Yazar: Özgür Atlas

Medeniyetin Mazoşizmi Mi ? : Kendimize Çektirdiğimiz Acı

Medeniyet dediğimiz şey iki temel dürtü üzerine kurulu: Yani bir yandan çalışıyoruz, diğer yandan çalışmamanın hayalini kuruyoruz. Ve işin ironisi şu: Çalışmamanın hayalini kurabilmek için bile çok çalışmamız gerekiyor. Sanat da, şiir de, eleştirel düşünce de, karnın tok, evin sıcaksa gelişiyor. Doğaya Karşı Uygarlık Uygarlık kendini “doğaya karşı” tanımlar. Doğa, onun gözünde sadece kör bir

okumak için tıklayınız

Psikanalistlere Açık Mektup

Marcus Coelen, Patricia Gherovici, David Lichtenstein, Evan Malater, Jamieson Webster Belirsizlikte Anlam Arayışı Belirsizlik bu kadar yoğun olduğunda, kesinlik üreten anlatılar kurma dürtüsü artar.Ve bu anlatılar, her yerde karşımıza çıkan o tanıdık “ruh sağlığı tavsiyeleri” ile el ele gider: Bütün bu iyi niyetli formüller, krizin başındaki pirus zaferleri gibi: gerçek deneyim çoğu zaman ifade edilmiyor.

okumak için tıklayınız

Normalliğin Patolojisi: Patolojik Mızrak Ucunda

Kolektif Narsisizmin Yükselişi Son yıllarda, giderek daha fazla duygusal fırtınalara kapılan, mantıksızlaşan ve düşünme yetisini yitiren kolektif bir narsisizm hareketi tanık olduğumuz bir gerçek.Bu durumun politik bir aidiyetle doğrudan ilgisi yok. Siyaset, bugün faşizan bir estetik ve fetişleşmiş bir gösteriden ibaret hâle geldiğinde, artık önemini kaybediyor.Demokratların ya da Cumhuriyetçilerin –veya herhangi bir partinin– “dünün içeriği”

okumak için tıklayınız

Bir Sanat Eseri Olarak Devlet

Bugün bizi yöneten liderlerin saçmalığı, bize karşı kolektif üstünlüklerinin ironik bir ölçüsüdür. Kapitalist sistem ne kadar kusursuz işlemeye başlarsa, yöneticileri o kadar gülünç, tesadüfi ve kolayca harcanabilir hâle gelir. Eğer bir sistemin çalışabilmesi için “yetenekli” bir lidere ihtiyaç varsa, bu zaten sistemin kusurlu olduğunun göstergesidir. Tersine, yetenekli bir liderin devre dışı kaldığında bile işler yolunda

okumak için tıklayınız

Gözlerinizi Kullanmadan Nasıl Gülümsersiniz? Parçalanma ile Entegrasyon Arasındaki Gizli Bağ

1. Lotus Yiyenler ve Umut Kaybı 2. Parçalanma Çağı 3. Gösteri ve Tutarsızlık 4. Parçalanma–Entegrasyon Diyalektiği 5. Teknoloji ve Hafıza 6. İçselleşme Krizi 7. Mesafe ve Mahremiyetin Yitimi 8. Mahremiyetin Krizi 9. Okuryazarlığın Dönüşümü 10. Sonuç: Parçalanma İçinde Kendini Toplamak 💡 Özet Düşünce:Modern toplum, parçalanma ve entegrasyonu aynı anda üretiyor. Bu süreçte bireyin mahremiyetini, eleştirel

okumak için tıklayınız

“Sen ruhunda gereksinim duyduğun şeyin kölesisin.”

C.G.Jung, Kırmızı kitap, s.195 Jung’un bakış açısından “ruhta gereksinim duyulan şey” çoğu zaman yüzeyde gördüğümüz ihtiyaçlardan farklıdır; daha derinde, bilinçdışının sesine, eksik kalan bütünlüğe, gölgede kalan yanlara dair bir açlıktır. Bu, kişiden kişiye değişir ama birkaç ana başlıkta şöyle örneklendirilebilir: Jung’un uyarısı burada şu: Bu gereksinim, eğer farkında olunmazsa, bir içsel zorbaya dönüşür. Çünkü bilinçdışı

okumak için tıklayınız

Gerçeklik Algısının Bozulduğunu Nereden Anlarım? Gündelik Hayattan ve Edebi Eserlerden Örnekler

Hepimiz dünyayı kendi “filtrelerimiz”den geçirerek algılarız. Deneyimlerimiz, inançlarımız, beklentilerimiz ve hatta anlık ruh halimiz, gerçekliği nasıl yorumladığımızı etkiler. Ancak bazen bu filtreler o kadar bozulabilir ki, gerçekle aramızdaki bağ kopar. Gerçeklik algısının bozulduğunu nereden anlarız? Bu durum, hem gündelik hayatımızda karşımıza çıkabilen hafif bilişsel çarpıtmalarda hem de edebi eserlerdeki derin karakter analizlerinde kendini gösterir. Gündelik Hayattan Örnekler:

okumak için tıklayınız

Kolektif Körlük Bir Ülkeyi Yıkıma Sürükler mi?

Kolektif körlük, bir toplumun veya grubun, açık ve belirgin sorunları, tehlikeleri veya gerçekleri görmezden gelme, inkar etme veya aktif olarak çarpıtma eğilimidir. Bu durum, bireysel bilinçdışının toplumsal düzeydeki bir yansıması olarak da düşünülebilir; tıpkı bastırılmış arzuların kişiyi yoldan çıkarması gibi, kolektif körlük de bir ülkeyi felakete sürükleyebilir. Kesinlikle, kolektif körlük bir ülkeyi yıkıma sürükleyebilir. Tarih boyunca ve

okumak için tıklayınız

Yoksulluktan Zenginliğe: Sınıf Bilinci Evrim Geçirir mi?

Karl Marx’ın teorisinin merkezinde yer alan sınıf bilinci kavramı, bir sosyal sınıfın kendi toplumsal ve ekonomik konumunu, sınıfının yapısını ve ortak çıkarlarını idrak etmesi anlamına gelir. Marx, bu bilincin işçi sınıfını devrime götüreceğine inanıyordu. Ancak bir bireyin yoksulluktan zenginliğe geçişi, yani sosyal hareketlilik, onun sınıf bilincini nasıl etkiler? Sınıf bilinci bu süreçte “evrim” geçirir mi, yoksa kökenlerin etkisi

okumak için tıklayınız

Zenginlerin Sınıf Bilinci ve “Kim Kimi Kandırıyor?”: Tarihsel Örneklerle Bir Sorgulama

Karl Marx, sınıf bilincini genellikle ezilenlerin, yani işçi sınıfının kendi sömürülerinin farkına varması ve kolektif eyleme geçmesiyle ilişkilendirmiştir. Ancak Marxistler, sadece proletaryanın değil, egemen sınıfların da derin bir sınıf bilincine sahip olduğunu ve bunu kendi ayrıcalıklarını korumak için ustaca kullandığını savunurlar. Peki, tarih bize bu konuda ne söylüyor? Ve bu “sınıf bilinci” savaşında, kim kimi daha iyi kandırıyor: zenginler mi

okumak için tıklayınız

AVM’lerin Lüksü Neden Çekicidir ve Ona Neden Teslim Oluyoruz ?

Alışveriş merkezleri (AVM’ler), modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Özellikle lüks AVM’ler, sadece birer alışveriş alanı olmanın ötesine geçerek, bizleri adeta bir cazibe ağına düşürüyor. Peki, AVM’lerin sunduğu bu lüks neden bu kadar çekici? Ve daha da önemlisi, bu cazibeye neden kolayca teslim oluyoruz? Bu durumun ardında yatan psikolojik, sosyolojik ve ekonomik dinamikleri incelemek, AVM’lerin aslında nasıl birer

okumak için tıklayınız

Görünüşte Ahlaklılık: Toplumun İkiyüzlü Aynası

Görünüşte ahlaklılık, toplumda sıkça karşılaştığımız, bireylerin veya grupların, dışarıdan bakıldığında ahlaki, erdemli ve kuralcı bir duruş sergilerken, aslında iç dünyalarında veya kapalı kapılar ardında bu değerlere aykırı davranışlar sergilemesidir. Bu, bir tür ikiyüzlülük halidir ve toplumsal güveni, adaleti ve şeffaflığı derinden zedeler. Görünüşte Ahlaklılığın Dinamikleri Görünüşte ahlaklılık, çeşitli psikolojik ve sosyolojik dinamikler üzerinden işler: Edebi Eserlerden Örnekler:

okumak için tıklayınız

Rüşvet: Burjuvazi, Manipülasyon ve Psikodinamik Bir İnceleme

Rüşvet, toplumun kılcal damarlarına sızan, güveni kemiren ve adaleti yozlaştıran evrensel bir olgudur. Tarihsel olarak insanlık kadar eski olan bu pratik, sadece bireysel ahlaki zaafiyetlerden değil, aynı zamanda burjuvazinin manipülatif stratejilerinden ve bireyin psikodinamik süreçlerinden beslenir. Bu yazıda, rüşvetin bu üç boyutlu karmaşıklığını ele alacak, neden bu kadar yaygın olduğunu ve neden bu kadar tehlikeli olduğunu irdeleyeceğiz. Rüşvetin Psikodinamiği:

okumak için tıklayınız

Burjuvazinin Şeffaf Olması Mümkün Müdür ?

Burjuvazinin şeffaflığı, karmaşık ve çok katmanlı bir konudur; basitçe “evet” ya da “hayır” diye cevaplamak mümkün değildir. Genel olarak, burjuvazinin tam anlamıyla şeffaf olmadığı, aksine kendi çıkarlarını korumak için belirli stratejiler ve mekanizmalar kullandığı söylenebilir. Şeffaflık ve Çıkar Çatışması Şeffaflık, genellikle bir sistemin veya grubun faaliyetlerinin ve kararlarının dışarıdan açıkça görülebilir, denetlenebilir ve anlaşılabilir olmasını ifade eder. Burjuvazinin

okumak için tıklayınız

Albert Einstein, “Neden Sosyalizm?” (Why Socialism?)

Einstein, makalesini 1949 yılında, Soğuk Savaş’ın başlangıcında, ABD’deki anti-komünist atmosferin ifade özgürlüğünü kısıtladığı bir dönemde yazmıştır. Bu makalede Einstein, kapitalist sistemin temel sorunlarını ele almış ve bu sorunlara karşı bir çözüm olarak sosyalizmi savunmuştur. Bu makalesinde ana hatlarıyla şunları demek istemiştir: 1. Kapitalizmin Temel Sorunları Einstein’a göre, kapitalizmin en büyük kötülüğü bireyin sakatlanması ve deforme olmasıdır. Özellikle

okumak için tıklayınız

Yapay Zeka Bireyin Potansiyelini Açığa Çıkarır mı? Fırsatlar ve Riskler

Yapay zeka (YZ), günümüzün en dönüştürücü teknolojilerinden biri olarak hayatımızın her alanına sızıyor. Eğitimden sağlığa, sanattan iş dünyasına kadar pek çok alanda YZ’nin etkilerini görüyoruz. Peki, bu güçlü teknoloji, bireyin potansiyelini gerçekten açığa çıkarır mı? Yoksa beraberinde yeni kısıtlamalar ve riskler mi getirir? Bu soruyu, YZ’nin sunduğu fırsatları ve potansiyel tehlikeleri inceleyerek yanıtlamaya çalışalım. YZ’nin Bireysel Potansiyeli

okumak için tıklayınız

“Normal”in Çarpıklığı: Türkiye’de Yozlaşmış İlişkiler ve Ahlaki Değerlerin İfşası

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Ben Deli Miyim?” romanında Şadan ve Kalender Nuri’nin “deliliği” aracılığıyla toplumun “normal” kabul ettiği ama aslında yozlaşmış ilişkilerini ve ahlaki değerlerini ifşa etmesi, edebiyatın keskin bir gözlemidir. Türkiye toplumunda da, dışarıdan bakıldığında “normal” veya “kabullenilmiş” gibi duran, ancak aslında derin bir yozlaşmayı ve ahlaki erozyonu barındıran pek çok örnekle karşılaşırız. Bu durumlar,

okumak için tıklayınız

Delilik, Ahlak ve Varoluş : Hüseyin Rahmi’nin Romanlarından Hareketle

Hüseyin Rahmi’nin romanlarında karakterlerinin sorduğu sorular, onların içinde bulundukları durumu, toplumsal normlarla çatışmalarını ve kendi içsel dünyalarındaki çalkantıları yansıtır. Günümüze dair bol tartışmalı bir çok tartışma konusu da önerirler. 1. “Ben Deli Miyim?” Romanı: Ahlak ve Gerçeklik Arasındaki İnce Çizgi “Ben Deli Miyim?” romanının ana karakteri Şadan, roman boyunca sıkça “Ben deli miyim?” sorusunu sorar. Bu

okumak için tıklayınız

“Geri Zekalılık” Tanısı ve “Sokaktaki Geri Zekalılık”: Kavramları Ayırmak Gerekir Mi ?

“Geri zekalı” kelimesi, günlük dilde yaygın olarak kullanılan, ancak bilimsel ve etik açıdan son derece sorunlu, aşağılayıcı ve damgalayıcı bir ifadedir. Bu kelime, hem klinik bir tanıyı (“zihinsel yetersizlik” veya “entelektüel gelişimsel bozukluk”) hem de toplumsal bir gözlemi (“sokaktaki geri zekalılık”) ifade etmek için kullanılsa da, bu iki kullanımı birbirinden kesinlikle ayırmak gerekir. “Geri Zekalılık”

okumak için tıklayınız

Yapıcı ve Doğru Bir İletişime Dair Örnekler ?

Karşı tarafı suçlarken “geri zekalı” demek yerine, daha yapıcı ve doğru bir iletişim için kullanabileceğiniz ifadeler, tam olarak neyi kastettiğinize ve hangi bağlamda konuştuğunuza göre değişir. Bu ifade, hem bilimsel bir tanı olan “entelektüel gelişimsel bozukluk” ile karıştırıldığı için etik dışıdır hem de iletişimi tamamen tıkadığı için verimsizdir. İşte ne demek istediğinize bağlı olarak kullanabileceğiniz

okumak için tıklayınız