Demokratikleşme, Siyaset ve Sosyalizm – Suat Kamil Aksoy

Metin abi soL’da ele alınca biz de makale boyutlarına riayet etmeye çalışarak görüşümüzü beyan etmek için bahane bulmuş olduk.
Bilindiği gibi geleneksel sol yaklaşım açısından siyasal devrim, toplumsal devrimi öncelemek zorundadır. Sosyalizme geçiş ancak böyle olabilir. Örneğin feodalizmden kapitalizme geçişteki mekanizma bu şekilde değildir. Feodalizmin bağrında meta üretimi ve kapitalizm boy atar, gelişir, üretimdeki payı açısından egemen hale gelir, ardından önceki siyasal üst yapı bu alt yapı değişimine uyum sağlayacak şekilde siyasal devrimlerle yıkılır. Burjuva devrimleri söz konusu olduğunda bu mekanizma gayet açıktır ve bu tez olgularla da uyumludur.
Halbuki bu mekanizma sosyalizme geçiş için sözkonusu değildir. Geleneksel marksizm bir açıdan haklıdır. Hayır öyle değil diyen reel sosyalizm tatminsizlerine, hadi göster bakalım kapitalizmin bağrında açan şu çiçeği dendiğinde herhangi bir yanıt alınamamaktadır. Gerçekte kapitalizmin bağrında sosyalist üretim biçimine ait öğelerin doğmayacağı konusunda fiilen ortaklaşılmaktadır.
Geleneksel yaklaşım haklı olarak geleceğin toplumuna ait öğeler ortaya çıkmıyor yada çıkmayacak olduğuna göre, toplumsal bir devrim aşamasının sözkonusu olamayacağını, geleceğin toplumuna öncelikle bir sıçrama ile, siyasal bir devrim ile geçileceğini savunmaktadır. Aksi tutum ise toplumsal devrimin siyasal devrimi öncelemesi gerektiğini düşünürken toplumsal devrimi ekonomik alt yapıdaki bir değişim olarak hayal etmemektedir. Toplumsal devrim daha çok demokrasinin gelişmesi, özgürlük ortamının geliştirilmesi gibi süreçler olarak kurgulanmaktadır. Sosyalizme geçiş koşullarının olgunlaşmasının ardından sosyalizmin hayata geçirileceği umulmaktadır. Zaten toplum olgunlaşmadan yapılan siyasal girişimlerdeki olumsuzluklar ortadadır. Ancak ilk yaklaşım mevcut hayata somut bir öneri getirme gereğini bir yana atarak, diğeri mevcut hayatı ve dolayısıyla sistemi farkına varmadan sağlamlaştırarak asıl amacı ile çelişkiye düşmek durumunda kalmaktadır. Her ikisi açısından da problem tüm çabaya rağmen kendi yolunda yürüyememektir. Bir yanda mantık, diğer yanda duygular baskındır. Birincisinin yanlışlığı, ikincisinin mantığının olmayışı bize bir çıkmazı anlatmaktadır.
Metin abi emekçinin hakime başvurup, kendisinin ürettiği değerin bir kısmına patronun el koyduğu şikayetinde bulunması durumunu örnek olarak veriyor. Aslında çok hassas bir noktaya dokunmuş oluyor. Burada metin abi mahkeme kararı ile kapitalizmin ortadan kaldırılabileceğini savunacak bir babayiğidin ortaya çıkmayacağından emindir. Biz yine de biraz kurcalayacağız.
Bizim sosyalist işçimizin davasına bakan hakim aynı zamanda her şeyin farkında olan bir aydındır. Sömürü şikayeti ile karşısına çıkan işçinin sunduğu belge Kapital’dir. Hakim delil ve belgeleri ayrıntılı olarak inceledikten sonra işçinin şikayeti konusunda haklı olduğu sonucuna varmıştır. Kararda bilirkişi olarak Karl Marx?ın adı yer almaktadır. Hakim kararında işçiye haklı olduğunu bildirmektedir. Ancak kararda işçinin sömürü gerçeğinin farkında olduğu da belirtilmektedir. Kimsenin kendisini bağlayan konularda karar almasının sınırlanamayacağını söyleyen özgürlük yasası gereğince işçinin farkında olarak ve özgür iradesiyle imzaladığı sözleşmeye mahkeme tarafından müdahale etme imkanı olmadığı açık olduğundan, konu ile ilgili herhangi bir yasal işlem yapılamayacağı anlaşılmaktadır.
Bu karara itiraz eden işçi, koşulların kendisini bu sözleşmeyi imzalamak zorunda bıraktığını söyleyecektir.
Mahkeme ise görevinin koşulları değil, insanları yargılamak olduğunu hatırlatarak davayı kapatacaktır.
Netleşen kararın ardından işçi kardeşimiz elbette üzgündür. İçinden özgür iradesini gözden geçirmekte ve bir ses ona, kendi düşen ağlamaz deyip durmaktadır. Şimdi işçi ile hakimi bir de mahkeme dışında karşılaştıralım. Mahkemenin önündeki kaldırıma inen işçi arabasına doğru yönelmiş olan hakim ile karşı karşıya gelir. Hakim gülümseyerek elini uzatır.
Açıkçası sömürü konusunda size hak veriyorum. Aslında ben de sömürüye maruz kalan bir hukuk işçisi sayılırım. Ama sizin bu davayı sosyalizm özlemi ile açtığınızı da tahmin ediyorum. Bilmelisiniz ki geleceğin
sosyalist düzeninde de ürettiğiniz değerin tümünü alamayacaksınız. Vergiler çıkıldıktan sonra artan değerin patron yerine kamu tarafından alıkonacağımı size söylememe bile gerek yok. Bunu biliyorsunuzdur. Kişisel olarak elinize geçecek para pek değişmeyecektir. Bu yüzden sömürüyü pek dert etmemenizi tavsiye ederim.
İşçi burada hakime itiraz edip, sosyalizmde kamu mülkiyetine geçenlerin üretimin geliştirilmesi için harcanacağını, yani emekçiler için yararlı bir şekilde harcanacağını söyleyebilir.
Hakimin bu sözler karşısında tebessüm ettikten sonra söyleyeceklerin tahmin etmek zor değildir. Açıkçası şu sizin patronlarınız inanın ki sermayelerini artırmak için canla başla çalışıyor, Bu uğurda bir çok riske giriyorlar ve sizden sömürdüklerinin ancak küçük bir bölümünü yiyebiliyorlar. Hergün yeni birşey icat etme konusunda onlardan daha gözü karası yok. Gerçi onlar bu geliştirmeleri sizin için değil, sermayelerini artırmak için yapıyorlar. Elinizdeki cep telefonuna bakılırsa siz de bu ilerlemelerden faydalandığınızı inkar edemezsiniz. Emin olun ki sosyalizm ile daha iyisini yapamazsınız. Bana getirdiğiniz Kapital adlı kitapta kapitalistin sermayenin kölesi olduğu yazıyor. Hatta onun ruhu bile sermayenin ruhu imiş, Sermayeye dur durak demeden hizmet eden bu kölelerin durumu biz ücretli emekçilerden daha kötü sayılır. Bütün çabalarına karşın sermaye onlara ihanet edip, iflas edebiliyor. Biz ise ücretimizi alıp rahat uyuyor, en fazla iş değiştirmek zorunda kalıyoruz. Son olarak size çok işinize yarayacak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Yaptığınız iş sözleşmelerinde ücretinizi mümkün olduğunca yüksek tutmak için çaba sarfedin. Böylece piyasayı yükselterek bizlere de bir parça faydalı olmuş olursunuz. Zaten Marx’da bu türden bir mücadeleyi, kalıcı bir çözüm sağlamasa da size tavsiye ediyor. Hatta bu çabayı bir kenara bırakırsanız yoksullaşacağınızı söylüyor. Sosyalist işçi ile hakim arasındaki bu diyalogun içinde hiçbir aldatmaca yoktur. Anlayacağınız üzere egemen hukuk sistemi tarafsız ve adil davrandığı durumda bile sosyalizmi gündeme getiremez. Gerekirse körü körüne de olsa taraf tutan bir hukuka ihtiyaç vardır.

O halde geleneksel marksizm geleceğin toplumunu kuracak bir siyasal iradenin işbaşı yapması gerektiği konusunda çok haklıdır. Geleceğin toplumunun nüvelerini beklemek pek akıl karı değildir. Metin abi sonuna kadar haklıdır. Kapitalizmden gelişkin demokrasi beklemek pek mümkün değildir. Yüzlerce yıla varan kariyeriyle kapitalizm kimseyi memnun edemez.
Geleneksel cephe kendi iç tutarlı duruşu ile sarsılmaz bir özgüce sahiptir. Diğer cephede ise en hassas noktalara wallerstein yaklaşmaktadır. Hiyerarşik yapılanmaların demokratikleşme ile çelişki arzettiğini tespit eden Wallerstein, artıdeğer sömürüsünün kapitalizmin hiyerarşik bir yapıda olmasına neden olduğundan yola çıkarak, kar amacı gütmeyen kuruluşların yaygınlaştırılmasının bir çözüm olabileceğini düşünmektedir.
Biz geleceğin toplumunun işçi sınıfı tarafından kurulmayacağını ilan ettiğimize göre siyasal devrim, toplumsal devrim konusundaki görüşümüzü de belirtebiliriz. Marx’ın sözleriyle
“İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi varlık koşulları, eski toplumun bağrında çiçek açmadan, asla gelip yerlerini almazlar. Onun içindir ki, insanlık kendi önüne, ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar. Çünkü yakından bakıldığında, her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme bağlayacak olan maddi koşulların mevcut olduğu yada gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar.” Marx bu sözleriyle toplumsal devrimin önceliğini savunuyor diyemeyiz elbette. Ancak yorum serbesttir.
Eski toplumun içinde yeni toplumun öğelerini seçebilmek için arıyor olmak gerekir. Geleceği zaten tanımlamışsanız ve o geleceğin öğelerinin ortaya çıkmayacağı kesin ise tarihin olağan seyrinin size yardım etmeyeceği kesindir. Bu açıdan geleneksel ve yeni sol arasındaki demokrasi tartışması onların tarihin gerçek akışının dışında düşünmekte ve eylemekte olduklarını da göstermektedir. Eğer bu toplumun içinde geleceğin öğeleri varolacaklarsa, bu öğeler birilerinin, somut insanların eseri de olacaklardır. Bir kenarda oturup tarihin bu aktörlerini beklemektense harekete geçmek makul bir seçenek olabilir. Nüve halindeki kapitalist ve işçileri dünyayı değiştirmek gibi bir psikoloji içerisinde değillerdi elbette, ama öyle olsalardı da sonuç yine aynı olacaktı. O halde elleri bağlayan hiçbirşey yoktur. Geleceğin toplumu konusunda bir iddianız varsa, belki de tarihin o devindiren aktörüsünüzdür. Siz adım atmazsanız adımı mutlaka bir başkası atacaktır. Ama sırf siz tembellik ettiniz diye o başkası ivedi olmak zorunda değildir. Sizin sakındığınız adım belki ancak binlerce yıl sonra atılacak olabilir. Tarihin mantığının zamanı çok geniştir. Zamanı dar olan ise sadece yaşayan insandır. Yani sizsiniz.

Suat Kamil Aksoy

Not: Yazıda bahsedilen Metin Çulhaoğlu?nun ?Tam adamın yakasına yapışacaktım ki?? adlı yazısını okumak için TIKLAYINIZ

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Mihri Belli – M. Şehmus Güzel

Mihri Belli siyaset dünyamızın çok önemli isimlerinden biriydi. Ülkesinde gerektiği kadar kıymeti bilinmedi, yazdıkları ve yaptıkları hakkıyla anlaşılamadı. Bu konular...

Kapat