Yazar: cemalumit

VİKTOR E. FRANKL: Yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. Bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır.

YAŞAMIN ANLAMI Bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. Çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. Bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. Sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: “Söyleyin Ustam, dünyadaki en

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: Varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. İnsanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkûm olduğunu söyleyen Schopenhauer’i anlayabiliriz.

VAROLUŞSAL BOŞLUK Varoluşsal boşluk, yirminci yüzyılın yaygın bir olgusudur. Bu anlaşılır bir şeydir; bunun nedeni, gerçek bir insan olduktan sonra insanın yaşadığı iki yönlü bir kayıp olabilir. Tarihin şafağında insan, bir hayvanın davranışlarını belirleyen ve güvence altına alan bazı hayvanca içgüdülerini kaybetmiştir. Cennet gibi, bu güvenlik de insana sonsuza kadar kapanmıştır; insan seçim yapmak zorundadır.

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: Varoluşsal engellenme de nevroza yol açabilir.

VAROLUŞSAL ENGELLENME İnsanın anlam istemi (will to meaning) de engellenebilir, bu durumda logoterapi “varoluşsal engellenme”den söz eder. “Varoluşsal” terimi üç şekilde kullanılabilir: 1. Kendisini, yani özellikle insan olma durumunu anlatmak için; 2. Varoluşun anlamı için ve 3. Kişisel varoluşta somut bir anlam bulmaya yönelik arayış, yani anlam istemi anlamında. Varoluşsal engellenme de nevroza yol açabilir.

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: İnsanın anlam arayışı, içgüdüsel itkilerin “ikincil bir ussallaştırması” değil, yaşamındaki temel bir güdüdür.

ANLAM ÎSTEMİ İnsanın anlam arayışı, içgüdüsel itkilerin “ikincil bir ussallaştırması” değil, yaşamındaki temel bir güdüdür. Bu anlam, sadece kişinin kendisi tarafından bulunabilir oluşuyla ve böyle olması gereğiyle, eşsiz ve özel bir yapıdadır; ancak o zaman bu, kişinin kendi anlam istemini doyuran bir önem kazanabilmekledir. Bazı otoritelere göre anlamlar ve değerler, “savunma mekanizmalarından, tepki oluşumlarından ve

okumak için tıklayınız

ZYGMUNT BAUMAN: Özgürlük ve bağımlılık

Özgürlük ve bağımlılık Aynı zamanda hem özgür olmak hem de özgür olmamak deneyimlerimizin belki de en ortak, muhtemelen en şaşırtıcı özelliğidir. Bu hiç kuşkusuz sosyolojinin çözmeye çalıştığı insanlık durumunun en karmaşık muammalarından biridir. Gerçekten de, sosyoloji tarihindeki çok şey bu muammayı çözmek için girişilmiş sonu gelmez bir çaba olarak açıklanabilir. Ben özgürüm, yani ben seçebilir

okumak için tıklayınız

FREUD: Uygarlık, bireye belirli bir miktar yoksunluğu zorla kabul ettirir ve diğer insanlar, bireyin uygarlığının ahlaki kurallarına rağmen ya da uygarlığın kusurları nedeniyle bireye belirli bir ölçüde acı verirler.

– III – Dinsel düşüncelerin kendine özgü değeri nerede yatmaktadır? Uygarlığın uyguladığı baskı ve talep ettiği içgüdüsel feragatlerin neden olduğu uygarlık düşmanlığından söz etmiştik. Uygarlığın yasaklamalarının kaldırıldığını -yani, insanın hoşuna giden herhangi bir kadım cinsel nesne olarak alabildiğini, bu kadının aşkı uğruna rakiplerini veya karşısına çıkan bir başka kişiyi duraksamadan öldürebildiğini ve hatta diğer insanların

okumak için tıklayınız

FREUD: “Ezilen sınıfların, yöneten ve onları sömüren sınıfla özdeşleşmesi daha büyük bir bütünün yalnızca bir parçasıdır. Çünkü, öte yanda, ezilen sınıflar efendilerine duygusal olarak da bağlanabilirler. Düşmanlıklarına rağmen onlarda kendi ideallerini görebilirler.”

– II – Farkında olmadan ekonomik alandan psikoloji alanına geçtik. Önceleri, uygarlığın değerli niteliklerini mevcut zenginlikte ve bu zenginliğin bölüşümünü düzenleyen kurallarda arama peşindeydik… Ama, her uygarlığın, işe zorlama ve içgüdülerden feragat temelinde yükseldiğini ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak bu taleplerden etkilenenlerin muhalefetini doğurduğunu gördükten sonra uygarlığın temel olarak ve yalnızca zenginliğin kendisinden, bunu temin etme

okumak için tıklayınız

FREUD: Şimdiki durumun, gelecek hakkında bir yargıda bulunmamıza yarayacak gözlem noktalan sağlayabilmesi için, insanların şimdiki durumla aralarına bir mesafe koymaları gerekir.

– I – Kişi belirli bir uygarlıkta uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini ve nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında, bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın akıbetini ve hangi dönüşlere uğramaya mukadder olduğunu sorma gereksinimini duyar. Ama, böyle bir soruşturmanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı çok geçmeden

okumak için tıklayınız

Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i – Cem Eroğul “Tarih, sıcağı sıcağına, siyaset çorbası daha pişmekte iken yazılabilir mi?”

Tarih, sıcağı sıcağına, siyaset çorbası daha pişmekte iken yazılabilir mi? Bugüne dek bunu eşsiz biçimde başarmış bir tek yapıt var: Marx’ın, Louis Bonaparte’ın 2 Aralık 1851’de Paris’te gerçekleştirdiği hükümet darbesinden hemen sonra yazmaya başladığı ve Şubat 1852’de tamamladığı inceleme: Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i.100 Kendisinden bu değerlendirmeyi yazmasını, New York’a sığınmış olan ve orada haftalık bir

okumak için tıklayınız

CHARLES DARWİN: Kimi düşün adamları, acının sözde insan ahlakını mükemmelleştirdiğini sanarak, bu gerçeği insan ilişkileri çerçevesinde açıklamaya kalkıştılar. Yeryüzündeki insan sayısı, duyulara sahip diğer bütün varlıkların sayısıyla kıyaslandığında bir hiçtir…

CHARLES DARWİN DİNSEL GÖRÜŞLERİM (OTOBİYOGRAFİ) Bu iki yıl boyunca din konusunda çok düşünmek zorunda kaldım. “Beagle” gemisiyle yaptığım yolculuk sırasında tam bir Ortodokstum. Bazı subayların (kendileri de Ortodoks olmalarına karşın), ahlakla ilgili bir konuda, itiraz edilemez bir otorite olarak, İncil’i delil gösterdiğimde bana nasıl içten güldüklerini anımsıyorum. Öne sürdüğüm kanıtın yeniliğinin onları güldürdüğünü sanıyorum. Fakat

okumak için tıklayınız

ALBERT EİNSTEİN: İnsanların yaptığı ve bulguladığı her şey, gereksinimlerini sağlama ve acılarını gidermeye sıkı sıkıya bağlıdır.

ALBERT EİNSTEİN DİN VE BİLİM İnsanların yaptığı ve bulguladığı her şey, gereksinimlerini sağlama ve acılarını gidermeye sıkı sıkıya bağlıdır. Dinsel hareketler ve onların gelişimi anlaşılmak istendiğinde, bu hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı. Ne tür bir yücelik olarak görünürse görünsün, bütün insansal amaçların ve ulaşılan başarıların temelinde duygular ve istekler yatıyor. Hangi duygular ve gereksinimler insanları dinsel

okumak için tıklayınız

İnsan varlığı, Kierkegaard’a göre, kendisinin bir birey olarak farkına vardığında, sürü ya da sosyal kimliğinden sıyrılma çabası içinde, kendi kimliğini oluşturma yoluna girdiğinde, kendisini diyalektik olarak açımlanan varoluş tarzları ya da küreleri içinde bulur.

Estetik Varoluş Küresi İnsan varlığı, Kierkegaard’a göre, kendisinin bir birey olarak farkına vardığında, sürü ya da sosyal kimliğinden sıyrılma çabası içinde, kendi kimliğini oluşturma yoluna girdiğinde, kendisini diyalektik olarak açımlanan varoluş tarzları ya da küreleri içinde bulur. Söz konusu varoluş tarzlarından birincisi olan estetik varoluş söz konusu olduğunda, onun bireyciliği asosyal bir amoralizm şeklini alır.

okumak için tıklayınız

Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir.

Hegel Eleştirisi Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir. Nitekim o, gerçekliğin oluşum ve gelişim sürecinde bir uğrak olmayı kesinlikle reddeder. Kierkegaard’a göre, Hegel’in nesnel idealist sisteminde, tam ve hakiki tek bir gerçeklik vardır; bu

okumak için tıklayınız

Schopenhauer, dünyanın kötülüğünün onun en temel, kalıcı, olumlu ve belirleyici yönü olduğunu, dünyanın her köşesinde acı ve mutsuzluğun hüküm sürdüğünü belirtir.

Kötümserlik Felsefesi Gerçekten var olanın akıldışı bir güç olarak irade olduğunu söyleyen bu tür bir irrasyonalizmden, sadece bir pesimizm veya bir kötümserlik felsefesi çıkar. Kötümserlik felsefesi, şu halde, salt kişinin mizacına bağlı olarak benimseyebileceği veya şiddetle karşı çıkabileceği bir tavrı imlemez. O, Schopenhauer’a göre, deneyimin olgularından, dünyanın kendisinin kötü olduğu gerçeğinden çıkarsanabilecek yegâne rasyonel sonuçtur.

okumak için tıklayınız

Auguste Comte’un Üç Hal Yasası

Auguste Comte (1798-1857), modern sanayi toplumuna uygun politik yapı ve düzenlemeleri bulup, onları yetkinleştirmeyi amaçlayan felsefi bir sistem olarak pozitivizmiyle, düşünce tarihinin en etkili isimlerinden biridir. İngiliz yararcıları, evrimciler ve Marx’la birlikte, 19. yüzyıl düşüncesinin Aydınlanmanın ilerlemeciliğini, iyimserlik ve özgüvenini devam ettiren kanadında bulunur. Bu filozoflarla Aydınlanma düşüncesi arasındaki yegâne farklılık, onların ilerlemenin yegâne aracının

okumak için tıklayınız

Arka Pencere / Rear Window (Yönetmen: Alfred Hitchcock) – Murat Özer

Elinizde tutamadığınız ama ekranda doya doya okuduğunuz (okuduğunuzu umduğumuz) dergimize adını veren Alfred Hitchcock filmi olmasının çok ötesinde anlamları var “Arka Pencere”nin (Rear Window). Jeneriğinden başlayıp finale kadar uzanan yaklaşık iki saatlik süresi boyunca yaşattığı onca ‘his’le sinema tarihinin yeniden yazılmasına vesile olmuş bir başyapıt bu. İsterseniz, lafı fazla uzatmadan Hitch amcanın marifetlerini bir bir

okumak için tıklayınız

Bisiklet Hırsızları – Kemal Ekin Aysel

Vittorio De Sica’nın, sinema tarihinin en önemli yapıtlarından birini, “Bisiklet Hırsızları”nı (Ladri Di Biciclette) oluşturmak üzere yola çıkarken çok yalın bir fikri vardır. Arzusu, bir adamın kentte bir gününü, sokaklarda yaşadıklarını bir buçuk saate sığdırmaktır başlangıçta. Silik, gözden rahatlıkla kaçabilecek, ‘değersiz’ bir adamdır bu. Herhangi bir işçidir. Kendisinden çalınan bisikleti arar durur Roma sokaklarında. De

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Yaşamaya susadığınız halde, dolambaçlı mantık yollarıyla yaşam sorunlarını tartışmaya kalkışıyorsunuz. Hem sırnaşık, küstahça davranışlarda bulunuyorsunuz, hem de korkudan ödünüz patlıyor. Saçmaladığınız zaman keyfinize diyecek yok, ama küstahlığa başladınız mı, hemen ürküyor, özür üstüne özür diliyorsunuz. Bir yandan bize korkmadığınızı söylüyor, öte yandan yaltaklanmaktan geri durmuyorsunuz.

XI Varıp dayandığımız sonuç: En iyisi hiçbir şey yapmamaktır. Bir köşeye çekilip, seyirci kalmaktan iyisi var mı? Onun için yaşasın yeraltı! Normal insanı ölesiye kıskandığımı söyledim, gördüğüm kadarıyla gene de onların durumunda olmak istemem. (Kıskanmaktan geri durmayacağım gene de… Ama hayır, hayır, ne olursa olsun yeraltı daha kazançlı!) Orada hiç olmazsa insan… Eh!.. Şimdi bile

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Gelgeç gönüllü, tutarsız bir yaratık olan insanoğlu, belki de satranç oyunları gibi hedefi değil, hedefe giden yolu sever. Kim bilir, belki insanın yöneldiği tek hedef, hedefini elde etmek için harcadığı sürekli çabadır, başka bir deyişle yaşamın kendisidir.

IX Elbette şaka ediyorum, sayın okuyucularım, şakalarımın bayat kaçtığını da bilmiyor değilim; ama söylediklerimin tümünü şaka sanmak da doğru değildir. Belki dişlerimi gıcırdata gıcırdata takılıyorum size. Baylar, ne olur, canıma okuyan bazı sorunların çözümünü verin ben de kurtulayım! Örneğin, bir insanı köklü alışkanlıklarından kurtarmak, iradesini bilimin, sağduyunun verileriyle bağdaşacak biçimde düzenlemek istiyorsunuz. İnsanın böyle bir

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Çıkar! Nedir bu çıkar denen şey! İnsanoğlunun çıkarının nerede olduğunu kesinlikle belirtebilir misiniz? Biri tutar, çıkarını, kendisi için iyilik değil de kötülük istemekte görürse, hatta böyle yapmak zorunda kalırsa, buna ne demeli?”

VII Fakat bunlar tatlı düşlerden başka nedir ki? Lütfen söyler misiniz, insanların gerçek çıkarlarını bilmemeleri yüzünden kötülük yaptıklarını ilk kez kim ortaya attı, kim böyle akıllıca bir söz etti? Sözüm ona, insanoğlunun kafası aydınlanır, gerçek çıkarları gözlerinin önüne serilirse burnunu kirli işlere sokmaktan geri durarak, bir anda soylu, temiz yürekli biri olur çıkarmış. Bunun nedeni

okumak için tıklayınız