Düzenin dışında, aykırı bir adamın hikâyesi…

Kostas Murselas’ın “Kızıla Boyalı Saçlar” kitabı adeta okura meydan okuyan, yüzüne bir bardak suyu boca edip ayıltan, sorgulatan, kızdıran, güldüren ve dahası hayli sert eleştirilerle dolu unutulmaz bir roman.

“Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın? Başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?”. Neredeyse bir tokat gibi insanın suratına çarpan bu acımasız satırlar ya da sorular, Kostas Murselas’ın “Kızıla Boyalı Saçlar” kitabında geçiyor.Adeta okura meydan okuyan, yüzüne bir bardak suyu boca edip ayıltan, sorgulatan, kızdıran, güldüren ve dahası hayli sert eleştirilerle dolu bu unutulmaz roman ilk kez 2000 yılında Om Yayınları tarafından basılmıştı. 14 yıl önce kitabı ilk kez okurken altını çizip, bir yerlere not ettiğim yukarıdaki cümleler, nasıl bir romanla karşı karşıya gelineceğine dair küçük bir ipucu sayılabilir. Murselas’ın, Türkiye’de 35 baskı yapan, hafızalarda iz bırakan bu romanı, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yeniden basıldı. Böylece yıllar sonra bir kez daha, Çağdaş Yunan Edebiyatı’nın ses getiren, etkileyici yapıtlarından biri olan bu kitabın satıları arasında yol alma şansı doğdu bana. Ve elbette daha önce okumayan ya da bir kez daha okumayı dört gözle bekleyen tüm okurlara… Murselas’ın tam 62 karakter yaratmayı başardığı ve yoğun bir şekilde erotizm sosuna buladığı bu roman; egemen sisteme ve bu sistemi içine sindirenlere, onunla bütünleşenlere bir başkaldırı niteliği de taşıyor. Ve ikinci kez okunmayı kesinlikle hak ediyor…

Kostas Murselas’ın oldukça yalın, anlaşılır bir dille kaleme aldığı ve bu nedenle de çokça sevilen “Kızıla Boyalı Saçlar” kitabı, tıpkı kendisinin dediği gibi “insan özgürlüğüne yazılmış bir övgü”. Yazar; tam anlamıyla düzenin dışında, çelişkilerle dolu, karmaşık ve bağımsız bir adam olan Luis karakteri üzerinden evrensel ve bir o kadar da tartışmalı bir konu olan özgürlük meselesi üzerine düşünmeye davet ediyor okuru. Murselas’ın oldukça samimi bir şekilde okurla iletişim kuran bu sıcak eseri, aynı zamanda yakın dönem (1940’lar) Yunan tarihine de ayna tutuyor; gayri resmi Yunan tarihine tanıklık etmemizi sağlıyor. Kitapta, bir yandan Luis, Kostas ve arkadaş tayfasının renkli hikâyesinde yol alırken öte yandan da Nazi İşgali sonrasında Yunanistan’da yaşananlara, iç savaşa, cunta rejimine, fişlemelere, idamlara, eski solculara, işbirlikçi ispiyonculara, küçük burjuvalara; varoşlara, gecekondulara, genelevlere, fahişelere, serserilere, dolandırıcılara yakından bakabiliyoruz…

Baştan çıkaran, özgür ve serseri…

Murselas’ın can verdiği sıradışı, uyumsuz, bağımsız ve hayallerinin peşi sıra koşan kahramanı/antikahramanı Emanuil Retsinas’ı ya da nam-ı diğer Luis’i tanımakta fayda var. Luis’i tek bir sözcükle tanımlamak mümkün; “biraz”. Evet; yazar, Luis’i miktar zarfı olan “biraz” sözcüğüyle niteliyor. Biraz kısa boylu, biraz çirkin, biraz yakışıklı, biraz tembel, biraz eğitimsiz, biraz dinsiz, biraz dürüst, biraz ahlaklı, biraz ahlaksız, biraz güvenilir, biraz iyi… Çok karmaşık, çok çelişkili bir bağımsız adam var karşımızda; hani pek de iyi kumaş sayılmaz! Bir bakıma da serüvenlerle dolu bir yaşam Luis… Ve kitabın anlatıcısı, Luis’in yakın arkadaşı Kostas Manolopulos’a kulak verecek olursak; “Luis’le birlikteyken her an her şeye hazır olmalısın. Luis birden helikopter çağırabilir, seni bakanlarla ya da Greto Garbo’yla tanıştırabilir”. Kostas, Luis’in böyle baştan çıkaran, özgür ve serseri olmasını seviyor.

Özgürlüğünden kesinlikle taviz vermiyor

Yine Kostas’tan işittiğimize göre; Luis trenle yolculuk etmeyi tercih ediyor, uçaklardan hazzetmiyor. Zaten hiçbir zaman da uçakla yolculuk edecek kadar parası olmuyor. Ama parasız bir adam derken boş gezenin boş kalfası, aylak bir adam da değil asla. Bir mesleği ve kimileyin cebinde tek bir kuruşu olmasa da farklı farklı işlerde çalışmaya çalışırken görüyoruz Luis’i. Her telden çalıyor; yeri geliyor kuaför, kuyumcu, kitap satıcısı, heykeltıraş oluyor; yeri geliyor gemi kaptanı, asker… Hatta sihirbaz olmaya bile soyunuyor. Ama memur olmak, kart basmak, kravat takmak, düzenli çalışma saatleri kesinlikle ona göre değil. Ve şu var ki hangi işle meşgul olursa olsun asla kimseye boyun eğmiyor Luis; keyif alacağı işlerin peşinden koşuyor, özgürlüğünden kesinlikle taviz vermiyor.

“Kısacası, yıkıcı, öldürücü bir kişi diyebilirim”

Lakin şunu da söylemek gerek; Luis aynı zamanda tehlikeli de bir adam. Eminim hiçbir anne, çocuğunun böyle her aklına eseni yapan bir adamla arkadaşlık etmesini istemeyecektir –tıpkı Kostas’ın annesi gibi-. Çevresindeki herkesi adeta büyüleyen bu adam, garip ama hem örnek alınması hem de kaçınılması gereken biri. Bu noktada Kostas’a kulak vermek gerek. Bakın Luis’i taparcasına sevdiğinden bahsederken neler söylüyor Kostas: “(…) Bu tam olarak taparcasına sevmek değil. Aslında sadece taparcasına sevmek değil, sadece hayranlık da değil. Şaşkınlık, hayranlık biraz da kıskançlık. Belki. Uygun sözcüğü bulamıyorum. Ama ne olursa olsun bu adam sihirli bir şeyler yayıyor etrafına. Etrafındakileri büyülüyor. Hayatın ne kadar önemli olduğu konusunda birilerini inandırmaya çalışıp, bu görüşümü destekleyecek kanıtlar aradığımda, tıpkı şu an sana anlattığım gibi Luis’in hikâyelerini anlatmaya başlarım. Ama birisini hayatın içinde saklı olan tehlikeli yollardan korumak istediğimde de yine Luis’in hikâyelerine başvururum. Yani Luis, benim için hem örnek alınması gereken hem de kaçınılması gereken biri. Kısacası, yıkıcı, öldürücü bir kişi diyebilirim. Bu yüzden onun yakın dostlarından bazıları, en azından toplumda kabul edilen anlamıyla, başlarını yaktılar ve hiçbir zaman bir baltaya sap olamadılar (…)” Ayrıca şunu da belirteyim; Luis’i daha iyi anlayabilmek için ‘yoldan çıkarmaya’ çalıştığı Kostas’ı da daha yakından tanımanız gerekiyor. İstemediği bir kadınla parası ve anne baskısı yüzünden evlenen, kariyeri için türlü tavizler veren, düzenin istediği gibi bir adam olan ve aslında hayatı ıskalayan ‘anlatıcı ses’ Kostas, başlı başına bir yazı konusu. Kitabı okursanız onunla da bilahare tanışacaksınız ve Luis’e biraz daha farklı bir gözle bakacaksınız…

Tamamen kendine özgü, aykırı, maceraperest bir adam olan Luis’e kayıtsız kalmak imkânsız. Beri yandan kesinlikle insanın kafasını karıştırıyor bu adam. Kızıla Boyalı Saçlar’ı okurken bir sürü soru üşüşüyor zihninize. İyi mi kötü, akıllı mı deli mi, dost mu düşman mı bu insan, bir türlü karar veremiyorsunuz. Sevilecek bir adam mı yoksa nefret edilecek türden biri mi; kesin bir şey söylemek zor… Ama ne ki sonuna dek özgürlüğünün ardından koştuğu için bir alkışı hak ediyor vesselam…

Murselas’ın yarattığı bu düzen dışı hergele, herkesi kendi yaşamına bir göz atmaya davet ediyor… Kızıla Boyalı Saçlar’ı okumaya başlamadan evvel kendinizle derin bir hesaplamaya gireceğinizi bilin. ‘Nasıl yaşadım?’ sorusuna cevap aramaya hazır olun. “Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?”; şimdi bu konu üzerine kafa yorma zamanı…

Elif Şahin Hamidi
(28-09-2014, http://ilerihaber.org/)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar, Yazarlarımızın son çalışmaları
Mistik Cinayet Romanı Yazarı: Dostoyevski – Ahmet Ümit

Kimi eleştirmenler Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Karamazov Kardeşlerini polisiye roman olarak adlandırırlar. Benzer değerlendirmeler Sofokles’in Oedipus’u ve Shakespeare’nin Hamlet’i...

Kapat