Yaşam Yolu 1 – 2 / Anton Semyonoviç Makarenko

İç savaşın alevlerinin henüz tümüyle sönmediği ve yaşamın daha yeni yeni normale dönmeye başladığı dönemde, 1920 güzünde, Eğitim Bakanlığı, o zamanlar genç bir öğretmen olan Anton Semyonoviç Makerenko’ya kimsesiz çocuklarla, çocuk suçlular için bir topluluk kurma görevini verdi. 1921 yılında Gorki Topluluğu adını alan bu çalışma öğrenme yaşama okulu, ana babaları iç savaşta ya da hastalıktan, açlıktan ölen sokak çocuklarını bir araya getirdi.
Anton Makarenko, ‘yaşamımın yapıtı’ diye nitelendirdiği (The Road to Life) Yaşam Yolu’nun birinci cildinde sokak çocuklarıyla çocuk suçları bir araya getirerek onları yeni bir yaşam yoluna çıkarışının öyküsünü anlatır. Çeşitli ödüllerin yanı sıra ‘edebiyatın gelişmesi alanındaki başarılarından ötürü de ödüllendirilen, yazdığı romanların tümü, Maksim Gorki’nin kendisini ‘coşkuyla’ kutlamasına neden olan, eğitibilimsel görüş ve deneyimleriyle dünya çapında ün kazanan Makarenko, bu ikinci ciltte, belki de dünya tarihinde bir daha hiç yaşanmayacak, acı ve seviçlerle dolu bir dönemi, insan olmanın tüm canlılığını, tüm karmaşıklığını, coşkularla, ödüllerle dolu bir savaşımı destanlaştırmaktadır. Maksim Gorki yazarı şu sözlerle kutlamaktadır: ‘Sevgili Anton Semyonoviç, kitabınızı sevinç ve coşkuyla okudum. Çocuklara karşı duyduğunuz sevgi ve sevecenlik, insan ruhunu ne denli iyi tanıdığınız, yapıtınızın her sayfasında görülmekte. Sizi bu kitabınızdan ötürü içtenlikle kutlarım’ Louis Aragon’sa, Yaşam Yolu’yla ilgili duygularını şu sözlerle dile getiriyordu: ‘Bugün, hiçbir dünya yazın tarihinin Yaşam Yolu’nu yokumsayabileceğini sanmıyorum. Çünkü bu, daha önce eşi görülmemiş bir kitaptır, yeni bir yazın türüdür. Giderek büyüyen etkisini ölçebilmek olanaksız olduğu gibi, onu parlak geleceğinden yoksun bırakmak da olanaksızdır.’

ÖNSÖZ YERİNE1

KURYAJ Manastırı’nı, 1891 yılı yazında gezmiş ve o günlerde oldukça ünlü sayılan Kronştatlı John’la oturup konuşmuştum. Ancak, yıllar sonra gene oraya gidip, daha önce bana yazdıkları mektuplar­dan tanıdığım, kendilerine yanıtlar yazdığım küçük dostlar, dünkü so­kak çocukları, it-kopuk takımı ve “toplumsal açıdan tehlikeli öğeler” sayılan dört yüz sakiniyle üç gün geçirinceye dek, yıllar önce gez­diğim manastırın bu ünlü manastır olduğunu anımsamadım…

Bu Topluluğun çocuklarıyla dört yıldır mektuplaşmakta, dil bilgi­si ve yazımlanndaki düzenli gelişmeyi, toplumsal bilinçlerinin gide­rek arttığını, çevrelerindeki dünyanın bilincine giderek daha çok vardıklarını görüyor, bu küçük serseri, başınabuyruk, hırsız ve aylak­ların, küçük körpe orospuların, doğru dürüst birer çalışan insan hali­ne gelmelerini, gösterdikleri bu eşsiz gelişmeyi izliyordum.

Topluluk kurulalı yedi yıl oluyordu; bunun dört yılı Poltava Vali­liğinde geçmişti. Yedi yıl içinde, işçi üniversitelerine, tarım ve asker­lik okullarına ve başka Topluluklara ?bu kez öğretmen olarak? kü­me küme genç gönderilmişti. Gidenlerin yeri hemen hemen hiç boş kalmıyordu: Suçlu Soruşturma Bürosunun gönderdiği çocuklar, as­kerlerin sokaktan topladığı evsiz barksızlar hemen Topluluğa katılıyor, bu arada bazı yaşı küçük köprüaltı çocukları da kendi­liğinden gelip buraya yerleşiyorlardı. Toplulukta yaşayanların toplam sayısı, hiçbir zaman dört yüzün altına düşmüyordu. Geçen Ekim ayında, orada yaşayanlardan N. Denisenko, tüm “komutanlar” adına yazdığı bir mektupta şunları söylüyordu:

Buradan ayrıldığınızdan beri her şey nasıl değişti, bir bilseniz. … Topluluğumuzdaki birçok kişi, fabrikalara, işçi üniversitelerine, tek-nik okullara girmek ve böylece hayata alılmak üzere buradan çıktılar. Eskilerden çok az kimse kaldı. Topluluğun büyük çoğunlu­ğunu yeni gelenler oluşturuyor. Yenilerle çalışmak, onları buradaki yaşantıya uyarlamak, günlük yaşamı düzene koymak, herkesin eşit Iraklara sahip olduğu, herkesin bir işle uğraştığı böylesi bir eğitim ve çalışma topluluğundaki yaşantıya alışmış kimselerle çalışmaktan çok daha güç elbet. Eskilerin gitmesiyle Topluluğumuzdaki disiplin gevşemeye başladı. Ama biz, geride kalan eskiler, düzenin zayıfla­masına, gevşemesine izin vermemeliyiz, vermeyeceğiz de. Toplu­luğumuzdaki okulun düzeni baştan aşağı değiştirildi. Yedi öğrenim yılı süren yeni bir okulla, geç kalmışlar için bir sanat okulu kurduk. Bilgi edinmeye, öğrenmeye karşı büyük bir istek olduğu söylenemez gerçi, ama dört yüz öğrenciden dört yüzü de okula düzenli olarak ge­liyor, kaytarmayı akıllarından geçirmiyorlar.

Şu anda Toplulukta altmış iki Gençlik Örgütü (Komsomol) üyesi var; bunlardan bir kısmı Harkov’da okuyor, birisiyse tıbbiyenin ikinci sınıfında. Hepsi de kasabadan sekiz kilometre uzaklıkta bulunan Top-luluk’u ev bellemişler, orda yatıp kalkıyorlar. Ve hepsi de, öğrenci­liğin getirdiği yükümlülükleri yerine getirmenin yanısıra, Toplulukta­ki yoldaşlarının günlük işlerine etkin olarak katılıyorlar.
Topluluğu oluşturan dört yüz kişi, yirmi dört kola ayrılmış durum­da: Marangozlar, terziler, tarlada ve sebze bahçesinde çalışanlar, sığır çobanlan, domuz yetiştiriciler, traktör sürücüleri, bekçiler, ayakkabı­cılar, vb… Çiftlikte, yanılmıyorsam sebzeliklerle birlikte dört bin üç yüz dönüm toprak, iki bin yedi yüz dönüm de ormanlık var; inekleri, atlan ve köylülerin pek rağbet ettiği yetmiş kadar da cins domuzu var Topluluğun. iki traktörleri, birçok tarım araçları, ayrıca bir de aydınlatma merkezleri var. Marangozlar, bir barut fabrikasından on iki bin sandık siparişi almışlar, onları yapmaktalar.

Topluluğun bütün işleri ve günlük yaşantıları aslında yirmi dört iş kümesini oluşturan üyelerin aralarından seçtiği yirmi dört komutan tarafından düzenleniyor. Tüm depoların anahtarları bu komutanların elinde. Çalışma planlarını bunlar hazırlıyor, işleri düzene koyuyor ve kendi işkollarındaki yoldaşlanyla birlikte kendilerine hiçbir ayrıcalık tanımadan, onların yanısıra çalışıyorlar. Topluluğa gönüllü olarak katılmak isteyenlerin alınıp alınmaması konusundaki kararları, Ko­mutanlar Kurulu verir; aynı kurul, “gelenekler’e ve disipline uyulma­ması halinde ya da çalışanlardan birinin işini savsaklaması durumun­da yoldaşlarını yargılama görevini yüklenmiştir. Komutanlar Kurulunun karan ?ağır iş cezası? Topluluğun başsorumlusu olan A.S. Makarenko tarafından ve tüm üyelerin önünde suçluya açıkla­nır. Tembellik, ağır işlerden sürekli olarak kaçma, bir yoldaşa karşı onur kinci davranışlarda, ya da Topluluğa zarar verici herhangi bir harekette bulunma gibi suçları birkaç kez işlemenin cezası, Topluluk­tan çıkarılmaktır. Ancak böyle ağır cezaların verildiği çok seyrektir; Komutanlar Kurulunun üyeleri, “dışardaki” yaşamın nasıl olduğunu unutmamışlardır, “kimsesiz çocuklarMın öcüden korkar gibi kaçtığı “çocuk yuvası” ya da “çocuk yurdu” gibi yerlerde yaşama tehlikesiy­le karşı karşıya bulunan suçlu da buradan ayrılmamak için elinden geleni yapacaktır kuşkusuz.

Topluluğun geleneklerinden biri, “kendi aralarından bir kızla se-vişmemek”ti. Bu geleneğe sıkı sıkıya bağlı kalındı ve bildiğim ka­darıyla gelenek yalnız bir kez bozuldu, büyük bir trajediyle, bebeğin öldürülmesiyle son buldu. Genç anne, yeni doğan bebeği yatağın altında gizlemiş, bebekse orada boğulmuştu; mahkeme kıza “dört yıl soyutlanma” cezası verdi. Ancak cezayı Topluluğun denetimi altında çekmesi için izin sağlandı; daha sonra da çocuğun babasıyla evlendi kız yanılmıyorsam. Bir başka gelenek de şuydu: Suçlu Soruşturma Bürosu (SSB) tarafından Topluluğa getirilmiş bir kız ya da erkek çocuğa, kim olduğu, daha önce nasıl yaşadığı, ya da SSB’nin eline nasıl düştüğü konusunda soru sorulması kesinlikle yasaktı. Toy bir “acemi” oturup başından geçenleri anlatmaya kalkarsa da, kimse onu dinlemezdi; serüvenleriyle övünmeye, kahramanlıklarını şişine şişine anlatmaya kalkana da kimes inanmaz, tersine onunla alay ederlerdi. Yeni gelene söylenen şu sözlerin etkisi, her zaman için çok olumluy­du: “Bak, burası tutukevi değil, hepimiz birer efendiyiz burada, sen de bir efendisin. Otur kalk, oku, öğren ve çalış bizimle. Beğenmezsen gidebilirsin, seni bağlayan yok.”

Bu söylenenlerin yalan olmadığını kısa zamanda anlayan “yeni” ise Topluluğa kolayca uyarlanırdı. Topluluğun yaşamını sürdürdüğü yedi yıl boyunca, toplam on kişi bile “terk etmemiştir” orayı yanılmı­yorsam.
Bir komutan olan D., Topluluğa geldiğinde on üç yaşındaymış. Şimdi on yedisini sürüyor. On beş yaşından beri, çoğu kendisinden yaşça büyük elli Topluluk üyesinden oluşan bir iş kolunun başında; iki yıldır denetliyor bu elli kişiyi. Duyduğuma göre çok iyi bir yönetici, çok sıkı ve haksever bir komutanmış. Kendi yaşamöyküsüne göre, Gençlik örgütü üyesiyken anarşist olmuş, bu yüzden Örgütten çıkarılmış. Şöyle yazıyor. “Yaşamı çok seviyorum, hele kitaplara ve müziğe bayılıyorum. Müziği korkunç derecede seviyorum.”

Onun girişimiyle Topluluk üyeleri eşsiz bir armağan sundular ba­na: içlerinden iki yüz seksen dördü, kendi yaşamöykülerini yazarak bana verdiler. D., Ukrayna dilinde lirik şiir yazan bir ozandır. Toplu­lukta daha başka ozanlar da var. Promin adındaki resimli dergiyi Topluluğun üç üyesi çıkarıyor, son derece yetenekli ve ciddi bir yol­daş olan Ç. adındaki bir başka “komutan” da resimlerini çiziyor. An­cak bu yetenekli ressam, biraz kuşkucu, bu yüzden önlemli dav­ranıyor, tüm becerilerini ortaya dökmüyor.
Polonya’dan gelerek Rusya’ya sığındığında, sekiz yaşında, tam bir köprüaltı çocuğuymuş. Yaroslavl’daki çocuk Topluluğuna alınmış bir ara ama buradan kaçmış, tramvaylarda yankesicilik yapmaya başla­mış. Daha sonra bir diş teknisyeniyle birlikte yaşamaya başlamış, ve onun sayesinde “okuma ve resim çizme tutkusu” edinmiş. Ancak, “sokağın çağnsı”na dayanamamış ve dişçinin yanından “birkaç çar altını da alarak” kaçmış. Bu parayla kitap, kâğıt ve boya almış. Son­ra… Beyaz Deniz gemisiyle de denize açılmış, ateşçi yardımcısı ola­rak bu gemide çalışıyormuş, ancak gözleri bozulduğundan işi bırak­mak zorunda kalmış. Peçora’da, Zirialılarla birlikte, “mal olarak ödenen vergilerin” toplanması işinde çalışmış, Ziria dilini öğrenmiş ve Samoyed’lerle birlikte yaşamış; Ural dağlarını aşarak Obdorsk’a gitmiş. Köpeklerin çektiği bir kızakla oradan Arçangel’e geçmiş; çalıp çırparak, geceleri de bir handa kıvrılıp yatarak bir süre yaşamış burada. Sonra ona buna tabela yazmaya, manzara resimleri yapmaya başlamış. Bu Toplulukta, sanat okulunda öğretmenlik yapmış, bir yandan da yedi yıllık okula hazırlanmış. Ç., daha sonra gerekli belge­leri tamamlayarak Vyatka Sanat ve Elişleri okuluna giriyor. “Sınavları birincilikle verdim, resim sınavında, “bir yetenek1 olduğu­mu söylediler, ama inanmadım,” diyordu. Bu okulda Öğrenci Kurulu­na seçiliyor ve kültürel çalışmalarda bulunuyor. Kışın, bir bayram ta­tilinde, tutuklanıveriyor ? “Evraklarım başıma iş açtı, bahara dek ıslahevinde kaldım,” diye anlatıyor. Islahevinde birçok kitap okuyor, kültürel çalışmalarını sürdürüyor. Daha sonra, Severnaya Pravda’âa görev alarak gazeteciliğe başlıyor.
Bütün bunları hiç böbürlenmeden, ve elbet, herhangi bir acıma duygusu uyandırma isteği de göstermeden anlatıyordu. Başından geçenleri olduğu gibi söylüyordu: Bir bataklığı geçtim, sonra bir or­mana vardım, orada yolumu yitirdim, önüme çok çamurlu bir yol çıktı, zar zor yürüyebiliyordum…

Ç., son derece yetenekli bir delikanlı kuşkusuz ve sanırım artık doğru yoldan ayrılmayacaktır. Yaşam öyküsü ilginç, ama az rastla­nan öykülerden sayılmaz; anlattıkları, yalnızca onun başından geçmiş değil çünkü. Duyduğum, okuduğum öykülerin çoğu onunkine benzi­yor.

Bu sokak serserileri nerden türüyor? Bunlar, savaş kasırgasının tüm ülkeye serptiği savaş sığıntılarının çocuklarıdır, batı eyaletlerin­den gelen, yıllar süren salgın hastalıklara, yaşama savaşımına, açlığa dayanamayıp ölen halkın yetimleridir. Sokakların çağrısına hayır di­yemeyen, oralardan gelen kışkırtmalara yenilen alınları babadan kal­ma lekeyle damgalı çocuklar, bu lanetlenmiş çocuklar canlarını kur­tarmışlar anlaşılan. Varoluş savaşımından, kendi kendine yetinebilen-ler sağ çıkmış kuşkusuz. Bu çocuklar, o çocuklardır işte. Kendilerine verilen işi yapmaya hazırdırlar, ve insan onlara nasıl davranacağını bilir, özsaygılarını zedeleyecek davranışlarda bulunmazsa, iş disipli­nine de kolayca uyarlar; öğrenmek istemekte ve bilgi edinmek için ellerinden geldiğince çalışmaktadırlar. Beraber çalışmanın önemini ve bu tür işbirliğinin ne denli yararlı olduğunu görebilmişlerdir. Hatta, diyebilirim ki, son derece katı, acımasız ama aynı ölçüde eşsiz bir öğretmen olan yaşam, bu çocukları “özde” beraberliği sever hale sok­muştur; ama aynı zamanda her birinin birer birey olduğunu, az-çok katı ilkelere sahip olan “kendine-özgü” birer kişilik olduklarını da ke­sinlikle söyleyebiliriz.

Kuryaj Çalışma Topluluğu’nun üyeleri, garip bir “nazik kişiler” iz­lenimi bırakıyor insanın üzerinde. Bu özellik, en çok, yeni gelmiş ya da getirilmiş “ufaklıklar” ya da “acemi”lere uygulanan işlemde kendi­ni gösteriyor. Küçükler kendilerini hemencecik, inanılmaz bir saygı gösterme alışkanlığı içinde buluyorlar, sokaklarda tanrıdan korkar-casma ürktükleri delikanlılara, onları dövüp hırpalayan, onlara söven, çalmayı, votka içmeyi ve daha birçok “ustalığı” öğreten yetişkinlere karşı son derece saygılı davranıyorlar. “Ufaklıklardan biri bir sığır çobanı. Topluluğun bandosunda flüt çalıyor; çok da güzel çalıyor ? beş ayda öğrenmiş o güzel sesleri çıkarmayı. Esmer tenli çıplak ayağıyla tempo tutarak çalmasını izlemek öyle hoş ki… Bana şunları söyledi: “Buraya ilk geldiğimde öyle korkmuştum ki… Lumme, de­dim kendi kendime, bunlar sayıca çok! Sana bir dayak atmaya kalk­salar, ellerinden kurtulamazsın! Oysa bir teki bile bir fiske dokun­madı bugüne dek.”

Bu çocukların arasında hiç yabancılık çekmiyordum, oysa çocuk­larla konuşup anlaşmasını hiç beceremem genellikle. Söylememem gereken bir şeyi ağzımdan kaçırmaktan korkarım hep, bu yüzden de dilim tutulur, ağzımı açamam. Ama Kuryaj Topluluğundaki çocuklar böyle bir korku uyandırmadı bende. Onlarla konuşmama da pek ge­rek kalmadı. Kendileri yeterince girgin ve konuşkan… Hem hepsinin de anlatacak bir şeyleri var mutlaka…

Yaşamın böylesine kaba ve acımasız davrandığı yüzlerce çocuğu yeniden eğitmekle böylesi olağanüstü değişikliklerin gerçekleşmesini sağlayan kimdi? Topluluğun örgütleyicisi ve yöneticisi A.S. Maka­renko. Çok yetenekli bir eğitimci olduğu kuşku götürmez. Toplulukta bulunanlar, onu gerçekten seviyor ve bu eşsiz inşam kendileri ya­ratmış gibi gurur duyuyor, ondan söz ederken böbürlenmeli bir sesle konuşuyorlar nerdeyse. Kırkın üstünde, sert bakışlı, gergin dudaklı, konuşmayı pek sevmeyen, iri burunlu bir adam kendisi; gözlerinden akıl fışkırıyor, biraz bir ordu görevlisine, biraz da, “ilkelerine bağlı” türden sıkı bir köy okulu müdürüne benziyor denebilir. Boğazı ağrıyormuş gibi kaba bir sesle konuşuyor; hareketleri yavaş; ama vaktini hiç boşa harcamıyor, Toplulukta olan biten her şeyi görüyor, herkesi birer birer tanıyor; tanımaktan öte, birkaç sözcükle her biri­nin tüm özelliğini gösteren kişiliklerini çizebiliyor size. Küçüklere karşı çok sevecen, “teklifsiz” davranmak, onlarla rahat ilişkiler içinde bulunmak da Makarenko’nun doğasının bir parçası anlaşılan. Her bi­rine söyleyecek tatlı bir sözü, yüzünün tümünü kaplayan ve o küçükleri tatlı tatlı okşayan küçücük bir gülümsemesi var… Hepsinin de saçlarına uzanan sevecen bir eli var Makarenko’nun.

Komutanlar Kurulu toplantısında, Topluluğun, işleriyle, yiyecek sorunlarıyla ilgili tartışmalar yapılıyor, ya da her komutan, kendi bö­lümünde çeşitli nedenlerle, yanlış ya da savsaklamalar sonucu gerek­tiği gibi gelişmeyen çalışmaları öteki arkadaşlarına anlatarak o konu­larda herkesin görüşünü alıyor; bu toplantılara katılan Anton Maka­renko’nun bir kenarda kendi halinde oturduğu, yalnızca arada bir, bir iki sözcükle konuşmalara katıldığı görülüyor. Bu sözcükler birer azarlama aslında ama onun ağzından çılanca, deneyimli bir eğitim­cinin öğütleri niteliğine bürünüyor. Toplulukta yaşayanlar onu can kulağıyla dinliyor, onunla tartışmaktan hiç çekinmiyorlar; orada bu­lunan yirmi dört komutanın kendilerinden daha zeki ve daha dene­yimli bir kimse olarak gördüğü bir yirmibeşinci komutanmış gibi tartışıyorlar onunla.

Topluluğun yaşamına, bir askeri okul düzeni getirmiş; onu Ukray­nalı eğitim yetkililerinden ayıran da bu. Sabahın altısında, kalk boru­su çalıyor. Saat yedide, kahvaltıdan sonra bir borazan sesi daha du­yuluyor. Topluluktakileri bahçede toplanmaya, orada bir kare oluş­turmaya çağıran sestir bu. Karenin ortasında, Topluluğun flamasını tutan biri, onun iki yanında, ellerinde birer tüfek bulunan iki yardımcı durmaktadır. Makarenko, sıra olmuş Topluluk üyelerine kısaca o gün yapılacak işleri anlatır. Bu arada, daha önce suç işlemiş biri varsa, Komutanlar Kurulu’nun suçluya verilecek ceza konusunda­ki kararım bildirir. Daha sonra komutanlar, kendi kümelerine yapa­cakları işleri ayrıntılarıyla anlatırlar. Bu “tören,” çocuklar açısından çok ilginç ve yararlı olmaktadır.

Ancak, Topluluğun bundan daha büyük bir töreni, görkemli hatta kutsal diyebileceğim bir başka gösterileri daha var. Kendilerine san­dık ısmarlayan fabrika sahibine, siparişini teslim ederken yaptıktan töreni izledim örneğin. Topluluk bandosu açılışı yaptı, kültürün ya­ratıcısı olan çalışmanın önemi üzerine, çeşitli konuşmalar yapıldı. Bu ciddi ve sevimli yüzlerden oluşan sıralara, Topluluktakilerin kendi tezgâhlarından çıkan tahta sandıklarla yüklü arabalara onurla ve se­vinç taşan gülümsemelerle bakan dört yüz çift renk renk göze, büyük bir coşku duymadan bakmak olanaksızdı. Dört yüz gırtlaktan fışkıran sevinçli ses, aslında dört yüz yürekten yükselen sesti. A. S. Makaren­ko, çocuklarla iş ve çalışma konusunda konuşurken öylesine dingin bir gizli güçle donanmış oluyordu ki, bunu sözcüklerle anlatmak ola­naksızdır. Yetiştirdiği Topluluk üyelerinin yaşamöykülerine yazdığı kısa önsözden aktaracağım şu sözcükler onu çok iyi anlatmaktadır ve kanımca bu inşam daha iyi betimleyebilecek hiçbir şey yoktun

“Yüzüncü yaşamöyküsünü daktiloya çekerken, ömrümde gördü­ğüm en şaşırtıcı kitabı okumakta olduğum kafama dank etti. Son de­rece yalın, son derece acımasız sözcüklerle anlatılmış yoğun bir acı­lar romanıydı bu, çocukların acılarının romanı… Yazdığım her söz­cükte, bu öykülerin, herhangi bir kimsede acıma duygusu uyandırmak için yazılmadığı, bunları yazmakla herhangi bir etki yaratma amacı güdülmediği bir kez daha ortaya çıkıyordu. Bir insanın kendisine acımasına, ona el uzatmasına alışmamış, yaşamında yalnızca kötü­lükler görmüş, düşmansı bir dünyaya, bu konumunu yakınmasızca ka­bullenmeye alışmış, yapayalnız, hiçbir şeyi olmayan bir küçük kişinin, sade ve içtenlikti öyküsüydü bunların her biri. Günümüzün trajedisini oluşturan da budur elbet; ancak bu trajedi yalnızca bize görünmektedir; kendileriyle dünya arasındaki ilişkinin her zaman bir trajedi olageldiği, bu trajediye, yalnızca böylesi yaşantılara alışmış olan Topluluk üyelerinin gözünde bir trajedi değildir bu.
“Bu trajeaide en çok acı, benim payıma düşüyordu belki de. Sekiz yıl süresince çukura atılmış olan bu çocukların yalnızca göze görünen, dile gelen açılarıyla değil, ahlâk bozukluklartyla da ilgilen­mek durumundaydım. Onlara yalnızca acımakla, hakvermekle, onla­ra yandaş olmakla kalmamalıydım, bununla yetinmeye hakkım yoktu. Onları kurtarmak için, kesin tavırlı, katı ve güçlü olmak zorunday­dım, bunu daha baştan anlamıştım. Onlar kendilerine karşı nasıl filo­zofça davranıyorlarsa, ben de onların sorunları karşısında öyle filo­zofça davranmalıydım.

“Bu benim trajedimdi ve bu notları okurken, bunu çok daha de­rinden, çok daha ağır bir biçimde duydum. Bu, hepimizin trajedisi ol­sa gerektir ve bundan kaçınmaya, sakınmaya, açıkçası yan çizmeye hakkımız yoktur. Bu çocukları sevindirmek yolunda tatlı istekler duy­an, yalnızca acıma duygularıyla gözlerini sulandırmak zahmetine katlananlar, yapaylıklarını, bu çok anlamlı olan, ancak ikiyüzlü­lükleri nedeniyle, bu sulu gözlü kişiler tarafından beş para etmez bi­rer çocuk hıçkırığı sayılan derin acılarla örtmekten başka bir şey yapmıyorlar demektir.”

Kuryaj’daki Topluluktan başka, Harkov yakınlarındaki Zerjinski Topluluğunu da gezdim. Burada topu topu yüz ya da yüz yirmi çocuk vardı ve anlaşılan, “toplumsal açıdan tehlikeli” ve “suçlu” çocuklar için kurulacak bir Çocuk Çalışma Topluluğunun nasıl ol­ması gerektiğini göstermek üzere kurulmuştu. Ön yüzünde on dokuz penceresi olan iki katlı bir evde kalıyordu çocuklar; ev özel olarak yapılmıştı. Üç işlik vardı okulda ?marangozhane, ayakkabı ve maki-na işlikleri? hepsi de son model makinalarla donanmıştı, hepsinde istenen araç ve gereci bulma olanağı vardı. Havalandırması çok iyiy­di, pencereleri genişti, içeri bol ışık giriyordu. Burada çocuklar rahat üstlükler giyiyorlardı, yatakhanelerde rahat yataklar, sonra yıkanma, duş alma yerleri, temiz, geniş derslikler, bir toplanma salonu, rafları dolu bir kitaplık, bol bol okul gereci ?yani ne ararsanız, ne gerekliy­se hepsi? vardı; “göstermelik” diyebileceğimiz örnek bir kurum yani. Oraya alman çocuklar bile “göstermelik gibi”ydi; son derece sağlıklı görünüyorlardı. Bu tür kurumları örgütleyen ve yönetecek olanların burada öğreneceği çok şey olsa gerek.1
Maksim GORKİ

(Sovyetler Birliğini Gezerken adlı kitaptan.)

(1)Yaşam Yolu adlı romana giriş olmak üzere, bu ciltte Makarenko’yu yakından tanıyan kişilerin yazdığı üç makaleyi sunuyoruz. Bu kişiler, romanın kendine adandığı Maksim Gorki, Makarenko’nun Topluluğunda yetişen ve romanda Semyon Karabanov diye anılan, R.S.F.S.R. nin değerli öğretmenlerinden S. Kalabalin ve Makarenko’nun en yakın dostlarından biri, ünlü Sovyet yazan V. Fink’tir. ?ed.

*ANTON SEMYONOVIÇ MAKARENKO
Anton S. Makarenko 1888 Ukrayna doğumludur. Ukrayna?nın Harkov yakınlarındaki Belapolie köyünde dünyaya gelen Makarenko? nun babası badanacıdır (kitapta daha ileriki bir bölümde yapı ressamı diye bahsedilmektedir) . (Makarenko, 1993, s.3)

17 yaşındayken, gittiği belediye okulunun ardından 1 yıllığına eğitim dersi alarak, bölgedeki demiryolu işçilerinin çocuklarının gittiği bir ilkokula öğretmen olur. Bu sayede eğitbilim alanındaki çalışmalarına pratik bir süreç üzerinden başlamış olur (Makarenko, 1993,s.7).

Eğitbilim açısından kuramsal alanda da kendini geliştirme fırsatını ancak dokuz yıl sonra, 1914?te Poltava? daki eğitbilim (pedagoji) okulu olan Eğitim Kurumuna girerek yakalar. Buradaki 3 yıllık öğreniminin ardından eğitim alanında var olan Rus ya da evrensel yazınlara yönelir. Kuramsal açıdan yöneldiği eğitim alanında yeni bir eğitim dizgesi yaratmak üzerine uğraşır. Pratik süreçte geliştirdiği eğiticilik uğraşının yanı sıra kitap yazarak da üretimini geliştirir (Makarenko,1993,s.7).

Ekim Devrimi?ni önceleyen, daha doğrusu birinci Rus devrimine denk gelen süreçte şekillendirdiği eğitbilim düşünceleri, Ekim Devriminin ardından hayata geçirdiği Gorki Topluluğu deneyiminde Makarenko? nun savunularının temelini oluşturmuştur. Yeri geldiğinde bu temelden güç almış, yeri geldiğinde de bu temelle şiddetli bir savaşım gerçekleştirmiştir. Kısacası Gorki topluluğu deneyimi, Makarenko? da düşünsel alanda bazı temel değişikliklere de neden olarak teori ve pratik ilişkisinde bütüncül bir gelişime örnek teşkil etmiştir.

Ekim Devrimi?nin ardından iktisadi, toplumsal v.b. pek çok alanda yeniden yapılanma adına yoğun çabaların ortaya konulduğu ülkede, 1921 yılında baş gösteren açlık büyük huzursuzluk yaratmış, bu huzursuz ortamdan yararlanan çeteler başıboş bırakılan çocukları kullanarak suç oranlarında artışa neden olurken, ülkede de büyük karışıklıklar yaratmışlardır.

Bu karışık durum karşısında Sovyet hükümeti başıboş kalan ve yaşamını suç işleyerek sürdüren bu çocukların kurtuluşu için uğraşmaya başlar. Bu çocuklar için kurulan eğitim toplulukları, Makarenko? nun yaşamında önemli bir dönemeç olmuştur ve bizim üzerinde yoğunluklu duracağımız nokta da bu dönemeç ve sonrası olacaktır.

1920 Eylül?ünde Poltava Eğitim Dairesi Makarenko? yu suç işlemiş çocuklar için bir topluluk kurmakla görevlendirir. İlk başta adı Çocuk Suçlular Kolonisi olan bu topluluk, daha sonra kendi aldığı karar doğrultusunda ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirtir. 1928 yılına dek topluluğu yöneten Makarenko, topluluktaki son yılında Harkov?daki Zerjinski Komünü?nün yönetimini üslenir. 1928?de Gorki Topluluğu?ndan ayrılan Makarenko, sonraki 7yıl süresince de Zerjinski Komünü?nü yönetir (Makarenko, 1993).

Eğitim uygulamaları alanında yoğun uğraşlar veren Makarenko, bu alanda oluşturduğu birikimi paylaşmak açısından da yazınsal üretimde de bulunmuştur. 1934?te, Sovyet Yazarlar Birliği?ne kabul edilmiştir. 1937?de Moskova?ya yerleşerek ölümüne kadar (1939?da ölmüştür) kendini tamamen yazarlığa adamıştır (Makarenko,1993,s.11).

Şiir, senaryo, roman, kuramsal yazın gibi pek çok alanda yapıt ortaya koyan Makarenko? nun yazılı eserlerinden birkaç örnek vermek gerekirse:

Yaşam Yolu (pedagojik şiir-destan)
1930 Yürüyüşü (kısa roman)
Kulelerdeki Bayraklar
Ana Babaların Kitabı
Pedagoji Teorisinin Sovyet Okullarında Eğitim ve Çocuk Yetiştirmenin Genel Sorunları
İş Gezisi (film senaryosu)
Gerçek Bir Karakter (film senaryosu)

MAKARENKO?NUN EĞİTİM DÜŞÜNCELERİ ÜZERİNE
Makarenko? nun pedagojik yaklaşımlarının temelinde yatan ana düşünce sahip olduğu insan inancıdır. Sahip olduğu bu inanç, olumlu yönde gelişme açısından en umutsuz diye nitelendirilebilecek insanların dahi iyi yönünü bulup ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Eğitim pratiklerinin gerçekleştiği dönemi göz önüne aldığımızda, yani savaşlar ve açlığın yıkıntılarında doğan, büyüyebilmek için yoğun çabalar harcayan bir ülkenin insanları da Makarenko? nun insana olan inancını, belki de Freire? nin deyimiyle ?insancıl? olan insana ulaşabilme inancını kuvvetlendirmiştir. Yaşam deneyimi ona insanın daha iyi bir yaşam için nasıl savaştığını, bu savaşım sırasında nasıl değiştiğini göstermiştir. Değişen insan bencilliği yenmiştir, kişisel çıkarların toplumsal çıkarlarla örtüştüğünü görmüştür. Makarenko insanın değişimine ? bireyin toplumsallaşması? adını vermektedir (Makarenko,1993,s.10).

İnsanın ?insancıllaşma? sürecinde eğitim, hatta kurumsal bir içerik taşıyan eğitim önemli bir yer tutar. Makarenko geleneksel bir içerik taşıyan eğitim anlayışını reddeder. Bu anlayışta eğitim, eğiten yani eğitmenle, eğitilen yani edilgen bir kimlik taşıyan öğrenci arasındaki ikili bir ilişkidir. Onun eğitim pratiğinde eğitimciler ve öğrenciler yer alır, yalnız daha farklı bir kimlik taşırlar. Makarenko kişiliğin oluşumunda en büyük etkenin, eğitimcilerden, öğrencilerden ve yetkili bir kişiden oluşan topluluklar olduğunu düşünmekteydi.

Makarenko? nun topluluğunda eğitilen çocuklar edilgen birer nesne olarak değil, topluluğun kaderi ve geleceği üzerinde söz sahibi olan ve birbirleriyle eşit haklara sahip, etkin birer üye olarak yaşamlarını sürdürmekteydiler (Makarenko,1993,s.8). Bu anlayışın uygulanması ile klasik eğitim anlayışından köklü bir farklılaşma gerçekleştirilmiş olmaktaydı.

Gerçekleştirilen eğitim pratiği içerisinde bedensel çalışma ile kafa çalışması iç içe sürdürülmekteydi. Bu sayede eğitsel yaşamla toplumsal yaşamı birleştiren bu yaklaşım ile öğretim süreci öğrencilerin yaşam pratikleri üzerinden şekillenmekte, öğrencinin bu süreci kendince anlamlandırması kolaylaşmaktadır.

Aynı zamanda, yürütülen üretici çalışma (tarımsal üretim örgütlenmesi toplulukta hızlı bir gelişim göstermiştir), ?güçlünün zayıfı ezmesi gerekir? anlayışı içerisinde büyüyen topluluk çocuklarının değişimini, üretim süreci içerisinde yer almanın toplumsal önemini, bu sayede emeğe saygıyı,toplumsal eşitliği; yani yeni kurulan toplumun önemli değerlerinin kolayca kazanılmasına neden olmuştur. Bu açıdan da toplulukta gerçekleştirilen deneyim dönemsel bir anlam da taşımaktadır.

Makarenko? nun daha çok uygulama süreci içerisinde şekillendirdiği ve toplumun beklide en sorunlu kesimiyle etkileşim içerisinde geliştirdiği eğitsel düşüncelerini özetlemek gerekirse:

İnsan davranışlarının toplumsal nedenlerini düşünerek, insanın içindeki iyi yanın ortaya çıkarıldığı bir süreç yaratılmalı.
Bu süreç içerisinde kurumsal bir yapı olarak topluluğa ve önderlik eden, öğrencilere kendilerini gerçekleştirmeleri ve içlerindeki iyi yönü ortaya çıkarmaları için öncülük eden öğretmenlere ihtiyaç vardır.
Öğrenciler edilgenlikten çıkarılarak yaşam deneyimleriyle beslenen, karar süreçlerine aktif katılımlarının sağlandığı, kafa çalışması ile bedensel çalışmanın birlikte örgütlendiği bir topluluk yaşamı kurulmalıdır.

YAŞAM YOLU?NU OKURKEN
Makarenko? nun Gorki Topluluğunda yaşanan somut deneyimlerle örneklendirdiği pedagojik yaklaşımlarını okurken birkaç önemli noktanın akılda tutulması gerektiğini düşünüyorum.

İlk olarak topluluğu oluşturan sorunlu kesim, yani güce ulaşma kaygısı içerisinde ve yaşayabilmek için suça yönelen çocuklar pratik süreçlerin daha önemli bir yaklaşımla değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Ortaya konan pedagojik yaklaşımlarda sahip olunan kuramsal çerçeveden belirli oranda uzaklaşılmasına, yaşanan sorunların çözümü ekseninde önceliklerin verilmesine neden olmuştur bu sorunlu kesim.

İkinci olarak, deneyimin gerçekleştirildiği tarihsel ve yaşanan toplumsal gerçeklikler de bir kez daha hatırlanmalıdır. Yıkıntılar içerisinden yeniden inşa sürecine giren bu ülke için temel aldıkları teorik altyapı çok önemlidir. Yalnız yaşanan pratiksel süreçler belirli alanlarda geçici ara formüllerin oluşturulmasına neden olmuştur. (1921 yılında devlet kapitalizmi olarak da adlandırılabilen,ama hemen ardından gerçekleştirilen tarımda kollektivizasyon politikalarıyla birlikte değerlendirildiğinde endüstrileşme hamlesi olarak geçici bir ara formül diye değerlendirebileceğimiz NEP-Yeni Ekonomi Politikası gibi) Bu ara formüllerin gerçekleştiği, kuramsal karşıtlıkların yaşandığı bir alanı da Makarenko hayata geçirmiştir.

Toplulukta yaşanan bazı olaylar Makarenko? nun o ana kadar sahip olduğu bazı pedagojik yaklaşımlarla çelişmiştir. Makarenko sadece kendisiyle çelişmekle kalmamış, yeni Sovyet hükümetinin eğitim bilimcilerinin savunduğu bazı anlayışlarla da karşı karşıya gelmiştir (ilerde daha ayrıntılı değinilecek olan disiplin ve kurulan askeri düzen benzeri yapı örneklerinde olduğu gibi). Bu çelişmenin temelinde ise karşıt görüşlerin varlığı değil, devrim sürecine kadar teorize edilmiş olan yaklaşımların yaşanan pratik süreçte geçirmesi gereken esnekleşme bulunmaktaydı.

Buradaki temel nokta ilkesel bir karşıtlığın bu görüşler arasında yer almamasıdır.

SUÇLU ÇOCUK KAVRAMI ÜZERİNE
Okullarda artan suç oranı ve şiddete yönelen gençler? Yakın zamanda bizlerin de gündemine yakıcı biçimde giren bir gerçekliktir. Güncel olarak bu alanda yapılan tartışmalara bir göz attığımızda Makarenko? nun yaklaşımından farklılaşan noktaları gözümüze çarpmaktadır.

İlk olarak güncel savunuları incelersek:

Risk altındaki çocuklar kavramı altında sadece suç işleyen çocukları içermeyen, aynı zamanda suça yönelme ihtimali taşıyan çocukları da kapsayan bir hedef kitle karşımıza çıkmaktadır. Risk altındaki çocukların suça yöneliminin önlenmesinde, bu çocukların okul sistemi içerisinde tutulması sunulan kuvvetli bir çözümdür. Eğitimle gerçekleştirilecek bu çözümde alternatif okulların kurulması ya da var olan okullar içerisinde alternatif programların geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu sayede örneğin başarısızlık nedeniyle okula devam etmeyi tercih etmeyip, sokaklarda suç işleme riskiyle karşı karşıya kalan çocuklar, onlar için cazip hale getirilen okul sistemi içerisinde riskten uzak tutulmuş olacaklardır.

Öğrencilerin okul performanslarının artırılmasını hedefleyen, daha küçük sınıf örgütlenmelerinde risk altındaki çocuklarla bire bir iletişimi yoğunlaştıran,esnek öğretim programlarına sahip olan bu şekilde de içeriğin bireyin ihtiyaçlarına göre şekillenebildiği, psikolog gibi uzmanların denetiminde ilerleyen öğretim süreci sonrasında başarıya ulaşan çocukların toplumsal yaşama çeşitli sivil toplum kuruluşları ve ailelerin yardımıyla salıverilmesi söz konusu.

Kurulması önerilen ve ABD merkezli örnekleri ile savunulan bu okullarda risk altındaki gençler ve ıslahevinden salınan gençler diğerlerinden ayrılmaktadır (Aydın, İ. ; Radikal Gazetesi).

Sonuç olarak sunulan bu yaklaşımda suç işleyen ya da suç işleme potansiyeli taşıyan çocuklar, ?suçlu? ya da ?suça meyilli? kimliği ile adlandırılarak akranlarından ayrıştırılmaktadır. Suçun oluşumunun toplumsal nedenlerine müdahale edilmeksizin , suçlu kimliğinin kabul edilerek, toplumdan yalıtık bir içerikte gerçekleştirilecek eğitimin ardından bu çocukların tekrardan suçun oluşumuna neden olan toplumsal koşulların içerisine bırakılması suçu ne oranda önler ya da azaltır orası bilinmez ama Makarenko? nun suç işleyen çocuklara karşı 1920? lerde gerçekleştirdiği yaklaşımdan büyük farklılıklar taşıdığı rahatlıkla söylenebilir.

Kısaca belirtmek gerekirse Makarenko suçun kaynağını tamamen toplumsal nedenlere bağlayarak ?suçlu çocuklar? tanımlamasını reddeder. Resmi olarak topluluğa ilk olarak Çocuk Suçlular Kolonisi adı verilmiş olsa da Makarenko ve topluluk bu ismi hiç kullanmamış, çocuklara suçlu diye hitap edilmediği gibi o kelime topluluk içerisinde hiçbir zaman kullanılmamıştır. Gerçekleştirdiği eğitsel pratikle çocukların toplumsal yaşamına da müdahale eden Makarenko, yaratılan toplumsal değerlerle ?suç? sorununa karşı mücadele etmiştir. Onun için suç, bireysel yani çocukla uğraşılarak halledilecek bir alan değil, toplumsal bir mücadele alanıydı.

TOPLULUK YAŞAMINA DOĞRU
Kuruluş aşamasındaki ülkenin temel hedefi yeni insanın yaratılmasıydı. Yeni insan, ezme ezilme ilişkisi içerisinde kimliğini kazanan, insandışılaşan toplumun, insanca değerlere ulaşmış hali?bu hedefe ulaşmak için de yeni yöntemlerin uygulanması gerekmekteydi. Topluluk fikrine bu açıdan yaklaşan Makarenko ailesiz, sokakta başıboş yaşayan çocukları kurtarmak amacıyla 1920 yılında bir topluluk kurmak amacıyla görevlendirilir.

Devrim öncesi suçlu çocukların kaldığı, devrim sürecinde binanın boşaltılması ile birlikte çerce köylerdeki halkın yağmaladığı, virane bir bina ile yola koyuldu topluluk. Makarenko şu cümleler ile tasvir etmektedir topluluk binasını (Makarenko,1993,s.44):

?Paltova? dan altı kilometre uzaklıkta, boz tepeciklerin arasında, Harkov?a giden anayolun sonsuz bir ışık demeti bibi parıldayan taşlarla çevrili iki yüz hektarlık bir çam ormanı vardır. Ve ormanın içinde, kırk hektarlık bir ağaçsız köşede, kusursuz bir kare oluşturan, tam anlamıyla simetrik beş tuğla bina?işte suçlu çocukların yeni Topluluk? u burası olacaktı.?

Zor koşullarda yola çıkan bir topluluğun ilk tasvirinin bu kadar umut dolu yapılması, Makarenko? nun geleceğe ve insana dair umudundan kaynaklanmaktadır.

İlk elden gerekli tadilatların yapılmasının ardından ilk öğrenci grubuyla topluluk işlemeye başlar.

Makarenko birlikte olduğu çocukları şu şekilde tanımlar; kültür düzeyleri düşük, ya çok az okuma yazma bilen, ya da hiç bilmeyen, önceki süreçte içinde bulundukları yarı barbar yaşantılar içerisinde kişilikleri yok olmuş, soyutlanmışlığın getirdiği yalnızlığın etkisiyle karamsarlaşmış ve dolayısıyla insana karşı insanca davranmayı unutmuş bir kuşak (Makarenko, 1993,s.104). İlk dönemin en büyük sorunları, çocukların sahip oldukları bu özellikler dolayısıyla çıkan kavgalar olmuştur.

Peki ne yapılacaktı bu çocuklarla, nasıl bir yöntem uygulanacaktı? Yeni bir anlam katmışlardı ?Düzelme? sözcüğüne, çocuğu ?düzeltmek? değil, yeniden eğitmek söz konusuydu, başka bir deyişle hedeflenen durum çocukları sadece toplumun zararsız bir üyesi haline getirmek değil, onu yeni çağın etkin bir işçisi, çalışanı haline getirmekti. Suçlu çocukların eğitiminde atlanmaması gereken nokta çocukların geçmişlerinin ve işledikleri suçların yok sayılması olmalıydı. Yeni örgütlenen toplumsal yaşam içerisinde toplumsallaşan çocuklar yaratılmalıydı (Makarenko, 1993,s.293).

Bu ?Düzelme? süreci belirli bir zaman almaktaydı ve sürecin başlarında ciddi sorunlarla karşılaşıldı. Karşılaşılan iki önemli sorundan ilki topluluk içinde ve çevresinde gerçekleşen soygunlardı, diğeri ise kendi aralarında çıkan kavgalardı.

İlk etapta kendi otoritesini tanımayan bu gençlere ılımlı davranan Makarenko, olaylar baş edilemez boyutlara ulaşınca ne yazık ki bir öğrenciye yumruk atma şeklinde fiziksel şiddet uygulamak zorunda kalır. Bu davranışını kendi pedagojik yaklaşımları açısından olumsuz bulsa da o çocuğu topluluktan atmaktansa uyguladığı bu şiddetle diğer çocukların da ders çıkarmasını ve topluluk içi karşılıklı değer verme ilişkisinin yaratılmasıyla bu örneğin tekrarlanmayacağını umuyordu.

Bu yaşananların ardından disipline dair şu açıklamaları yapar ve o dönem genel kabul gören yaklaşımlara karşı gelerek bu alanda kendi kuramsal esnekleşmesini yaratır (Makarenko, 1993,s.186-187):

??Disiplin konusundaki konuşmamda, o günlerde genel olarak benimsenmiş bir kuramın doğruluğuna kuşkuyla bakmak gerektiğini söylemiştim. Söz konusu kurama göre çocuğa her hangi bir ceza vermek yanlıştı, onun yaratıcı içtepileri kutsaldı, bunların ortaya çıkması için çocuğa her türlü özgürlük tanınmalıydı; kişinin kendi kendisini yönetmesi, kendi düzenini ve kendi disiplinini oluşturmasını sağlamaktı. Buysa çocuğun kendiliğinden göstereceği bir gelişmeydi. Daha da ileri giderek beraberlik ruhu ve karşılıklı yardımlaşmanın organları yaratılmadıkça, gelenekler doğurulmadıkça, temel çalışma alışkanlıklarıyla kültürel alışkanlıklar oluşturulmadıkça öğretmenin zor kullanmaya hakkı ? ne hakkı, zorunlu ? olduğunu söylemekten sakınmadım??

Makarenko? nun disiplin alanındaki sert karşı çıkışları toplumsal gerçekliklerin ideal olan yaklaşımı uygulamayı engellediği gerçekliğinden doğar. İlkesel bir karşıtlık ya da reddetme ortaya koymaz, geçici bir ara süreç tarif etmektedir.

Toplulukta yaşam düzeninin örgütlenişine baktığımızda sabah, öğle ve akşam dönemlerinin birbirlerinden farklı işlevler taşıdığını görmekteyiz. Sabahları çalışmaları ilk başta topluluğun temel gereksinimlerinin karşılanması (tadilat, bahçe düzenlemesi, tarla işleri gibi) için gerçekleştirilirken daha sonraları çevredeki köylü ve çiftçilerin işlerinin yapılması ve ihtiyaçlarının karşılanması şeklinde genişletilmiştir. Bu işlerin kararının alınması, planlanması ve gerçekleştirilmesinde aktif katılımları sağlanan öğrenciler, yapılan işlerin sonunda elde edilecek gelirin belirlenmesinde de karar sürecine katılmışlardır. Yoksul köylülerden her zamanki ücretin yarısını alırlardı, bu kararı da toplumsal adalet ve adaletsizlik konusunda sonu gelmez tartışmaların ardından almışlardı.

Öğlen sürecinde devam ettikleri derslerle iç içe örülen üretici süreçler sayesinde anlam kazanan temel bilim dersleri, topluluk yaşamından önce geleceğe dair hiçbir umudu olmayan bazı gençlerin öyle ilgisini çekmiştir ki topluluktaki yaşamlarıyla da başarıya ulaşabilecekleri konusunda motive olan bu gençler Kiev İşçi Üniversitesine girebilmişlerdir.

Ülkenin sert iklim koşulları nedeniyle de geceleri yatakhanelerine kapanan topluluk üyeleri, akşam sürecini de yoğun tartışmalar ve kitap okumalarıyla geçirmekteydiler. Siyasal, toplumsal ve yazınsal alanda gerçekleştirdikleri sohbetlerle çocukların gelişimine büyük katkı koyan bu etkinlikler, bir noktadan sonra topluluk için gerekli tüm ihtiyaçların tartışılacağı, kararların ortak -öğretmen, öğrenci ve diğer çalışanların katılımıyla- alınacağı bir etkinliğe dönüşecektir. Ayrıca okuma saatleri sayesinde tanıdıkları Gorki? nin kendi yaşamları gibi zor koşullar altında büyüdüğünü öğrenen çocuklar, Gorki? yi kendilerine örnek almışlardır. Bu hayranlıkları topluluklarının ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirmelerine neden olmuştur.

Topluluk ve topluluktaki kolektif yaşamın benimsenmesiyle birlikte çalma alışkanlığında azalma gözlenir. Topluluk içinde bir şeylerin çalınması topluluğa ve arkadaşlıklarına zarar verilmesi olarak kabul edilmekteydi. Yalnız dışa yönelik hırsızlığın azaltılmasında çeşitli zorluklarla karşılaşıldı. Bunun temelinde ise çelişkili de olsa çocukların geliştirdiği toplumsal duyarlılık vardı diyebilirim. Topluluğun çevresinde bulunan köy ve çiftlikleri incelediğimizde Yeni Ekonomi Politikasının ne yazık ki palazlandırdığı ?Kulak? diye adlandırılan çiftçiler karşımıza çıkmaktadır. Bu çiftçiler devrime rağmen özel mülklerini korumakta ve geliştirmek için ellerinden geleni yaparak, her ne kadar devrime sahip çıktıklarını savunsalar da devrimin temel değerlerine karşı gelmekteydiler. Çevreye yönelik gerçekleştirilen hırsızlıklar da genelde bu kulak çiftçilere yönelik gerçekleştirilmekteydi. Makarenko? yu en çok uğraştıran ise bu hırsızlıkların temelinde yatan kulaklara yönelik besledikleri düşmanlıktı.

Tüm bu zorluklar içerisinde tam toplulukta düzen sağlanırken topluluğa yeni üyelerin gelmesiyle bu düzen tekrardan bozuluyordu ve öğrencileri bilinçlendirme süreci yeniden başlıyordu. Yeni üyelerin adapte olma sorunu topluluğun ilk dönemlerinde ki gibi sorunlu atlatılmadı. Buradaki en büyük katkı eski öğrencilerden gelmiştir. İçe doğru öncülük eden eski öğrenciler, yenilerin uyum sorununu aşmalarında onlara yardımcı olmuş, öğretmenlere ve topluluğa saygısızlık gibi durumların yaşanması önlenmiş, yenilere öğretmenlerin kendilerine karşı düşmanca duygular besleyen, onları insan saymayan bir güç olmadıkları anlatılmıştır (Makarenko, 1993,s.103).

İlerleyen süreçlerde bu içe doğru öncülük anlayışı kurulan müfrezeler, yani ?eğitbilim alayı? örgütlenmesi ve komutanlık anlayışı ile daha planlı bir yapılanma halini almıştır. Kullanılan kavramlar; müfreze, komutanlık gibi, ya da eğitbilim alayının örgütlenme biçimi askeri bir disiplin sürecine benzetilerek yoğun eleştiriler almıştır. Yinede müfreze örgütlenmeleri sayesinde çocukların karar mekanizmalarına katılımlarının daha da kuvvetlendirildiğini ve komutanlık sisteminin çocuklarda sorumluluk alma bilincini yarattığını vurgulamakta yarar var diye düşünüyorum.

1923 kışında yeni bir örgütsel düzenleme anlayışı olarak geliştirilen müfreze sistemine göre yapılacak işler için, örneğin tarla işleri ya da bir tiyatro eserini sahnelemek gibi, bu işlerin planlanması ve gerçekleştirilmesinden sorumlu küçük gruplar oluşturulmaktaydı ve her müfrezenin bir komutanı olmaktaydı. Bu noktadaki değişmez kural; komutanlara hiçbir zaman özel ayrıcalıkların tanınmaması, onlara fazladan bir şeylerin verilmemesi, komutanın da diğer çalışanlarla aynı işi yapmasının gerektiği, bu işin üstüne müfrezeyi yönlendirmek, önderlik etmek gibi ek bir sorumluluğunun olmasıydı (Makarenko,1993,s.273).

Müfrezelerin yaptığı işlerle bir yandan çiftçilik alanına yönelerek topluluğun gereksinimleri karşılanmaktaydı, diğer yandan da çeşitli işlikler kurularak çocuklara bir sanat, bir meslek öğrenme fırsatı yaratılmaktaydı.

Müfrezeler topluluk üyelerinin içinde yer aldıkları temel birimlerdi ve başları Komutanla Kurulunun üyesi olmak zorundaydı. Komutanlar Kurulu müfrezelerin başında yer alan çocuklardan oluşmaktaydı. Artan sayıdaki çocukların toplumsallaşması, çeşitli beceriler kazanılması, yaşamsal idarenin ve toplulukta alınan kararların herkesin katılımıyla gerçekleştirilmesi gibi olumlu etkileri olan müfrezeler, topluluğun ileriki süreçlerinde ?özel müfrezelerin? oluşturulmasıyla birlikte denetlenen- denetleyen ilişkisinin de somut yaşantıyla kavrandığı daha farklı bir içerik kazanmıştır.

Özel müfrezeler (çeşitli işler için, örneğin tarla işleri, geçici süreli olarak kurulurlar) bir haftalık süre için oluşturuluyorlardı. Bunun sonucu olarak topluluğun her üyesi bir sonraki hafta yeni bir komutanın denetiminde yeni bir göreve atanıyordu. Özel müfrezenin komutanı da aynı işleme tabi tutularak, yeni bir müfrezede yer alıyor, ama bu sefer kural olarak komutanlığından sonraki hafta komutan olarak görev alamıyordu. Bu sefer yeni bir komutanın denetiminde çalışan birisi olmaktaydı. Müfrezelerin yeni komutanları da Komutanlar Kurulu tarafından, deneyimliler arasından yani diğer arkadaşlarına, özellikle de topluluğa yeni gelenlere önderlik edebilecekler arasından seçilmekteydi. Bu sayede toplulukta bulunan her çocuk sorumluluk alma imkanıyla karşılaşmaktaydı. Deneyim arttıkça artan sorumluluk anlayışı, topluluğun hızla büyüdüğü,çok sayıda çocuğun topluluğa katıldığı dönemlerde karşılaşılabilecek sorunların üstesinden gelinmesini sağlıyordu.

Makarenko müfreze anlayışına dair düşüncelerini şu şekilde belirtmektedir (Makarenko, 1993,s.277):

??Yapılan işin ve örgütsel işlevlerin sürekli olarak değişmesini, herkesin hem denetleyen hem denetlenen olmasını sağlayan, gerek toplu, gerek bireysel etkinliklerde herkese yönetme olanağı tanıyan bu özel müfrezeler dizgesi Topluluğa hayat verdi, çocukların hepsi, herkes birden canlandı, ilgiler birden dirildi.?

Sonuç olarak bu noktaya kadar incelemeye çalıştığımız Gorki Topluluğu deneyimi, toplumsal gerçeklik içerisinde var olan çocukların, toplumsal gerçekliklerle beslenen, onların yaşamlarından yola çıkan ve aynı zamanda gerçekleştirdikleri üretim etkinliğinde olduğu gibi yaşamlarını dönüştüren bir eğitim anlayışı içerisindeki bilinçlenme ve yeniden yaratılma sürecini ifade etmektedir. Gorki Topluluğuna göre nitelikli eğitim bu koşullarda gerçekleştirilmelidir.

KAYNAKÇA
Makarenko , A. S. (1993); Yaşam Yolu (1. Cilt) , İstanbul: Payel Yayınevi
Makarenko , A. S. (2004); Yaşam Yolu (2. Cilt), İstanbul: Payel Yayınevi
Aydın , İnayet (01/04/2006) ; ?Öğrenciye Uygun Okul Şart? , Radikal Gazetesi

*Alıntı:
T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EĞİTİM EKONOMİSİ VE PLANLAMASI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI
EĞİTİMDE KALİTE YAKLAŞIMLARI DERSİ

GORKİ TOPLULUĞU ÜZERİNE BİR İNCELEME
Ebru Aylar
Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy
Ankara
2006

Kitapların Künyeleri
Yaşam Yolu 1 (The Road to Life)
Anton Semyonoviç Makarenko
Payel Yayınları, Çeviren: Şemsa Yeğin
318 sayfa, Baskı Tarihi: 1997

Yaşam Yolu 2 (The Road of Life)
Yazar: Anton S. Makarenko
Yayınevi: Payel Yayınları
Çevirmen : Şemsa Yeğin
Haziran 1997, 468 sayfa

Yaşam Yolu 1 – 2 / Anton Semyonoviç Makarenko” üzerine bir yorum

  1. Çocuk eğitimi konusunda bugüne kadar okuduğum en iyi kitap.
    Her eğitimcinin mutlaka okumasını öneririm.Neredeyse 100 yıl önce Makarenko harikalar yaratmış, darısı bizim eğitimcilerimizin başına..

Yorum yapın

Daha fazla Eğitim
‘5.5 yaşındaki bir çocuğun okula gönderilmesi ne gibi sorunlara yol açar?’

AKP?nin yeni eğitim sistemi sonrası 5.5 yaşındaki çocukların okula gönderilmeye zorlanmasına karşı başlatılan ?Bari çocuğunuza bunu yapmayın: O daha küçük?...

Kapat