Mihri Belli – M. Şehmus Güzel

Mihri Belli siyaset dünyamızın çok önemli isimlerinden biriydi. Ülkesinde gerektiği kadar kıymeti bilinmedi, yazdıkları ve yaptıkları hakkıyla anlaşılamadı. Bu konular zaman içinde mutlaka daha ayrıntılı ve hak ettikleri biçimlerde ve umarım bilimsel boyutlarda incelenecek, irdelenecek, gerekli ve yararlı dersler çıkarılacaktır mutlaka.

Mihri Belli sadece siyaset dünyasında değil aynı zamanda bilim dünyasında, üniversiter alanda da bir bilim adamı olarak iz bıraktı. Bu izi 1940?lı yılların başında daha açık bir biçimde bulmak mümkün. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi?nin o dönemdeki öğrencileri ve öğretim üyeleri Mihri Belli?yi çok iyi bilirler. Birçoğu anılarında ona en seçkin ve en güzel sözlerle yer verdiler.

Mihri Belli bilimsel çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri?nde (ABD) gerçekleştirdi. Sadece bilimsel çalışma değil siyasi faaliyetler de yaptı oralarda. ABD?den ülkeye dönmek için seçtiği dönüş yolu ve yöntemi başlıbaşına bir serüvendir : Hatta « seksen günde dünya turu » attıklarını iddia edenlerin bile şaşırabilecekleri bir yol ve yöntemdir bu. Mihri Belli bu dönemini anı kitaplarındaki « Yönümüz batı, menzil Türkiye » başlıklı bölümde anlatıyor. Dönüş serüveni, 1940 yazında, Belli?nin dönüşünden kısa bir süre sonra, Vatan gazetesinde dizi yazı olarak yayınlandı, Ahmet Emin Yalman?ın önerisi ve ısrarı üzerine ve « Mihri Belli?nin Devriâlemi » başlığıyla. İşte dünya turu buna denir yoldaşlar.

Belli?nin anılarında okunması ve/veya yeniden okunması gereken sayfalardır ülkeye dönüşünü anlattığı bölüm : Bilgi ve görgümüzü artırmak için gezmek ve görmek. Görmek, tanımak, bilmek için gezmek desem daha doğru olacak. Gidilen yerlerde belli bir süre kalmak, oradaki insanların yaşamını yakından izlemek, onlar gibi yaşamak ve onlar gibi çalışmak ta. Evet hatta gerekirse çalışmak ta. Belli?nin bize verdiği derslerden biri de budur. Başka derslerin yanında.

Mihri Belli?nin 1940’da Missisipi Üniversitesi’nde hazırladığı « master tezi »ni burada yeri gelmişken anmak isterim. Amerikanca yazılan bu çalışma yıllar, çok yıllar sonra Türkçeleştirildi ve okuyuculara sunuldu : Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi. Ekonomik Açıdan Bir Bakış, Belge yayınları, İstanbul, 2004. Amerikanca?dan Türkçeye çeviren Müfide Pekin?dir
Bilindiği gibi, Balkanlardan ve bilhassa Selanik ve çevresinden İstanbul?a ve Anadolu?ya zorunlu göçler, sığınmalar, Balkan Savaşları (1912 ve 1913) esnasında ve sonrasında başladı ve sürdü, 1914-1918 büyük yıkımıyla hız kazandı ve binbir trajediye de yol açarak akıl almaz sonuçlar doğurdu : Bunlardan biri de « mübadele »dir … Kurtuluş Savaşı?nı izleyen aylarda, Lozan görüşmeleri içinde Yunanistan ile karşılıklı nüfus değişimi, o zamanki adıyla « müdabele », belli kurallara göre yapılsın diye ve önceki git-geller de düzene sokulsun amacıyla, Ocak 1923?te Lozan?da bir antlaşma imzalandı. Bu konuda birçok yapıt yanında az bilinen ama bilinmesinde yarar olan Mihri Belli?nin « master tezi » biçiminde hazırladığı çalışma bu açıdan önemlidir.

Mihri Belli konuya ilişkin rakamlar da vererek meseleyi derli toplu bir biçimde aktarıyor : Örneğin o yıllarda İzmir ve Bergama başta olmak üzere Eğe bölgesinin kent ve kasabalarına çok sayıda « muhacir » yerleştiriliyor, Mihri Belli?nin resmi rakamlara dayanarak belirttiğine göre, 1921 ile 1928 arasında İzmir?de örneğin 31.502 kişi « iskan ediliyor. » (A. g. k., s. 96.) « Zanaatkarlara ve küçük tüccarlara iş ve mesleklerine göre bir miktar başlangıç sermayesi » veriliyor (s. 92.) Göçenlere, sığınanlara, Yunanistan?da kalan, bırakılan, terkedilen mal ve mülklerine karşı yerleştikleri kent ve kasabalarda mal ve mülk veriliyor. Örneğin bir ev, bir dükkan, bir parça bağ.

Mihri Belli siyaset dünyamızda anılarını kaleme alan ilklerden biri, belki de ilki olması açısından da son derece dikkat çekicidir. Böylece yaptıklarını, yaşadıklarını bizzat gelecek kuşaklara emanet etmek arzusunu taşıdığını söylemek olası. Anıları önce Milliyet gazetesinde tefrika edildi : Koray Düzgören?in yayına hazırladığı ve pek çok fotografla donatılan dizi yazı iki hafta kadar sürdü : « Mihri Belli’nin anıları », dizi yazı, Milliyet, 23 Haziran-7 temmuz 1989.

Anılarının geniş biçimi bir süre sonra kitap halinde okuyuculara sunuldu : İnsanlar Tanıdım ismiyle, Milliyet Yayınlarınca, 1990?da, iki cilt olarak ve Mihri Belli’nin Anıları üst başlığıyla yayınlandı. Doğan Kitap tarafından ve yine iki cilt olarak 1999’da yeniden okuyuculara sunuldu : İnsanlar Tanıdım, Mihri Belli’nin Anıları. Anıların üçüncü baskısı ise Aralık 2002?de yapıldı …

Anılarının tümü a?dan z?ye okunmalı mutlaka. Bir tür anımsatma niyetine şu birkaç konuyu dikkatinize sunmak isterim : ABD?de öğrenci haraketi ve işçi sınıfı mücadelesi içinde ve Siyahlarla birlikte gerçekleştirdikleri, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi?nde Fritz Neumark?ın asistanlığını yapması, bilim adamı olarak yaşantısı, çevresine yaydığı « ışık », Niyazi Berkes ve eşi, Rasih Güran (nam-ı diğer « Uzun » Rasih, Abidin Dino?nun da yakın dostudur), Behice Boran, Adnan Cemgil ve diğerleriyle dostluğu, ilkokul arkadaşı « hahambaşı olacaktı tütün işçisi olmuştu » dediği, Türkiye Komünist Partisi militanı David Nae?yi yeniden karşılaşması ve sonrası …

Mihri Belli David Nae aracılığıyla TKP?le ilişkiye giriyor. Aynen aktarıyorum :

« Birkaç gün sonra Reşat Fuat?la buluşuyorduk. Partiyi bulmuştum. Türkiye toprağına ayak basalı henüz bir ay olmamıştı. » Benim hesabıma göre, Haziran 1940?tayız. Yaşamının bütününü adayacağı dava da budur : Büyük İnsanlığın kurtarılması … Bu davaya daha önce başlamıştı, İstanbul?da TKP ile yoluna devam etti …

Çok zindan, çok hapis tanıdı. Çok insan da. Anılarının başlığı İnsanlar Tanıdım değil mi ? Hapishanede yaşadıklarını anı kitapları yanında Hapishaneden Çizgiler isimli çizgilerinden ve kısa ve tanıtıcı yazılarından izlemek te mümkün (LeMan Yayınları, İstanbul, 2005). Belli?nin ressamlığını da böylece keşfettiğimiz eserleri, kağıt üzerine kurşun kalem ve mürekkeple çizdikleri sayesinde TKP?li birçok siyasetci, militan, üye ve yönetici ölümsüzleşiyor. Bunların arasında isimleri çok az bilinenler de, bilinen ama az tanınanlar da var.

Örneğin TKP tarihi içinde önemli rolü olan ama, belki genç yaşta ve çok erken vefatı sonucu, ismi neredeyse unutulan Şevki Akşit, Belli?nin çizgileri sayesinde (s.44-45) anılarımızı tazeliyor. Belli?nin onun hakkında yazdığı satırlarla Aşkit?i biraz daha iyi tanıyoruz. Anılar kitabındaki fotoğraf albümlerinde de Akşit?in hasta olduğu günlerde çekilmiş bu vefalı dostun şık bir fotosu bulunuyor. Şevki Akşit?ten Abidin Dino 1913-1993 (üç cilt, Kitab Yayınevi, İstanbul, 2008) isimli kitabımda Abidin?in aktardıkları ve araştırmalarım sonucu bulduklarım sayesinde bir parça söz etmek olanağı buldum. Ancak onun da daha ayrıntılı hayat hikayesinin yazılması gerekiyor sanıyorum.

Hapishaneden Çizgiler de başkaları da var : İşte Mustafa Arhavi, Osman Kamucu (Bektaşilikten TKP?ye uzanan ince yolun yolcusu), Vedat Türkali («Hapishaneden Çizgiler?de kitabın hemen başında Sadık Karamustafa?nın Belli ile yaptığı söyleşiyi de geçerken anımsatmalıyım.Yüzbaşı Abdülkadir », TKP içinde en filinta delikanlılardan biridir 1940?ların sonunda, evet subaydır ve komünisttir) (s. 68-69. Türkali?nin portresi 24 Haziran 2003?te çizilmiş), Troçki Mehmet (s. 34-35) ve Şoför İdris (s. 78-79). Belli?nin, Şoför İdris, yani İdris Erdinç, için yazdıkları 1982?de İstanbul?da Rasih Nuri İleri Abemizin yardımıyla tanıdığım ve iki gün saatler boyunca anılarını zevkle ve heyecanla dinlediğim « coşku dolu » Şofor İdris?i tam anlamıyla canlandırıyor. Şoför İdris?in o iki günde bana anlattıklarından çok yararlandım, TKP?nin ve 1946 yılında kurulan bağımsız veya o sıradaki iki sosyalist partiye yakın ve mücadeleci işçi sendikalarının örgütlenmeleri, eylemleri konusunda çok şey öğrendim ve bunlara Türkiye?de İşçi Örgütlenmesi, 1940-1950 isimli çalışmamda yer verdim (SBF, Ankara, 1982).

Mihri Belli bu kitapta en iyi satırlarından birkaçını da eşi ve yoldaşı Sevim Tarı-Belli?ye ayırıyor : Burada yazılanların bir parçasını aynen almak şart :

« Ona danışmadan herhangi bir konuda karara varmam. Yani akıl hocamdır. Ara sıra tartışığımız da olur. Kızdığında, ?Valla yazılarını okumam. İlk şekliyle yayınlanır. Elaleme rezil olursun? der. Pek de haksız değildir. « (s. 80).

İşte bir insanın eşine ve en yakın yoldaşına sevgi gösterisi de böyle olmalı derim. Bu arada birkaç desende en iyi çizgilerini de eşine ayırdığını aramızda kalması şartıyla kulağınıza fısıldıyorum. Hem de renkli. Şşşştttt aramızda kalacak. Tamam mı ? Mihri Belli iki oğlunu, Emre ve Hayrettin?i de unutmuyor ve onlar da Çizgiler?de yerlerini alıyorlar (s. 84 ve 85). Anneannesi Nazime Hanım da, sol elinde cigarasıyla (s. 86).

Anılarında anlattıklarına dönecek olursak şu çok açık : Yazdıklarının tümü ilginç. 7 Nisan 1979?da uğradığı suikastı aktardığı satırlar, soğukkanlılığı ve elindeki çantayla kendini savunması, ölümden kıl payı kurtulması olağanüstü bir anı demetidir. Birçok ders çıkarılması gereken acı ve dramatik bir olaydır. Buraya almak isterdim ama en iyisi kitaptan okumak. Öncesi ve sonrasıyla.

Mihri Belli?nin hayatı birkaç kitapa sığmayacak kadar doludur. Çünkü Mihri Belli, 20. yüzyılı başından almış 21. yüzyılın başına taşımıştır. Bu da öyle herkese nasip olmaz. Hele neredeyse yüzyıllık bu hayata yüz kişinin yaşamını toplayacak ve hatta çarpacak kadar bin bir şey ve bin bir eylem sığdırabilmişseniz. Paris?teki karşılaşmalarımızda Mihri Belli ve Sevim Belli ile birçok konu yanında geçmişi de konuştuk. Kitaplarına girmeyen kimi anılarını da. Bunlardan birkaçını burada sizinle paylaşmak isterim.

ABİDİN DİNO İLE AYNI SINIFTA

Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım başlıklı anılarının birinci cildinde bir yerde şunları yazıyor : « 1929 yazı sonu, Boğaz?daki Amerikan Koleji (Robert Kolej) giriş sınavlarına katıldım. (…) Yatılı hazırlık üçüncü sınıf öğrencisi olarak kaydımı yaptırdım. » Aralık 1915 doğumlu olan Mihri Belli o günlerde 14 yaşındadır.

O günlerde Mart 1913 doğumlu ve 16 yaşındaki Abidin Dino?nun da Robert Kolej?de öğrenci olduğunu bildiğim için, 13 Nisan 2007?de Paris?teki söyleşimiz sırasında, Mihri Belli?ye, Robert Kolej?de Abidin?i tanıyıp tanımadığını sordum; şu yanıtı verdi :

« 1929 sonbaharında Macit Bey?in Türkçe dersinde aynı sırada oturuyorduk Abidin?le. O uzun pantolonluydu, ben kısa pantolon giymiştim. Bize göre daha iri yarı ve daha yaşlıydı. O yıllarda Robert Kolej?in protestanlığı yaymaya yönelik misyoner yönü kemalist iktidarın radikal laikliği sonucu artık gündemden düşmüştü. Rahattık. Ve Robert Kolej?de Anadolu, bilhassa Karadeniz Bölgesi doğumlu pek çok çocuk ve genç vardı. O günlerde İstanbul?a yerleşmeye başlayan yeni zengin Karadenizliler çocuklarını Robert Kolej?e gönderiyorlardı. »

Mihri Belli, biraz önce andığım anılar kitabında, o günlerdeki okulun, son derece ilginç sosyolojik analizini yapıyor, bu satırlar mutaka kitaptan okunmalı derim. Hem tarihi bakımdan hem de toplumbilimsel açıdan es geçilemeyecek önemde çünkü.

Tarihin göz kırpması ve cilvesi bu kadarla kalmıyor :

Abidin Dino?nun Robert Kolej?deki sınıf arkadaşlarından biri, belki en birincisi Nâzım Kalkavan?dır. Abidin?in yaşam serüveninin değişik safhalarındaki arkadaşları gibi, Nâzım Kalkavan da Abidin?in yaşamının başka birçok sahnesinde Abidin?le birliktedir ve bu iki sıkı ve kadim dost birçok şeyi kardeşçe paylaşıyorlar : Oxfort?ta, Paris?te ve Fransa?nın Akdeniz sahillerinde … Bu arkadaşlık çok sıkı, çok derin bir arkadaşlıktır çünkü. Burada işin en ilginç yönü ise Nâzım Kalkavan?ın şu özelliğidir : Nâzım Kalkavan Sevim Tarı?nın dayısıdır ve Karadeniz?in zengin ailelerinden birindendir. Buradaki Sevim Tarı hepimizin bildiği Sevim Belli?den başkası değildir. 1951 Tevkifatında Sevim Tarı?yı, daha sonra « tabutluk » adı verilecek işkencehanede, Sansaryan Han nam rezillik mekanda, ziyaret etmekten de çekinmeyecektir Nâzım Kalkavan. O da işte böyle bir adamdır. Bilinmesinde yarar var.

Mihri Belli 1940?lardaki siyasi faaliyetlerinin bir bölümünü Savcı Konuştu, Söz Sanığındır isimli kitabında aktarıyor (Ankara, 1967). Bu vesileyle Rasih Nuri İleri?nin « Derleyen » olarak sunduğu şu kitapları da anmak lazım : 1944 TKP Davası, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, 2003. 1945 İGB Davası, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, 2003. 1947 TKP Davası, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, 2003. Kâzım Alöç:”İfşa ediyorum : Türkiye’de komünizm ve ırkçılık”. Mihri Belli : “Savcı konuştu, söz sanığındır”, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, 2006.

HAPİSHANEDEN ÇİZGİLER SERGİSİ

Mihri Belli?nin « Hapishaneden Çizgiler » ismini taşıyan ve yukarıda andığım kitabında yer alan portrelerin Paris?teki sergisinin açılışı ve portrelerin yer aldığı kitabının tanıtımı 10 Nisan 2007?de yapıldı. O gün, Belli?lerin kadim dostu Paris?teki en eski « Eski Tüfekler »den ve öteden beri tanıdığım sevimli insan, sıkı dost Tacettin Karan ile « Özgül Kitabevi »nde buluşup serginin açılışına birlikte gitmeyi kararlaştırmıştık. Öyle de yaptık. Buluştuktan sonra Kitabevi?nden çıkıp hemen hemen tam karsışında bulunan sergi mekanına, « Restaurant Kibele »ye, gitmek için iki adım attık, birdenbire, Siyasal Bilgiler Fakültesi?nden (SBF, nam-ı diğer Mekteb-i Mülkiye veya sadece Mülkiye) tanıdığım, benden biraz daha genç, ama artık emekli « Arap » Cengiz, yani Cengiz Özkan Ankara?dan « ışıklanmış » gibi pat diye önümüze düştü, pardon karşımıza çıktı. Cengiz, hepimizin yaptığı gibi, arada sırada « Küçük Türkiye » ismini taktığımız mahalleye inip, ev için memleket işi yiyecek ve içecek alıyor, o saatte alış-veriş için gelmiş. Cengiz öteden beri yemek yapmaya bayılır. Emekli olduğundan beri ise bu işe daha çok zaman ayırabiliyor. Cengiz gerçekten çok iyi yemek yapıyor, o nedenle malzemeyi de bizzat seçmek ve satın almak meraklısı. Mihri Belli?nin sergisinden ve imza gününden söz edince « Ben de geleyim, Mihri Baba?yı selamlayayım » dedi. Öyle de yaptı. Hep beraber Restaurant Kibele?ye gittik, o sırada Mihri ve Sevim Belli de geldi ve saat 19?daki sergi açılışına bir süre zaman kaldığı için, biz beşimiz, lokantada dipteki masalardan birine oturduk, bir süre sohbet ettik, birer bardak bir şeyler içtik. Birkaç foto da çektik. Onlardan birinde « Arap » Cengiz, en şık ve en yakışıklı haliyle Mihri ve Sevim Belli ile Tacettin Karan?nın hemen arkasında durup poz verdi. Sohbetimiz sırasında Cengiz, 1960?ların ikinci yarısında Mihri Belli?nin SBF?de bir konferans vermek için Fakülte?ye geldiğinde birçok arkadaşıyla birlikte nasıl « koruma görevini » yaptığını anlattı. O günden kalan bir fotograf İnsanlar Tanıdım?ın 1999 tarihli baskısında arka kapakta ortada ve içindeki albümde yer alıyor. Albümdeki fotoğraf altındaki notta şunları okuyoruz : « SBF?deki ?Türkiye?de Karşı-Devrim? konulu konferanstan çıkış (1968) ». Fotoğraftaki gençlerin tümüne yakınını tanıyorum, hepsi diplomalarını aldıktan sonra değişik mesleklerde kendilerini gösterdiler. Bugün tümü emekliliğini almıştır sanıyorum. Mutlaka hepsi o günü anıları arasında özenle sakladılar.

YUNANİSTAN

Sergi açılışında, Mihri Belli, Tacettin Karan ve birkaç kişiyle daha otururken yanımıza biri kadın biri erkek iki genç yaklaştı. Mihri Belli ile tanışmak isteyen bu iki genç Yunanistanlıydı ve her ikisi de Belli?nin 1946’da yurt dışına çıktıktan sonra Yunan İç Savaşına gerilla olarak katıldığını, « Demokratik Ordu » saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldiğini biliyordu. Çatışmalarda iki kez yaralandığını, Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’nde tedavi gördüğünü de. Yunanistan halkının yakın dostunu kutlamak, onunla bir parça zaman geçirmek, iki üç satır söyleşmek istiyorlardı. Öyle de yaptılar. O arada da fotoğraflar çekildi. O an o genç bayanın mutluluğu ve sevecenliği fotoğrafından anlaşılıyor. Evet Mihri Belli?nin anıları her yerde böylesine sevimli ve ilginç insanlarla birlikte çıkagelebiliyordu.

Belli gerilla günlerini ve değişik tarihlerde Türkiye?yi terketmek zorunda kalınca yaşadığı ülkelerdeki eylemlerini ve yaptıklarını da değişik kitaplarında anlattı. Onlardan bir demeti de sırası gelmişken sunayım :
Rigas?ın Dediği
Gurbetten Notlar,
Gerilla Anıları, 2000
Asıl Mesele O Kiraz Ağaçları, 2002

Mihri Belli?nin yaşam serüvenini tamamlayıcı olması açısından eşi Sevim Belli?nin şu yapıtını da mutlaka okumalıyız : Boşuna mı Çiğnedik, Cadde Yayınları, İstanbul, 2006.

Yine 1940?lardaki ve 1950?lerdeki TKP dönemi için Gün Benderli-Togay?ın şu kitabını da es geçmemeliyiz : Gün Benderli : Su Başında Durmuşuz, Belge yayınları, İstanbul, 2003. Gün Hanım, Mihri Belli için son derece şirin satırlar yazıyor ve bir yerde aynen şöyle diyor : 1940?larda Mihri Belli bir « efsane kahramanı »dır. (s. 105).

1940?ların hemen başında İstanbul?da Eczacılık Mektebi?nde (daha sonraki Eczacılık Fakütesi) öğrenciliğe başlayan ve kısa süre içinde TKP ile tanışan ve sonra partiye alınan Fahri Petek?le yaşamı üzerine yaptığım bir söyleşimizde, o günlerdeki Mihri Belli için bana aynen şunları söyledi : « Ben Eczacılık ikinci sınıftayken Mihri Belli İktisat Fakültesi?nde asistandı. İsmi duyulmuştu. Belli bir şöhreti vardı. Yakışıklı bir delikanlıydı. Şef olmak isteyen bir insandı. Her halinden belli oluyordu. Bir iki kez gördüm, ama tanışmışlığımız yok. Mahfel?de gördüm birkaç kez. » (Fahri Petek : Bir Hayat, Üç Can isimli kitabımda : TÜSTAV Yayınları, Sarı Defter dizisi, No : 11, İstanbul, 2009, s. 114.)

Mihri Belli, davası uğruna yaşadı, insanlığın kurtulması için, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok eşitlik ve kısacası kardeşlerim komünizm için mücadele etti. Çok insan tanıdı, çok şey gördü. Değişimleri yakından izledi, düşüncelerini yazdı, söyledi, anlattı. Çok yer gezdi. Son derece değişik ülkelerde, kentlerde, kasabalarda ve dağlarda yaşadı. Silahlı mücadelenin ne anlama geldiğini bizzat yaşayarak öğrendi ve öğrendiklerini kalıcı birer ders olarak aktardı. Yaşadıklarını asla unutmadı. Onların pek çoğunu anı kitaplarında, izlenimlerinde, makalelerinde, söyleşilerinde anlattı. Aynı zamanda bir aile babası olarak ta elinden geleni yaptı : Eşini ve çocuklarını mutlu etmek için çabaladı. Arkasında kendisini seven çok insan bıraktı. Çok anı, çok deneyim, çok ders de. 16 Agustos 2011?de İstanbul?da Göztepe?deki evinde, yapması gerekenleri yapmış olanların huzuru ve mutluluğu içinde aramızdan ayrıldı. Anılarını, deneyimlerini ve derslerini bize emanet etti. Bundan sonrası artık bize kalıyor.

M. Şehmus Güzel

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Dostoyevski’den Bir Ölünün Hatıraları – Süleyman Deveci

Sibirya diyerek geçmemek gerekir. Hala bugün dahi dünyada ağır cezaevi koşulları, sürgün, zor hayat şartları, soğuk denilince ilk akla gelen...

Kapat