Yazar: cemalumit

Dostoyevski: Keşke boş duruşum aylaklığımın yüzünden olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük bir saygı duyardım! Hiç olmazsa tembelliğim, güvenebileceğim belirli bir özelliğim var diye kendime en büyük saygıyı beslerdim.

VI Keşke boş duruşum aylaklığımın yüzünden olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük bir saygı duyardım! Hiç olmazsa tembelliğim, güvenebileceğim belirli bir özelliğim var diye kendime en büyük saygıyı beslerdim. Birisi benim için “Kim bu adam?” diye sorunca, “Tembelin biri!” karşılığını verirlerdi. Böyle bir söz duymayı çok isterdim. Benim de belirli bir niteliğim, hakkımda söylenecek

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Kendimi herkesten akıllı saymamın tek nedeni, bitirmek şöyle dursun, yaşamım boyunca hiçbir şeye başlamamış olmamdır. Ben de herkes gibi gevezenin, zararsız, ama can sıkıcı gevezenin biri olayım, ne çıkar!”

V Küçülmesinde bile tat bulmaya kalkışan bir adamın kendisine ufacık bir saygısı kalabilir mi? Haydi, siz söyleyin! Bunu umut kırıcı bir pişmanlık sonunda söylemiyorum. Öteden beri, “Beni bağışla babacığım, bir daha yapmam” demekten nefret etmişimdir. Böyle söylemeyi beceremediğim için değil; tam tersine, kolaylıkla, hem de çok rahat söyleyebildiğim için nefret etmişimdir bu sözden. Zerrece suçum

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Her şeyi anlayan bir adam kendine nasıl saygı duyar?”

IV – Kah-kah-kah! Güleyim bari… Şu halde sizce diş sızısında bile haz vardır, diyeceksiniz. – Elbette! derim ben de size. Diş ağrısının da ayrı bir hazzı vardır. Tam bir ay dişlerim ağrıdığı için çok iyi bilirim. Kuşkusuz bu durumda açıkça öfkelenilmez, iniltiler çıkarılır, ama bu iniltiler içten gelmeyen, sinsi iniltilerdir. Sorun da burada zaten. Acı

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Öç almak isteyen, kendilerini öç hissine kaptırdılar mı, bu duygu varlıklarında her şeyi siler süpürür.

III Öç almak isteyen veya genel olarak kendini korumasını bilen dişli kimseler bunu nasıl yapar? Böyleleri kendilerini öç hissine kaptırdılar mı, bu duygu varlıklarında her şeyi siler süpürür. Böyle bir adam kudurmuş bir boğa gibi, boynuzlarını öne eğerek hedefe doğru atılır ve ancak önüne çıkan bir duvar onu durdurabilir (bu arada, o içi dışı bir

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar.

II Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar. Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım. Yazık ki buna bile layık olamadım. Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık. İnsana, gündelik hayatını sürdürmesi için gereken anlayışın yarısı,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Ben hasta bir adamım… Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben.

I Ben hasta bir adamım… Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. Galiba karaciğerimden zorum var. Doğrusu hastalığımın ne olduğunun da farkında değilim ya, hatta neremin ağrıdığını bile iyice bilemiyorum. Tıbba ve doktorlara saygım olduğu halde tedavi olmuyorum ve asla olmayacağım. Bir yandan da aşırı ölçüde, mesela tıbba saygı besleyecek kadar boş inançlara bağlıyım. (Boş

okumak için tıklayınız

Medeniyetin kendisi de daha büyük bir başka tuzak olabilir mi acaba?

Büyük Deney Mantığa vurulmuş saçmalıklardan hoşlanan biri bir keresinde uzmanları, “Hep daha azı, daha azı hakkında hep daha çok, daha çok şey öğrenen, bilen insanlar; sonunda hiçbir şey hakkında her şeyi bilirler,” diye tanımlamıştı. Birçok hayvan son derece uzmanlaşmıştır, bedenleri özgül ekolojik yaşam ortamlarına ve tazlarına uyarlanmıştır. Oysa kısa vadede getirdiği ödüller olsa da uzmanlaşma

okumak için tıklayınız

Gauguin’in Soruları: Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz?

Gauguin’in Soruları Fransız ressam ve yazar (hakkında aktarılanların çoğuna göre deli, kötü ve tanıması tehlikeli) Paul Gauguin Darwin ile diğer Victoria dönemi bilim insanlarının neden olduğu kozmolojik bir baş dönmesinden mustaripti hep. Gauguin 1890’larda Paris’ten, ailesinden ve işi borsa simsarlığından kaçıp tropiklerde yerli kızların resimlerini yapmaya (ve onlarla yatmaya) gitti. Istıraplarla kıvranan ruhların birçoğu gibi,

okumak için tıklayınız

Nazca Çizgileri Neydi?

Nazca Çizgileri Neydi? 1926 Eylülünde, iki arkeolog Peru’nun güneybatısında, Nazca kasabası yakınlarındaki kayalık yamaçlara tırmandı. Perulu Toribio Mejia ve Amerikalı Alfred Kroeber’in amacı yakınlardaki bir mezarlığı görmekti. Sonra, bir an için durup, aşağıdaki düz, taşlık çöle baktıklarında, gözlerine ufka doğru uzanan çok sayıda uzun, doğru çizgiler çarptı. İki bilim insanı da o an için bu

okumak için tıklayınız

Troya Savaşı Gerçekten Oldu Mu?

Troya Savaşı Gerçekten Oldu Mu? Çanakkale’den sadece birkaç kilometre uzaklıkta, Trakya’yı Anadolu topraklarından ayıran dar boğazın Asya yakasında, Hisarlık adlı küçük bir tepe vardır. Heredot, Ksenefon, Plutarkhus ve diğer Yunanlı ve Romalı klasik yazarlara göre, burası Troya’nın, Homeros’un İlyada ve Odysseia’sında geçen Troya’nın bulunduğu yerdir. Klasik Yunanlılar, Homeros’un Troya’yı sahiden görmüş olduğundan emin değillerdi. Buna

okumak için tıklayınız

Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler?

Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler? Yaklaşık olarak İÖ 450’de, Heredotos, bütün hazinesini tüketince, kız kardeşini belli bir miktar getirmesini emrederek, bir geneleve gönderecek kadar soysuz bir firavun olan Khufu hakkında anlatılan bir öyküyü nakletmişti. Sadık kız kardeş denileni yapmıştı. Ama yattığı erkeklerin sayısının dışında, başka bir şeyle anımsanacağı umuduyla, yattığı her erkekten kendisine bir taş

okumak için tıklayınız

GÜNDÜZ VASSAF: Sessizlik sözlerin yokluğu demek değildir. Doldurulması gereken bir boşluk değildir o. Sessizlik sözcüğü bile yanlış.

Konuşmak da bir deneyim biçimidir. Ama ille de sessizliğin yerini tutması gerekmez. Sözler gereklidir, ama bir düzen duygusu vermek için değil. Sessizlik sözlerin yokluğu demek değildir. Doldurulması gereken bir boşluk değildir o. Sessizlik sözcüğü bile yanlış. Ozanlar, sessizliğin seslerine kulak verirler. Sözcükler, deneyimleri arttırmak içindir, onları sınırlamak için değil. Bu, bizi kısıtlayan daha az söz

okumak için tıklayınız

GÜNDÜZ VASSAF: Tehlikeli ve bilinmeyen olasılıklar vaat eden şey, yine sessizliktir. Hayal gücümüzü zenginleştiren, sessizliktir.

Suskunluk, duyuların yoğunlaşmasına yol açar – insanlar arasındaki sessizlik, iletişimin çoğalmasını sağlar. Çünkü sessizliğin içinde, ikimizden ya da üçümüzden daha büyük olan bir şeyi paylaşırız. Sessizlik, duyularla algılananların tümünün doruk noktasıdır. Söylenen sözcük, sessizliğe yapılmış bir müdahale, bütünlüğe yapılmış bir tecavüzdür. Sözcükler toplam deneyimimizin küçücük bir bölümünü bulandırır, farklılaştırır, sınıflandırır ve en sonunda onu yeni

okumak için tıklayınız

GÜNDÜZ VASSAF: Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz.

Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Sözcükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zorla kabul ettirmiş oluruz. Kendimizi güvende hissederiz. Sözcük kullanmamız, etrafı

okumak için tıklayınız

GÜNDÜZ VASSAF: Ezilenler arasında en az delilerle ilgileniriz.

Ezilenler arasında en az delilerle ilgileniriz. 1960’larda Vietnam, 1930’larda kadınlara oy hakkı hareketi, ABD’de ve Güney Afrika’da zenci hareketleri, eşcinsel hareketler, anti-nükleer akımlar ve benzeri tüm hareketler, doğrudan ilişkisi olmayanlar tarafından bile, dünyanın dört bir yanında coşkulu bir destek görmüştür. Üstelik bunların hepsi, aydınlar arasında da revaçtaydı. Ne var ki, deliler genellikle “sahipsiz” kalmışlardır. Neden?

okumak için tıklayınız

AFORİZMALAR ve FELSEFİ NOTLAR/4 Nejdet Evren

I. Her görüntü gizlenen içsel ve yaratılmak istenen dışsal bir algı için vardır; dışsal algıya kapılıp yanılmak içsel gerçeği görmeye engel olur; bu nedenle sebep-sonuç ilişkisine bakmak ve görselin kime ne kazandırıp kime ne kaybettirdiğini görmek ve anlamak gerekir; sosyal demokrasinin içinde gizli statüko bu şekilde görünemez olabilmekte, toplumsal muhalefeti sönümlendirmektedir…. II. Fransız İhtilali’nden bu

okumak için tıklayınız

Cepteki Sihirbaz: Kompakt Fotoğraf Makinesiyle Büyülü Kareler Yakala!

Cepteki Sihirbaz: Kompakt Fotoğraf Makinesiyle Büyülü Kareler Yakala! Cep telefonları geliştikçe fotoğraf çekmek de bambaşka bir hal aldı, değil mi? Ama o küçük ekranda yakalayamadığımız anlar, detaylar var hâlâ. İşte tam da burada devreye kompakt fotoğraf makineleri giriyor! Bu minik sihirbazlar, profesyonel bir DSLR’ın kalitesini vermese debavul taşıtacak kadar kocaman değil. Tam sırt çantanıza, hatta

okumak için tıklayınız

FRIEDRICH NİETZSCHE Felsefesi

FRIEDRICH NİETZSCHE I. Nietzsche’nin Ataları Nietzsche, Darwin’in çocuğu, Bismarck’ın kardeşiydi. İngiliz evrimcileriyle, Alman milliyetçilerini gülünç duruma düşürmüş olması önemli değildir. Etkisi altında kaldığı kişileri yermek âdetiydi. Borcunu bilinçdışı yolla böyle ödemiş oluyordu. Spencer’in ahlâk felsefesi, evrim kuramının gerekli sonucu değildir. Hayat, sonunda, kendisine en uygun olanın sağ kalacağı bir mücadeleyse, kuvvet en son erdem, zayıflıksa

okumak için tıklayınız

HERBERT SPENCER Felsefesi

HERBERT SPENCER I. Comte ve Darwin Kant’ın felsefesi, bile bile geleneksel düşünüş biçimlerine öldürücü bir darbe indirmiş, bilmeyerek de bütün metafizikleri yıkıma sürüklemiştir. Çünkü metafizik, düşünce tarihi boyunca, gerçeğin son niteliğini açığa çıkarma çabasıydı, artık insanlar, gerçeğe hiçbir zaman deneyle yanaşılamayacağını, en güvenilir kaynaktan öğrenmiş bulunuyorlardı. En üstün insan aklı bile, olguların (fenomenlerin) ötesine geçemez,

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER Felsefesi

SCHOPENHAUER I. Çağı XIX. yüzyılın birinci yarısının, İngiltere’de Byron, Fransa’da De Musset, Almanya’da Heine, İtalya’da Leopardi, Rusya’da Puşkin ve Lermontov gibi kötümser şairler; Schubert, Schumann, Chopin ve hattâ son dönemdeki Beethoven (ki kendisini iyimser göstermek isteyen bir kötümserdi) gibi kötümser besteciler ve hele Schopenhauer gibi son derece karamsar bir filozof yaratması nedendi? Schopenhauer’in “İstem ve

okumak için tıklayınız