?Vejetaryenliğin Yararları?na Dair – Gönenç Kaytaz

Hayatınızda en son ne zaman bir alışkanlığınızdan vazgeçtiniz? Üstelik öyle büyük bir bahab anı falan da yaşamadan; yani hayatın günlük akışında, her şey normal ilerlemekteyken, içinizde, tanımlayamadığınız derinliklerinizden bir şeylerin sizi sessizce değiştirmiş olduğunu; -hem de bunu, üzerinden bir süre geçtikten sonra- fark ettiğiniz oldu mu hiç? Alışkanlıklar ne menem bir şeydir ki hayatımıza habersizce girerler; bizi etkiler, hatta belirler ve en önemlisi de sınırlarımızı çizerler. Bir daha kolay mıdır o sınırlardan geçmek, bırakın geçmeyi oralara yaklaşmak? Bir gün bir arkadaşım elime bir kitap tutuşturdu. ?muhakkak okumalısın, biliyorsun?? dedi. Cümlesinin devamı, son birkaç aydır et ile ilgili ara ara anlattığı zararlar, olumsuzluklar, tehlikelerden biriydi yine. Elimde ince ve genişçe duran kitaba baktım: Sadık Hidayet ?Vejetaryenliğin yararları? yazıyordu. Arkasını çevirdim, içini kısaca karıştırdım ve bir fikri yaymaya çalışan misyonerin edasına bürünmüş arkadaşıma bakarak ?Tamam?? dedim. İşte bu kitap tüm mütevazı duruşuna rağmen yeme alışkanlığımda zamanla bir değişiklik yaratacak ve mantıklı gelen tüm o iddiaların, ?ben de- küçük bir savunucusu olacaktım.

Kitap, etin insan beslenmesinde doğal yiyecekler arasında olmadığını savunuyor. Tabi bunun için de hem çıplak gözle bugün her insanın yapabileceği bir takım gözlemlerden bilim insanlarının biyolojik ve tarihsel araştırmalarına, hem de önemli kişilerin sözlerine dayanarak bu iddiasını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Örneğin, ilgi çekici şu bir kaç alıntıya dikkatinizi toplamak isterim.

?İnsanın ağzı, avını yutabilmek için etoburların ağzı gibi açılmaz. Dili yumuşaktır. Suyu yalayarak içmez. Elleri pençesizdir. Köpek dişleri diğer dişlerden yüksek değildir. Gözü, etoburlarda olduğu gibi karanlıkta görmez. Canlı hayvan kokusunu uzaktan almaz. Bırakılsa, uzayan tırnaklarıyla en küçük bir kuş ya da hayvanı bile parçalayamaz. Kolayca ağaca tırmanıp meyve toplayabilir. Ama sıçrayarak vahşi hayvanları koşarken yakalayamaz. Çiğ veya kokuşmuş eti yiyemez. Öldürmekten ve kan dökmekten doğal olarak kaçınır.?(1)

?Tat alma duyusu henüz bozulmamış çocuk, eti nefretle uzaklaştırır kendinden?(2)

(Etoburların bağırsakları otoburlara göre daha kısa olduğundan) ? Bağırsaklarda bozularak türlü mikroplar üretirler?(3)

Ateş, insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biridir, diyebiliriz. Kitapta, eski(ilkel) insanın et yemesi ile ilgili eleştirilere ya da ön bilgiye yanıt olarak, yazar, Bordo, diye bir araştırmacı bilim insanının ?Besin tarihi? adlı yapıtından alıntı yaparak şöyle cevap verir.

?Ateşin kullanılışı insanın etoburluğunun başlangıcına kadar uzanır.?(4)

Ateş ile birlikte pişirmek kavramına da değinen Yazar, bu güne kadar önümüzde olup bitene nasıl da yabancı kalışımız konusunda da beni şaşırtmıştı doğrusu.

?Doğa, insanın çiğ meyve ve bitkilerle yaşaması gerektiğini göstermektedir. Pişirmek, yiyecekleri harap etmek ve doğal halinden çıkarmak demektir. Ya da (?) et gibi besinlerin tadını gizlemek için söz konusu olmaktadır.?(5)

Dediğim gibi daha birçok örnek, açıklama, ayrıntı, sebep sonuç ilişkileri, besin değerleri tabloları vs bu kitapta bolca bulunmaktadır. Yine de insan tüm bunlar karşısında ufak bir çelişkiye de düşmüyor değil. Yani, örneğin en basitinden, Yamyam?ları bu çerçevede nereye koymamız gerekir(?) Ya da yarı çiğ et yedikleri söylenen şu Eski Mo insanlarını? İnsan, etçillik ve otçulluk alanlarında, birinden bir diğerine -birkaç on bin yıl diyelim- kayabilecek kadar kısa sürede bir evrim söz konusu olmuşsa eğer bunu bilemem fakat doğal olanın ne olduğu meselesi her zaman en önemli unsur olacaktır, olması gereklidir insan ve tüm canlılar açısından. Bu sebeple ?pişirmek? en başta gelmek üzere, yediğimiz birçok farklı besin, doğanın bize sunmadığı, bize sağlamadığı yiyecekleri yemekle uğraştığımız anlamına geliyor. Kitabın bir yerinde, doğa her canlıya kendine özgü yiyeceğini vermiştir- e benzer bir cümle geçmektedir. Yani her canlının gelişim koşullarına uygun belli yiyecek sınırlaması vardır. Her şeyi yemek isteyen insan, açgözlülüğünden midir yoksa gerçekten aç olduğundan mıdır, tartışılır fakat yazarın, etin, bir dizi sıraladığı biyolojik zararlarının yanında ruhsal zararlarının da varlığından bahsetmesi farklı bir bakışı da gündeme getirmeden edemiyor. İnsanda vahşilik, huzursuzluk, bencillik gibi olumsuz davranışların sebepleri -yazar için- etin yenmesinden kaynaklandığı, daha doğrusu, bu, sebeplerinden biri olduğu yönünde savunulmaktadır. Bu konudaki örnekleri daha çok psikolojik bir atmosfer durumu açısından ele alınmaktadır. Yani bir hayvanı kesen ve/veya yiyen -hatta sadece o ortamda yaşayan- biri, bir insanı da kolayca öldürebilir ya da çabucak ona öfkelenebilir/kızabilir/ kısacası vahşileşebilir. Biyolojik açıdan ele alınan sebeplerde ise daha çok etin insan için pis bir yiyecek olduğu paralelinde, onun vücuduna verdiği zararın ruhuna da elbet geçebileceği inancı/düşüncesidir.

Son olarak, kitap, etkileyici ve genel bir bakış açısı çizerek kısmen de olsa ayakları yere oturan bir ?vejetaryenliğin neden olunması gerektiği??ne dair yeterlilik arz ediyor kanımca. Sözümüzü, İran edebiyatının büyük ustası yazar/romancı Sadık Hidayet’in ?Vejetaryenliğin Yararları? adlı inceleme kitabından bir alıntıyla bitirelim efendim.

?Kıyaslayın bir kez. Bir tarafta gönül alıcı renklerle süslenmiş, hoş kokulu meyvelerle dolu bir manav dükkanı, elma, narenciye, kiraz, şeftali, üzüm, kavun ve türlü sebzelerin canlı renkleri. Öte yanda bir kasap dükkanı: Başları kesik cesetlerden sarkmış karın ve bağırsaklar, yarılmış karınlar, asılı, kırık ayaklar, kan damlamakta ve leş kokusu gelmekte.?(6)

Notlar
(1) Sadık Hidayet ?Vejetaryenliğin Yararları, Yay. YKY S.21 Çev. Mehmet Kanar.
(2) S. 22
(3) S. 39
(4) S. 44
(5) S. 43
(6) S. 52

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, İnceleme
Gündelik Hayatın Eleştirisi 1 – Henri Lefebvre

"Aşina olunan bilinmez," diyor Hegel. 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden Henri Lefebvre, 'politik dramın' gündelik temelinin unutulduğu, felsefecilerin hakikati başka yerde...

Kapat