Yazılar 1 – Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil – Nâzım Hikmet Ran

Yazılar, Nazım Hikmet’in çok yönlü yazar kişiliğini farklı bir boyutta sunuyor: “Orhan Selim” imzalı Akşam yazılarında İstanbul’un bugün bile diriliğini koruyan temel sorunlarını irdelerken kendi adıyla ve çeşitli takma adlarla ırkçılığın tarihçesinden çağının sanatına, kültürüne, dış politikasına ve kendi serüvenli yaşamına geniş bir yelpazeden dünyayı kuşatıyor…”Nazım Hikmet Külliyatı’nın düşün damarı…

Kitaptan Bir Bölüm
İnkılap ve Kültür Birbirinden Ayrı Şeyler midir?

İnkılap ve kültür… Bazı mütefekkirler bu iki mefhumu birbirlerinin tamamen zıddı addederler. Bu efendilerin nokta-i nazarına göre İnkılap ve Kültür yekdiğerini mütekabilen ret ve inkâr eder. Öyle ya, inkılap yıkmaktır, halbuki kültür yaratıcı bir seyirdir, bundan dolayı inkılap kültürün yıkılmasına sebebiyet verir.

Bu böyle midir? Tetkik edelim :

Maddi ve ruhi kültürün yükselişi, mütemadi değişikliklerde ifade olunan mütemadi bir akışı icap ettirir. Yani, kültürün yükselişi, onun mütemadiyen daha yüksek merhalelere doğru değişerek akması demektir. Fakat bu değişmeler bir sıra inkılaplardan başka bir şey midir? Ve inkılap cemiyetin bünyesindeki değişme seyrinin süratleştirilmesi, kısaltılması demek değil midir? Bundan dolayı, mahut efendilerin safsatalarına rağmen, inkılap kültürün en yüksek, yaratıcı anıdır, çünkü, tarihi inkişaf seyrinin derinleşmesi ve süratleşmesi demektir.

Ebedi olan hiçbir şey yoktur. Tarihte, cemiyet şekillerinin mütemadiyen yekdiğerini istihlaf ettiğine, tabiatta ebedi bir değişme seyrine, velhasıl varlığın her sahasında mütemadi bir yaratıcılığa şahit oluyoruz. Yani bizim telakkimize nazaran sükûn yoktur, felsefemizin en yüksek prensibi ebedi harekettir. Ve eğer biz inkılapçı isek, bu bizzat tarihin ve tabiatın inkılapçı olmasındandır.
Ebedi hareketi kabul edenler için mutlak, nihai bir merhale, nihai bir gaye olmaz. Bundan dolayı varılan merhaleyle iktifa etmek ve bu hususta musir olmak irticadır, kültürün yükselmesine mani olmaya çalışmak demektir.

Kâinatta donmuş hiçbir şey yoktur demiştik. Bunu kabul edince her şeyin tekevvün halinde olduğunu ve bu tekevvün seyrinde yeni yeni şekillerin doğup öldüğünü kabul etmek icap eder.

Bu sebeple nasıl sükûn, hareketin muayyen bir şekli ise, yaşadığımız varlık anı da tekevvünün muayyen bir şeklinden başka bir şey değildir.

Yukardan beri söylediklerimizi hulasa edersek, şöyle bir neticeye varırız :

Mütemadi doğuş ve mahvoluş seyrinden, süfliden âlâya doğru sonsuz yükselişten başka, her şeyin alnında zaruri sukutun damgası vardır. Ve felsefemiz, bu seyrin kafamızdaki inikâsıdır.

Bundan dolayı diyoruz ki : her şey nisbidir, mutlak olan bu nisbiyettir. Ve yine bundan dolayı değil midir ki, büyük hakim Heraklit her şeyin cevherini, her şeyi yutan ve mahveden ateşte görüyor ve gürül gürül akan suda tabiatın ve tarihin akışını seyrediyor.

Bize göre hareket zıddiyetlerin kavgası, çarpışması sayesinde vücuda gelmektedir. Yüksek merhaleye geçiş ise sıçramalarla yani inkılaplarla olur. İnkılap prensibi bütün kâinata, bütün varlığa şamildir. Tarihte inkılap, muayyen bir kültürden daha yüksek bir kültür tipine geçişin şeklidir. Bu sebeple her inkılap kültür kıymetleri yaratmanın ifadesidir. İnkılap ne kadar derin ve büyük olursa kültür nokta-i nazarından o kadar ehemmiyetlidir. Çünkü her inkılap çarpışan zıddiyetlerin halli ve binaenaleyh yeni şekillerin yaratılması demektir ki, bununla insanlar daha yüksek bir kültür merhalesine çıkmış olurlar. İnkılabın her zaferi kültürün zaferi demektir.

[S. Süleyman / Resimli Ay, Haziran 1930]

Mütefekkir : düşünür; Mefhum; kavram; Nokta-i nazar : görüş, görüş açısı; Mütekabilen : karşılıklı olarak; Seyr : yürüme, yolculuk, ilerleyiş; Mütemadi : sürekli, kesiksiz; İnkişaf : gelişme, gelişim; İstihlaf : birinin yerine geçme; Nihai : sonul, işi sona erdiren; İktifa : yetinme; Musir : ısrar eden, ayak direyen; Tekevvün : oluş, oluşma, doğuş; Süfli : aşağı, aşağılık; Alâ : daha yüksek, çok yüksek; Sukut : düşme; İnikâs : yansıma, yansı; Nisbi : göreli; Nisbiyet : görelilik; Zıddiyet : karşıtlık; Şamil : içine alan, kapsayan.

Kitabın Künyesi
Yazılar 1 – Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil
Yazar: Nâzım Hikmet Ran
YKY’de 1. Baskı: 2002
Sayfa: 352

Yorum yapın

Daha fazla Derleme, Edebiyat Haberleri, İnceleme, Sanat
Roman ve Hikâye Üzerine Birkaç Not – Faiz Cebiroğlu

Eski Toplumsal Kurtuluş dergisinden arkadaşım Alper Yalman?ın son çıkan romanı ?Maktul ve Maktule?(*) beraberinde, ?roman nedir? nasıl yazılır?? tartışmasını da...

Kapat