Bir şiir devrimcisi: Orhan Velİ Kanık – Afşar Timuçin

Tepeden tırnağa İstanbullu şiirlere, gerçeküstücü öğelere ağırlık veren bir anlayışın yolunu açtı. O, Birinci Yeni olurken, öbürleri İkinci Yeni oldular. Orhan Veli şiiri, alışılan şiir anlayışlarının dışındaydı

Benim ortaokul öğrencisi olduğum yıllarda yani 1950’den sonraki yıllarda sağlam bir Orhan Veli (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950) fırtınası esti. Şiirle doğrudan ilgisi olmayanlar bile en azından Orhan Veli adını biliyorlar, onu biraz da uçuk bir şair olarak tanıyorlardı. Şiire hevesli olanlar onun gibi şiir yazmaya yeltendiler, bunun için saçmalamak yeterli daha başka bir şey gerekmez diye düşünüyorlardı. Pek çok Orhan Veli öykünmecisi çıktı ortaya. Okul arkadaşlarımızdan biri sağ ceket cebinde sürekli olarak bir Orhan Veli kitabı bulunduruyor, teneffüslerde genel istek üzerine kitaptan bazı şiirler okuyor, böyle bir istek olumlandığı zaman da birkaç Orhan Veli şiirini bize zorla dinletiyordu. Arkadaşımız özellikle “Gemilerim”i okurken kendinden geçiyordu. O zamanlar daha ince zamanlardı, bu kabasaba günlerin henüz ufukta görünmediği ama ilk izlenimlerin alınmaya başladığı zamanlardı. “Avare”yle, “Mezarımı taştan oyun”la, “Bu ne sevgi ah bu ne ıztırap”la yeni bir dönemin ayak sesleri duyuluyordu.

Çamlıbel de başka bir devrim yaptı

Orhan Veli kim ne derse desin bir şiir devrimcisi oldu. İnsanlar toplumcu şiirin duyarlıklarına çeşitli nedenlerle çok yakın olamamışlardı. Belki de siyasetin kancalarına takılmaktan korkuyorlardı. Nâzım Hikmet zaten yoktu, öbürleri de çok etkili değillerdi. Ahmet Haşim’in yarı simgeci yarı izlenimci şiirine gelince, onun da dar çevrelerin dışında yaşama şansı olmamıştı pek. Suları boyayan, leyleklere düş gördüren süslü dizeler belki de şiirle çokça yakınlığı olmayan kitlelere garip görünüyordu. Faruk Nafiz Çamlıbel kendi yönünden başka bir devrim yapmış, gerçek duygucu şiirin bu topraklardaki kurucusu olmuştu: evde kalmış kızları yeteri kadar umutlandırmış, ayrılanları epeyce ağlatmış, aşk acısı çekenlere umut ve akıl vermişti. Şimdi bir başka şiirin yaşama geçmesinde hiçbir sakınca yoktu.

Orhan Veli şiiri bu saydığımız şiir anlayışlarının da dışında bir şiir oldu. Toplumcu değildi, hiç değildi. Toplumun her kesiminden özellikle tabandan insanları anlattığı zaman bile toplumcu değildi, dolayısıyla onun siyasal bir ağırlığı yoktu. Süslemeci değildi, tumturaklı hiç değildi, simge falan kullanmadan her sözünü olduğu gibi söylüyordu, sözü uzaktan getirip beni anlayın ne olur diye çırpınmıyordu. Duygusallığı en aza indirmişti, hatta zaman zaman duygusuz gibi duruyordu. Kimseye aşk heyecanı gibi şeyler vermeye kalkmıyordu. Sanırım insanlar onu bu içtenlikli yanıyla ya da içtenlikli görünen yanıyla sevdiler.

Genel kültürü sağlamdı

Orhan Veli yabana atılacak bir kişi değildi. Edebiyatın içinde bir adamdı. Belli ki Divan şiirinden haberliydi, gerektiğinde onun şiire getirdiği olanaklardan yararlanabilirdi. Halk şiirine uzak olmadığı da kesindi. Batı’nın şiir üretimlerine de uzak değildi, özellikle şiir adına Fransa’da yapılanları yakından tanıyordu. Şiir kültürü sağlam olduğu gibi genel kültürü de yabana atılmayacak kadar sağlamdı. Böyle bir kişinin şiirde etkili olamaması bir mucize olurdu. Nitekim etkili oldu ve o güne kadar şiir adına geçerli olan ne varsa hepsini sildi attı. Kurulu düzene epeyce yakın durması kimseyi rahatsız etmedi: bu düzenden yararlanmayı düşünmediğine göre… Çünkü o bir bohemdi, onun malda, mülkte, parada, ünde, unvanda gözü yoktu. Görmüş geçirmiş insanların ortamından dünyayı gözlemlerken son derece rahattı, dünyaya bir çelebi resmi veriyordu. Kurulu düzenin gene de onu sevgiyle ve saygıyla karşıladığını söylemek kolay değildir. Kurulu düzenler her yeniliğin altında bir domuzluk ararlar ve bunda haklıdırlar, o domuzluk görünür görünmez bir yerlerde zaten vardır. Orhan Veli şiirinden kurulu düzene iyilikler gelecek değildi. En azından hiçbir şeyi umursamayan insan tipi tehlikeli değil miydi? Süleyman efendinin nasırı gizli gizli bir şeyleri anlatmak istiyor olabilir miydi?

Yeni şiirin bilge ustası

Orhan Veli yeni şiirimizin bilge ustasıydı. Şiirsellikten ya da eskilerin deyişiyle şairanelikten hep kaçtı. Şiiri sanki şiirin dışında bir yerlerde arıyordu. Çok zaman işi şakaya vurdu. Zaman zaman şiir zekice bir buluştur duygusunu verdi bize. Gene de şiiri yakaladı. Sıradan insanın şiiriydi bu, kendi dünyalarında yaşayan insanların şiiriydi. Gerçekçilikle gerçeküstücülük arasında bir yerde duruyordu, daha doğrusu ikisi arasında salınıyordu. Bu, tepeden tırnağa İstanbullu şiir, gerçeküstücü öğelere ağırlık veren bir anlayışın yolunu açtı. O Birinci Yeni olurken, öbürleri İkinci Yeni oldular. Orhan Veli şiir geleneğimizde bir düşüşü mü yoksa bir yükselişi mi başlatmıştır, yoksa bu geleneğin içinde kendine özgü bir yer mi tutar? Bunu enine boyuna tartışmak gerekir mi? Bu sorun bir beğeni sorunudur. İşi bu yanıyla almak sanırım daha doğru.

Afşar Timuçin
14 Kasım 2013,http://aydinlikgazete.com/

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Büyük Tutsaklık – Ali Ufuk Arikan

32 yıl. Ortalama insan ömrünün neredeyse yarısı sayılabilecek bir süre. Tahir Canan, bu süreyi demir parmaklıklar ardında geçirdi. Ve bu...

Kapat