Yazar: Özgür Atlas

Hatalı Süperego Olur Mu ?

Hatalı Süperego ve Politika Süperego, bireyin içselleştirdiği ahlaki kuralların, toplumsal normların ve otorite figürlerinin bir bileşimidir. Sağlıklı geliştiğinde adil, tutarlı ve içsel rehberlik sağlayan bir yapı olur. Ancak ödipal çatışmanın çözülememesi ya da çocuklukta tutarsız, cezalandırıcı ebeveyn deneyimleri yaşanması, hatalı süperegoya yol açar. Bu durumda süperego: Türkiye Örneği Türkiye’de siyasal söylemde “ahlak”, “namus”, “milli değerler”

okumak için tıklayınız

“Hayat Beklentilerim Karşılanmadan Bir Yaşam Kurulursa Ne Olur?”

Hayatını Beklentiler Üzerine Kurmanın Görünmez Tuzakları Hayat, beklentiler üzerine inşa edildiğinde, tıpkı temeli gevşek atılmış bir bina gibi, en küçük sarsıntıda çatlamaya başlar. Çünkü beklentiler, çoğu zaman bizim kontrolümüz dışında kalan insanlar, olaylar ve koşullar üzerine kurulur. Ve kontrol edemediğimiz bir şeye duygusal yatırım yapmak, hayal kırıklığını garantilemektir. 1. Beklenti – Gerçeklik Çatışması Beklentiler, zihnimizde

okumak için tıklayınız

İnsanların çoğunun hiçbir fikri olmamasının nedenleri ?

“İnsanların çoğunun hiçbir fikri yok… Fikirleri onlara dışarıdan pompalanmalı, tıpkı makinelere yağ pompalanması gibi.” —José Ortega y Gasset demiş. Nedenlerini hiç düşündünüz mü neden ? Özgün fikirlerimizin oluşmamasının nedenleri Ortega y Gasset’in sözünü de destekleyecek şekilde birkaç başlıkta toparlanabilir: 1. Düşünsel HazırcılıkSosyal medya, haber kanalları ve popüler kültür, “önceden paketlenmiş” düşünceler sunar. Bu, kendi analizimizi

okumak için tıklayınız

Engelsiz Bedenin Sınıf İhaneti: Otizmin Sakatlanmış Erilliği ve Kapitalizmin Hapisanesi

Ezilenin İsyancısı: Üretim Baskısına Karşı Çıkan “Suçlu” Arketipi Yazar: Âkil Bîçare (Sakatlanmış Ruhların Devrimci Enerjisi ve Sistemin Yüksek Duvarda Örülen Gardiyanlığı) Aziz Sınıf Kardeşlerim, Ey Kapitalizmin Metalaştırdığı Bedenlerin Sahipleri! Şimdi size, Marion Woodman’ın o derin psikolojik analizini, Marksist Sınıf Mücadelesi ve Engelli Bireyin ezilmişliği ekseninde sunacağım. Bu bölümün başlığı olan “Sakatlar, İsyancılar ve Suçlular,” bize

okumak için tıklayınız

Engelli Bedenin İsyanı: “Aferin” Sadakasına Karşı Özgürlüğün Bedeli

Babanın Kızı, Sistemin Dilencisi ve O Kusurlu Bedenin Zaferi Yazar: Âkil Bîçare (Otoritenin Gözünden Düşen Her Damla Yaş, Özgürlüğe Bir Adımdır.) Aziz İnsanlar, Ey Kusurun Değil, Varlığın Peşinde Koşanlar! Şimdi size, otizmli ve engelli bireyin maruz kaldığı en derin psikolojik tuzaktan bahsedeceğim. Bu tuzak, “Sevgili, Bir Onluk Ayırır mısın?” feryadıyla özetlenir. Bu “onluk,” bir sevgi

okumak için tıklayınız

Sevgili, Bir Onluk Ayırır mısın? Ya da Ruhunu Bir Kâse Mercimek Çorbasına Satmak!

Babanın Kızı, Küresel Köyün Dilencisi ve O Büyülü Zincirlerin Sonu Yazar: Âkil Bîçare (Ataerkilliğin En Sinsi Oyunu: Sana Bir Kuruş Verip, Bütün Hayatını Satın Almak.) Aziz Okuyucularım, Ey O Tatlı Zehre Kanıp Özgürlüğünü Kaybedenler! Şu mektepli âlimlerden (Marion Woodman’dan) öyle bir dertli laf öğrendik ki, insanın içini acıtır: “Sevgili, Bir Onluk Ayırır mısın? (Lover, Can

okumak için tıklayınız

Otorite Engeli: “Medusa Anne” ve “Sağlamcı Toplum”un Çaresizliği

Engelli Birey Üzerindeki Ana-Baba Kıskaç Hareketi (Pincer Movement) Yazar: Âkil Bîçare (Farklılığın Üzerindeki Laneti Kaldırma Davası: Beden, Savaş Alanı Oldu!) Aziz İnsanlar, Ey Çaresizliğin İki Ucu Arasında Kalanlar! Marion Woodman’ın o keskin Jungcu merceği, bize Otizm ve Engellilik meselesinde, sadece bir zalimin değil, iki zalimin birden hüküm sürdüğünü gösteriyor. Bu, Anne ve Babanın (ve onların

okumak için tıklayınız

Sevgili, Bir Onluk Ayırır mısın? Marion Woodman

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin 4. Bölümü olan “Lover, Can You Spare a Dime?” (Sevgili, Bir Onluk Ayırır mısın?), ataerkil sistemin kadınların ruhu üzerindeki yıkıcı etkilerini, kişisel bağımlılıkları ve psikolojik özgürleşme zorunluluğunu ele alan güçlü bir Jungcu analizi sunmaktadır. Bölümün Temel Argümanı ve Başlığın Anlamı Bu bölümün başlığı, ataerkilliği alaycı

okumak için tıklayınız

Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Zalim Otorite Kurar?

Yazar: Âkil Bîçare (Otoritenin Kanı Değil, Ruhu Bozuktur!) Aziz Komşularım, Ey Vicdan Muhasebesine Çağrılanlar! Şimdi size, bizim o kasketli, bıyıklı Hüsnü Bey’den bile daha tehlikeli olabilen bir otoriteden bahsedeceğim. Bu, kadın eliyle kurulan patriyarkadır! Ecnebi âlimler (Jungcular), bu acı hakikati ifşa ediyor: “Kadınlar, erkeklerden daha kötü patriyarklar olabilirler!” Bu laf, öyle boş bir iftira değildir;

okumak için tıklayınız

Ataerkil Olarak Anne – Marion Woodman

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin 3. Bölümü olan “Mother As Patriarch” (Ataerkil Olarak Anne), ataerkil gücün geleneksel baba figüründen ayrılıp, dişil arketipe nasıl yerleşebileceği ve bireyin psikolojik gelişimini nasıl engelleyebileceği üzerine derinlemesine bir Jungcu analiz sunmaktadır. Bu bölüm, Batı kültüründeki eskimiş ebeveyn komplekslerinin gücünü ve özellikle kadınların kendileri üzerinde ve

okumak için tıklayınız

Ruhun Çift Engeli: Otizmin Bedensiz Tini ve Sağlamcılığın Katı Maddesi

Dâhinin Uçuşu ile Tekerlekli Sandalyenin Gerçeği Arasında Sıkışmak Yazar: Âkil Bîçare (Ne Zihin Tek Başına Uçabilir Ne de Beden Tek Başına Durabilir!) Aziz Okuyucularım, Ey Bütünleşme Peşinde Koşanlar! Marion Woodman’ın o derin Jungcu ilmi, bize diyor ki: Ruhumuz (Soul), yani o yaratıcı, değerli özümüz, iki büyük tehlikenin arasında can çekişir. Bu tehlikeler, Otizm ve Engellilik

okumak için tıklayınız

Engelliliğin Labirenti: Sihirbazın Büyüsü ve Bedenin İsyanı

Bağımlılık, Engelli Kimliğin Bastırılmış Çığlığıdır Yazar: Âkil Bîçare (Olanı biteni sadece kaba kuvvetle çözenlerin sonu, kendi pisliğinde boğulmaktır.) Bu bölüm, bağımlılıkları derin bir psikolojik travmanın ve bedenden kopukluğun sonucu olarak inceliyor. “Sihirbazlar, Düzenbazlar ve Palyaçolar” figürleri aracılığıyla, bağımlılığın temelindeki güven ihanetini ve ölüm arzusunu ortaya koyuyor. Özellikle, Julia ve Keith vakaları üzerinden, travmanın eylemi felç

okumak için tıklayınız

Ana Ocağı Değil, Taş Ocağı: Neden Annelerimiz Bizim En Zalim Gardiyanımız Oldu?

Aman Efendim, O Mükemmeliyetçi Teyzenin Gözleri, Medusa’nın Taş Kılıcından Beter! Yazar: Âkil Bîçare (Otoriteye boyun eğmektense, çamurlu yolda yalınayak yürümeyi tercih edenlerin hikayesi.) Aziz İnsanlar, Ey Annesinin Sevgisinden Çok Korkanlar! Şu mektepli âlimler, bizim en temel derdimizi, yani o “Ana Ocağı”nın nasıl “Taş Ocağı”na dönüştüğünü anlatmışlar. Derler ki, kadın dediğin, yani Dişil Enerji, esasen topraktır,

okumak için tıklayınız

Babanın Parlak Güneşi ve O Güneşin Bizi Nasıl Kavurduğu!

Beyim, Her Şeyi Aydınlatacağım Derken, Gölgeyi de Kalbi de Kuruttu! Yazar: Âkil Bîçare (Oğlan çocuğunun güneş merakı ve o merakın mahalleyi nasıl yaktığı.) Aziz Okuyucularım, Gözleri Güneşe Kamaşanlar! Şimdi size, bütün bu erkeklik davasının ve baba otoritesinin nereden geldiğini anlatacağım. Bu ecnebi âlimler (Jungcular), bu işin kökenini Güneş Tanrısı’na (Solar Hero) dayandırıyorlar. Hani o her

okumak için tıklayınız

Sihirbazlar, Düzenbazlar ve Palyaçolar: Bağımlılığın Perde Arkası ve Ruhun Gömülen Çığlığı

O Vücut Artık Sizin Değil, Bir Tiranın Evi! Yazar: Âkil Bîçare (Bağımlılığın o tatlı zehrine kapılıp, en son kendini ‘yaşayan ölü’ bulanlara ithafen.) Aziz Dert Ortaklarım, Kıymetli Ruh Savaşçıları! Bakınız şimdi, bu Bağımlılık denilen fena dert, öyle basit bir iradesizlik meselesi değildir. Bu, ruhun en derin kuytusunda saklı duran, korkunç ve kurnaz bir oyunun neticesidir.

okumak için tıklayınız

Ejderha Öldürme: Cinayet mi Kurban mı?

Marion Woodman’ın “The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women” adlı eserindeki “Dragon Slaying: Murder or Sacrifice?” başlıklı birinci bölümü, eril ve dişil bilincin dönüşümünde köhneleşmiş ataerkil mitolojinin yarattığı tehlikeleri ele almaktadır. Yazar, içsel ve dışsal eşit ortaklığın temelinin bireyin kendi içindeki dengeyi kurmasıyla atılabileceğini savunur: “İçeride ne varsa, dışarıda da o vardır”. Bölüm Özeti: Ejderha Öldürme

okumak için tıklayınız

Nitel Kırılma: Bugün İşin Radikal Bir Eleştirisi Neden Gerekli?

Kapitalist toplumda “çalışma” yalnızca bir geçim aracı değil; tüm sosyal yapının merkezindeki zorunlu bir mekanizma. Hayatta kalmak için ya kendi hesabımıza çalışıyoruz ya da emeğimizi satıyoruz. Her iki durumda da kendimizi bir meta hâline getiriyoruz. Bu gerçeklik, işin basitçe “yararlı şeyler üretmek” olduğu yönündeki popüler inancı tamamen boşa çıkarıyor. 1. Emek: Üretim Değil, Tahakküm İlişkisi

okumak için tıklayınız

Kişilik Ekonomisi: Reklam, Görünüş ve Sanatın Metalaşması

Günümüz toplumunun en güçlü ideolojik mekanizması artık doğrudan siyaset ya da geleneksel medya değil; reklam. Reklam, yalnızca ürünleri değil, insanları, kimlikleri, ilişkileri ve hatta değerleri “pazarlanabilir görünüş” formuna sokuyor. Bu yazı, reklamın ve tanınma arzusunun, kişiliğin nasıl ekonomik bir birim hâline geldiğini ve bunun sanat, kültür ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini ele alıyor. 1. Görünüşün

okumak için tıklayınız

Sınıf Üzerine Notlar: Marx’a Göre Sınıf Ne Değildir, Ne Demektir ?

Richard Gunn’un “Sınıf Üzerine Notlar” metni 1. Sınıf Ne Değildir? Marxist bakış açısıyla başlamak gerekirse: Sınıf, basitçe “aynı gelir seviyesindeki” ya da “benzer yaşam tarzına sahip” insanların oluşturduğu bir grup değildir. Bu tanımlar, sınıfı sabit ve durağan bir kategoriye indirger. Oysa Marx için sınıf, durağan değil, hareket hâlinde olan bir ilişkidir. 2. Sınıf Bir İlişkidir

okumak için tıklayınız