Etiket: Fanilik Üzerine Düşünceler

YABANCI’NIN (1942) İLK CÜMLESİ ölüm temasını katı bir gerçeklikle ortaya koyar

YABANCI’NIN (1942) İLK CÜMLESİ ölüm temasını katı bir gerçeklikle ortaya koyar: “Aujourd’hui, maman est morte” (“Bugün annem öldü”). Burada zamansal dolaysızlık ve olayın sıradanlığı vurgulanır. “Belki de dün öldü,” diye devam eden ve annenin durumu hakkında şüphe uyandıran diğer cümle ölümü daha da sıradanlaştırır. Romanın ilk sahnesinde, huzur evinde uyanışını, kafile hâlinde mezarlığa yürüyüşünü ve

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Kes sesini akciğer!.. Kes sesini. Yavaş yavaş çürüyüşünü duymayayım artık.”

Montaigne’in “Felsefeyle Uğraşmak Ölmeyi Öğrenmek Demektir” başlıklı denemesini okuduğunda Camus, Montaigne’in ölüm korkusu hakkında ortaya serdiği “şaşırtıcı şeyler” (“éton- nantes choses”) karşısında yaşadığı hayreti dile getirir. Bu noktada aslında şaşırtıcı olan, Camus’nün bu hususu öznel bir şekilde yanlış yorumlamasıdır. Zira söz konusu denemenin (1. kitap, no. 20) tamamında, ölümü itidalle ve Stoacı bir cesaretle karşılamanın

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un metinlerini vahşet ve kanla değil, uçup giden bilinç anlarıyla, duygulardaki hafif dalgalanmalarla, kişiler arasındaki karmaşık ilişki ağlarıyla ilişkilendiririz

Virginia Woolf’un metinlerini vahşet ve kanla değil, uçup giden bilinç anlarıyla, duygulardaki hafif dalgalanmalarla, kişiler arasındaki karmaşık ilişki ağlarıyla ilişkilendiririz genellikle. Yine de muhtemel belalar, tarifsiz felaketler pek eksik olmaz, dehşetengiz bireysel ve kolektif yıkımlar hep yakınlardadır. Bu hususta yazarın günlüğü yine aydınlatıcıdır. 1927 Haziran’ının sonlarında, Woolf güneş tutulmasını izlemek üzere trene binerek bir grup

okumak için tıklayınız

Kafka: “Çünkü yemek yememem lazım… çünkü sevdiğim yiyeceği bulamıyorum.“

Yaşarken Ölmek Esasen sanatsal yaratıcılığa bağlı bu ölümcül yara, yine bir me- sel olarak biraz daha uzun bir metinde ortaya serilir. “Açlık Sanatçısı”nda bir cambazın ölümü anlatılır. Mesleği gereği yemek natçısı” yemeyen bu “sanatçı” çeşitli kamusal alanlarda küçük bir kafesin parmaklıkları arasından, yemek yememe becerisini sergiler. Çocuklar da dahil, bütün kalabalık ağzı açık onu seyreder,

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Kes sesini akciğer! Yavaş yavaş çürüyüşünü duymayayım artık.”

Montaigne’in “Felsefeyle Uğraşmak Ölmeyi Öğrenmek Demektir” başlıklı denemesini okuduğunda Camus, Montaigne’in ölüm korkusu hakkında ortaya serdiği “şaşırtıcı şeyler” (“etonnantes choses”) karşısında yaşadığı hayreti dile getirir. Bu noktada aslında şaşırtıcı olan, Camus’nün bu hususu öznel bir şekilde yanlış yorumlamasıdır. Zira söz konusu denemenin (1. kitap, no. 20) tamamında, ölümü itidalle ve Stoacı bir cesaretle karşılamanın öneminden

okumak için tıklayınız

Kafka’nın kendi bedeninden memnuniyetsizliğinin eserlerine yansımaları

Gerek bütün yapıtlarında gerekse belli bir ölçüde günlüklerinde ve mektuplarında Kafka, insan bedeninin sefaletini ortaya serer. Kendi bedeni sürekli sorun yaratıyordur. Günlüğündeki 1910 tarihli ilk notlardan biri oldukça kasvetli bir tondadır (yirmi sekizine henüz basmıştır): “Kendi bedenim ve bu bedenin geleceği konusunda müthiş bir karamsarlıkla yazıyorum bu satırları.” Birkaç sayfa ileride yine aynı ton karşımıza

okumak için tıklayınız

Tolstoy’dan Camus’ye, Kafka’dan Woolf’a ölümün ayrıntılı anlatımları

Trajedi ve yıkımı benliğinin bir parçası haline getiren Kafka’nın, edebiyat tarihinde yeni bir sayfa açtığını söylemek herhalde gereksiz. Yaşarken ölen, infazlara şahit olan, daha önce hiç karşılaşılmayan tekniklerle katledilen insanların varlığını eşeleyen Kafka, Brombert’e göre hasta ve titreyen bedenle çevrili bir ruh âdeta. Dahası, yazma eylemini “korkunç” hale getiren bir isim. Ölenin mi yoksa yaşayanın

okumak için tıklayınız