Sokağın Psikanalisti: Sandor Ferenczi ve “Sosyal Nevroz” Devrimi
1919 Budapeşte’sinde kısa bir an için parlayan, psikanalizin en radikal ve toplumcu yüzünü sizinle paylaşmak istiyoruz.
Bu yazımızda, dünyanın ilk psikanaliz profesörü olan, Freud’un “sevgili oğlu” ama aynı zamanda en büyük eleştirmeni Sandor Ferenczi‘nin, terapiyi nasıl bir sosyal adalet aracına dönüştürdüğünü ve “sosyal nevroz” kavramıyla sınıf çatışmasını nasıl divana taşıdığını inceleyeceğiz.
1919: Dünyanın İlk Psikanaliz Profesörü
1919 yılında, kısa ömürlü Macar Sovyet Cumhuriyeti döneminde, Sandor Ferenczi Budapeşte Üniversitesi’ne ilk psikanaliz profesörü olarak atandı. Bu sadece akademik bir unvan değildi; psikanalizin fildişi kulesinden inip halkın arasına karışması için bir fırsattı.
Ferenczi, psikanalizin sadece bireysel bir şifa yöntemi olmadığını, aynı zamanda “toplumun çeşitli düzeylerindeki gerçek durumları, tüm riyakarlıklardan arınmış olarak araştıran sosyolojik bir araç” olduğunu savunuyordu.
Bireysel Değil, “Sosyal Nevroz”
Ferenczi’nin o dönemdeki en çarpıcı tespiti şuydu: Bireyin hastalığı, çoğu zaman toplumun hastalığının bir yansımasıdır. O, alkolizmin sadece bireysel bir zayıflık değil, bir “sosyal nevroz” olduğunu ve ancak onu yaratan sosyal koşulların (yoksulluk, umutsuzluk, ezilmişlik) analiziyle tedavi edilebileceğini öne süren ilk isimlerden biriydi.
Divanda Sınıf Savaşı: İşçiler ve Patronlar
Ferenczi’nin vaka analizleri, psikanalizin “apolitik” olduğu iddiasını yerle bir eder niteliktedir. O, hastalarının yaşadığı sorunları doğrudan sınıf çatışmaları ve çalışma koşullarıyla ilişkilendirmiştir:
- Dizgicinin “Terörü”: Bir matbaa dizgicisiyle yaptığı analizde, hastanın yaşadığı ruhsal çöküntünün kökeninde, iş yerindeki ağır çalışma koşullarının yarattığı “terörizm”in yattığını tespit etmiştir. Hastanın nevrozu, kapitalist üretim çarklarının yarattığı baskıya verilen bir tepkiydi.
- Patronun Suçluluğu: Sadece işçileri değil, patronları da analiz ediyordu. Sendika kurallarını ihlal ederek işçilerinin haklarını vermeyen bir matbaa sahibinin analizinde, adamın yaşadığı psikolojik çatışmaların kökeninde bu sömürü ilişkisinin yattığını ortaya koymuştu.
- Hizmetçi Kızın Mazoşizmi: Hak ettiğinden çok daha düşük ücretle çalışan genç bir hizmetçinin durumunu, cinsel mazoşizmle ilişkilendirerek, ekonomik sömürünün ruhsal dinamiklerle nasıl iç içe geçtiğini göstermiştir.
Dışlanmışların Terapisti
Dönemin “saygın” doktorları genellikle elitlerle çalışırken, Ferenczi toplumun en altındakilere yönelmişti. Fahişeler, suçlular, evsizler ve eşcinseller onun ilgi alanındaydı.
O dönemde eşcinsellik genellikle bir sapkınlık veya suç olarak görülürken, Ferenczi, Magnus Hirschfeld’in kurduğu “Homoseksüellerin Savunulması İçin İnsani Yardım Komitesi”nin Budapeşte temsilcisiydi. Suçlular ve fahişelerle yaptığı çalışmalarda, bu insanların “ahlaksız” değil, dezavantajlı sosyal koşulların kurbanı olduklarını savunuyor ve onlar için daha iyi sosyal şartlar talep ediyordu.
Sonuç: Kayıp Bir Miras mı?
Ferenczi’nin bu radikal dönemi, Macaristan’daki siyasi rüzgarların tersine dönmesi ve antisemitizmin yükselişiyle ne yazık ki kısa sürdü. Profesörlüğü elinden alındı ve psikanaliz yeniden “özel muayenehanelere” çekildi.
Ancak Ferenczi’nin 1919’da yaktığı ateş, bize bugün hala çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: “Halk İçin Psikoterapi”, sadece ücreti düşürmek demek değildir. Terapistin, hastasının yaşadığı yoksulluğu, ayrımcılığı ve iş yerindeki baskıyı “dışsal bir detay” olarak değil, ruhsal acının asli bir parçası olarak görmesidir.
Ferenczi bize, iyi bir analistin aynı zamanda iyi bir sosyal tanık olması gerektiğini öğretmiştir.