Kategori: Tarih

İstanbul’un Geçmişi: Yenikapı Kazılarından Neler Öğrendik?

Yenikapı kazıları, belki de bugüne kadar İstanbul’un binlerce yıllık tarihini anlayabilmemiz için en büyük fırsattı. Marmaray projesi ile ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar ilk başta tüm arkeoloji dünyasını heyecanlandırmış olsa da, daha sonra bu proje yüzünden arkeologlar adeta iş makinelerine karşı kazı çalışmalarını hızlı bir şekilde yürütmek zorunda kaldı.

okumak için tıklayınız

Cezayir Savaşı’nda Fransız Solu ve Aydınlarının Tavrı

Cezayir 1830’da Fransız ordusu tarafından işgal edilir ve bu tarihten itibaren tam 132 yıl boyunca Fransa’nın kolonilerinden biri olarak kalır. İşgal edildiği andan itibaren, Cezayirliler onlarca kez Fransızlara karşı ayaklanmalarına rağmen bir türlü bağımsızlıklarını elde edemezler.

okumak için tıklayınız

Nazilerden Kocasının İntikamını Almak İçin Tank Satın Alan Kadın: Mariya Oktyabrskaya

16 Ağustos 1905 doğumlu Mariya Oktyabrskaya Sovyetler Birliği Kahramanı ünvanı alan ilk kadın tank sürücülerinden biriydi. 10 çocuklu bir ailenin çocuğu olan Maria 1925 yılında bir Sovyet subayı ile evlendi. Maria’yı Nazilerden intikam alma uğruna her şeyini satıp bir tank satın almaya iten olaylar subay eşinin Nazi ordusu tarafından öldürüldüğünü haber aldığı an başladı. Tarihe

okumak için tıklayınız

Bir Osmanlı Kadınının Feminizm Macerası ve Hamidiye Modernleşmesi

Tarihsel yanılgılar çoğu kez bir tarihçi aldanmasıdır. “Haremden kaçan bir Osmanlı Prensesi” şüphesiz oldukça çekici bir gazete manşetidir. Hele de bu kadın “Uluslararası Kadınlar Kongresi”nde bir konuşma yaptıysa, konuşmasının içeriği Almanca basılmış ve çok yakın bir tarihte de Arapçaya çevrilmişse… Tarihçi artık bu verilerden hareketle yürüyebilir, Osmanlı’da kadın hareketini takibe başlayabilir; konuşmanın içeriğinden Osmanlı feministlerinin

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi – İsmail Kaygusuz

ÖNSÖZ / Genel anlamda Heterodoks İslam olarak tanımladığımız Aleviliğin çok önemli bir kolu olan İsmailiğin Alamut çağı Nizari İsmaililerine ilişkin yanlış, yalan ve iftira dolu hayali bilgiler yüzyıllar boyu aktarılarak, tarihsel gerçeklermişçesine sunulmuş; sözde tarih araştırmaları, romanlar, öyküler ve film senaryolarıyla bu uydurma ve tarihsel çarpıklıklar hala sürdürülmektedir.

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi

İSMAİLİLİK ÖĞRETİSİ Hasan Sabbah, Şiiliğin İsmailiye koluna bağlı, eğitimli bir Farisi veya Arap ailesinin çocuğu olarak 1052 veya 1053 yılında İran’ın Kum şehrinde dünyaya gelmişti. Kum, 12 İmam inancına dayalı Şiiliğin kalelerinden biriydi. Bazı kaynaklara göre Sabbah ailesi Yemenli Himyerilerdendi.

okumak için tıklayınız

Cadılık nedir?

Cadı, içinden gelen bir güçle doğrudan doğruya hareket ederken, büyücü kural olarak sipariş üzerine iş görür ve kendiliğinden gizli güçlerini harekete geçirmesi ancak kendi doğrudan amaçları için olabilir. Ne olursa olsun büyünün bilinebilen, görülebilen amaçları vardır. Cadılığın ise böyle diğer insanlara da makul gelebilecek bir amacı olmaz. O sadece dürtüsel olarak kötülük yapmak isteğindedir ve

okumak için tıklayınız

Gökten üç elma düştü, üçü de tüccarların başına.

Emperyal güç İngiltere kraliçesi Victoria adını, zaferlerle dolu Viktorya çağına, dünya topraklarının büyük bölümünün ve denizlerinin tamamının sahibi bir imparatorluğun şaşaalı dönemine verdi. Britannica Ansiklopedisinin V harfinde verdiği bilgilere göre, kraliçe her zaman ahlaka ve geleneklerine sıkıca bağlı sade yaşamıyla yurttaşlarına rehberlik etti ve

okumak için tıklayınız

İlk kitap Roma İmparatorluğu’nda nasıl karşılandı?

E-kitap ile basılı kitap arasındaki rekabet daha önce Roma’da ilk yapraklı kitap ortaya çıktığında da yaşanmıştı. Elektronik kitap ya da kısaca e-kitapları taşıma sorunu olmadığından basılı kitaplardan daha pratiktirler. Bir tıkla binlercesine ulaşmak mümkündür. Çoğu insan kitapların ve okumanın bir devrim geçirdiği kanısında.

okumak için tıklayınız

Özgürleşme deneyiminin kalbinde bu doğru sözlülük ilkesi durur.

Doğru Sözlülük İlkesi İki temel yalan vardır: Doğruyu söylüyorum, diyen yalan ve Söyleyemem, diyen yalan. Kendi üzerine düşünen akıl sahibi varlık her iki önermenin de anlamsız olduğunu bilir. Birinci olgu, kendi kendini bilmemenin imkansızlığıdır. Birey kendi kendine yalan söyleyemez, sadece kendini unutabilir. “Yapamam” öyleyse kendini unutmayı ifade eden bir cümledir, akıl sahibi varlığın içinden kendini

okumak için tıklayınız

Açlıktan, Savaşlardan ve Vebadan Kırılıyoruz

Her türlü canlının amacı hayatta kalmaktır, ama biz insanlar hayatta kalmaktan daha fazlasını yaptık. Kitab-ı Mukaddes’e göre Tanrı’nın bize yapmamızı buyurduğu şeyi yaptık: “Zürriyetli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun.” Ancak şunu açıklamama izin verin: Bu bölüm, geçmişte biz insanların sayısının neden çok yavaş arttığıyla ilgili. Daha sonra, On Altıncı Bölüm’de bu kez insanların hızla çoğalmasını

okumak için tıklayınız

Cadılıkla suçlanmak için öyle olağanüstü bir sebebe gerek yoktu. Birinin yüzünde, kolunda veya kaba etinde belirgin bir ben veya ten lekesi varsa kanıt için yeterliydi

Sinemaya da aktarılan Umberto Eco’ nun “Gülün Adı” adlı romanının yedinci bölümünde rahip Jorge, Kilisenin felsefesini şu sözlerle dile getirir: “Kilise Kanununun adı Tanrı Korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrının gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.” Bu sözler aynı zamanda Engizisyonun temelini de oluşturur. Engizisyon bu amaçla kurulmuş ve görevini de yıllar boyunca acımasızca yerine getirmiştir.

okumak için tıklayınız

Cadı Avının Tarihi

Tarihte ilk olarak eski Roma’da karşımıza çıkan cadıları Ortaçağ boyunca ve yakın tarihe kadar Avrupa’nın her ülkesinde ve yakın bir döneme kadar da Güney Afrika’da bulmak mümkün. 430′lu yıllarda büyü, iyi veya kötü bir özellik taşıyıp taşımamasına bakılmaksızın şeytanla yapılmış bir anlaşmanın sonucu olarak kabul edildi; oysa eski Roma’da sadece kötü büyüler bir yargı suçu

okumak için tıklayınız

Sartre: Burjuvaziyi kınamanın yasal bakımdan hiç bir manası yok

ABD’nin Vietnam’da izlediği politikanın şer olup olmadığını —şer olduğu konusunda birçoğumuzun en küçük’ bir şüphesi yok— yargılamak değil söz konusu olan: bu şerrin uluslararası hukuktaki savaş suçları kapsamında olup olmadığı. Amerikan emperyalizminin onun boyunduruğundan kurtulmak isteyen Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı acımasız saldırıyı kınamanın yasal bakımdan bir manası yok. O mücadele, esasında, sınıf mücadelesinin uluslararası düzeydeki

okumak için tıklayınız

Kafe ve Public House’un (Pub) Politik Tarihsel Süreci

Avrupa kıtasındaki kafelerin kökeni on sekizinci yüzyıl başlarındaki İngiliz kahvehanesidir. Bazı kahvehaneler atlı araba istasyonlarına yapılan ilaveler olarak ortaya çıkmışken, bazıları da başlı başına ayrı bir işletme olarak ortaya çıkmıştır. Londra’daki sigorta şirketi Lloyd’s işe bir kahvehane olarak başlamış ve buradaki kurallar diğer kent mekanlarının çoğunda da muaşeret kurallarını belirlemiştir; Lloyd’s kahvesinde bir fincan kahve ısmarladınız mı herkesle konuşma

okumak için tıklayınız

Onlar hayatta kalma ile açlıktan ölme arasındaki farkı ekmek fiyatlarındaki kuruş dalgalanmalarıyla ölçüyorlardı.

Goethe güneye kaçıyor Hareket halindeki bir bireye vaat edilen özgürlük Fransız Devrimi’nden hemen önce basılan, on sekizinci yüzyılın en kayda değer belgelerinden birinde görünür. Bu Goethe’nin, 1786 yılında küçük, masalsı bir Alman sarayından İtalya’nın kokuşmuş şehirlerine kaçışını, şairin bedenini, kendi sözleriyle, hayata döndüren bir kaçışı anlatan İtalya Yolculuğudur.

okumak için tıklayınız

Kürt Tiyatro Tarihi – Derleyen: Çetoye Zedo / Yavuz Akkuzu

Çetoyê Zêdo ve Yavuz Akkuzu tarafından hazırlanan Kürt Tiyatro Tarihi, bu alandaki en kapsamlı çalışmadır. Bu çalışmada; Kürt tiyatrosunun kaynakları, bilinmeyenleri ele alınmakta, başlangıçtan 1990’lara kadar Kürt tiyatrosunun gelişimi hakkında okura geniş bir perspektif sunulmaktadır. Kürt Tiyatro Tarihi ve külliyatını Türkiye’de görünür kılmayı amaç edinmektedir.

okumak için tıklayınız

Hatay meselesi ve Dersim hadisesi – Musa Anter

Adana’da bulunduğum sıralarda beni etkileyen iki büyük siyasi olay geçti. Biri Hatay meselesi, diğeri Dersim isyanıdır. O vakit, Suriye Fransızların müstemlekesiydi. Ancak bu müstemleke, Fransa’nın diğer müstemlekelerine benzemiyordu. Çünkü Birinci Dünya Harbinden sonra Suriye Osmanlı Imparatorluğu’ndan koparılınca, o zamanki Cemiyeti Akvam, yani Milletler Cemiyeti idaresince, yirmi yıl müddetle ve emaneten Fransızlara verilmişti. Buna Antakya ve

okumak için tıklayınız