Sofistlerde Rölativizm

Sofistler
4. yüzyılın ünlü tarihçisi ve denemecisi Ksenophanes’in “Her isteyene
para karşılığında bilgelik satanlar” diye tanımladığı Sofistlerin en ünlü ve
önemli temsilcileri arasında, Abderalı Protagoras, Leontinili Gorgias, Keoslu
Prodikos, Elisli Hippias, Antiphon, Atinalı Thrasymakhos ve Kallikles bulunur.
Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan ziyade, belli bir mesleğin üyesi olan,
toplumsal koşulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan
pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve
yaşam biçimi üretmiş olup para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi.

(h) Rölativizm
Sofistler, yine ortak bir tavırla mutlak bir rölativizmin savunucusu
olmuşlardır. İlk ve en büyük Sofist olan Protagoras, bireyin her şeyin ölçüsü
olduğunu ve şeylerin de tıpkı insana göründükleri gibi olduğunu
savunmuştur. Buna göre, bilginin temeline algıları yerleştiren Sofistler,
ampirisizmin kaçınılmaz bir sonucu olarak bilginin de göreli olduğunu
belirtmişlerdir. Mutlak ve değişmez bir hakikat olmayıp bilgi ve hakikat
bireyin algılarına, toplumsal, kültürel ve kişisel eğilimlerine görelidir.
Gerçekten de “ölçü-insan” anlayışıyla kendisinden önceki doğa
filozoflarına meydan okuyan, bu filozofların birbirleriyle çelişik
düşüncelerinin aklın yetersizliğini ortaya koyduğunu, dolayısıyla
duyularımızın ötesinde, algılanamayan ve bilinemeyen bir gerçeklik,
duyularımız ve algılarımız tarafından yorumlanan fenomenlerin gerisinde,
algılanamaz bir varlık alanı bulunmadığını, doğal dünyanın yalnızca
fenomenlerden ibaret olduğunu ve fenomenler aracılığıyla bilinebileceğini
savunan Protagoras, bu deyişiyle, dış dünyaya ilişkin bilgimizin temelinde
duyu organları aracılığıyla gerçekleşen duyu-algılarının bulunduğunu dile
getirir. İnsanlar arasında söz konusu olan bedensel farklılıklar, insanlarda
farklı algıların doğuşuna, onların farklı şeylerden tat almalarına, farklı
şeylerden nefret etmelerine yol açar. Yine, deneyimci bir bakış açısından
hareket eden Protagoras, doğal olarak insanların varolan şeyleri beş duyu
aracılığıyla algıladığını; farklı duyuların, farklı, hatta karşıt görünüş veya
izlenimleri doğurduğunu söyler. Örneğin resimler, görme duyusuna pürüzlü,
dokunma duyusuna pürüzsüz görünür. Yine, bal dile hoş, gözlere kırmızı ya
da düz, dokunma duyusuna vıcık vıcık görünür. Aynı şey parfüm için de söz
konusudur; o, koku alma duyusuna hoş, tat alma duyusuna acı görünür.
Protagoras ve diğer Sofistler, bilgi alanındaki bu görelilik ve öznelciliği,
doğallıkla etik ve estetik alana veya değerler alanına da yansıtmışlardı. Başka
bir deyişle, etik rölativizmini, zaman zaman elçi olarak gittiği farklı
ülkelerdeki farklı gelenek ve uygulamalara ilişkin gözlemleriyle yani kültürel
rölativizmle destekleyen Protagoras’a göre, tüm ahlaki değerler, kişilerin
onları nasıl algıladıklarıyla ilgili bir konu olmak durumundaydı.

Ahmet Cevizci,
Felsefe Tarihi,
Say Yayınları

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sofistlerde Ampirisizm

Kapat