz ilişkiler mantığıyla. Mektupların yazıldığı zaman diliminde olup bitenler göz önüne alındığında, sıkı okurun, öteki kaynaklara (şiirlere, yazılara, bambaşka noktalara) yolcu çıkarak tamamlayacağı bir roman bu satıraralarından eksik olmayan coşku dram, gam ile baş başa.”
Satıraralarındaki gerçekler
Orhan Veli’nin mektupları tümüyle iş ilişkisine dayanırken Oktay Rifat, iki kitabını kendi imkânlarıyla İstanbul’da bastırmak amacıyla kaleme alıyor mektuplarını, Melih Cevdet Anday’ınkiler ise o tarihlerdeki duygu ve düşüncelerini yansıtıyor kısaca. Ancak satıraraları, pek bilinmeyen malumatlarla dolu. Mesela, Orhan Veli’nin ‘İhtiyarla Eşeği’ adlı şiiri ilk kez bu kitapta karşımıza çıkıyor. Oktay Rifat’ın bir roman yazdığını ve Ahmet isimli hiç basılmamış bu romana büyük önem yüklediğini de kitaptan öğreniyoruz. Rifat’ın 26.IX.1944 tarihli mektubunda “… Aman Şevketçiğim Ahmet’i görücü görücü dolaştır ve muhakkak başgöz et,” demesi kitabına, bir evlât muamelesi yaptığını gösteriyor. Ne yazık ki kitapla ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamıyor bugüne dek. Yine Rifat’ın, ‘Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler’ adlı kitabını bastırabilmek için Şevket Rado’ya inanılmaz baskı yaptığını, kitabının tahsihlerini kendisinin yapmak istemesi konusundaki ısrarcı tutumunu ancak kapağı beğenmediği için basıldığı halde dağıtımını durdurduğunu öğreniyoruz; dolayısıyla Oktay Rifat’ın onca emeği, sanatçı kaprisi (!) uğruna bir kalemde yok edebilmesindeki koryürekliliğini de…
Sonra Melih Cevdet Anday’ın muzipliklerine ve meşrepliklerine geliyor sıra…
İçki meclislerinden kendini alamayan Anday ve arkadaşları, bir gece içtikten sonra dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’in kapısına dayanır. Vekili evde bulamadıklarından Sabahattin Eyüboğlu’na giderler. Ancak Âlî’nin annesi telaşlanarak evi Turancılar’ın bastığı gerekçesi ile polise telefon eder ve ertesi gün bütün Ankara’da bir suikastten söz edilir.
Yine bir gün Nurullah Ataç’ı dinlemek üzere dostlarıyla Radyoevine giden Anday, içkili olduğunu öne süren görevli memurla kavga eder ve bir vâveylâ kopar. Mahkeme kararı sonucu şair, 1 ay hapis, 30 lira para cezasına çarptırılır ancak sabıkası olmadığından cezası tecil edilir.
Bir dostluk kalmış geriye!
Bu anıları keyifle okurken üç değerli şairin çektiği ekonomik sıkıntı ve aslında dostluğun karşılıklı çıkardan mülhem olduğunu, çoğu emir kipiyle kurulan mektuplardan öğrenmek açıkçası biraz hüzünlendiriyor insanı:
“Mürekkep olmadığı için çini mürekkep ile yazmak mecburiyetinde kaldım. Halbuki çini mürekkebini de böyle su gibi harcamak hoş bir şey değil. Kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez derler ama yine de kısa kesmek mümkün.” (Oktay Rifat; 4 Eylül 1948)
Şevket Rado önemli şahsiyetlerle kurduğu ilişkiler nedeniyle birçok gazete ve dergide söz sahibi olurken, Kanık ve Rifat da kendisini açıkça istismar eder.
İlişkilerinin, en az çıkara dayandığı mektuplarından anlaşılan Melih Cevdet Anday bile ‘Akan Zaman Duran Zaman’ adlı anı kitabında Şevket Rado’dan hiç söz etmeyerek onu adeta yok sayar. Orhan Veli’nin, Şevket Rado’ya imzaladığı ‘Destan Gibi’ adlı kitabının başına ‘Bir dostluk kaldı’ yazması da kötü bir şakadan ibaret kalıyor böylelikle.
Tüm bunlar, 40’lı yıllardaki yazın dünyasıyla günümüz arasında pek de bir fark olmadığını gösteriyor açık seçik. İnsan, eskiden de yalanmış dostluklar diye düşünmekten kurtaramıyor kendini. Bir de kayıp Ahmet’i, saklandığı delikten bulup çıkarma isteğinden…

KİTAPTAN BİR BÖLÜM
Kardeşim Şevketçiğim, Buraya gelir gelmez senin işinle meşgul oldum. Tercüme ettiğin eserin aslıyla, tercüme ettiğin yere kadarki müsveddeleri hemen bana gönder. Tedkik ettirelim. Eğer daktilo ile yazdırır isen tabiî makbule geçer. Bu iş oldu gibi. Burada ben geri tarafını takib ederim. Merak etme. Gelir gelmez tabiî Oktay’la buluştuk. Ber-mu’tâd rakıdan yakayı kurtaramıyoruz. Sana Ankara’dan verilecek hiçbir havadisim yok. Dün gece bir hayli uykusuz kaldığımız için şimdi Oktay’la yatıp uyumaya karar verdik. Ben de bu arada sana bu kısa mektubu yazdım. Kusuruma bakma. Gözlerinden öperim Türkân’a çok selâm ve hürmet. Melih C. Anday Şevketçiğim ben de gözlerinden öperim. Yengemize ayrıca selâm ederim. Ve her ikinize de saadetler dilerim. Başka ne yazayım? Seni çok göreceğim geldi. Belki İstanbul’a yolum düşer; o zaman bol bol konuşuruz. Daha doğrusu sen konuşur espri yaparsın, biz dinleriz. Eyvallah canım.
Oktay

Kitabın Künyesi
Şevket Rado’ya Mektuplar,
Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Orhan Veli Kanık,
Hazırlayan: Emin Nedret İşli
Yapı Kredi Yayınları
Baskı Tarihi: 2002
Sayfa: 160

Yorum yapın

Daha fazla Derleme, Mektup
Şiiri Şiirle Ölçmek, Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar – Edip Cansever

Şiiri Şiirle Ölçmek, modern şiirimizin en özgün ve üretken şairlerinden biri olan Edip Cansever?in (1928-1986) bütün yazılarını, söyleşilerini ve soruşturma...

Kapat