Yazarın hakkı yok umutsuz olmaya

Edebiyat tarihimizde bir çağ kapanıyor. e-posta çıktığından beri yazarlar da mektup yazmaz oldu. Mektupsuz yazarlar yüzyıllarının başındayız.

Aklımda, Rönesans’ta hümanizmanın yolunu açan Cicero’nun mektupları.

Masamda, iki bin yıllık mektuplaşma devrinin kapanışının bir simgesi. Samuel Beckett’in üç ciltten oluşan mektupları.

Nobel’i reddederse, dikkatleri fazlasıyla çekeceği endişesinden istemeyerek kabullenen, ödül törenine gitmeyen, konuşma yapmayan, parasıyla sanatkârları destekleyen, ömrü boyunca söyleşilerden kaçınan, mektuplarının ancak eserlerine ışık tutacak kısımlarının kullanılması kaydıyla ölümünden sonra yayımlanmasına izin veren, “Godot’yu bekleme” deyimini dünya kültürüne yerleştiren Samuel Beckett.

Bittiğinde dört ciltten oluşacak çalışma, mektup basarak kolay para kazanan yayınevlerine bu işin nasıl yapılması gerektiğinin dersi. Gün gelir, Türkiye bu anlayışta kurum ve üniversitelere kavuşunca, Nâzım Hikmet gibi yazarların kültür mirası hakkıyla değerlendirilir.

Beckett, kendisine yazanlara nerdeyse her gün vakit ayırmış. Mektuplarının çoğu müzisyen, ressam, şair, tiyatrocu, yönetmen arkadaşlarına, yayıncılara, çevirmenlere, öğrencilere.

Tarihin en kapsamlı mektup yazarı
Dünya edebiyatının önümüzdeki yüzyıllara mutlaka taşınacak dev yazarlarından birisi olmasının yanı sıra, Beckett belki de tarihin en kapsamlı mektup yazarı.

Yirmi beş yıldır süren yayımlama projesini üstlenenler (iki üniversite, akademisyenler, öğrenciler, yayınevleri, mirasçıları ve dostları) işe Beckett’in altmış yılı aşkın yazışmalarından buldukları 20 bin küsur mektubu toparlamakla başlamış. Çalışma 7 bin 500 mektuba indirgenmiş. Beckett’in üç dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca) yazdıklarının hepsinin orijinallerinin çevirileriyle yer almasının yanı sıra, her mektubun, onlarca dipnotu var.

Birinci cilt (1929-1940), James Joyce’a yazılan mektupla başlayıp 1940’larda Nazilerin Paris’e girmesiyle bitiyor. Yayınevlerinin Beckett’in yazdıklarını sürekli geri çevirdiği, “Babamın önerdiği gibi, yoksa bira fabrikasında mı çalışsaydım?” diye kendini sorguladığı yıllar.

İkinci cilt (1945-1956) II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle başlıyor (savaş esnasında mektup yok), şöhrete ulaştığı, Fransızca yazıp ileride Godot’yu Beklerken ve Molloy gibi başka eserlerini bizzat kendisinin İngilizceye çevireceği, oyunlarının birçok ülkede sahnelenmesine katıldığı yıllar.

Üçüncü cilt (1957-1965), yazarlardan alışık olmadığımız içtenlikle, “Şöhret beni bitirdi, tüketti, eski halime dönemeyeceğim” yakınmalarıyla başlıyor, radyo ve sinemaya açılması, tiyatroda deneyselliğe yönelmesiyle (Krapp’ın Son Bandı, Mutlu Günler) sürüyor. Eserlerinin tiyatro, radyo, filme uygulanmasının mutfak kısmıyla özellikle ilgileniyor, yayınevleriyle ilişkilerinde yazdıklarının her kelimesini endişe ve titizlikle koruyor. “Tanrı yoktur” sözlerinin İngiliz sansürüne takılmasıyla oyununu sahneden çekerek direnişi de bu yıllarda.

Projenin editörlerinden Dan Gunn’ı, üçüncü cildin tanıtımı için geldiği Harvard’da dinledim. Bu denli kalıcı bir çalışmayı dinlemeye gelen topu topu dokuz kişiydik.

Beckett’in mektuplarında beni etkileyen, başaracağım inancıyla yazanların tersine, her yazdığı kelimede başaramayacağını aklından çıkarmaması.

Bu halet-i ruhiyenin ifadesi şu cümlesinde; “Vaktimi iki ay çukur kazarak geçirmek istiyorum. Her yeni açtığım çukuru son açtığım çukurun toprağıyla doldurarak.”

Meşhur olduktan sonra yazdığı mektupları, aklıma şu soruları getirdi: Yazar, tanındıktan sonra, kendisini tekrardan mı ibarettir?

Tekrar etmeme kaygısıyla ve de ödüllü şöhretinin güvencesinde, yeni yazdıklarıya saçmalayacağının potansiyel kurbanı mıdır?

Beckett,“Tek kurtuluşum eski günlerime dönmek, o da imkânsız,” diyor.

Yazımı, “Her kelime sessizliğe ve hiçliğe bir leke” diyen Beckett’den çevirdiğim bir şiiriyle bitirmek istiyorum.

neresiz nereye git /varır varmaz hep varmışcasına / neresiyse öncesiz / varır varmaz hep varmışcasına
(go where never before / no sooner there than there always / no matter where never before / no sooner there than there always)

Öyle bitirmek istiyordum ama bir son cümlem: Yazarın hakkı yok umutsuz olmaya. – Boston, Nisan, 2015.
(The Letters of Samuel Beckett, Cambridge University Press)

GÜNDÜZ VASSAF
10.04.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kelebek etkisi

Haldun Taner’in Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu öyküsü, kelebek etkisini Türk edebiyatında en iyi anlatan eser. Senarist Haldun Taner’in habercisi. Bazı kitapların...

Kapat