“Bu kitap, suç ile ücret biçimi arasındaki ilişkiyle ilgilidir” der Linebaugh. Kapitalizmin yükselişini ve emekle sermaye arasındaki mübadele ilişkisinin kuruluşunu, emeğin “ortak olan”dan mülksüzleştirilmesinin tarihi üzerinden okur. Emek gücünün yeniden üretiminin belirleyici unsuru olan cadı avları, çitlemelerin doğurduğu aylakların ve serserilerin kapatılması ve 18. yy.’da ücret biçimini dönüştüren idamlar, “işçi sınıfının oluşumu”nun zora dayalı tarihini anlatır.
Otonom Yayıncılık
Dişil ütopya eril distopyaya karşı
İçinde yaşadığımız dünyanın keskin ve yalın bir analizini arıyorsanız, Kadınlar Ülkesi’ni de çoktan okuduysanız, Bizim Ülkemiz’i kaçırmayın.
Ütopyalar insanlığa duyulan inancın bir ifadesidir çoğu zaman. Bir ütopya kaleme alan yazar öyle ya da böyle insanlığa dair, insanlığın daha iyisini gerçekleştirebileceğine dair bir inanç barındırıyordur içinde. Ve muhtemelen insanlığın neden daha iyisini gerçekleştirmeye bu derece hevessiz oluşunu anlamaya çalışıyordur içten içe. Distopya yazarı için ise bunun tam tersi geçerlidir: O insanlığın içinde iyiliğe dair bir potansiyel taşıdığına inanmaz, aksine yarının bugünden daha da kötü olacağını öngörür.
L. Auguste Blanqui’nin Devrimci Teorileri – Alan B. Spitzer
Bu kitap, hayatının neredeyse otuz kırk yılını hapishanelerde ve dışarıda olduğu çok kısa sürede de sokaklarda ve barikat savaşlarında geçiren politik bir devrimcinin kurumsal ve politik yaşamının günümüze bıraktığı unutulmuş mirasına dair bir anlatıdır.
Devrimci tarih doğruları ve yanlışlarıyla devrimci önderlerine her zaman sahip çıkmıştır. Blanqui, devrimci tarihin bilinçaltına atılarak unutulan ve unutturulan devrimci bir hayattır.
Her Şeyi İstiyoruz – Nanni Balestrini
?Kapı önlerinde yapılan toplantılarda işçiler, bu boktan hayatı yaşamanın doğru olmadığını söylüyorlardı: Ürettiğimiz her mal, tüm zenginlik bizim. Artık yeter! Artık bizler de mal gibi satılmaya devam edemeyiz. Her şeyi istiyoruz! Tüm zenginliği, tüm yetkiyi. Ve çalışmak istemiyoruz. Bizim çalışmakla ne alakamız var. Artık iş veya patronlar kötü oldukları için değil, var oldukları için mücadele ediyoruz!?
Nanni Balestrini İtalyan bir deneysel şair ve görsel sanatçıdır. 1968?de İtalyan İşçilerin Gücü (Potero Operaio) grubunun kurucularından biri olan Balestrini,
Irak, Afganistan ve Çağımızın Emperyalizmi – Aijaz Ahmad
Neoliberal sermaye birikimi sürecinde, tüm dünya sermayenin kendi tahakkümünü fütursuzca, kan ve şiddetle kurup işlettiği bir savaş alanına dönüşmüş durumda. Bu kitap, daha dün gibi hatırladığımız Irak ve Afganistan işgallerine ve oradaki halkların direnişine dair Aijaz Ahmad’ın gün gün kaleme aldığı makalelerden oluşuyor. Bu makaleler, ABD öncülüğünde uluslararası askeri ve sivil kurumların, AB’nin, BM’nin, NATO’nun topyekûn bir işgali nasıl gerçekleştirdiğini, dünya halklarını nasıl tehdit ettiğini, nasıl yalanlar üzerine kurulu bir savaş politikası uyguladığını belgeleriyle gözler önüne seriyor.
Caliban ve Cadı (Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim) – Silvia Federici
Caliban ve Cadı kapitalizme geçiş sürecinde bedenin bir tarihidir. Silvia Federici, geç ortaçağların köylü ayaklanmalarından cadı avlarına ve mekanik felsefenin doğuşuna kadar toplumsal yeniden üretimin rasyonelleştirilmesini araştırır. Asi bedene karşı savaşın ve beden ile zihin arasındaki çatışmanın, nasıl modern toplumsal örgütlenmenin iki merkezi ilkesinin, yani ?emek gücü? ile ?kendi bedeni ve yaşamı üzerinde mülkiyet hakkı?nın gelişiminin temel koşullarını oluşturduğunu gösterir.
Diyalektik Sınıftır (Komünalist Otonomi 2) – Derleme
Bence hâlâ Leninist olunmalı.
-Felix Guattari-
“Anti-Oedipus” ve “Bin Yayla” tamamen Marx’la, Marksizmle katedilmiştir… “Denetim toplumu” üzerine yayımladığım makale, örneğin, tamamen Marksisttir.
-Gilles Deleuze-
İnsanlar Marx’ın yanılmış olduğunu söylediklerinde ne demek istediklerini anlamıyorum. Hele ki Marx’ın öldüğünü söylediklerinde. Bugün bekleyen acil görevler var:
Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak – John Holloway
Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak adlı ?bu kitap, yanlış yönde yürüyen insanlarla ilgilidir. Bu insanlar yanlış yönde yürümektedirler; çünkü para ve kâr üzerine kurulu bir topluma kapılıp gitmek istemezler; çünkü kapitalizmin dünyayı perişan etmekte olduğunu öyle ya da böyle görürler. Bu yüzden de, milyonlarca farklı tarzda, şunu söylerler: ?Hayır, kapitalizmi izlemeyi reddediyoruz, farklı bir yoldan gideceğiz, yaşamlarımızı farklı bir tarzla biçimlendireceğiz, daha farklı toplumsal ilişkiler kuracağız, henüz var olmayan dünyayı burada ve şimdi yaratacağız.? Aptallar, uyumsuzlar, çılgınlar, yani bizim gibi insanlar. Peki, bu insanlar (bizler) acınası ya da gülünesi haldeler mi (halde miyiz); yel değirmenleriyle dövüşen Don Kişotlar mıyız, kafamızı beton bir duvara vura vura ölüp gitmeye mahkûm muyuz?
Emek Tartışması (kapitalist İşin Teorisi ve Gerçekliğine Dair Bir İnceleme)
Emek sorununa hem geleneksel Marksizmin hem de post-modern Marksizmin bakış açısından farklı bir yerden bakan kitap, soyut-somut emek, işçi sınıfı, devrimci özne, devrimci bilinç, sömürü, işçi sınıfı örgütleri gibi temel kavramları yeniden ele alıp yorumluyor. Bu yorumun ekseninde ise “kapitalist iş” duruyor.
Emek Tartışması kitabı, kapitalist işi ve kapitalist işe dayalı toplumsallığın kuruluşunu ve işleyişini derinlemesine inceliyor. Kitabı derleyenlerin “karşılığı parasal ücretle ödenen…özgül bir emek biçimi” olarak tanımladıkları kapitalist iş, kapitalist değer üretme ilişkilerinin genişletilmesi ve derinleştirilmesinin sürekliliğini sağlayan temel olarak ortaya konuyor.
John Ball’un Rüyası – William Morris
Morris’in 1886 yılında kaleme aldığı John Ball’un Rüyası, modern fantezi romanlarının klasikleşmiş öncüsü sayılır. Morris’in sanat ve hayat arasında kurduğu bağlardan doğan bu fantastik metin her ne kadar Gotik sanat öğeleriyle yoğrulsa da, asıl olarak 1381 köylü isyanlarının sancılarını, gerilimlerini ve çatışkılarını ortaya koyar. Daldığı düşle kendisini on dördüncü yüzyılda bulan, “gelecekten gelen” roman kahramanı, Lordlara karşı mücadele eden köylü topluluklarının özgürlük istençlerini anlatırken bu istencin nasıl yeniden boyunduruk altına alınacağının işaretlerini verir. John Ball’un Rüyası, J. R. R Tolkien’in fantastik dünyasına zemin hazırlamakla birlikte aslında aynı zamanda tam bir ücretli emek eleştiri olarak bugünün de anlatısıdır.
“Diğer çalışmamda Finnish Kalevala destanının kısa öykülerinden birini,
Filistin’in Çocukları / Hayfa’ya Dönüş ve Diğer Hikayeler – Gassan Kanafani
?Başlangıçta kendi içinde ve kendisinin sebep olduğu bir sorun olarak Filistin hakkında yazdım? Sonraları Filistin?i insanlığın bir simgesi olarak görmeye başladım? Filistinlilerin acılarını betimlerken, onları dünyanın dört bir yanındaki acıların bir sembolü olarak sunuyorum.? Gassan Kanafani
Bir dönem Filistin Halk Kurtuluş Cephesi sözcülüğü de yapmış Filistinli gazeteci ve yazar Gassan Kanafani, 1972’de arabasına konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Yazar, Filistin?in Çocukları?ndaki hikâyelerin çoğunda, birçok Filistinlinin kendi evlerinden, yurtlarından, sokaklarından koparıldıkları 1948 yılını eksen olarak almaktadır. Hikâyelerin hepsinde, bir çift göz olup etrafını inceleyen, sorgulayan, geleceğe bakan bir çocuk vardır. Kanafani?nin tarihsel durumu ve politik koşulları anlamadaki keskinliği,
?Marx?ın Kriz Teorisi? adlı kitaba dair ? Suat Kamil Aksoy
Simon Clarke gerçekten özenli bir çalışma yapmış. Ekonomi politik üzerine yazılan kitapların önemli çoğunuğunda yazarın kavrayışsızlığı göze çarpar. Bir emek harcanmıştır, ama yararsızdır ve dolayısı ile değersizdir. Bir de gereksiz düşünce dizileriyle okuyanın da zamanını boşa harcar. Simon Clarke hem ilgilendiği konuyu kısa sunmakla, hem de konuya ilişkin çok geniş bir yazın toplamını muhtemelen hiçbirşeyi atlamadan sunmakla büyük bir değer üretmiştir.
Yazarın sonuç yerine ifade ettiklerine katılamıyoruz.
Kitabın önyargısızca ortaya koyduğu tüm verilerden yola çıkarak bir kaç yeni söz söyleme imkanı doğuyor. Değer yasasının yanlış kavramışı konusunda sarsıcı olması gereken sözler söylemiştik. Şimdi yine aynı derecede ciddi iddialarda bulunma imkanı edinmiş
Marx’ın Kriz Teorisi – Simon Clarke
Simon Ciarke gerçekten özenli bir çalışma yapmış. Ekonomi politik üzerine yazılan kitapların önemli çoğunuğunda yazarın kavrayışsızlığı göze çarpar. Bir emek harcanmıştır, ama yararsızdır ve dolayısı ile değersizdir. Bir de gereksiz düşünce dizileriyle okuyanın da zamanını boşa harcar. Simon Clarke hem ilgilendiği konuyu kısa sunmakla, hem de konuya ilişkin çok geniş bir yazın toplamını muhtemelen hiçbirşeyi atlamadan sunmakla büyük bir değer üretmiştir.
Yazarın sonuç yerine ifade ettiklerine katılamıyoruz.