YÖK “Dünyası” – M. Şehmus Güzel

Diyarbekir Yahoo Grubu üyelerinden Ebru İnce, geçenlerde, grup içi iletişimde, Yayın Kurulu?nda yer aldığım Ekin Belleten dergisinin 1991 Kış sayısındaki « YÖK ?Dünyası? » başlıklı çalışmamdan söz etti. Bana da isteği üzerine meseleyi biraz açıklamak ve birkaç noktayı belirtmek görevi düşüyor.

En önce şunu yazmalıyım : Ebru İnce?nin iletisi sayesinde şu bir kez daha ispatlandı : Dergilerde, yirmi yıl öncekilerde olsa bile, yayınlananlar yitmiyor ve bir gün mutlaka mer-ak(ıl)lısını, meraklısını ve akıllısını, buluyor. Elbette daha da güzeli var : Dergilerde ve/veya gazetelerde yayınlanan makalelelerin derlenip toparlanması ve kitap haline getirilmesi. Kitaplaşınca daha kalıcı olduğu ispatlı çünkü.

Ebru İnce?ye beni o günlere yolculuğa çıkardığı, anılarımı, acı ve tatlı anılarımı tazeleme olanağı verdiği için de teşekkür borçluyum. Geçmişe doğru bir yolculuk yaptım : Ama lütfen dikkat bu geçmiş o kadar da geçmiş değil.

Ekin Belleten?in o sayısını kütüphanemde buldum ve yazdıklarımı okudum. O günlere ilişkin belgeleri, gazete haberlerini arşivimden çıkarıp yeniden baktım, inceledim, okudum, içim biraz sızlamadı dersem yalan olur, içim sızladı evet.

Yanılmıyorsam Cezmi Ersöz?e ait çok şık bir laf var, hafızamda kaldığı kadarıyla yazıyorum : « İyi okur yazarın kitaplarını yeniden okumasına yol açar. » Yıllar önce bu cümleyi okuyunca çok beğenmiştim, geçen zaman beğenimi azaltmadı tam tersine artırdı. Çünkü gerçek aynen öyle. Burada söz konusu olan bir kitap değil ama yazdıklarım öylesine uzunki bir kitap sayılabilir.

Söz konusu çalışma üç ayrı ve herbiri epeyce uzun üç makaleden oluşan bir dosya biçiminde : Dergide 5. sayfadan 41. sayfaya kadar gidiyor. 120 sayfalık derginin üçte biri. Evet epey uzun. Basbayağı oturup çalışmış ve yazmışım. İyi anımsıyorum o günleri : Epey dirsek çürüttüm. Çalışma gerçekten derinlemesine yapılan bir incelemenin ürünü. Aylarımı aldı bu çalışma. Hatta bu dosyayı hazırlamak için o sırada yazmakta olduğum ( ve daha sonra bir türlü bitiremediğim, çünkü bir daha el atmadığım ve halen dosyalarında hüzünle bekleyen, arada bir « ne zamana kaldı yolculuk ? » diye soran ) « AB ve Türk Solu » başlıklı ve 1989?da belli sayıda aydınla ve siyasetciyle yaptığım anketler ve sonuçlarından oluşan kitabımı kenara çektim.

Dergide yayınlanan dosya üç bölümden oluşuyor :

1- YÖK?ün getirdikleri (I) : Türkiye?den bir insan manzarası : İhsan Doğramacı

2- YÖK?ün getirdikleri (II) : Silk-i İlmiyye?nin vaziyeti ya da rektör ve dekanlarıyla YÖK

3- Tarihten bir yaprak : 1982, YÖK tasfiyesi başlıyor.

Böylece YÖK yıkımını, bıraktığı enkazı, olabildiğince bütün boyutlarıyla son durumu ve üniversitelerin içinde bulunduğu sorunların maalesef çözülemediğini aktarmak istedim.

Aradan geçen onca zamana rağmen yazılanların bugün de işe yarayacağını sanıyorum ve burada yayınevi sahibi, editörü, sorumlusu, ilgilisi tanıdık, eş, dost ve arkadaşlara bir duyuru yapmak istiyorum : Lütfen gelin elele verelim ve bu dosyayı 55-60 sayfalık bir kitapçık yapalım ve ismini de YÖK « Dünyası » Birinci Perde koyalım.

Bunu yapamazsak, YÖK belasının 1990?ların başından bugüne kadarki durumunu anlatan başka birinin veya birilerinin yazacakları bir bölümle daha kapsamlı bir kitap sunalım.

Bugün YÖK?ün yeni istekleri sonucu üniversiteler ve kampuslar/yerleşkeler, yani derslikleri, aşevleri ve yurtlarıyla öğrenci dünyası, kentlerin dışına çekilirken, toplumdan koparılmak istenirken ve her biri birer açık hava hapishanesine çevrilirken, geçmişin bilinmesi ve yapılanların asla unutulmaması için böyle bir kitap mutlaka yayınlanmalı.

Burada bir tek şeyi mutlaka anımsatmak şart örneğin : Yüksek Öğrenim Yasası (YÖY. Yüksek Öğrenim Kurumu-YÖK ile karıştırılmaması için YÖY demeyi tercih ediyorum) 4 Kasım 1981?de, o günlerde yasama görevini de, yani kanun yapmak işini de, üstlenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından çıkarılmıştır. MGK askeri darbeyi yapanların kendilerine layık gördükleri isimdir. Namuslu siyasetbilimcilerin ve herkesin askeri cunta dediği.

Bu çalışmada, YÖY?ü ve YÖK?ü başımıza bela eden ve bunlar sayesinde kendi « imparatorluğunu » kuran YÖK Başkanı Doğramacı?nın, 12 Eylül 1980 darbesini yapanlarla sıkı işbirliğini, darbecilerin kimi bilim adamlarıyla değişik ve çoğu gizli ortamlarda buluşmalarını, « fikir alışverişi yapmalarını », Doğramacı?nın uluslararası uydurma ( çünkü bazısı Doğramacı?nın bizzat kirasını ödediği binalarda ücretlerini de bizzat karşıladığı personelin görev yaptığı kurumlardı ) ve gerçek bağlantılarını nasıl kullandığını (Doğramacı ABD?nin ülkemizdeki « anahtar adam »larından biriydi ) ve bilhassa adı geçenin kendi şirketleri aracılığıyla devlet bütçesinden üniversitelere ayrılan ve her yıl artırılan paraları nasıl « kazandığını », Doğramacı ailesinin zenginliğinin Irak petrolüne dayandığını da aktarıyorum.

Bunu başarmak için ne tür « bilim » kadın ve adamlarını YÖK üyesi, rektör ve dekan tayin ettiğini ve neden tasfiye ihtiyacını duyumsadığını da bu uzun çalışmada anlatıyorum. YÖY?ün yürürlüğe girişinin, YÖK?ün kuruluşunun ve ilk tasfiyelerin yıldönümlerine birkaç gün kala bunları anımsatmak istedim. Umarım işe yarar.

Yazan : M. Şehmus Güzel

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
“Sorumluluğunu Arayan Sözün Derinliği” / “yaşamayı bilmeden, ölümü bilemezsin?(*) – Nejdet Evren

?Sözcüklerin bilinci? olur mu? Sözcükler sorumluluklarının peşinden koşuyorlarsa bu neden olmasın ki? Sorumluluk bir yönüyle kişinin her şeyden önce kendine...

Kapat