Cihat Yolcuları El Kaide’nin Sırları – Faik Bulut

“Kendi yarattığı bir örgütü, şirket veya mali kuruluş anlayışıyla değerlendirdiği sürece, Batı asla işin içinden çıkamaz! New York’taki eylemin maliyetiyle Madrid ve Londra’dakini karşılaştırmak, meselenin ruhunu kavramamaktır. Örgüt hakkında çok sayıda yayın ve belge tarayarak, şimdiye kadar yapılanlardan farklı bir “El Kaide” profili çıkarmaya çalıştık. Şunu yaptı, bunu yaptı diye kara ve kanlı liste sunmak yerine; El Kaide hakkında Türkiye’de merak edilen, bilinmeyen veya karanlıkta kalan yanları gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Ezberin dışında bir El Kaide anatomisi çizdik. İtiraf etmeliyim; konuya yıllarımı vermeme rağmen farklı kaynaklardaki belge ve bilgileri okudukça, örgüt hakkında yeni şeyler keşfedip öğreniyordum.” Faik Bulut

Tanıtım Yazısı
El Kaide eksenli tartışma, “küresel terörle savaş” sonucunda örgütün çökertilip çökertilmediği noktasında yoğunlaştı. Bu konuda Batılı uzmanların bir bölümü örgütün gerileyerek tükendiğini, bir bölümü ise eskisinden de güçlü bir konuma sıçradığını ileri sürüyor.
Tartışmaya ilişkin olarak Arap dünyasındaki yorumlar ise şu çerçeveye oturuyor
? Bin Ladin’le El Kaide hikâyesi mevsimlik değil, yıllarca sürecek uzun bir hikayedir. Bu mesele, ABD’nin yanlışları veya maksatlı politikası sayesinde bir yılan hikayesine dönüşmüştür,
? El Kaide ile kıyasıya mücadele ettiğini sanan ABD, oraya buraya pervasız saldırılarıyla, esasında bu örgüte büyük bir destek vermiş oluyor; onun askere savaşçı gönderme şubesi gibi çalışıyor.
Faik Bulut, bu kitapta, birincil Batılı ve Arap kaynaklardan da yararlanarak örgüt hakkında kapsamlı ve derinlemesine bir araştırmaya imza atıyor. Sonuçta, şimdiye kadarkilerden farklı bir El Kaide profili ortaya çıkıyor.

ÖNSÖZ
2008 yılında El Kaide eksenli tartışma, “global terörle savaş” sonucunda bu örgütün bitip bitmediği noktasında yoğunlaştı. Batılı uzmanlar, bu konuda ikiye ayrılmışlardı. Bir bölümü, örgütün gerileyip tükendiğini, diğeriyse, onun eskisinden daha güçlü bir konuma geldiğini ileri sürüyordu.
ABD’yi maceraya iten Yeni Muhafazakâr ekip, terörle mücadelede başarılı oldu mu?
Rand Corporation isimli Amerikan kuruluşu, 1968 ile 2006 yılları arasında şiddet eylemleriyle dünyayı meşgul eden toplam 648 militan örgüt (sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı, dinci) hakkında ayrıntılı bir veri tablosu (lider kadrosu, amaçları, mali kaynakları, siyasi çizgisi, dini ideolojisi, faaliyet alanı, vs.) düzenleyip, konuya ilişkin 200 sayfalık bir rapor hazırladı. Buna göre “terörist” diye nitelenen bu örgütlerden çok azı (sadece 27’si) amacına ulaştıktan sonra silahı ve şiddeti bırakmış. Bu örgütler, amaçlarına nadiren ulaşabiliyorlarmış. 114 örgüt, karşı tarafla siyasi anlaşma yaptıktan sonra faaliyetine son vermiş. 107 hareket, polisiye yöntemler ve istihbarat oyunlarıyla (içine ajan sızdırmak, liderlerini tutuklamak, terör karşıtı yasalar çıkarmak, vs.) zararsız hale getirilmiş.
Aynı raporda, El Kaide’den şöyle söz ediliyor: “Örgüt, Kuzey Afrika’dan başlayıp Ortadoğu’da biten bir coğrafyada, mevcut rejimleri yıkıp yerine gerçek İslami devleti kurmak istiyor. Ancak bu hedefler, örgütün hacmini ve olanaklarını aşan şeylerdir. Dolayısıyla El Kaide’nin bu hedefi gerçekleştirme şansı sıfıra yakındır. Buna karşılık ABD ile Batı’nın, bu örgütü askeri yollarla bitirme şansı da sıfır denecek kadar azdır.”
Bu, aynı zamanda Yeni Muhafazakâr ekibin, 11 Eylül 2001 sonrası belirlediği stratejinin, bu arada ‘küresel terörle mücadele’ politikasının ne denli yanlış olduğunun bir itirafıdır.
Bir Arap gazetecinin belirttiği gibi, Bin Ladin ile El Kaide hikâyesi mevsimlik değil, yıllarca sürecek uzun bir hikâyedir; Amerika’daki seçim dönemi yahut Pakistan devlet başkanının değişimi veya Irak’ta El Kaide karşıtı ittifaklar kurma politikasıyla sınırlandırılamaz. Bu mesele, ABD’nin yanlışları veya maksatlı politikası sayesinde, bir yılan hikâyesine dönüşmüştür. (Mışari El Zayidi, “Bu Hikâye Burada Bitmez”, el Şarq el Atvsat, 28 Ağustos 2008)

Başka bir ifadeyle, “El Kaide ile kıyasıya mücadele ettiğini sanan ABD, oraya buraya pervasız saldırılarıyla, esasında bu örgüte büyük bir destek vermiş oluyor; onun askere savaşçı gönderme şubesi gibi çalışıyor.” (Tarıq el Hamid, “Washington El Kaide’ye Nasıl Yardım Ediyor?”, el Şarq el Atvsat, 13 Eylül 2008)

ABD açısından daha karamsar bir tablo, El Kaide uzmanı bir Arap gazeteci (yayın yönetmeni) tarafından çizildi. “Terörle mücadele adı altında özellikle Afganistan, Irak ve Pakistan’da yürütülen savaş, ABD’ye bile hayır getirmiyor. Artık istenilenin tersi sonuçlar elde ediliyor. Her ne pahasına olursa olsun bir zafer isteyen Amerikan Yeni Muhafazakârları, çevirdikleri dolaplar ve düzenledikleri komplolarla, sadece kendi başlarını yakmadılar; aynı zamanda dünyanın başını da belaya soktular.” (Abdulbari Atwan, ” 11 Eylülün Yedinci Yılı Anısına”, el Quds el Arabi, 11 Eylül 2008)

New York’taki ikiz kulelere yapılan saldırının 7. yıldönümü münasebetiyle konuşan ABD Başkanı George Bush, “El Kaide ve teröristlerle mücadelenin önemini” vurgulayarak, şöyle dedi: “Bu savaşta bıkmayacağız, zayıf düşmeyeceğiz ve başarısız olmayacağız!” Aynı münasebetle bir bildiri yayınlayan Taliban örgütü, “ABD, Afganistan’da tarihi bir yenilgi yaşamak üzeredir” ifadesini kullandı. El Kaide ise, dünyanın birçok yerindeki verilen cihat mücadelesinin kazanımlarına vurgu yaptı.

The Washington Post gazetesine konuşan ABD’nin Irak’taki kuvvetleri komutanı David Petreaus, “El Kaide’nin Irak kolunun büyük darbeler aldığını; diğer direniş örgütleri ve halk tarafından tecrit edildiğini” vurgulamakla birlikte, sonuçta şu saptamayı yaptı: “Her şeye rağmen El Kaide’nin merkezi cephesi hala Irak’tadır. Burada darbe alıp belli bir gerileme olsa da, Pakistan ve Afganistan’da şiddet tırmanışa geçmiştir!” (el Quds el Arabi, 11 Eylül 2008)

Kimi Batılı istihbaratçılar, şu tespiti yapıyorlar: Lider Ebu Mus’ab el Zerkavi’nin 2006’da öldürülmesi, örgütün halk içinde tecrit olması ve Amerikan kuvvetlerinin büyük operasyonları Irak El Kaide’nin kan kaybına ve gerilemesine yol açtı. Bunu gören El Kaide merkezi önderliği, Afganistan’da bir İslam devleti kurulmadan Irak’ta İslami rejimin asla kurulamayacağı yolunda bir kanaate varmış olmalı ki, oradaki militanlarını, İran üzerinden Afganistan’a çekiyor. Orada yığınak yapmaya ve amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyor. Para transfer hareketi (trafiği) de buna göre yön değiştirmiş; eskiden Irak’a gönderilen havaleler, artık başka ülkelere yönlendiriliyor. Batılı ve Ürdünlü istihbaratçılar, kan kaybeden El Kaide’nin yara aldığına ama henüz bozguna uğramadığına; tersine, belli bölgelerde yerini sağlamlaştırdığına işaret ediyorlar. Onlara göre en büyük kanıt ise, son zamanlarda El Kaide mensuplarının Iraklılardan oluşması ve artık Iraklı kadınlarla çocukların intihar eylemlerini gerçekleştirmesidir!” (Hazım el Emin, “Terörle Savaşın Yedinci Yılında El Kaide’nin Yeniden Dirilişi”, el Hayat, 12 Eylül 2008)

Katar merkezli El Cezire televizyon kanalının Amerikalılar arasında yaptığı bir anket, şunu ortaya çıkardı: “Amerikan vatandaşları, yetkililerin iddiasının tersine, terör saldırısı konusunda yedi yıl öncesine oranla kendilerini daha güvenli bir ortamda hissetmiyorlar.” İlginç bir noktadan, Maryland Üniversitesi (ABD) adına yapılan şaşırtıcı bir anketten söz edelim. World Public Opinion isimli bir kuruluş, 17 ülkede toplam 16 bin 63 denek üzerinde bir araştırma yaptı: Buna göre; deneklerin yüzde 46’sı New York ve Pentagon’daki büyük eylemin El Kaide tarafından gerçekleştirdiğini; yüzde 15’i bunun ABD’nin marifeti olduğunu, yüzde 7’si de bu işte İsrail parmağı bulunduğunu belirtti. Gerçek fail El Kaide’dir, diyenlerin oranı Batı’da (Almanya yüzde 64, Fransa yüzde 63, İngiltere ve İtalya yüzde 56) daha yüksektir. Aynı ülkelerde bu eylemi ABD’ye mal edenlerin oranı yüzde 15 ile 23 arasında değişebiliyor. Arap-İslam ülkelerinde ise durum tersidir. 11 Eylül’ü ABD ve İsrail’in bir komplosu gibi görenlerin oram şöyledir: Mısır yüzde 43, Türkiye yüzde 36, Ürdün yüzde 31, Filistin yüzde 27. (el Arabiya.net, 11 Eylül 2008; el Cezire.net, 12 Eylül 2008

Yani 11 Eylül olayının yorumunda Amerikan resmi söylemine inanmayan hatırı sayılır bir dünya kamuoyu var.

Sıkı durun, daha şaşırtıcı bir saptamaya geliyoruz. On Bir Eylül ve Amerikan İmparatorluğu başlıklı bir kitap, Eylül 2008’de piyasaya çıktı. Birçok Amerikalı akademisyenin farklı bakış açılarını yansıtan makaleler derlemesi sayılan bu kitaptaki ortak özellik şudur: ABD’nin 11 Eylül olayına ilişkin resmi açıklaması doğru değildir; rivayettir, mavaldır, yanıltmadır!

Akademisyenler iki şık üzerinde duruyorlar: Eylemi yapanların Arap kökenli oldukları kesindir. Fakat ya Amerikan yetkilileri bu eylemden haberdardılar ama meseleyi maksatlı biçimde ihmal ettiler; ya da bizzat bu eylemin aktif bir tarafı olarak komploya karıştılar!

Burada söylenecek bir sözüm var: 11 Eylül olaylarının sıcak günlerinde çıktığım yerli ve yabancı televizyon kanallarında, ısrarla şu noktaya vurgu yaptım: “Kim yaptı, sorusunun bugünkü net yanıtını istiyorsanız; ‘Büyük olasılıkla El Kaide’dir’ yanıtını verebilirim. Fakat 10 veya 15 yıl sonrasının cevabını istiyorsanız; yanıtım şudur: ‘Olay, başta Amerikan istihbarat servisleri olmak üzere, İsrail, Rusya ve Çin gibi ülkelerin istihbaratçılarının marifeti olabilir.’ Amerikan istihbarat servisleriyle Yeni Muhafazakâr ekip, ABD’yi dünya çapında büyük bir maceraya itmek amacıyla, dolaylı biçimde El Kaide benzeri örgütlerin yolunu açmış veya onları bir şekilde yönlendirmiş ya da bizzat onlarla işbirliği yapmış olabilirler. En azından, varsayımlar arasında bunları da saymak gerek. Eylemcilerin Arap veya İslamcı kimliğinden yola çıkarak, bu eylemin başından sonuna kadar salt El Kaide’nin planı olduğunu, patent hakkının ona ait olduğunu söylemek, bana pek mantıklı gelmiyor!”

Her durumda, El Kaide’nin Batılı istihbarat servislerinin, özellikle Amerikan istihbarat örgütü CIA, Pakistan askeri istihbaratı ISI ve Suudi Arabistan istihbaratının kara kutusu olduğunun altı çizilmelidir. Bin Ladin, George Bush ile Tonny Blair’in karanlık yüzüdür. Kitabı okurken, unutulmaması gereken en önemli nokta budur!

Konuya ilişkin dolaylı bir örnek sunabiliriz: Abdulkadir Belaric, Fas’taki El Kaide bağlantılı bir hücrenin sorumlusu olarak 2008’de yakalanınca itirafçı oldu. Belaric, itirafnamesinde, 1999-2007 yılları arasında görüştüğü El Kaide lider kadrosundan şu isimleri sıralamış: “Örgütün ilk iki adamı Usame bin Ladin ile Eymen el Zevahiri; örgütün Avrupa kolu sorumlusu Ebu Basir el Cezayiri; Savaş ve Davet İçin Selefi Cemaat (Cezayir) örgütünün Belçika kanadı sorumlusu; El Kaide’nin Kuzey Afrika birimi başkanı Cezayirli Ebu Talha El Belidi; İslamcı militanları Suriye-Irak hattında getirip götürmekten sorumlu Ebu Rızq; Suudi Arabistan El Kaide sorumlusu.

Ayrıca Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Çeçenistan gibi ülkelerdeki El Kaidecilerle buluşmayı başarmış bulunan; Kuzey Afrika’nın sahil ve sahra bölgeleriyle Ortadoğu’da dolaşmadığı diyar kalmayan Abdulkadir Belaric hakkında rivayetler muhtelif. Kimine göre; 30 yıllık militanlık hayatının verdiği tecrübe, güven ve şöhrete dayanarak onlarca radikal İslamcı örgütle kolayca temas kurabilmiş. Kimine göre ise; birçok ülke dolaşıp onca yasadışı örgütle haşır neşir olan Abdulkadir gibi birinin, istihbarat servislerinin dikkatini çekmemesi mantıklı bir şey değil. Dolayısıyla bu Abdulkadir, büyük ihtimalle çift taraflı çalışan bir köstebek olabilir! (elŞarq el Awsat, 27 Ağustos 2008)

ABD ve Batılı ülkelerin çıkarlarına uygun bahane ve gerekçelerine (dünyayı tehdit eden global terör gibi) inansak bile, bu konuyu dahi iyi anlamadıklarını bilmemizde yarar var. Örneğin; şu haberi okuyalım: “El Kaide’nin 11 Eylül 2001’deki büyük eyleminin masrafının 500 bin dolar olduğu sanılıyor. Ancak örgüt, her ülkedeki yerel kollarını veya bağlantılarını kullanmak suretiyle, ‘ucuz maliyetli eylem’ yapma yolunu izliyor. Sözgelimi 7 Temmuz 2005 tarihli Londra patlamalarının toplam maliyeti 15 bin dolar kadardı. Aynı dönemdeki Madrid trenlerinin patlatılmasının külfeti 80 bin dolardı.

Batılı istihbaratçılar, terör finansörü para babalarını mali trafiğini izleyerek El Kaide militanlarını yakalayabileceğini sanmakla hata ettiler. Bu nedenle 11 Eylül 2001 sonrası, ABD Başkanı G. Bush’un ilk elde kara listeye aldığı 27 kişi ve kuruluşun (sonradan bu sayı 153 ‘e çıktı) banka hesaplarının dondurulması pek işe yaramadı, (el Şarq elAwsat, 25 Ağustos 2008)

Kendi yarattığı bir örgütü, şirket veya mali kuruluş anlayışıyla değerlendirdiği sürece, Batı asla işin içinden çıkamaz! New York’taki eylemin maliyetiyle Madrid ve Londra’dakini karşılaştırmak, meselenin ruhunu kavramamaktır.

Örgüt hakkında çok sayıda yayın ve belge tarayarak, şimdiye kadar yapılanlardan farklı bir “El Kaide” profili çıkarmaya çalıştık. Şunu yaptı, bunu yaptı diye kara ve kanlı liste sunmak yerine; El Kaide hakkında Türkiye’de merak edilen, bilinmeyen veya karanlıkta kalan yanları gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Ezberin dışında bir El Kaide anatomisi çizdik. İtiraf etmeliyim; konuya yıllarımı vermeme rağmen farklı kaynaklardaki belge ve bilgileri okudukça, örgüt hakkında yeni şeyler keşfedip öğreniyordum.

Bilgi ve belgeleri incelerken, sürekli biçimde sorgulayıcı ve kuşkulu bir yaklaşım sergilemek gerek. Çünkü her belge tek yanlı olup, aynı zamanda yanıltma ve çarpıtmayı da içerebilir. Örnek mi istersiniz? Buyurunuz: 26 Ağustos tarihli İngiliz The Guardian gazetesi, terörle mücadele çerçevesinde, hükümetin talimatıyla El Kaide’ye karşı sıkı bir propaganda kampanyası (psikolojik savaş) başlatıldığına dair belge yayınladı. Belgeye göre; başta BBC yayın kuruluşu olmak üzere birçok medya organı ve kitle iletişim aracı yoluyla üçlü bir taktik izleniyor: 1) El Kaide örgütünün giderek yıpranıp parçalandığına dair haber ve yorumlar yayınlamak; 2) El Kaide’nin insanların can ve mallarına zarar verdiği konusunu işlemek; 3) Örgütün dünyadaki bütün ülkelere zararlı hale geldiği noktası üzerinde durmak.

Kitapta El Kaide’nin nasıl değişken bir örgüt olabildiğine ilişkin bol örnek sunduk. Birkaç noktayı tekrarlamakta yarar var: El Kaide içinde bürokratik bir yapı olabilir ama örgütün kendisi, hemen bütün İslamcı hareketlerde olduğu gibi, hiyerarşik değil; üzüm salkımı tarzında bir organizasyondur. El Kaide’nin örgütsel yapısı, iki kez değişmiştir. Özellikle örgütün önemli komutanı Ebu Hafs el Mısri (öldü) ile istihbarat sorumlusu Sayf el Adil (İran’da gözetim altında) gibi iki önemli adamının yokluğunda, yapı daha esnek bir hal aldı. Bu yüzden, “örgütün üçüncü adamı kim?” sorusu, sürekli farklı biçimlerde yanıtlanıyor. “Üçüncü adam” meselesi, örgüt içindeki bir hiyerarşiyi değil; bir göreve işaret ediyor. Keza “mali sorumlu” denilince, sanki masa başında oturup sayman veya mali müşavir sıfatıyla hesap işleriyle uğraşıyormuş gibi bir izlenim ediniyoruz. Oysa El Kaide’nin mali sorumlusu, istihbarat sorumlusu, askeri komutanı, örgüt sorumlusu gibi makamlarda bulunanların hepsi, istisnasız nitelikli askeri ve ideolojik eğitimden geçmiş; savaş cephesinde deneyim kazanmış insanlardır. Dolayısıyla her an elde silah cepheye gidebilir yahut görev değiştirebilirler.

Batılılar, kendi hiyerarşik düzenlerine göre durum değerlendirmesi yaptıklarından, meseleyi iyi algılayamıyorlar.

Örgütün önder kadrosuna atfedilen sıfatlar, çoğunlukla Batı medyası ve siyasetçileri tarafından abartılır. Sözgelimi El Kaide’nin kimyasal silah uzmanı Ebu Hebab (2008’de öldürüldü), sanki bütün kitle imha silahlarını imal edebilecek kadar şeytani bir dehaya ve olanaklara sahipmiş gibi gösterildi. Evet, Ebu Hebab, kimya fakültesi mezunuydu. Kamplarda orta dereceli patlayıcı madde üretme laboratuarları da kurmuştu. Ancak iddia edildiği gibi “kirli bomba” üretecek güçte değildi. Doğrudur; El Kaide’nin en büyük hayali, “kirli bomba” üreterek düşmanlarını imha etmektir. Fakat bu, şimdilik bir rüya ve hayal düzeyindedir.

Kitabın üst başlığını, özellikle Cihat Yolcuları olarak belirledik. Deyimi olumlu değil, olumsuz ve eleştirel bağlamda kullandık. Çünkü İslamcılar “cihat, cennet yolculuğu, cihat yolu, şehitlik” gibi dini kavramlarla, sıradan dindarları saflarına çekmeye çalışıyorlar. Cihat yolculuğu denen bu maceracı ve dehşetengiz faaliyetin, aslında bir ölüm ve kan yolculuğu olduğunu, örnekleriyle açıkladık. El Kaide denince, akla Afganistan dağlarında karargâh kurmuş Usame bin Ladin önderliğindeki merkezi örgüt ile Irak kolu akla gelir. Oysa son yıllardaki grupsal katılımlarla örgütün Özbekistan, Cezayir, Fas, Libya, Yemen, Suudi Arabistan, Lübnan, Filistin ve Avrupa’da da kolları bulunmaktadır. Sözgelimi Kuzey Afrika’daki kol İslami Mağrib’de El Kaide, Gazze’deki (Filistin) Ümmet Ordusu, Lübnan’daki Feth-ül İslam ve Suriye’deki Şam Askerleri olarak biliniyor. Aralarında ciddi fark olmadığından bunlardan söz etmedik.

Faik Bulut
15 Eylül, İstanbul

KİTABIN KÜNYESİ
Cihat Yolcuları El Kaide’nin Sırları
Faik Bulut
Cumhuriyet Kitap
Basım Tarihi : 10 – 2008
Sayfa Sayısı : 358

İÇİNDEKİLER
* ÖNSÖZ

1. BÖLÜM
* EL KAİDE NEDİR?
* EL KAİDE’NİN LİDER KADROSU
1. Örgütü Fiilen Yönetenler
2. Tutuklananlar
3. Öldürülenler veya Öldüğü Sanılanlar
4. Yeni Kuşak Liderler
* BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BİN LADİN
* ZEVAHİRİ’NİN BİLİNMEYEN YÖNLERİ
* BİN LADİN-ZEVAHİRİ İLİŞKİSİ
2. BÖLÜM
* EL KAİDE’NİN SAVAŞ KURALLARI
3. BÖLÜM
* EL KAİDE FARKI
1. Teori ve Pratik
* EL KAİDECİ KADIN MİLİTANLAR
1. İntihar Eylemcileri
2. El Kaideci Kadınların Anatomisi
* EL KAİDE PERSONELİ
* EL KAİDE VE İLETİŞİM ARAÇLARI
1. Cihat İletişim Şebekeleri
2. El Kaide İletişim Şirketi
3. İnternet Üzerinden Örgütlenme
4. El Kaideci Hesap Fareleri
4. BÖLÜM
* EL KAİDE’NİN GİZLİ DÜNYASI
1. El Kaideci’nin Elkitabı
2. El Kaide’nin Şifreleri
* EL KAİDE’NİN GİZLİ MEKTUPLARI
1. Somali ve Kenya Kampları
2. Seyf-ül Adil: “Bize Güven Kayboldu!”
3. Karşı Casusluk Aygıtı
4. Bin Ladin’e, Zehirlenme Uyarısı
5. Kampta Sorunlar ve Kadrolar Arasında Çekişme
6. “Zehirli Gazları Küçümseme!”
7. Zerkavi’ye Nasihat ve Uyarı
8. “Ümmete Giden Yol Mısır’dan Geçer!”
9. “Avrupa’da Eyleme Hazırlanın!”
5. BÖLÜM
* BELGELER VE TANIKLAR
1. El Kaide Nasıl Adam Topluyor, Nasıl Örgütleniyor?
2. El Kaide’ye Nasıl Gittiler?
o Lübnanlılar
o Kürt Mustafa’nın Macerası
o Türkler
o Cezayirliler
o Tunuslular
o İspanyollar
o İngilizler
o Yemenliler
o Suudi Arabistanlılar
o Ürdünlüler
6. BÖLÜM
* EL KAİDE’YE ELEŞTİRİLER
1. Bin Ladin’i Eleştiren Eski Mücahit
2. Dr. Fadıl, Dr. Zevahiri’ye Karşı
3. Ruhani Liderin Oğlu, El Kaide’yi Eleştiriyor
4. Bin Ladin’e Vaaz: “Yolundan Dön!”
5. Vebal Kime Ait?
6. “Bin Ladin, Âlim Değil!”
7. Iraklılardan El Kaide’ye Eleştiriler
8. İslami Cemaat: “El Kaide Eylemleri, Sömürgecilere Yarıyor”
9. Bin Ladin’i Afganistan’da Tanımış Voleybolcu Konuşuyor
7. BÖLÜM
* İTİRAFÇILAR VE İSTİHBARATÇILAR
1. İlk İtirafçı: El Kaide Saymanı
2. Bin Ladin’in Doktoru Anlatıyor
3. Cezayirli El Kaide Önderinin İtirafları
4. Cezayir’den İş Bitirici Bir İtirafçı
5. Hayalet Gibi Bir El Kaideci: Ebu Leys
6. CIA Şefinin Gözüyle El Kaide
7. Ajan Gözüyle El Kaide

KAYNAKÇA DİZİN

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Devletler ve Ulusları / Batı Avrupa’da Milliyetçilik ve Ulusal Azınlık Sorunları – Elçin Aktoprak

Elçin Aktoprak, bu çalışmasında Birleşik Krallık, İspanya ve Fransa örneklerine odaklanarak farklı ulusal kimlik inşa süreçlerini inceliyor. Ulusal kimliklerin bir...

Kapat