Tutkulu Perçem – Sevgi Soysal ?Şeylerden şeyler işte / sokaklardaki insanlar görmüyorlar beni?

Sevgi Soysal’ın 1962’de yayımlanan ilk öykü kitabı “Tutkulu Perçem”, gerçekliğin sıkıcı ve bunaltıcı kurgusuna düpedüz ?dil? çıkartarak başkaldıran, önüne çıkan her şeye bir tekme atar gibi yaparken aslında hepsine takılan, düşecekken yazıya tutunup yürüyen ve çaktırmadan giden Sevgi Soysal?ın yola çıkış öyküsüdür….
“Tutkulu Perçem”, “Şeylerden şeyler işte – sokaklardaki insanlar görmüyorlar beni. Oysa günlerdir tutkularım perçemlerimde dolaşıyorum,” diye başlar. Erkeklere öfkeli bir kadın dolaşır kentin sokaklarında. “Onlar böylesi kıvrılmasalar asmayacaktım tutkularımı uçlarına” serzenişiyle… O isimsiz kadın, o isimsiz kentte bir troleybüs direği, bir yol makinesi, bir kavga olmayı diler, “O zaman bakacaklardı,” der. Ve gün sonunda tutkularını, perçemlerinden çıkarıp mazgaldan aşağı lağım sularına atar.
Öyküdeki kadının aksine Sevgi Soysal, tutkularını yolup atmaz hiçbir zaman. Tutkuları perçemlerinde, tutkuları yüreğinde, tutkuları kaleminde, gözlerinde, inançlarında olur hep.
“Tutkulu Perçem”deki ilk öyküler, dönemin modalaşan varoluşçuluk temalı bunalım edebiyatına bağlanıp fazlaca kişisel bulunsa da 25 – 26 yaşlarındaki bu genç yazarın satır aralarında daha fazlasını görmek mümkün. Eğer bir kez, yalnızca bir kez eliniz perçemlerinizdeki tutkularınızda, kent mazgallarıyla gözgöze gelebildiyseniz tabii.
Soluksuz kalmadan önce…
1962’de gelen ilk öykü kitabı “Tutkulu Perçem”, genelde farklı bir kadın yazarın, özelde ise tıkanmış bir evliliğin şiirsel habercisidir.
http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/030306/portre.html


Kitabın Giriş Bölümü
Şeylerdeki şeyler işte – sokaklardaki insanlar görmüyorlar beni. Oysa günlerdir duygularım perçemlerimde dolaşıyorum. Nemli bir öğle sonrası, baş dönmeli, yeşertici. Yol kavşağında durdum. Arabalar habire geçiyor. Camlarında kızıl kızgın yüzüm, geçiyorlar. Yaya geçidinden tam üç kez geçtim. Trafik polisi de görmedi beni. ”Gösterge… Gösterge!” diye bağırdım ona. Rahatlamadım hiç. Kızgınlığım tabanlarımda. Öğle güneşinde, kumsalda dolaşıyorum gibi -çıplak ayaklarla, kızmış kumlarda- yanıyor tabanlarım. Erkeklere, erkeklere, en çok onlara, bu kendilerini, sonra yine kendilerini sevenlere kızgınlığım. İki düğmeli, üç düğmeli ceketleriyle duyarsızlar ordusu yığın yığın geçiyorlar. Ceketsiz, kravatsızlarda biraz olsun umudum vardı., oysa tek dolaşmıyor onlar – güçsüzler. Rastlamadım işte, birilerine rastlamadım – Rast-la-san-da, rast-la-ma-san-da av-va gi-di-yo-ruz.

Durağa geldim. Çocuklu kadınlar, çocuksuz çantalı kadınlar, kadınsız çantalar, çikletli kızlar, çikletli at kuyrukları hep bekliyorlar. Onlarla beklemek. Yağmurlar yağsa, yıkansa bu duraklar. Kaldırıma iki liseli genç oturmuş. Onlar da bekliyor. Yanlarına gittim. Şöyle elimle, ”Açılın!” diten bi işaret yaptım. Bir güzel yerleştim ortalarına. Şaşkın şaşkın bakakaldılar. Biri ”Şey,” dedi, ”otobüs,” dedi, öbürü, ”Yürüsek,” dedi. İki elimle, ikisinin birden yanağına dokundum. Sağdakine, ”Senin sakalın daha sert,” dedim, ”usturayla tıraş olsana.” İkisi de gözlerini sandallarımdan ayıramıyorlardı. Ayak parmaklarımı oynatmaya başladım. Kalkıp bir anda uzaklaştılar hızla. Duraktakilere baktım, karşı kaldırıma geçmişlerdi. Beklerler miydi benimle, bekliyebilirler miydi. Gelseydi otobüs, gösterseydim onlara. Geldi otobüs, ve ONLARIN kaldırımına yanaştı. Ayağa kalkıp eteklerimi silkeledim.

Tutkularımı gün aydınına çıkarmanın yeri miydi bu kent. Bu kent gidişli gelişli bir caddeydi. İki taraflı gelip gidenlerdi. Üç beş vitrin, bilmem şu kadar inşaat ve daha çok parti merkeziydi. Suç bütün bütün perçemlerimdeydi. Onlar böylesi kırılmasalar asmıyacaktım tutkularımı uçlarına, asamıyacaktım. Yeni dikilen bir troleybüs direği, bir yol makinesi, bir kavga olmayı diledim. O zaman bakacaklardı. Bakmadan edemiyeceklerdi. Buna zorunluydular. Geçimleri bundandı.

Kenti, kent yapan iki caddenin birinden yukarılara doğru yürümeye başladım. Tepeye vardığımda ışıklarını yakmıştı kent. Bön bön bakıştık.

İşte bugünün kazancı -mazgal deliği- bu baş dönmeli, ılımlı günün kazancı ayaklarımın altındaydı. Deliğin başına çöktüm. Tutkularımı, birer birer perçemlerinden çıkarıp mazgaldan aşağı attım. Kentin lağımına karıştılar. ”Oh’ Bu kadar,” dedim. Bu kadardı.

Kitabın Künyesi
Tutkulu Perçem
Yazar: Sevgi Soysal
Yayınevi: İletişim Yayınları
Yayın Yılı: 2004
Sayfa Sayısı: 62 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler – İtalo Calvino

İtalo Calvino'nun 1963'te yayımlanan 'Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler' adlı yapıtında tuhaf ve çocuksu özellikler taşıyan bir kahramanla çıkıyor karşımıza....

Kapat