“Sosyolojinin Savunucusu”na dair – Evrim Erol*

“Sosyolojinin bir geleceği var mı?
Bugün pek çok kişi sosyolojinin yolunu kaybettiğini düşünmekte.19. yüzyılda Auguste Comte’ un fikirlerinden doğan sosyoloji, yakın geçmişte kendisini ilerici bir tarih görüşüyle ilişkilendirmiş ve “modernitenin bilimi” olarak tanıtmıştır; ancak günümüzde ilerleme fikrinin neredeyse çökmesiyle birlikte, sosyoloji çağdaş entelektüel kültürün kıyısına itilmiştir.
Giddens Sosyolojinin Savunusu’ nda bu görüşe karşı çıkıyor ve sosyolojinin, sosyal bilimler içerisinde çok önemli bir yer tutmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Hem sosyolojinin geçmişini hem de günümüzdeki pek çok entelektüel eğilimi ele aldığı bu çalışmasıyla Comte, Durkheim, Habermas, Feyerabend, Williams, Hobsbawm, Marshall gibi kuramcılar üzerinden sosyolojik mirası inceliyor.
Sosyoloji ile güncel siyasal sorunlar arasında bağlantılar kuran Giddens, tutucuları “modern”, ilericileri “tutucu”, liberalleriyse “gelenekçi” gösteren günümüz siyasal ve toplumsal iklimine sosyolojinin merceğinden bakıyor.”(2)

Anthony Giddens, 1938 doğumlu, günümüzün en etkili toplumsal kuracılarından birisidir. Son yirmi yılda temelde sosyoloji odaklı olarak yayımladığı otuzdan fazla kitabı, Anglosakson akademi çevrelerinde ona büyük ün kazandırmıştır. Eserleri yirmi dokuz dile çevrilmiştir. Anthony Giddens senede ortalama bir eserden fazla yayım çıkarmaktadır. Kendisi John Meynard Keynes ?den sonra Britanya?nın en bilinen sosyal bilimcisi olarak tanınmaktadır.

Anthony Giddens ?ın çalışmalarının etkisi Persons, Foucault ve Habermas? ınkilerle karşılaştıralabilinir. Giddens hermeneutik(3), etnometodoloji(4), sistem teorisi, psikanaliz, yapısalcılık ve post-yapısalcılık la ilgilenmiştir ve kendisi yeni bir sosyolojik yaklaşım olan Structuration Theory? i (Yapılaşma Teorisi) geliştirmiştir. Bu kısaca, birey-toplum, arasındaki ilişkinin teorik analizidir. Giddens? ın akademik hayatında üç önemli aşama belirlenebilir:
? İlki, klasiklerin bir yeniden yorumlanmasına dayanan, toplumbilimin kuramsal ve yöntembilimsel olarak anlaşılmasını ortaya koyan, toplumbilimin ne olduğuna dair yeni bir ufku içeren kısımdır. Bu dönemin büyük çalışmaları Kapitalizm ve Modern Toplum Kuramı (1971) ve Toplumbilimsel Yöntemin Yeni Kuralları (1976) dır.
? İkinci aşamada Giddens ikisine de bir öncelik tanımadan yapılandırma kuramını geliştirdi, ajansın ve yapının çözümlemesi. Bu dönem çalışmaları, Toplum Kuramında Merkezi Sorunlar (1979) ve Toplumun Oluşumu (1984) gibi, ona toplumbilimsel arenada uluslararası bir ün getirdi.
? Son dönem ise modernite, küreselleşme ve siyaset, özellikle modernitenin toplum hayatı ve birey yaşamı üzerine etkisi. Bu dönem onun postmoderniteyi eleştirmesini ve Modernitenin Sonuçları(1990), Modernite ve Kimlik(1991), İçtenliğin Dönüşümü(1992), Solun ve Sağın Ötesinde (1994) ve Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yenilenmesi (1998)’de görülebilen, siyasette “ütopyacı gerçekçi” üçüncü yol tartışmaları ile belirginleşmektedir.(5)

Analiz ve Değerlendirme
Anthony Giddens, Sosyolojinin Savunusu? nu genelde sosyal bilimler, özelde ise sosyoloji, iktisat ve siyaset bilimleri ile ilgilenen tüm okur kitlesine yönelik olarak sosyoloji biliminin geçmişini ve dünya konjonktüründeki bugünkü konumunu ve işlevini tartışarak açıklamak için kaleme almıştır.

Sosyolojinin Savunusu, Sosyoloji alanındaki yaşayan önemli teorisyenlerden biri olan Anthony Giddens? ın kendi söylemiyle ?kitabın ismini bir şekilde yansıtan ve bir bütün olarak sosyal bilimler içerisinde sosyolojinin merkez konumunu aydınlığa kavuşturmaya katkıda bulunan? yayınlanmış makalelerinin bir derlemesi şeklinde hazırlanmıştır. Kitap Anthony Giddens ile benzer ve muhalif bakış açısına sahip yazarların başat fikirlerinin özümsenmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Kitapta yer alan makaleler ?anti-postmodern? paradigma çerçevesinde hazırlanmıştır. Makalelerde Giddens sorunsalları tarihsel açıdan betimleyerek analitik çözümler üretmeye çalışmıştır.
Sosyolojinin Savunusunda yer alan makaleler incelendiğinde Giddens ?ın ?Emil Durkheim, Karl Marx, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Talcott Persons, Jürgen Habermas, Erving Goffman, Ludwig Josef Johann Wittgenstein? gibi sosyal bilimler alanındaki önemli isimlerden etkilendiği açıkça görülmektedir.

Sosyolojinin Savunusu olgusal olayları ?küreselleşme, modernizm, gelenek- sosyolojik teorilerle karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Giddens gelenek, küreselleşme ve modernizm arasında sosyolojik açıdan diyalektik bir ilişki olduğunu savunmuştur. Giddens bu görüşlerini de kendine zıt ve benzer düşüncelere sahip yazarları referans göstererek ortaya koymaktadır. Antropolojiden, siyaset bilimine, sosyolojiden ekonomiye geniş bir perspektif sunması kitabın güçlü yanlarını oluştururken; okuyucunun kitabı özümsemesi için makalelerde adı geçen isimler hakkında bir ön bilgiye sahip olmasın gerekmesi ve bazı teoriler hakkında tanımlayıcı kısa bilgiler verilmek yerine sadece isimlerinin geçmesi alan dışı bir araştırmacı için kitabın zayıf yönleri olarak düşünülebilir ancak kitabın tanıtım kısmında da belirtildiği gibi; kitap sosyoloji, antropoloji ve siyaset bilimi öğrencileri ile profesyoneller için yazılmıştır. Giddens’ ın üslubu ise var sayılan hedef kitleye uygundur.
Sosyolojinin Savunusu on dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan ve aynı zamanda kitaba da adını veren ?Sosyolojinin Savunusu? bölümünde yazar sosyolojinin düşüşünü önemli üniversitelerdeki sosyoloji öğrencilerinin sayısının azalmasına hatta bazı üniversitelerde sosyoloji bölümünün kapanmasına, sosyolojideki 1960 sonrası politikleşmeye ve ampirik yönelimli (planlama, hukuk, ekonomi vb.) daralan çalışma alanların bağlamıştır.

İkinci ve en uzun bölüm olan ?Gelenek-Sonrası Toplumda Yaşamak? bölümünde Giddens Küreselleşme kavramını sorunsalın merkeze alarak modernizm ile gelenek arasında ve tüketim eğilimleri ile bağımlık teorisi arasında ekonomi ve tarih değişkenlerini kullanarak sinaptik bir bağlantı kuruyor, bunu da günlük alış-verişlerimizin küresel sonuçları olduğu gibi örneklerle kanıtlıyor. Gelenek ve onun reaksiyonundan bahsederken ise geleneğin üç ana dinamiği ?ritüel, muhafız ve kolektif hafıza- üzerinde ayrıntılı çıkarımlarda bulunuyor, geçmişin gelecek üzerindeki etkisini incelerken de Freud ve Weber? in aynı konu üzerindeki ?Geçmiş yaşantılarımız geleceğimizi ve bugünümüzü şekillendirir.- farklı çözümlemelerini (multifinality) referans veriyor. Bu bölümdeki ?Modernliğin içindeki Gelenek? başlığı altında ise geçmiş-şimdi-gelecek sıralamasını gelenek-modern-modern ötesi/postmodern arasında yapıyor. Okur bu bölümde anlatılanlarla, yapılan sıralamalar arasında şöyle bir bağlantı kurması oldukça muhtemeldir: geçmiş?şimdi ve gelenek?modern arasına (küreselleşmenin tarihsel faktörlerini dikkate alarak) ?erken modernlik?; şimdi?gelecek ve modern?postmodern/modern ötesi arasına da ?geç modernlik? kavramları konumlandırılabilir. Aynı bölümde Giddens din ve bilim arasındaki çatışmanın pozitivist yaklaşım ve otorite yaklaşım arasında da gerçekleştiğini (tez-anti tez) ileri sürmektedir. Erken modernlik ve gelenek arasında bağlantıyı ise yazar şu başlıklarda kategorileştirmiştir:
1. Disiplin model
2. Bilim-din mücadelesi
3. Modernliğin zorlayıcılığı
4. Cinsiyet ayrımcılığı
5. Kişisel ve kolektif kimlik üretimi
?Küreselleşme ve Geleneğin İçinin Boşaltılması? başlığı altında Giddens gelenek ve küreselleşmeyi şu sözleriyle karşılaştırıyor:
?Gelenek, zamanı kontrol etme aracılığıyla mekanı kontrol ederken, küreselleşme özünde ?uzaktan eylem? dir ve çift yönlüdür?(6)

Üçüncü bölüm olan ?Sosyal Bilim Nedir?? bölümünde Giddens genelde sosyal bilimlerin özelde ise sosyolojinin tanımını ve ikinci dünya savaşı sonrası geçirdiği dönüşümü ?başkalaşımı- irdeliyor. Sosyal bilimlerde (ve sosyolojide) ikinci dünya savaşı sonrası baskın olan üç ana görüş vardır:
1. Natüralizm: Sosyal bilimlerin doğa bilimlerini baz alarak modellenmesi görüşü.
2. Toplumsal Nedensellik: İnsanlar bir davranışı neden sergilediğini biliyor görünse de aslından yaptıklarının farkında olmadıklarını ileri süren görüş.
3. İşlevselcilik: Biyolojiyi ve sibernetiği toplumsal analizin merkez ögesi olarak kabul eden görüş.

?İşlevselcilik: Apres La Luttie (Savaştan Sonra)? bölümünde Giddens eklektik bir sentezle biyoloji ve evrim teorisi arasındakine benzer bir ilişkiyi Comte ve Darwin arasında kurmaya çalışıyor. İşlevselciliği ise Merton, Nagel ve Stinchcombe ?un görüşlerini referans vererek tanımlamaktadır: Merton işlevsel analizin bolluğu ve çeşitliliğinden bahsederken; Nagel işlevsel alternatiflerden bahsederken Stinchcombe ise işlevselliği yapı dengeleyici değişken gerilimler olarak tanımlamıştır. Ayrıca bu bölümde Giddens equfinality ilkesiyle (eş sonluluk) biyolojik sistem, sosyal sistem, açık sitem ve kapalı sistem arasındaki benzerlikleri ve ilişkileri vurgulamıştır. ?Sistem ve Yapı Kavramları? başlığında Giddens yapı, sistem ve işlev kavramlarının tanımlanmasıyla işe başlıyor. Giddens? ın tanımlarından yola çıkarak matematiksel bir metaforla bu kavramları tekrardan tanımlarsak: yapıyı uzay boşluğunda bulunan ?A?, ?B?, ?C? kümeleri olarak var saydığımızda, işlevi de bu kümler arasındaki aksiyon ve reaksiyonları gösteren oklar olarak kabul edebiliriz. Sistem ise yapı ve işlevin oluşturduğu bütündür. ?A?, ?B?, ?C? yapılarının kendi içi işlev ve yapılarının var olduğu düşündüğümüzde ise bu yapılar ayrı ayrı birer sistem ve üst sistemi oluşturan alt sistemlerdir. Burada ihmal edilmemesi gereken bir kavram olarak çevreden de bahsetmek gerekirse; çevre sistem dışındaki her şeydir. Bunlara ek olarak Sosyolojini Savunusu genel sistemler teorisini, sosyoloji içinde de varlığını sürdüren biyoloji terimlerini, evrim teorisi alt yapısını (toplumsal evrim teorisini) vb. sosyal bilimlerdeki ?sosyolojideki- natüralist yaklaşımın çıktıları olarak kabul etmektedir. Bu bölümde “sosyal analiz için temel kavramların yeniden kanunlaştırılması” başlığı altında Giddens işlevsel teori ile kendi geliştirdiği yapılaşma teorisini karşılaştırmakta ve alana yeni eklenen ?toplumsal bütünleşme? ,?sistem bütünleşmesi? ,?toplumsal çatışma?, sistem çelişkisi? kavramlarını örnekleriyle açıklamaktadır.

Beşinci bölüm olan ?Biritanyalılık ve Sosyal Bilimler? bölümüne Giddens Biritanyalılığın tanımıyla başlayarak konuyu Britanyalı olma ile Sosyal bilimler arasındaki bağlantıya getiriyor. Okurun bu bölüme olan eleştirel yargısının şu şekilde olması beklenmektedir: Biritanyalılık, İngilizlerin/İngiltere?nin dünyayı anlama ve ona egemen olma ?toplumsal itkisi? ne ?üzerinde güneş batmayan imparatorluk ülküsü (küreselleşme)- dayanmakta ve bir üst kimlik olarak kabul edilmektedir. Bu sebepledir ki bölümde çalışma alanları ve katkılarıyla bahsedilen bilim insanlarının bir kısmı köken olarak başka milletlerden olsa da Britanyalı olarak kabul edilmiştir. Bu bölümde ayrıca üzerinde durulan ve bölümün yazılma amacı olarak hissedilebilecek bir konu da Birleşik Krallık ?da sosyal bilimlerin doğuşu, yükselişi ve gerilemesinin tarihsel bir süreçte ele alınmış olmasıdır.

Altıncı bölüm ?Antropolojinin Geleceği? nde Yazar antropoloji bilimine dair endişelerini şu sözleriyle dile getirmiştir:
?Eğer antropoloji ölü bir alan değilse teori ve pratiğe yeniden damgasını nasıl vurabilir? Bu açıdan antropolojinin diğer toplumsal bilimlerden farklı bir konumda olduğunu düşünmüyorum. Bir takım meselelerle yüzleşmek gerekiyor. Antropoloji epistemolojinin düşüşü ve postmodernizmin gelişiyle bağlantılı olarak kendini yeniden şekillendirmeli midir? Artan düşünümsellik dünyasında antropolojinin akademik söylemi diğer bilgi üretim biçimleriyle nasıl bir ilişki içindedir veya olmalıdır? Bu iki soruya verilecek cevaplar antropolojinin pratik çağrışımları için ne anlam ifade ediyor??(7)

Yukarıdaki alıntıda sorduğu soruları ise bölümün sonunda yazar şu cümleleriyle cevaplamaktadır:
?Yine de günümüzde antropoloji tüm hayatımızı değiştiren sıra dışı değişimleri kavramak için el üstünde tutulmalıdır. Antropolojide pratik ilgiye mazhar olan husus, sadece veya öncelikle faklı sorunlara yeni bakış açısı geliştirmeye dayanmaktadır. Antropoloji kısa bir süre içerisinde tanınmayacak kadar değişmiş bir sosyal dünyayla yüzleşmek için bir bütün olarak sosyal bilimlerin ihtiyaç duyduğu ortak çabaya katkı sunmalıdır. Belki de ondan sonra eski kuşaktakilerle aynı değerde yeni bir antropoloji düşünürleri kuşağı gelir.?(8)

?Toplumsal Düşüncenin Tarihindeki Dört Mit? bölümünde Giddens toplumsal düşünce tarihine ilişkin dört yaygın yorumu -özellikle Emile Durkheim ?ın yazılarına dair yorumlara dayanan yorumlara- irdelemektedir. Söz konusu mitler şunlardır:

1. Düzen sorunu miti: bu başlık altında gizliden gizliye devletin varlık sebebi sorgulanmakta; Durkheim ve Persons? un toplumsal iş bölümü üzerindeki görüşleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.

2. Sosyolojinin muhafazakâr kökenleri miti: bu kısma Durkheim ile Nisbet arasında geçen bilimsel tartışma damgasını vurmuştur. Giddens bu tartışmayı muhafazakârlık ile pozitivizm arasındaki çatışma ile de taçlandırmış ayrıca Durkheim ?ın hem muhafazakâr hem de pozitivist özellikler taşıdığından bahsetmiştir:
?Pozitivizm (geniş anlamıyla, insan doğasını ve toplumu anlamak içim bilimsel değerlerin etkin kullanımı üstüne kendini konumlandıran metodoloji) ve muhafazakarlık? Pozitivizmi akla, rasyonalizme ve aynı zamanda devrime ve reforma karşı çıkan Bonald, Maistre, Haller ve başkalarının polemiklerinde ilk kez ortaya çıkan bilimsel fikirlerin ve değerlerin katı metodolojisine çevirmek Durkheim? ın marifeti olmuştur.?(9)

3. Büyük bölünme miti: Giddens burada sosyolojinin yöntemi üzerine Durkheim, Marx ve Comte? un görüşlerini tartıştırmıştır:
?Buradaki karşıtlık genellikle ?felsefi teoriler ile ?bilimsel? veya ?uygulamalı? sosyoloji arasındadır.?(10)

4. Bütünleşme ve zorlama teorisi miti: bu kısımda bütünleşme -toplumsal yapıyı, işlevsel olarak bütünleşmiş bir sistem açısından ele alır- ve zorlama ?toplumsal yapıyı, güç ve zorlamayla ayakta tutulan bir organizasyon olarak görür- teorisi arasındaki çatışmayla Durkheim ve Marx karşı kaşıya getirilmektedir. Durkheim bütünleşme teorisini uzlaşma kavramıyla kullanırken; Marx zorlama teorisini çatışma terimiyle savunmaktadır.

Sekizinci bölüm olan ?Auguste Comte ve Pozitivizm? bölümde Comte? un hayatından, üç evre yasasından, bilimsel düşünce ve teorilerinin doğuşundan, gelişiminden ve değişiminden bahsedilmiştir.
?Fransız Sosyolojisinde İntihar Sorunu? bölümünde Giddens intihar olgusu çerçevesinde Fransız sosyolojisi ile Durkheim ve Durkheim sonrası dönemi analiz ediyor. İntihar olgusundan, intihar üzerine yapılan araştırmalardan ve bu araştırmaların sayıltılarından bahsederek giriş yapan Giddens ilerleyen kısımlarda Durkheim? ın intihara bakış açısına (sosyal olgu) ve ona muhalif olan yazarların görüşlerine yer vermiştir.

Onuncu bölüm olan “Devrimsiz Akıl mı? Habermas’ ın İletişimsel Eylem Teorisi” bölümünde Habermas? ın kariyerinden ve teorilerinden bahsedilmiş, Habermas taraftarları ve muhalifleri olarak Habermas, Weber, Marx ve Persons un teorileri karşılaştırılmıştır. Bölümün sonunda ise Giddens iletişimsel eylem teorisini -kendi kavramlarıyla- yandaş eleştiri ve eleştirel eleştiri bağlamlarında analiz etmiştir.

?Edebiyat ve Toplum: Raymond Williams? bölümünde Giddens okuyucuya Williams ?ın biyografisini sunarak onun toplumsal analizde edebiyatı nasıl ustalıkla kullandığını açılıyor ve aynı zamanda marksizmin edebi çözümlemesini yapıyor:
?Williams ?katılımcı sosyalizme? yönelik uzun devrimi analiz etme ve ileriye taşıma amacından ve bu amaca uygun kültürel tanı ve eleştiri yöntemlerinin geliştirilmesinden sapmamıştır. Bu süreklilik Communications (iletişim) ve Television (televizyon) adlı kitaplarında yeterince açıktır. Ancak, onun hem romanları hem de dram ve edebi eleştiri hakkındaki özleştirilmiş tartışmaları diğer yazılarıyla yakından ilişkilidir.?(11)

1. ?T. H. Marshall, Devlet ve Demokrasi? bölümünde Giddens Marx teorisi çerçevesinde Marshall? ın demokrasi, demokratik toplum ve uluslararası demokrasi kavramlarıyla devleti ve devletin varlık sebebini sorguluyor. ?Demokrasinin demokratikleşmesi? ve bu bağlamda ?değişim? üzerinde en çok koşulan ve tartışılan kavramlar olarak kendilerini belli etmektedir. Bölümde değinilen bir başka önemli konu ise küreselleşme, gelenek-dışlaşma ve sosyal düşünümselliğin yoğunlaşmasından oluşan üç değişim kümesidir.

On üçüncü bölüm olan ?Cesur Yeni Dünya: Politikanın Yeni Bağlamı? bölümünde Giddens sosyalizm, muhafazakârlık ve neo-liberalizmi (liberalizm) karşılaştırmalı olarak irdelenerek radikal politika için altı madden oluşan bir çerçeve geliştirmiştir:
1. Zarar görmüş dayanışmaların onarımı için; toplumsal yaşamın ekonomiyi de kapsayan değişik alanlarında özerklik ile karşılıklığın (dayanışmanın) ?aktif güven? le uzlaşması olarak görülmelidir.
2. Yaşam politikası: özgürlük veya değişik özgürlük türleri desteklenmesidir.
3. Üretken politika: sosyal ilgiler ve hedefler bağlamında bireylerin ve grupların istediklerini gerçekleştirmelerini sağlamayı amaçlayan politikadır.
4. Küreselleşen dönüşümsel sosyal düzende, liberal demokrasinin kusurları demokratikleşmenin daha radikal formlarına gereksinim olduğunu ifade eder.
5. Refah devletini yeniden düşünmek gerekmektedir.
6. Şiddetin rolü: şiddetin ailevi, toplumsal, siyasal ve küresel yansımaları göz ardı edilmemelidir.

On dördüncü ve son bölüm olan ?İşçi Partisi ve Britanya Politikası? bölümünde Giddens İşçi partisinin bugünkü düşüşünü muhafazakârlık, sosyal cemaatlerin yeniden canlandırılması -Amitai Etzioni-, yeni bireycilik ve toplumsal kaynaşma ekseninde incelmiştir. Politik yönelimler başlığı altında ise yazar işçi partisinin büyük fikrini ?imal edilmiş risk? faktörüyle bağdaştırarak ele almış; işçi partisinin politik yönelimlerini gerekçe, örnek ve önerileriyle eleştirmiştir.

Tartışma ve Sonuç
Giddens? ın yaklaşımının (Protestan etiğin ve Ortodoks uzlaşının eleştirisi) -hedef kitlesini sosyal bilimler üzerine çalışan akademisyenler olarak varsaydığımızda- okuyucu beklentilerini fazlasıyla karşıladığı ve okuyucuyu interaktif okumaya ve araştırmaya yönelttiğini öne sürülmek pek de yanlış bir ifade olmasa gerek. Sosyolojinin Savunması bilimsel makalelerden oluşmasından ötürü akademik bir dile sahiptir. Ayrıca Giddens? ın da kitabı bir araştırma-inceleme çalışması olarak görmesindendir ki, okuyucuya yardımcı olması için kitapta dizin kısmına yer vermiştir.
Giddens? ın bazı makalelerinden derlenerek hazırlanan bu kitabının sosyoloji alanına en önemli katkısı; kitabın adından da anlaşılacağı üzere çağın bilimsel anlayışında sosyoloji biliminin yaşadığı durgunluk ve düşüşün (önemini yitirmesi) aslında var olmadığının, sosyolojinin araştırma konularının tükenmediğinin vs. tarihsel, teorik ve küresel bir bakış açısıyla savunması yapılmaktadır.

Makalenin Yazarı: Evrim Erol

Notlar
(*) Arş. Gör., Dumlupınar Üniversitesi, Eğitim Fakültesi. (evrimerol@gmail.com)
(2) Arka Kapak. Sosyolojinin Savunusu: Makaleler, Yorumlar ve Yanıtlar
(3) Yorumsamacılık olarak Türkçeye çevrilmesinin mümkün olduğu kavramdır. ?Neo-Kant? çı ve Alman Tarih Okulu?nun çalışmalarının bir ürünü olarak bilim felsefesinde doğan yeni bir gelenektir. Yorumsamacı gelenek olarak anılan bu akım, temelde ikili bir ayrımdan hareket etmektedir: doğal gerçeklik ve tinsel gerçeklik. Temel amaç eylemin arkasındaki anlamı ortaya çıkarmak olarak tanımlanabilir. Michel Foucault? a göre ise insanın tarihselliği içinde felsefe açısından kendini anlaması; insanın varoluşuna yönelerek felsefe yoluyla açıklanması ve yorumlanması yöntemidir.
(4) İnsanların, gündelik toplumsal etkileşimler sırasında başkalarının söylediklerine ya da yaptıklarına nasıl anlam kazandırdıklarının incelenmesi.
(5) http://tr.wikipedia.org/wiki/Anthony_Giddens
(6) A.g.e. 69
(7) A.g.e. 152
(8) A.g.e. 154?155
(9) A.g.e. 165
(10) A.g.e. 169
(11) A.g.e. 248

Kitabın Künyesi
Sosyolojinin Savunucusu
(Makaleler, Yorumlar ve Yanıtlar)
Anthony Giddens
Say Yayınları / Sosyoloji Dizisi
Yayın Yönetmeni: Aslı Kurtsoy Hısım
Editör: Sinan Köseoğlu
Çeviri: İbrahim Kaya
İstanbul, 2011, 1. Basım
352 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler, Sosyoloji
Yaşar Kemal’in Romancılığı – Fethi Naci

Türkiye?de eleştiri denildiği zaman akla gelen ilk isim olan Fethi Naci?nin Reşat Nuri?nin Romancılığı ve Sait Faik?in Hikâyeciliği?nin ardından Yaşar...

Kapat