Etiket: Schopenhauer

Schopenhauer saw the world as a “stage of suffering.” Are the aesthetic and moral ways he proposed to reduce suffering still valid?

Schopenhauer’s Ontology of Suffering and the Actuality of the Ways of Liberation Arthur Schopenhauer built the foundation of his philosophical system on the reality of suffering surrounding human existence. According to him, the world is a manifestation of a blind, unconscious, insatiable desire that he calls “will.” This will manifests itself both in the blind

okumak için tıklayınız

Schopenhauer betrachtete die Welt als „Schauplatz des Leidens“. Sind die ästhetischen und moralischen Methoden, die er zur Linderung des Leidens vorschlug, noch gültig?

Über Schopenhauers Ontologie des Leidens und die Aktualität der Befreiungswege Arthur Schopenhauer baute die Grundlage seines philosophischen Systems auf der schmerzhaften Realität der menschlichen Existenz auf. Ihm zufolge ist die Welt eine Manifestation eines blinden, unbewussten, unersättlichen Verlangens, das er „Wille“ nennt. Dieser Wille manifestiert sich sowohl in den blinden Impulsen der Natur als auch

okumak için tıklayınız

Schopenhauer veía el mundo como una “escena de sufrimiento”. ¿Son todavía válidas las formas estéticas y morales que sugirió para aliviar el sufrimiento?

Sobre la ontología del sufrimiento de Schopenhauer y la actualidad de las vías de liberación Arthur Schopenhauer construyó las bases de su sistema filosófico sobre la dolorosa realidad que rodea la existencia humana. Según él, el mundo es una manifestación de un deseo ciego, inconsciente e insaciable que él llama “voluntad”. Esta voluntad se manifiesta

okumak için tıklayınız

Schopenhauer considérait le monde comme une « scène de souffrance ». Les moyens esthétiques et moraux qu’il a suggérés pour soulager la souffrance sont-ils toujours valables ?

Sur l’ontologie de la souffrance de Schopenhauer et l’actualité des voies de libération Arthur Schopenhauer a construit les fondements de son système philosophique sur la douloureuse réalité qui entoure l’existence humaine. Selon lui, le monde est la manifestation d’un désir aveugle, inconscient et insatiable qu’il appelle « volonté ». Cette volonté se manifeste aussi bien

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Ben kendimi, şu iki bakımdan biliyorum: Kendimi bir beden, belli bir büyüklük ve biçime sahip bir şey, (…) Fakat aynı zamanda ben kendimi hisseden ve eylemde bulunan, arzu eden ve arzuları peşinde koşan, mücadele eden bir varlık—tek kelimeyle isteyen, irade eden bir özne olarak biliyorum.

III Schopenhauer dünya hakkındaki bilgimizin onun bize görünme tarzıyla sınırlı olduğu düşüncesinden hareket eder. “Duyularımıza verildiği haliyle dünyanın bir özne karşısında bir nesneden, tek kelimeyle, bir algılayıcının algısından ibaret olduğu keyfiyetinden,” der şaheserinin başlangıcında, “daha kesin, daha bağımsız ve haddizatında isbata daha az muhtaç bir hakikat yoktur.” Ve bizi hemen ikaz eder, burada ima edilen

okumak için tıklayınız

Nedir Schopenhauer’in felsefesi? Onun nihai gerçekliğin İrade olduğunu söyleyen öğretisinden ne anlamalıyız?

II Öyleyse nedir Schopenhauer’in felsefesi? Onun nihai gerçekliğin İrade olduğunu söyleyen öğretisinden ne anlamalıyız? Kendisi bu öğretiyi, varoluşun anlamı ile ilgili daha önceki düşünürlerin boşuna sorup durdukları ezeli soruya bir cevap olarak tanımlar. O bize felsefeden daha az olmamak üzere dinin de dünyaya bir açıklama, bir izah getirme çabası olduğunu ve bu bakımdan ona kitlelerin

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER, uzun sürmüş bir başarısızlığın sonunda birdenbire gözkamaştırıcı bir başarıya dönüşmesinin hikâyesi bilebildiğim kadarıyla emsalsizdir.

I Eğer 19. yüzyılın filozoflarını kendi zamanlarında müstakilen icra ettikleri tesire ya da eserlerinin içinde barındırdıkları tabii değere göre değil de, yanızca tek bir ölçüte, yani aradan geçen zamana karşın halen hangi ölçüde dikkat çekebildiklerine göre değerlendirirsek, hiçbiri Arthur Schopenhauer kadar müessir görünmez. O çağdaşı öğretmenlerin eserleri kütaphanelerin raflarında tozlanmaya terk edildiklerinde kitaplarının yaşayacağını öngörmüştü

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin Ne Olduğu Üzerine – Schopenhauer

Bir kimsenin ne olduğunun, onun mutluluğuna, sahip olduğu ya da temsil ettiği şeyden daha çok katkıda bulunduğunu zaten genel olarak kabul etmiştik. Her zaman, bir kimsenin ne olduğu ve buna göre kendinde neye sahip olduğu önemlidir: Çünkü bireyselliği ona sürekli ve her yerde eşlik eder ve yaşadığı her şey rengini bireyselliğinden alır. Her şeyin içinde

okumak için tıklayınız

H. J. Ausmus: Schopenhauer’a göre bir tarih bilgisi olmaksızın insan bir hayvan kadar aptal ve düşüncesizdir; bu bilgi sayesinde insan kendisinin dünyanın tümünün bir parçası olduğunun farkına varabilir.

SCHOPENHAUER’İN TARİH GÖRÜŞÜ H. J. Ausmus Schopenhauer’in tarih görüşünün zaman zaman Hegel’in tarih felsefesinin eriştiği şöhrete karşı duyulan mesleki kıskançlığın bir sonucu olarak şekillendiği ileri sürülür.[571] Paul Gottfried Hegel’e karşı savaşı nedeniyle Schopenhauer’in, Die Welt als Wille und Vorstellung’un 1817’de I. cildinin yazımıyla neredeyse yirmi yıl sonra II. cildinin yazımı arasında, tarihin doğası üzerine görüş

okumak için tıklayınız

G. N. DOLSON: SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ G. N. Dolson Ekim 1865 ile Ağustos 1867 arasındaki bir dönemde, o zaman henüz Leipzig Üniversitesi’nde bir filoloji talebesi olan Friedrich Nietzsche bir eskici dükkânında Die Welt als Wille und Vorstdlung’un bir nüshasını buldu.[598] Kitap kendisi için yeniydi ve hemen onu alıp eve götürdü. Okuyup bitirdiğinde Schopenhauer bir tilmiz daha kazanmıştı.

okumak için tıklayınız

Ananda K. Coomaraswamy: Schopenhauer ve Doğu Vedanta ve Batı Geleneği

V SCHOPENHAUER ve DOĞU VEDANTA ve BATI GELENEĞİ   “Bunlar gerçekte bütün çağlarda ve ülkelerde bütün insanların düşünceleridir ve benim için özgün değillerdir.” Walt Whitman I İnsani varoluşunun tarihselliği kuşkulu olsa da tarih boyunca, isimleri etrafında mitoslara özgü gerçekliğin daha yüksek saygınlığı toplanmış olan Orpheus, Hermes, Buda, Lao-tzu ve Mesih gibi muallimler vardı. Tıpkı Plotinos, Augustinus

okumak için tıklayınız

PETER ABELSEN: Schopenhauer sık sık Budacılığın dünyevi varoluşla ilgili genel kötümser bakışından söz eder, fakat hayli katı olan kendi dünya görüşüyle karşılaştırıldığında Budacılık neredeyse neşeli görünür.

Schopenhauer ve Budacılık Eğer felsefemin sonuçlarını hakikatin miyarı olarak kabul etseydim. Budacılığın bütün dinlerin en iyisi olduğunu düşünmem gerekirdi. Arthur Schopenhauer[614] I. Giriş Budacılığın öğretileri Avrupa’da 19. yüzyılın üçüncü ve dördüncü on yılında tanınmaya başladığında Arthur Schopenhauer bunlarla kendi felsefesi arasındaki yakınlığın ve bunun doğurduğu ilginin tadını çıkarıyordu. Şaheseri Die Welt als Wille und Vorstellung’u

okumak için tıklayınız

Nietzsche: “Bireyi kendisi olmak yerine, sürünün bir parçası olarak düşünüp hareket etmeye zorlayan şey nedir?”

1. Pek çok ülkeyi ve ulusu ve birkaç kıtayı görmüş olan bir gezgine, tüm insanlığın ortak özellikleri olarak ne tür nitelikleri keşfettiği sorulduğunda, şöyle cevap vermişti: “tembelliğe meyillidirler.” Çoğu kişiye öyle geliyor ki, eğer gezgin şöyle deseydi, cevabı daha doğru ve geçerli olurdu: “Hepsi korku içinde. Geleneklerin ve fikirlerin arkasına gizleniyorlar.” Temelde her insan, dünyada

okumak için tıklayınız

Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine – Schopenhauer

Voltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun bir gelecek, ama

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin, Neyi Temsil Ettiği Üzerine – Schopenhauer

Bu konu, yani, bizim başkalarının görüşündeki varoluşumuz, doğamızın özel bir zayıflığı sonucunda, istisnasız bir biçimde çok abartılır; oysa en küçük bir düşünüş bile, kendi başına bunun bizim mutluluğumuz açısından önemsiz olduğunu gösterebilir. Buna göre, her insanın ötekilerin elverişli görüşlerini fark eder etmez ve gururu bir biçimde okşanır okşanmaz neden içten içe sevindiğini açıklamak zordur. Nasıl

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin Neye Sahip Olduğu Üzerine – Schopenhauer

Mutluluk öğretmeni Epikuros, insan gereksinimlerini doğru ve güzel bir biçimde üç sınıfa ayırdı. Birinciler doğal ve zorunlu olanlardır: Bunlar, karşılanmadıklarında acı çekmeye neden olurlar. O halde bu sınıfa salt victus et amictus (beslenme ve giyinme) girer. Bu gereksinimleri karşılamak kolaydır. İkinciler ise doğal ama zorunlu olmayanlardır: Bu da cinsel doyum gereksinimidir; Laertius’un kitabında, Epikuros bundan

okumak için tıklayınız

Materyalizm ile İdealizm Arasında – Schopehnauer

Schopehnauer felsefesi başlangıcından itibaren bir red felsefesidir. Bu red, ona kadar uzanagelen felsefe geleneğinde olağan kabul edilmiş, öylece benimsenen temel felsefi hakikatlere yönelik bir reddir. On dokuzuncu yüzyılın girişinde felsefenin temel hakikati denince, kendi bilincinde olan ben anlaşılıyordu. Bilincin birliği, bütünlüğü bu ben’in içinde, onun sayesinde kurulmaktaydı. Descartes, “cogito ergo- sum / düşünüyorum öyleyse varım”

okumak için tıklayınız

Din Felsefesi – Schopenhauer

Schopenhauer’in irade’yi olumsuzlama öğretisi onun ahlak felsefesinin çekirdeğini oluşturup düşünürün din alanına uzanmasını da sağlar. Gerek Schopenhauer metafiziğinin gerekse dinsel inancın başlıca ilgisi, dünyayı aşmak, öte dünyada kurtuluşa ulaşmaktır. Hem irade metafiziği hem de din, insanın manevi kurtuluşa duyduğu bu ihtiyacın varlığını gösterirler. Yeryüzünde sonu gelmeyen acılara batmış insanın kurtuluşudur bu. Schopenhauer’in irade metafiziğinin, ahlak

okumak için tıklayınız

Bilinçdışının (İd’in) Olduğu Yerde Ben’im Olmam Gerekir – Schopenhauer

Ebedi irade, bedenimizin karanlık derinliklerinden zaman mekân boyutlarına bürünüp bi- reyselleşerek fenomenleşince, onun varlığını fark ederiz. Dünyanın asıl itici gücü olarak irade kendinde bilinebilecek bir şey değildir; biz onu nesneleşmeleri aracılığıyla fark ederiz. Metafizik üzerinden bilgisine ulaştığımız, farkına vardığımız şey, dünyanın gerçek yüzünü yüzeydeki tasarımların gerisine gizleyen, iç motorudur. Renkli bir gözlükten bakar gibi, dünyayı

okumak için tıklayınız

Dinin Kökeni Korkudur – Schopenhauer

Schopenhauer’in ahlak öğretisinin, ahlak bilincinde nitelikçe yeni bir basamak oluşturma olasılığı, onun dine, inanç sistemlerine yaklaşımında da önemli yansımalar gösterir. Sıkça tekrar ettiğimiz gibi düşünür, aklın içeriklerinin aklın kendi ürünü olduklarından emindi. Ona kalacak olursa filozoflar, insan davranışlarını bağlayıcı ahlak ilkeleri ararken, bunun kaynağını ‘akla’ dayandırmaya kalktıklarında bu akim ve onun içeriklerinin bizzat üreticisi olduklarını

okumak için tıklayınız